Başvuru, avukatın mesleğini icra ederken sarf ettiği iddia edilen sözlerden dolayı cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğü ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, avukatın mesleğini icra ederken sarf ettiği iddia edilen sözlerden dolayı cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğü ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 26/11/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Bölüm Başkanı, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1993 doğumlu başvurucu, İstanbul Barosuna kayıtlı bir avukat olup insan hakları ve ceza hukuku alanında çalışmaktadır. Başvurucunun iddiasına göre 27/9/2017 tarihinde meslektaşı Av. G.yle şüpheli müdafii olarak İstanbul Emniyet Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde bulundukları sırada başvurucu, müvekkillerinden A.nın ifadesinin alınması için yukarı kata çıkarıldığı esnada A.nın sağ gözünün tamamen kanlandığını görmüştür. Bunun üzerine henüz A.nın ifadesi alınmaya başlanmamışken başvurucu ve diğer avukatın çeşitli dosyalarda bazı müvekkillerine işkence yaptığını tespit ettikleri, Hande takma isimli polis memuru ile Av. G. arasında sözlü bir tartışma yaşanmıştır. Bu tartışma esnasında başvurucunun iddiasına göre;- Başvurucu, Hande takma isimli polis memuruna "Parmak izi alınırken mi yoksa parmak izi alındıktan sonra mı müvekkilin gözüne yumruk attın?" sorusunu yöneltmiştir. Polis memuru henüz cevap vermeden müvekkil A. araya girerek yaşadığını iddia ettiği işkenceyi anlatmıştır. Polis memuru da A.ya cevaben "Öyle mi yapmışım? Pekâlâ öyle yapmışım demek ki o hâlde benimle mahkemede hesaplaşın." demiştir. Başvurucu bu sözler üzerine "Hangi mahkemelerde hesaplaşacağız? Arkadaşlarımızı tutuklattığınız mahkemelerde mi?" diye sormuştur. Müşteki polis memuru bu sorunun ardından "Bizimle nerede hesaplaşacaksın? Nerede?" şeklinde yüksek sesle konuşarak başvurucunun üzerine yürümüştür. Başvurucu da "Sizinle bir yerde hesaplaşacağım demedim, tehdit falan etmedim." diyerek kendisini polis memuruna açıklamaya çalışmıştır. - Müvekkili A. hakkında 27/9/2017 tarihinde 97395 sayılı genel adli muayene raporu düzenlenmiştir. Söz konusu raporda gözaltı süresince A.nın fiziksel travmaya maruz kaldığı ve sağ göz orbital bölgede kanlanmanın mevcut olduğu tespit edilmiştir. Yaşananlarla ilgili olarak polislerce 28/9/2017 tarihinde 30'da bir tutanak tanzim edilmiştir. Söz konusu tutanağa göre Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 27/9/2017 tarihinde saat 22 civarında gözaltında tutulan A.B. isimli şüphelinin avukatları, polis memuruna yüksek sesle ve tehditkâr vaziyette "Hande neden işkence yapıyorsun?" diye sormuştur. Tutanağa göre polis memurunun "Sizinle muhatap olmuyorum, ifadenize devam edin." demesi üzerine başvurucunun yanındaki avukat, polis memuruna "İşkence yapıyorsun." diyerek bir elinin yumruğunu koridordaki duvara kaldırmış, "Bak duvara böyle yumruk at." demiştir. Bunun üzerine polis memurunun Savcılığın talimatı ile 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun maddesi uyarınca şüphelilerin mukavemetlerini kırmak amacıyla orantılı güç kullandığı şeklindeki açıklamasına cevaben yine başvurucunun meslektaşının "Peki müvekkilimi yumruklamışsın, parmak izi bittikten sonra odaya kapatıp işkence yapmışsın." şeklinde suçlayıcı konuştuğu belirtilmiştir. Polis memuru "[...] avukatları olarak siz de şahıs da istediğiniz yere bu konuda ister savcılığa ister başka yere başvurabilirsiniz." demiş; başvurucu da iddiaya göre "Seninle hesaplaşacağımız yer mahkemeler değil." şeklinde cevap vererek polis memurunu tehdit etmiştir. Bahsi geçen tutanağın devamında polis memurunun avukatların suç içerikli beyanları sebebiyle kamerasını açmaya çalıştığı ve avukatlara "Benimle mahkemeler dışında nerede hesaplaşacaksınız?" diye sorduğu kaydedilmiştir. Söz konusu tutanağın sonunda ise örgüt mensubu şahıslar hakkında yürütülen işlemlerde bu şahısların avukatlığını yapan bazı kimselerin de örgüte müzahir şahıslardan olduğu, başvurucu avukatın "Mahkeme dışında hesap soracağız." şeklindeki ifadeyle örgütsel tavır sergilediği kaydedilmiştir. Sözü edilen tutanak, üç polis memuru tarafından imzalanmıştır. Hande takma isimli polis memuru ilgili tutanağı delil göstermek suretiyle, kendisini tehdit ettiği gerekçesiyle başvurucuyu şikâyet etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun polis memurunun üzerine yürüyerek ve ona parmak sallayarak "Hande neden işkence yapıyorsun... seninle hesaplaşacağımız yer mahkemeler değil, göreceksin hesaplaşacağız." şeklinde sözler sarf ettiğini, böylece basit tehdit suçunu işlediğini kabul etmiş; iddianame düzenlemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) başvurucunun tehdit suçunu işlediğini kabul etmiş, 000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve 75 gün süreyle avukatlık mesleğini yapmaktan yasaklanmasına karar vermiştir. Mahkeme, gerekçesinde başvurucu ile müşteki polis memurunun beyanlarına, bunlara ilaveten tanık sıfatıyla dinlenen iki polis memuru ile başvurucunun işkence gördüğü iddia edilen müvekkili A. ile Av. G.nin tanık beyanlarına yer vermiştir. Mahkemenin kabulüne göre somut olay şu şekilde gerçekleşmiştir:"Sanık Avukat [B.n]in şüpheli müdafii sıfatıyla, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/105607 sayılı dosyası üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında gözaltında bulunan müvekkili [A.B.n]in hazır bulunduğu 27/9/2017 tarihli ifade alma işlemi sırasında, ifade odasının önünden geçmekte olan polis memurunun üzerine yürüyüp parmağını sallayarak 'Hande neden işkence yapıyorsun .. Seninle hesaplaşacağımız yer mahkemeler değil, göreceksin hesaplaşacağız' şeklinde sözler söylediği anlaşılmakla olayların bu şekilde gerçekleştiği mahkememizce kabul edilmiştir." Bu bağlamda ilk derece mahkemesi, başvurucunun müşteki polis memuruna karşı "Seninle hesaplaşacağımız yer mahkemeler değil, göreceksin hesaplaşacağız." şeklindeki sözlerinin basit tehdit suçunu oluşturduğunu değerlendirmiştir. İlk derece mahkemesi kararın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin nitelikte olduğunu 7/11/2019 tarihinde açıklamıştır. Başvurucu 26/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmasına rağmen ilk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, kararının kesin olduğu gerekçesiyle istinaf isteminin reddine karar vermiştir. İstinaf isteminin reddine dair karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararının nitelik itibarıyla kesin olduğunu belirterek 29/4/2021 tarihinde istinaf isteminin reddine 5271 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kesin olarak karar vermiştir. Başvurucunun istinaf kanun yoluna başvurusu yanlışlıkla ikinci kez sisteme kaydedildiğinden Bölge Adliye Mahkemesi bu sefer daha önce verdiği karar sebebiyle, esasa ilişkin yeniden karar verilmesine yer olmadığına dair 18/1/2022 tarihinde karar vermiştir. Bununla birlikte Mahkeme, ikinci kararında ilk karardan farklı olarak 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun maddesinin beşinci fıkrası uyarınca 5271 sayılı Kanun'un maddesinin (2) numaralı fıkrasının somut olaya uygulanamayacağından temyiz kanun yolunun açık olduğunu, başvurucunun temyiz isteminin süresinde olduğunu belirtmiş; dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Yargıtay tarafından yapılan incelemede ise 5271 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca somut uyuşmazlığın itiraz yoluna tabi olduğu ve aynı Kanun'un maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya mercinin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağından kanun yolu incelemesinin itiraz mercii tarafından yapılması gerektiğine karar verilmiştir. Dava dosyası esastan incelenmeksizin 28/3/2023 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesine iade edilmiştir. Bunun üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi itiraz mercii olarak aynı Mahkemenin Ceza Dairesi kararına başvurucunun yaptığı itirazı incelemiş, kararın usul ve kanuna uygun olduğunu değerlendirerek itirazın reddine kesin olarak 24/4/2023 tarihinde karar vermiştir. A. Ulusal Hukuk 1136 sayılı Kanun'un "Avukatlığın mahiyeti" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir.Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder." 1136 sayılı Kanun'un "Avukatlığın amacı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder..." 1136 sayılı Kanun'un "Avukatın Hak ve Ödevleri" başlıklı altıncı kısımda yer verilen maddesi şöyledir:"Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Tehdit" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. [...]" 5237 sayılı Kanun'un "İddia ve savunma dokunulmazlığı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir." 5237 sayılı Kanun'un "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; ...e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz. ...(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar." Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının ilgili kısmı şöyledir:" Avukat, yazarken de konuşurken de düşüncelerini olgun ve objektif bir biçimde açıklamalıdır. Mesleki çalışmasında avukat, hukukla ve yasalarla ilgisiz açıklamalardan kaçınmalıdır. Avukat, iddia ve savunmanın hukuki yönü ile ilgilidir. Taraflar arasında anlaşmazlığın doğurduğu düşmanlıkların dışında kalmalıdır."B. Uluslararası Hukuk Birleşmiş Milletler Avukatların Rolüne İlişkin Temel İlkeler Bildirgesi Suçun önlenmesi ve suçluların rehabilitasyonu ile ilgili olarak 1990 yılında sekizincisi düzenlenen Birleşmiş Milletler Kongresinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Avukatların Rolüne İlişkin Temel İlkeler Bildirgesi'nin (Havana Kuralları) paragrafı şöyledir:"Avukatlar, bir adliyede, bir mahkemede veya hukuki ya da idari bir otorite huzurunda mesleki faaliyetlerini yürütürken mesleki faaliyetleri ile bağlantılı olarak, iyiniyetle yaptıkları yazılı ya da sözlü savunmaları için hukuki ve cezai bağışıklıktan yararlanmalıdırlar." Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı'nın ilgili kısmı şöyledir:"Prensip IAvukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlüğün Genel Prensipleri Özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleri ışığında, avukatlık mesleğinin icrasındaki özgürlüğe, ayrımcılık yapılmadan ve otoriteler veya kamudan gelebilecek yersiz müdahaleler olmadan saygı gösterilmesi, korunması ve teşvik edilmesi için gereken tüm tedbirler alınmalıdır.... Mesleki standartlara uygun olarak hareket ettikleri durumlarda avukatlar, herhangi bir baskı ya da yaptırıma maruz kalmamalı veya bunlarla tehdit edilmemelidirler.... Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesi şöyledir: " Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması, ... yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Nikula/Finlandiya (B. No: 31611/96, 21/6/2002) kararında, bir avukatın mesleğini icra ederken sahip olduğu ifade özgürlüğü ve bunun sınırları hakkında önemli değerlendirmeler ortaya koymuştur. Avukat olan başvurucu, müvekkilinin sanık olarak yargılandığı bir ceza davasında savcıyı kararları sebebiyle eleştirmiş; bu eleştirilerin hakaret boyutuna ulaştığı kabul edildiğinden ceza mahkûmiyeti almıştır. AİHM, avukatların özel statülerinin onlara yargının idaresinde kamu ile mahkemeler arasında merkezî bir rol sunduğunu vurgulayarak bu rolün baro üyelerinin davranışlarına getirilen kısıtlamaları açıklar nitelikte olduğunu ifade etmiştir. AİHM; bununla birlikte Sözleşme'nin maddesinin sadece fikirlerin özünü ya da ifade edilen bilgileri korumadığının, bunların sunuluş biçimlerini de koruduğunun altını çizmiştir. AİHM’e göre avukatlar, yargının idaresiyle ilgili kamusal alanda yorum yapabilirlerse de eleştirileri bazı sınırları aşmamalıdır. Somut olay özelinde avukat başvurucunun savcının işlemlerine karşı eleştirilerinde kullandığı bazı kelimeler yakışıksız olsa da eleştirilerin müvekkilinin sanık olarak yargılandığı davada savcının görevi ile sınırlı olduğuna dikkat çeken AİHM, savcının savunma avukatı olan başvurucunun eleştirilerini büyük ölçüde tolere etmesi gerektiğini belirterek başvurucunun eleştirilerinin mahkeme salonuyla sınırlı kaldığını ve içerik olarak kişisel hakaret boyutuna ulaşmadığını vurgulamıştır. Somut olay yönünden para cezası kaldırılmış olsa bile yargılama giderlerini ödemek durumunda kalmalarının da avukatların müvekkillerinin çıkarlarını hararetle savunma görevi üzerinde caydırıcı etki oluşturabileceği sonucuna varmıştır. Avukatın ifade özgürlüğünün sınırlarıyla ilgili önemli ilke kararlarından olan Morice/Fransa (B. No: 29369/10, 23/4/2015) kararında ise AİHM, avukatın mesleğinin icrası sırasında sarf ettiği sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında olup olmadığı değerlendirilirken bunların yanıltıcı veya ağır kişisel saldırı niteliği taşıyıp taşımadığının ya da yargılamadaki olaylarla yeterli ölçüde yakın bir ilişkisi bulunup bulunmadığının önemini vurgulamış; ifadelerin kullanıldıkları bağlam içinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. AİHM'e göre çok hafif bir ceza verilmiş olsa dahi savunma avukatının ifade özgürlüğünün kısıtlanması demokratik bir toplumda çok istisnai durumlarda gerekli kabul edilebilir. Steur/Hollanda (B. No: 39657/98, 28/1/2004) kararında AİHM, avukat olan başvurucunun suç işlediğini itiraf edip altına imza atması yönünde polis memurunun müvekkiline baskı yaptığını ileri sürdüğü için mesleki ilkeleri ihlal ettiğinin kabul edildiği somut olaya ilişkin değerlendirmesinde, ihtilafın odağındaki kararın kanuni dayanağı olup başkalarının itibarını korumak şeklinde meşru bir amaç taşıdığını kabul etmiş; demokratik bir toplumda bunun gerekli olup olmadığı sorusuna odaklanmıştır. Avukat olan başvurucunun müvekkili hakkında sosyal güvenlik dolandırıcılığından ceza soruşturması yürütülürken suçu işlediği yönündeki ikrarı yetkililerce elde edilmiş, yetkililerce kendisine fazla ödenen miktarın tazmini için açtıkları hukuk davasında da bu ikrara delil olarak dayanmıştır. Başvurucu ise söz konusu hukuk yargılamasında polislerin baskısı yüzünden müvekkilinin suçu ikrar ettiğini ileri sürmüştür. AİHM, baro üyelerinin icra ettikleri mesleğin kendine has bir doğası olduğunu belirtmiş; mahkemede görevli kişiler olarak hareket ederken avukatların sağduyulu, dürüst ve ağırbaşlı davranmaları için birtakım sınırlandırmalara maruz kaldıklarını vurgulamıştır. AİHM, avukat başvurucunun sözlerinin dürüst bilinen polis memurunun itibarını sarsacak düzeyde olduğunu değerlendirmiş fakat görevini ifa ederken kamu görevlilerinin özel şahıslarla olan ilişkilerinde kendilerine yöneltilen eleştirilerin kabul edilirlik düzeyinin çok daha geniş olabileceğinin altını çizmiştir. Elbette bu yaklaşım, saldırgan ve hakaret içerikli sözlü saldırılara karşı kamu görevlilerinin korunmasız olduğu anlamına gelmemektedir. Fakat somut olay özelinde AİHM, ihtilafın odağındaki ifadelerin polisin soruşturma görevlisi olarak eylemleriyle sınırlı eleştiriler olduğunu belirtmiştir. Üstelik eleştiriler mahkeme salonu ile sınırlı kalmış ve kişisel bir hakaret boyutuna varmamıştır. AİHM; yerel disiplin otoritesinin ihtilaflı ifadelerin gerçek olup olmadığını araştırma girişiminde bulunmadığını, avukatın ihtilaflı beyanları iyi niyetle sarf edip etmediğini de incelemediğini belirtmiştir. Somut olayda ifadeleri sebebiyle avukata herhangi bir disiplin cezası verilmemişse de avukatın herhangi bir olgusal dayanağı olmaksızın bir üçüncü kişi hakkında olumsuz görüş bildirerek kusurlu davrandığının ve mesleki ilkeleri ihlal ettiğinin kabul edilmesinin avukatın mesleğini icra ederken caydırıcı etki yaratacağını belirterek avukatın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. Yukarıda belirtilen kararlara ilaveten mahkûmiyet kararının bir sonucu olarak başvurucunun avukatlık mesleğindeki hak ve yetkilerini kullanmasının yasaklanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin uluslararası hukuk için ayrıca bkz. Özlem Kenan, B. No: 2018/25808, 7/4/2021, §§ 23- Son olarak önemle altı çizilmelidir ki AİHM suçluluk karinelerine ve ispat yüküne ilişkin ilkeler belirlemiştir. AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinin (2) numaralı fıkrasında korunan masumiyet karinesi (a) mahkemelerin kişinin suç işlediği varsayımından başlamamalarını, (b) ispat yükünün iddia makamına ait olmasını ve (c) her türlü şüpheden sanığın yararlandırılmasını gerektirir. Bu kapsamda ispat yükümlülüğünün iddia makamından savunmaya devredilmesi kural olarak masumiyet karinesini ihlal edecektir (Telfner/Avusturya, B. No: 33501/96, 20/3/2001, § 15).