Başvuru, mutat meskeni yurt dışında bulunan müşterek çocuğun yurt dışında mukim olan başvurucuya iade edilmemesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; mutat meskeni yurt dışında bulunan müşterek çocuğun yurt dışında mukim olan başvurucuya iade edilmemesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/12/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Türk vatandaşları olan başvurucu ve R.Y. Türkiye'de birlikte yaşamaya başlamışlar, bu birlikteliklerinden 2001 yılında kızları N.Y. dünyaya gelmiştir. N.Y.nin R.Y. tarafından tanınmasıyla aralarında soy bağı oluşmuştur. Başvurucu ile R.Y. 2003 yılında evlenmişlerdir. Başvurucu 2006 yılında kızını da yanına alarak anne ve babasının ikamet ettiği Belçika'ya ziyaret amacıyla gitmiş ve Belçika'da yaşamak istediğine karar vererek ülkeye yerleşmiştir. Başvurucunun eşi R.Y., memur olması sebebiyle Türkiye'de kalmıştır. Başvurucu ve sonrasında emekli olan eşi zaman zaman bir araya gelmek suretiyle yaklaşık üç yıl bu şekilde ayrı yaşamıştır. En sonunda başvurucunun eşi ile müşterek çocukları Türkiye'ye gelmiş ancak başvurucu gelmemiştir. A. Çocuğun İadesi Talebiyle Açılan Dava Süreci Başvurucunun eşinin ortak çocuklarını Belçika'ya göndermemesi üzerine başvurucu, çocuğun Türkiye'de alıkoymak suretiyle mutat meskenine dönmesini engellediğini iddia ederek 25/11/1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) kapsamında iade işlemlerinin başlatılması talebiyle 2/9/2009 tarihinde Belçika makamlarına başvurmuştur. Söz konusu talep, Fransa makamları tarafından Lahey Sözleşmesi kapsamında Türk merkezî makamı konumunda olan Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne (Genel Müdürlük) iletilmiştir. Talep, Genel Müdürlük tarafından çocuğun iadesi işlemlerinin başlatılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmiştir. Başsavcılığın 4/12/2009 tarihinde Ankara Aile Mahkemesi (Mahkeme) sunulan davanamesi ile Lahey Sözleşmesi ve ilgili mevzuat uyarınca N.Y.nin mutat meskeninin bulunduğu Belçika'ya iade edilmesi talep edilmiştir. Mahkeme 9/2/2010 tarihli kararıyla ortak çocuğun anne ile babası arasında boşanma ve velayet davası olduğunu belirterek söz konusu davanın, iade talebiyle ilgili davayla birleştirilmesi gerektiği gerekçesine istinaden davaları birleştirmiştir. Birleştirme kararı, başvurucunun temyizi neticesinde Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 21/6/2010 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma gerekçesinde boşanma davası ile iade davasının yargılama usullerinin farklı olduğu Dairece açıklanarak işin mahiyeti gereği öncelikle iade davasının sonuca bağlanması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca Cumhuriyet savcısının davaya katılımının zorunlu olduğu hatırlatılmıştır. Bozma üzerine boşanma davasından ayrılan iade davası, Mahkemenin 28/12/2010 tarihli kararıyla kabul edilmiş, çocuğun mutat meskenine iadesine hükmedilmiştir. Kararda, çocuğun annesinin rızası hilafına Türkiye'de alıkonulduğu tespitine yer verilerek Lahey Sözleşmesi kapsamında mutat meskenine iade edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Başvurucunun eşi tarafından iade kararı temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Daire tarafından 18/10/2011 tarihli kararla, çocuğun geri dönmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ya da başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi risk bulunduğu ileri sürülmesine rağmen bu hususta araştırma yapılmadığından kararın bozulması gerektiği değerlendirilmiştir. Bozmaya uyan Mahkeme tarafından anılan risk araştırılmış; boşanma davasındaki tanık beyanları, uzman raporları ve diğer deliller incelenerek iade talebinin bu kez reddine karar verilmiştir. Mahkemece, müşterek çocuğun mutat meskenine dönüşünü istemediği ve uzman raporunda belirtilen anlatımlar doğrultusunda müşterek çocuğun geri dönmesinin çocuğu fiziki ve psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ihtimalinin mevcut olduğu kanaatine varılmıştır. Anılan karar, Dairenin 3/2/2015 tarihli kararıyla onanmış; 7/10/2015 tarihli kararıyla da karar düzeltme talebinin reddine karar verilerek aynı tarihte kesinleşmiştir. Başvurucu 16/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Boşanma Davasına İlişkin Süreç Başvurucunun eşi tarafından başvurucu aleyhine 28/12/2007 tarihinde Ankara Aile Mahkemesine boşanma davası açılmıştır. Yargılama sonucu, başvurucunun evi terk ederek dönmemesi haricinde geçimsizliğin ispat edilememesi nedeniyle dava reddedilmiş ancak karar taraflara tebliğ edilmediğinden kesinleşmemiştir. Başvurucunun eşi bu kez 20/4/2009 tarihinde başvurucu aleyhine Ankara Aile Mahkemesine (Aile Mahkemesi) boşanma davası açmıştır. Mahkemece taraf tanıkları dinlenmiş ve gösterilen tüm deliller toplanmıştır. Tanıklar; uyumlu beyanlarında tarafların uzun süredir ayrı yaşadıklarını, başvurucunun sadakatsiz davranışlarının bulunduğunu, ortak çocuğun Belçika'da yaşına uygun olmayan bir ortamda yaşadığını ifade etmişlerdir. Ortak çocuk hakkında 13/11/2009 ve 5/10/2010 tarihlerinde olmak üzere iki kez sosyal inceleme raporu alınmıştır. Raporlarda genel olarak çocuğun yurt dışında anne yanında kaldığı süre içinde maruz kaldığı yalnız kalma, fiziksel şiddet, çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan birtakım davranış ve olaylara -annesinin erkek arkadaşıyla cinsel ilişkiye girmesine, yanında alkol ve uyuşturucu kullanmasına- tanık olduğu ve istismara varan travmatik yaşantısının bulunduğu tespit edilerek çocuğun bedensel ve ruhsal açıdan ciddi şekilde örselendiği kanısına varılmıştır. Ayrıca Belçika'da başvurucunun bir yıl süre ile Fas uyruklu bir erkekle birlikte yaşadığı, evin fiziksel şartları nedeniyle çocuğuncinsel ilişkilerine tanık olmuş olabileceğini beyan ettiği, uzun süre yurt dışına çıktığında çocuğu başvurucunun ailesinin yanına bıraktığı, çalışma saatlerindeki düzensizlik nedeniyle çocuğun anneanne, teyze ya da etüt merkezinde vakit geçirdiği ifade edilmiştir. Aile Mahkemesi 31/12/2015 tarihli kararıyla, başvurucunun sadakatsiz davrandığı, müşterek çocuğun bakım ve gözetimine özen göstermeyerek yükümlülüklerini ihmal ettiği sonucuna ulaşarak davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına karar vermiş; aynı zamanda aynı gerekçelerle ortak çocuğun velayetini başvurucunun eşine tevdi etmiştir. Boşanma ve velayet kararı başvurucu tarafından temyiz edilmiş olup Yargıtayda temyiz incelemesi aşamasındadır. A. Ulusal Hukuk 22/11/2007 tarihli ve 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Bu Kanunun amacı; velâyet hakkı ihlâl edilerek Sözleşmeye taraf bir ülkeden diğer bir taraf ülkeye götürülen veya alıkonulan çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkeye iadesine veya şahsî ilişki kurma hakkının kullanılmasına dair 25/10/1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin uygulanmasını sağlamaya yönelik usûl ve esasları düzenlemektir.” 5717 sayılı Kanun’un “Kapsam” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Bu Kanun, bir kişiye veya bir kuruma tek başına veya birlikte kullanılmak üzere tevdi edilmiş bulunan ve yer değiştirmenin veya alıkonulmanın gerçekleştiği sırada fiilen kullanılmakta olan velâyet veya şahsî ilişki kurulması haklarının ihlâlinden hemen önce mutat meskeninin bulunduğu taraf ülkelerden birinde bulunan çocuklara uygulanır.” 5717 sayılı Kanun’un "Tanımlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:“(1) Bu Kanunda geçen;a) Merkezî Makam: Adalet Bakanlığını, ...f) Sözleşme: 25/10/1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmeyi,g) Genel Müdürlük: Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünü,...ı) Mahkeme: Aile mahkemesini, ifade eder.” 5717 sayılı Kanun’un "Merkezi Makamın görevleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“(1) Merkezî Makam, mahallî Cumhuriyet başsavcılığı aracılığı ile;a) Sözleşme kapsamında çocuğun iadesi veya şahsî ilişki kurulma hakkının kullanılması konusunda bir başvurunun yapılmasını müteakip çocuğun bulunduğu yerin tespiti ile menfaatlerinin korunması için kolluk ve diğer yetkili makamları görevlendirmek de dahil olmak üzere gerekli bütün tedbirleri alır.b) Çocuğun, kendisini kaçırmış olan kişinin rızası ile iadesi veya taraflar arasında sulh yoluyla bir çözüme ulaşılmasını teminen gerekli bütün tedbirlerin alınmasını sağlar.c) Çocuğun, kendisini kaçırmış olan kişinin rızası ile iadesi veya taraflar arasında sulh yoluyla bir çözümün bulunması mümkün değilse, çocuğun iade edilip edilmeyeceği veya şahsî ilişki hakkının kullanılması konusunda bir karar verilmek üzere yetkili mahkemeye dava açar.” 5717 sayılı Kanun’un "Yargılama Usulü" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Çocuğun iadesine dair davaname, duruşma günü ile birlikte taraflara tebliğ olunur. (2) Bu Kanunun uygulanmasından doğan tüm dava ve işler basit yargılama usûlüne göre öncelikle ve acele görülür." 5717 sayılı Kanun’un "Geçici koruma tedbirleri" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “1) Mahkeme, talep üzerine veya re'sen çocuğun yüksek yararının tehlikeye düşmesini önlemek için dava sonuna kadar aşağıda belirtilen geçici tedbirlere, gerektiğinde çocuğun görüşünü ve uzmanlardan rapor almak suretiyle karar verebilir:a) Bakım ve gözetimi üzerine alan akrabalardan birine teslim.b) Bakım ve gözetimi üzerine alan güvenilir bir aile yanına yerleştirme.c) Çocuk bakımı ve yetiştirme veya benzeri resmî yahut özel kurumlara yerleştirme.d) Resmî veya özel bir hastaneye veya tedavi evine yahut eğitimi güç çocuklara mahsus kurumlara yerleştirme.” 5717 sayılı Kanun’un "İade davasında velâyet" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Çocuğun iadesine dair bir karar verilmiş ise bu hükümde ayrıca velâyete ilişkin karar verilmez. Ancak, çocuğun iadesi talebinin reddine karar verilmesi halinde, velâyet hakkına dair bir karar verilebilir.” 5717 sayılı Kanun’un "Bekletici mesele" kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Görülmekte olan bir iade davası sırasında velâyet davası da açılmış ise velâyete ilişkin dava bekletilir.” 5717 sayılı Kanun’un "Davaların Ayrılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) İade davası ile velâyet davası birleştirilmiş ise birleştirilen davalar tefrik edilerek öncelikle iade davası görülüp sonuçlandırılır."B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Mevzuat Lahey Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:“İşbu sözleşmenin amacı:a) Taraf Devletlere gayrikanuni yollardan götürülen veya alıkonan çocukların derhalgeri dönmelerini sağlamak;b) Taraf bir Devletteki koruma ve ziyaret haklarına, diğer taraf Devletlerde etkili biçimde riayet ettirmek.” Lahey Sözleşmesi’nin maddesi şöyledir: “Bir çocuğun yer değiştirmesi veya geri dönmemesi:a) Çocuğun, yer değiştirmesinden veya geri dönmemesinden hemen önce mutat ikametgahının bulunduğu Devlet kanunu tarafından, bir şahsa, müesseseye veya başka bir kuruma, tek başına veya müştereken verilen koruma hakkının ihlali şeklinde meydana geldiği taktirde; veb) Bu hak, yer değiştirme veya geri dönmeme anında tek başına veya müştereken fiili biçimde kullanılmakta veya bu olaylar meydana gelmese kullanılacak idi ise,Kanuna aykırı addedilir. (a) da söz konusu edilen koruma hakkı, özellikle, kanuni bir yetkiden, adli veya idari bir karardan veya bu Devletin kanununa göre yürürlükte olan bir anlaşmadan doğabilir.” Lahey Sözleşmesi’nin maddesi şöyledir:"Tüm Taraf Devletlerin adlî ve idarî makamlarının, çocuğun geri dönmesini teminen en kısa zamanda gereğine tevessül etmeleri yükümlülükleridir, Müracaatta bulunulan adlî veya idarî makam, müracaattan itibaren 6 hafta içinde karar vermezse, talep eden veya talep edilen Devletin merkezî makamı kendi girişimi ile gecikmenin nedenlerine dair bir belge isteyebilir. Cevap, talep edilen Devletin merkezî makamına gelir ise, bu makamın, cevabı, talepte bulunulan devletin merkezî makamına veya icabında müracaat sahibine intikal ettirmesi gereklidir." Lahey Sözleşmesi’nin maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: “Bir çocuğun, maddede belirtildiği şekilde, kanuna aykırı olarak yeri değiştirilmiş veya çocuk alıkonulmuş ve çocuğun bulunduğu taraf Devletin adli veya idari makamına müracaat anında, yer değiştirme veya alıkonulmadan itibaren bir yıldan az zaman geçmişse, müracaatta bulunulan makam, çocuğun derhal geri dönmesini emreder.Yukarıdaki fıkrada öngörülen bir yıllık sürenin sona ermesinden sonra bile müracaatta bulunulursa, adli veya idari makamın, keza çocuğun geri dönmesini emretmesi gerekir, yeter ki, çocuğun yeni çevresine intibak ettiği tespit edilmesin.” Lahey Sözleşmesi’nin maddesi şöyledir:“Yukarıdaki madde hükümlerine rağmen, talepte bulunulan Devletin adli veya idari makamı, geri dönmeye itiraz eden kişi, kurum veya örgüt:a) Çocuğun şahsının bakımını üstlenmiş bulunan kişi, kurum veya örgütün, yer değiştirme veya alıkoyma döneminde koruma hakkını etkili şekilde yerine getirmediğini veya yer değiştirmeye veya alıkoymaya muvafakat etmiş olduğunu veya daha sonra kabul etmiş olduğunu veya,b) Geri dönmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde, müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk olduğunu tesbit ederse, çocuğun geri dönmesini emretmek zorunda değildir.Adli veya idari makam keza çocuğun, geri dönmek istemediğini ve görüşünün gözönünde bulundurulmasının uygun olacağı bir yaşa ve olgunluğa erişmiş bulunduğunu gözlerse, geri dönmesini emretmeyi reddedebilir.Bu maddede yer alan şartların değerlendirilmesinde, adli veya idari makamların, çocuğun sosyal durumuna ilişkin bilgileri, merkezi makam veya çocuğun mutat ikametgâhı devletinin diğer herhangi bir yetkili makamı tarafından sağlanan bilgileri gözönünde bulundurması gereklidir.”Lahey Sözleşmesi’nin maddesi şöyledir: “Bir çocuğun madde çerçevesinde, kanuna aykırı olarak yer değiştirdiği veya geri dönmediğinden haberdar edilmesini müteakip, çocuğun götürüldüğü veya alıkonulduğu Taraf Devletin adlî veya idarî makamları, çocuğun geri dönmesi konusunda işbu sözleşmedeki şartların bir araya gelmediği tespit edilinceye kadar veya sözleşme uyarınca bir talepte bulunulmadan makul bir süre geçinceye kadar, koruma hakkının esasına ilişkin karar veremezler.” Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve 27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin maddesi şöyledir: “(1) Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar. (3) Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.” Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin maddesi şöyledir: “(1) Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar. (2) Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:" Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz." Uluslararası İçtihatEbeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri, aile yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olup anne ve baba arasındaki ortak yaşamın hukuken veya fiilen sona ermiş olması, aile yaşamını ortadan kaldırmaz (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84, 21/6/1988, § 21). Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının anne ve babanın birlikte yaşamaya son vermelerinin ardından da devam edeceği açık olup anne, baba ve çocuğun aile hayatına saygı hakkı belirtilen durumlarda ailenin yeniden birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz konusu yükümlülük, yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına alınması bağlamındaki uyuşmazlıklar açısından değil ebeveyn veya diğer aile bireyleri arasındaki velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar açısından da geçerlidir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/2011 §§ 56-57). Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusu olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile yaşamına etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ebeveyn ile çocuk arasındaki şahsi ilişkinin konu edildiği davalarda çocuğun menfaatlerinin diğer tüm hususlardan üstün tutulması gereklidir. Mahkemeye göre bu menfaatin iki yönü bulunmaktadır. İlk olarak çocuğun üstün menfaati sağlıklı bir ortamda gelişmesinin sağlanmasını içermektedir, bu nedenle Sözleşme'nin maddesi hiç bir koşulda ebeveynin çocuğun sağlığına ve gelişimine zarar verebilecek davranışlarını korumaz. İkinci olarak çocuğun üstün menfaatlerine aykırı olmadıkça ailesi ile bağlarını sürdürmesi çocuğun hakkıdır. Bu bağlamda çocuğun aile bağları ancak istisnai durumlarda koparılabilir ve aile bağlarının koptuğu durumlarda çocuğun üstün menfaati kişisel ilişkinin sürdürülmesi ve koşullar uygun olduğunda ailenin yeniden bir araya gelmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınmasını gerektirir (Gnahore/Fransa, B. No: 40031/98,19/9/2000, § 59). AİHM de önüne gelen birçok davada, aile yaşamına saygının kamu makamlarına ebeveyn ve çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif bir görev yüklediğini vebu alandaki pozitif yükümlülüğün bireyler arasındaki ilişkiler alanında dahi aile yaşamına saygıyı güvence altına almak için tasarlanmış ve hem bireylerin haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturulmasını hem de fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini ifade etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006, § 52). Bununla birlikte aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin hangi koşullarda olumlu edimde bulunmayı gerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak kapsamındaki ilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir. AİHM de özellikle pozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda saygı kavramının çok kesin bir tanımının bulunmadığını, taraf devletlerde karşılaşılan durumlar ve izlenen uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında bu kavramın gereklerinin olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini kabul etmektedir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik Krallık [GK], B. No: 9214/80, 28/5/1985, § 67). Ayrıca AİHM, uluslararası çocuk kaçırma meselelerinde Sözleşme’nin maddesinin aile hayatına saygı hakkı kapsamında Sözleşmeci devletlere yüklediği yükümlülüklerin Lahey Sözleşmesi hükümleri dikkate alınarak yorumlanması gereğine işaret etmektedir (Neulinger ve Shuruk/İsviçre [BD], B. No: 41615/07, 6/7/2010, §§ 131, 132). Bu kapsamda AİHM'in Lahey Sözleşmesi’ni özellikle pozitif yükümlülükler bağlamında yorumladığı görülmektedir. Bu kapsamda AİHM, örneğin Lahey Sözleşmesi çerçevesindeki mükellefiyetler uyarınca çocuğun ivedi olarak iadesinin sağlanması hususunda yeterli önlemlerin alınmasında başarısız olunması, çocuğun mutat ikametine dönüşünün sağlanmasında özenli davranılmaması ve iadeye ilişkin talep hakkında yürütülen yargılamanın gereğinden uzun sürmesi nedeniyle Sözleşme’nin maddesinin ihlal edildiğine hükmetmektedir (Iglesias Gil ve A.U./İspanya, B. No: 56673/00, 29/4/2003, §§ 56-63; Sylvester/Avusturya, B. No: 36812/97, 40104/98, 24/4/2003, §§ 67-72; Carlson/İsviçre, B. No: 49492/06, 6/11/2008, §§ 70-82; Serghides/Polonya, B. No: 31515/04, 2/11/2010, §§ 68-75). AİHM, çocuğun ve ebeveynin menfaatlerine ilişkin değerlendirmenin ulusal yargı makamlarınca yapılması gerektiğini kabul etmekle birlikte uyuşmazlığa ilişkin yargılama prosedürünün adil olması ve ilgililere bütün haklarını kullanabilme olanağı sağlaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM ulusal mahkemelerin özellikle olgusal, duygusal, psikolojik, maddi ve tıbbi nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunu derinlemesine inceleyip incelemediğini ve kaçırılmış çocuğun iadesine ilişkin başvuru bağlamında çocuğun yüksek menfaatlerini tespit etmek suretiyle ilgili kişilerin de yararlarına ilişkin makul bir değerlendirme ve dengelemede bulunulup bulunulmadığını belirlemek durumunda olduğunu belirtmektedir (İlker Ensar Uyanık/Türkiye, B. No: 60328/09, 3/5/2012, § 52; Neulinger ve Shuruk/İsviçre, §§ 138, 139). AİHM ayrıca, geçen zamanın çocuk ile beraber yaşamayan ebeveyn arasındaki ilişkilerde geri dönüşü olmayan olumsuz etkiler doğurabileceğinden çocuğun iadesiyle ilgili davaların dava sonunda alınan kararların infazı dâhil acil bir uygulama gerektirdiğini belirtmektedir. (Carlson/İsviçre, § 69).