Başvuru, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi nden sonra kamu görevlileri tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen işkence ve kötü muamele hakkında başlatılan soruşturma sonucunda zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'nden sonra kamu görevlileri tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen işkence ve kötü muamele hakkında başlatılan soruşturma sonucunda zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 5/1/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 9/10/1980 tarihinde öğretmenlik yaptığı okula gelen askerler tarafından gözaltına alındığını, bu tarihten itibaren 3 yıl 1 ay boyunca çeşitli işkence ve insanlık dışı muamelelere maruz bırakıldığını belirterek 29/3/2012 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu dilekçesinde, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliğiyle Anayasa'nın geçici maddesinin yürürlükten kaldırılması üzerine anılan olaylarla ilgili olarak şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir. Fatsa Cumhuriyet Başsavcılığınca jandarma görevlileri ve polis memurları ile başvurucunun ismini bildirdiği S. adlı kişi hakkında yürütülen soruşturma neticesinde 4/7/2014 tarihinde, suç tarihinde Fatsa ilçesinde çalışan S... isminde bir polis memuru tespit edilemediği, suç tarihinin 1980 yılı olup suçun şüphelilerin daha lehine olan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun ve 102/ maddelerine göre on yıl olan zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu, keyfî muamelede bulunan ve işkence yapan kamu görevlilerinin eylemlerinin Anayasa'nın geçici maddesi kapsamında olmadığı, müştekilerin zamanaşımı süresinde bu suçlar nedeni ile müracatta bulunabilecekleri ancak müracatta bulunmadıkları, zamanaşımını kesen ya da durduran başka bir neden de bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Başvurucunun itirazı ise Ünye Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/11/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararının gerekçesi şöyledir:"T. Anayasasının maddesinin fıkrasında, ''kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suç işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez'' denildikten sonra fıkrada, ''suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır'' denmekle suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve zamanaşımı süresi yönünden aleyhe sonuç doğuran yasanın uygulanamayacağı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı, sonuçları itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin olup Anayasa'nın 38, TCK.nun 2 ve “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” şeklindeki maddeleri uyarınca, suç tarihinden sonra lehe yapılan yasal değişiklikten şüpheli yararlanacak, aleyhe olan değişiklikler ise uygulanmayacaktır. Diğer bir anlatımla, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren yasayla zamanaşımı süresi şüpheli aleyhine yeniden düzenlenmişse aleyhe sonuç doğuran yeni yasa değil, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan yasa tatbik olunacaktır. Yargıtay'ın süreklilik gösteren uygulamaları bu doğrultudadır.Somut olayda; şüphelilere yüklenen işkence suçu, olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun maddesinde düzenlenmiş olup zamanaşımına ilişkin bir hüküm içermemektedir. Dava zamanaşımı yasanın 102 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun maddesinde yazılı işkence suçunda, yasanın kabul edildiği ilk şeklinde zamanaşımına ilişkin bir hüküm bulunmadığı halde 2013 gün, 6459 sayılı Yasanın maddesi ile maddeye eklenen fıkrada ''Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez'' hükmü kabul edilmiştir. Dava zamanaşımının uygulanmayacağını kabul etmesi nedeniyle aleyhe olan bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen suçlarda uygulanacak, geçmişe etkili olmayacaktır.Bu itibarla incelenen dosyada, işkence suçunun işlendiği iddia olunan 20 Kasım-30 Aralık 1980, 1-2 Ocak 1981 tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun, 4449 sayılı Yasa ile değişiklik yapılmadan önce maddesinde suçun yaptırımı ''5 seneye kadar hapis ve ömür boyu veya süreli memuriyetten yoksun kalma'' cezası iken olaydan sonra 1999 tarih ve 4449 sayılı Yasanın maddesi ile yapılan değişiklik sonucu hapis cezasının (5252 sayılı Yasanın maddesi ile ağır hapis cezası hapis cezasına dönüştürülmüştür.) yukarı sınırı 8 yıl olarak kabul edilmiştir.2005 günü yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 94 maddesiyle, işkence suçunu işleyenlere 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Yasal değişiklikler gözetildiğinde, hükmolunacak cezaların yukarı sınırları ve zamanaşımı süresi itibariyle en lehe olan hüküm; suç tarihinde yürürlükte bulunan ve en fazla 5 yıl hapis cezasını öngören 765 sayılı TCK.nun 243/ maddesi olup, aynı Yasanın 102/4 maddesinde öngörülen asli 5 yıllık, hukuki kesinti halinde 104/2 maddesi olağanüstü dava zamanaşımına tabidir. Öte yandan zamanaşımının durması ve kesilmesi sebepleri 765 sayılı Kanunun 105 ila maddelerinde sayılmıştır. Söz konusu sebepler sınırlı sayı ilkesine tabi olup maddede öngörülmeyen bir sebeple zamanaşımının durması veya kesilmesi mümkün olmayacaktır. Yorum veya kıyas yoluyla da zamanaşımını durduran veya kesen sebeplerin yaratılması mümkün değildir. 1982 Anayasası'nın geçici maddesinde yer alan hükmün de hukuki düzenlemeler karşısında zamanaşımını durduran veya kesen bir sebep olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, şüphelilerin üzerine atılı işkence suçu tarihinden, inceleme tarihine kadar asli dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla kovuşturma olanağı bulunmadığından yerinde görülmeyen itirazın reddine karar vermek gerekmiş[tir]." İtirazın reddi kararı başvurucuya 8/12/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 5/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanun'un maddesi ile yürürlükten kaldırılan Anayasa'nın geçici maddesi şöyledir:“12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır. ” Anayasa’nın maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır."765 sayılı mülga Kanun’un ve maddeleri şöyledir: “Madde 102 -Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene, 2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,6 - Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbedyahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur. Madde 104 - Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”