Başvuru, ilişiğin kesilmesi işlemi ve 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 10. maddesi ile 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen geçici 32. maddede düzenlenen haklardan yararlanmak için yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın reddedilmesi nedeniyle, ifade ve düşünce hürriyeti, adil yargılanma hakkı, eşitlik ilkesi, masumiyet karinesi, etkili başvuru hakkı ve hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiği iddiaları hakkınd
Başvuru, ilişiğin kesilmesi işlemi ve 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun maddesi ile 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen geçici maddede düzenlenen haklardan yararlanmak için yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın reddedilmesi nedeniyle, ifade ve düşünce hürriyeti, adil yargılanma hakkı, eşitlik ilkesi, masumiyet karinesi, etkili başvuru hakkı ve hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiği iddiaları hakkındadır. Başvuru, 17/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 23/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 9/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 29/1/2015 tarihli görüş yazısı 2/2/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevaplarını içeren dilekçesini 13/2/2015 tarihinde sunmuştur. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde subay statüsünde görev yapmakta iken, üçlü kararnameyle 1981 yılında başvurucunun ilişiği kesilmiştir. 6191 sayılı Kanun’un maddesinin (7) numaralı fıkrası ile 926 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde ile 12/3/1971 tarihi sonrasındaki yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla TSK’dan ilişiği kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması amacıyla idareye başvuru imkânı getirilmiş ve bu hükümden yararlanabilmek için 6191 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren 60 gün içinde Milli Savunma Bakanlığına başvurulması gerektiği hükme bağlanmıştır. Başvurucunun, 926 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde düzenlemesinden yararlandırılması talebiyle yaptığı başvuru, Milli Savunma Bakanlığının 30/9/2011 tarihli işlemi ile reddedilmiştir. Ret gerekçesi şöyledir:“… hakkınızda tesis edilen idari işlemin dayanağı fiillerin vasıf ve mahiyeti dikkate alınarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde yargı yolu açık olmak üzere başvurunuzun REDDİNE…” Başvurucu tarafından, anılan işlemin iptali istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde dava açılmıştır. AYİM, 15/11/2012 tarihli ve E.2012/715 ve K.2012/1230 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:“Davacının J.Ütğm. olarak TSK.’de görev yapmakta iken, 22 Haziran 1981 tarihli yargı denetimine kapalı “Üçlü kararname” ile TSK’den ilişiğinin kesildiği anlaşılmakla; 926 Sayılı TSK. Personel Kanununun Geçici 32'nci maddesinden yararlanmak için gerekli olan" yargı denetimine kapalı işlemlerle TSK.’den ilişiği kesilmiş" olmak şartını taşıdığı görülmektedir.Davacı hakkında 22 Haziran 1982 tarihinde tesis edilen "üçlü kararname"de disiplinsizlik nedeniyle TSK'den ilişik kesme sebebinin, Genel Kurmay Başkanlığı Mahkemesinin 1981 gün ve E.1981/53, K:1981/168 sayılı kararıyla "Türk Ceza Kanununun 141/5 maddesini ihlal" suçundan dolayı verilen mahkumiyet ve ordudan tard kararına dayandırıldığı görülmektedir.Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelendiğinde, 22 Haziran 1981 tarihinde üçlü kararnameyle ayırma işlemi tesis edilmeden önce davacı hakkında iki mahkeme kararının bulunduğu görülmektedirDavacı hakkında Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 24 Mart 1981 gün ve E:196l/53, K 1981/168 sayılı karar ile "ordu içinde ve ordu mensupları arasında sosyal bir sınır ve diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümü tesis etmeye ve sosyal sınıfı ortadan kaldırmaya ve memleket içinde müesses iktisadi ve sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf cemiyet kurmak" suçundan dolayı, "Neticeten 6 yıl Üç Ay Ağır Hapis Cezası ile mahkumiyetine ve ordudan tardına" karar verildiği, anılan kararın Askeri Yargıtay 4'üncü Dairesinin 25 Ağustos 1991 gün ve E:1981/296, K;1981/326 sayılı "ilam"ı ile bozma kararı verildiği, bozma kararı üzerine Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 9 Kasım 1981 gün ve V:1981/714, K:1981/663 sayılı kararı ile davacı hakkında "Beraat" kararı verildiği anlaşılmaktadır Mahkeme kararı açısından davacı hakkında üçlü kararnameyle tesis edilen TSK'den ayırma işleminin dayanağı kalmamış olmaktadır. Nitekim aynı suçtan dolayı davacıyla birlikte yargılanan ve beraat eden J.Ütğm A,Ç., J.Ütğm. Ş.S.,J.Ütğm O.U.Ş ve J.Lv. Ütğm Ö.'nün 926 Sayılı Kanunun Geçici 32'nci madde hükümlerinden yararlandırıldığı davalı idare tarafından Dairemizin aldığı ara karar gereği gönderilen 12 Kasım 2012 ve 9 Kasım 2012 tarihli cevabı yazılarından anlaşılmakladır. Ancak davacı haklında verilmiş bulunan başka bir mahkumiyet hükmü bulunmakta olup, bu kararın davacının 926 Sayılı Kanunun Geçici 32'nci maddesi hükümlerinden yararlandırma /yararlandırmama açısından ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.Davacı hakkında, Çanakkale Boğaz Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 26 Haziran 1980 gün ve E.1980/253, K.1980/165 sayılı kararı ile "Hakkı ve Görevi Olmadığı Halde Askeri Muamelat Hakkında Birlikte Beyanatta Bulunmak" suçundan dolayı "Beş Ay Yirmi Gün Hapis" cezasına karar verildiği ve anılan kararın Askeri Yargıtay'ın 30 Aralık 1980 gün ve 1980/429-421 E.K. sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği görülmektedir.Yukarıda açıklanan Askeri Mahkeme Kararları ışığında davacı hakkında her ne kadar bir suçtan dolayı beraat kararı verilmiş ise de, diğer suçundan dolayı "5 ay 20 gün hapis cezası" ile cezalandırıldığı anlaşılmakla hakkında mahkumiyet kararı bulunan davacının bu durumuyla 926 Sayılı TSK Personel Kanunun Geçici 32'nci maddesi hükümlerinden yararlandırılmaması hususunda hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.” Karara katılmayan üyelerin karşı oylarının ilgili kısımları ise şöyledir:“Davacı hakkında YAŞ kararıyla ayırmaya esas alınan mahkumiyet hükmü, bilahare bozulmuş ve sonunda beraat kararı verilmiştir Bu yargılamaya esas fiillerin, Geçici 32'nci maddeden yararlandırmamak yönünden değerlendirilebileceği düşünülebilir ise de, aynı davada yargılanan 3 subayın bu düzenleme ile getirilen imkanlardan istifade ettirilerek taleplerinin kabul edilmesi karşısında, Bakanlığın davacı hakkındaki red işleminin (bu yönden) eşitlik ilkesine uygun tesis edilmediği ortadadırÖte yandan, burada YAŞ'ın ayırma işleminin değil, Bakanlığın Geçici 32'nci maddeden yararlandırmama işleminin denetlendiği, dolayısıyla dosyada mevcut diğer mahkumiyetin bu işlemde dikkate alınabileceğini kabul etmekle birlikte, bu davanın esasını oluşturan fiilin gerek vasıf ve mahiyeti, gerek cezasının nicelik ve niteliği itibariyle Kanundan yararlandırmamayı gerektirecek ölçüde vahim olmadığını düşünüyorum. Zira, davacıya mahkumiyete esas "Beyanatta bulunma" fiilini işleten sâikin askeri disiplin ve itaati bozmaya değil, bilakis korumaya yönelik olduğu kanaatindeyim." ..."Yukarıda açıklandığı üzere, davacı hakkında 22 Haziran 1981 tarihinde üçlü kararnameyle tesis edilen "ayırma" isteminin tek dayanağı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin, Askeri Yargıtay'ın bozma ilamı yönünde verdiği "beraat" kararıdır. 22 Haziran 1981 tarihli üçlü kararnamede, davacının anılan karardaki eylemi esas alınmış, ancak davacı bu eyleme dayalı suçtan "beraat" etmiştir. Dolayısıyla davacının 926 Sayılı Kanunun Geçici 32'nci madde hükümlerinden yararlanma durumu, sadece bu eyleme bağlı olarak değerlendirilmesi ve buna bağlı olarak da Geçici 32'nci madde hükümlerinden yararlandırılması gerekmektedir. Dairemizin sayın çoğunluk kararında davacı hakkında tesis edilen TSK.'den ilişik kesme işleminden önce varolan ve ayırma işlemi tesis anında davalı idare tarafından dikkate alınmayan mahkumiyet hükmü (Çanakkale Boğaz Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 1980 gün ve E:1980/253, K:1980/163 sayılı mahkumiyet kararı) esas alınarak, davacının 926 Sayılı Kanunun Geçici 32'nci maddesi hükümlerinden yararlandırılmaması işleminde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öncelikle belirtmek gerekirse, 22 Haziran 1981 tarihinde tesis edilen üçlü kararnamede davalı idare tarafından esas alınmayan bir eylem ve mahkumiyet kararının esas alınması hukuka aykırıdır Davalı idare tarafından bile ayırma işlemi tesis tarihinde mevcut olmasına rağmen dikkate alınmayan bir eyleme bağlı suçun hukuken dikkate alınmaması gerekmektedir. Nitekim davalı idare tarafından 22 Haziran 1981 tarihli üçlü kararnamede sonradan beraat kararına dönüşen Mahkeme kararındaki "ordudan tard feri cezası" esas alınarak mahkeme kararından kaynaklanan "bağlı yetki" ön plana çıkarılmıştır. Davalı idarenin, TSK.'den ilişik kesme (ayırma) işleminde bir takdir yetkisi kullanılması söz konusu değildir. Bu bağlamda Dairemiz tarafından da, ayırma işlemi tesis tarihinde dikkate alınmayan bir eylem veya mahkeme kararının dikkate alınmaması gerekmektedir.Diğer yandan davacı hakkında, Çanakkale Boğaz Komutanlığı tarafından 26 Haziran 1980 gün ve E:1980/253, K:1980/165 sayılı karar ile "Hakkı ve Görevi Olmadığı Halde Askeri Muamelat Hakkında Birlikte Beyanatta Bulunmak" suçundan dolayı "5 Ay 20 Gün Hapis" cezasına karar verildiği ve kararın Askeri Yargıtay'ın 30 Aralık 1980 tarihli ilamı ile onanarak kesinleştiği görülmektedir. Söz konusu mahkumiyet kararı ve bu karardaki suça bağlı eylem sayın çoğunluğun kabulü doğrultusunda dikkate alınsa bile, suçun niteliği ve cezanın niceliği açısından, davacının TSK.'den ilişiğinin kesilmesine yeterli bir hukuki gerekçe oluşturmadığı açıktır.Bu bağlamda, davacının 926 Sayılı Kanunun 32'nci madde hükümlerinden yararlandırılmama işleminin hukuka aykırı olduğunu söylemek gerekmektedir. Anılan eyleme/ suça bağlı kararın Geçici 32'nci madde hükümlerinden yararlandırmama işlemine sebep ve hukuki gerekçe oluşturacak nicelik ve nitelikte değildir....” Bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 19/3/2013 tarihli ve E.2013/340, K.2013/297 sayılı kararı ile reddedilmiş ve karar, başvurucuya 5/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 17/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim sınıfından olan üyeleri, mahkemenin bu sınıftan olan başkan ve üyeleri tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile birinci sınıf askerî hâkimler arasından her boş yer için gösterilecek üç aday içinden; hâkim sınıfından olmayan üyeleri, rütbe ve nitelikleri kanunda gösterilen subaylar arasından, Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.Askerî hâkim sınıfından olmayan üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır.Mahkemenin Başkanı, Başsavcı ve daire başkanları hâkim sınıfından olanlar arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.(Değişik fıkra: 7/5/2010-5982/21 md.)Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.” 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Teminat” başlıklı maddesi şöyledir:“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Başkanı, Başsavcı, Daire Başkanları ve üyeleri; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının kendilerine sağladığı teminat altında hizmet görürler.” 1602 sayılı Kanun’un , ve maddeleri şöyledir:“Üyelerin seçimi: Madde 8 – (Değişik: 25/12/1981 - 2568/1 md.) Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri hakim sınıfından olan üyeleri, bu sınıftan olan başkan ve üyeler tam sayısının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterilecek üç aday arasından, Hakim sınıfından olmayan üyeleri, Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday arasından, Cumhurbaşkanınca seçilir.” “Atanma: Madde 9 – (Değişik: 25/12/1981 - 2568/1 md.) Seçilenler arasından rütbe ve kıdem sırasına göre Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığına, Başsavcılığına, daire başkanlıklarına ve üyeliklere, Milli Savunma Bakanı ve Başbakanın imzalayacağı, Cumhurbaşkanının onaylayacağı Kararname ile atama yapılır. Atamalar Resmi Gazete'de yayımlanır. Başkan, Başsavcı ile daire başkanlarının askeri hakim sınıfından olması şarttır.” “Görev süresi: Madde 10 – (Değişik: 25/12/1981 - 2568/1 md.) Askeri Hakim sınıfından olmayan üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır.” 1602 sayılı Kanun’un “Dosya dışında inceleme” başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“(Değişik dördüncü fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf ve vekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarece gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerine incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki dava konusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez. (Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek nitelikteki bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olan diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerine incelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak ayrıca gönderilir. (Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu iddiası ile mahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha önce karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa incelettirilebilir. (Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik derecesine sahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde, diğer bir maksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili kanun hükümleri saklıdır.” 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Aşağıda yazılı hallerde subay, astsubay, uzman jandarmalar ve özel kanunlarında bu cezanın uygulanacağı belirtilen asker kişiler hakkında, askeri mahkemeler veya adliye mahkemelerince asıl ceza ile birlikte, Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezası da verilir. Bu husus mahkeme hükmünde belirtilmemiş olsa dahi, Silahlı Kuvvetlerden çıkarmayı gerektirir.A) Taksirli suçlardan verilen cezalar hariç olmak üzere ölüm, ağır hapis, bir seneden fazla hapis cezası ile hükümlülük halinde,B) Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından biriyle hükümlülük halinde.Taksirli suçlardan verilen cezalar hariç olmak üzere, askeri mahkemelerce üç aydan fazla hapis cezası ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezası da verilebilir.” 926 sayılı Kanun’un geçici maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:“12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına başvururlar.Milli Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine en geç altı ay içinde karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece gerekli yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde komisyonlar kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay Başkanlığınca en geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına gönderilir.… Başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler.” 926 sayılı Kanun’un maddesinin (d) bendi şöyledir:“Aşağıda belirtilen suçlardan hükümlü olma nedeniyle ayırma:Ertelenmiş, seçenek yaptırımlara çevrilmiş, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, affa uğramış olsalar bile, Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 131 inci maddesinin birinci fıkrasının az vahim hali hariç basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas, iftira gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı nitelikteki suçlardan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma suçlarından hükümlü olan subaylar hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.”