Başvuru, zorunlu askerlik döneminde sağlık problemlerinin vaktinde tespit edilememesi üzerine özürlü hâle gelen başvurucunun açtığı tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığının korunması hakkının; ayrıca yüksek miktarda vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, zorunlu askerlik döneminde sağlık problemlerinin vaktinde tespit edilememesi üzerine özürlü hâle gelen başvurucunun açtığı tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığının korunması hakkının; ayrıca yüksek miktarda vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 22/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, sağlık muayenesinin yapılmasından sonra askerliğe elverişli olduğu değerlendirilerek askere sevk edilmiş ve 23/7/2007 tarihinde eğitim birliğine teslim olmuştur. Başvurucu askerlik görevini yerine getirdiği sırada baş ağrısı ve yürümede denge sorunları yaşamış, 14/3/2008, 26/4/2008, 29/5/2008, 5/9/2008 ve 15/9/2008tarihlerinde muayene için Kayseri ili Yahyalı ilçesindeki Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Başvurucuya ilçe Devlet Hastanesinde sinüzit tanısı konulmuş ve ilaç tedavisi uygulanmıştır. Başvurucu 8/11/2008 tarihinde terhis mahiyetinde izinli sayılmış ve 21/11/2008 tarihinde terhis olmuştur. Başvurucu, terhis mahiyetinde izinli iken Elazığ Asker Hastanesine müracaat etmiş ve buradan Hacettepe Üniversitesi Hastanesine sevk edilmiştir. Burada başvurucuya beyin tümörü teşhisi konulmuştur. Başvurucu 24/11/2008 tarihinde beyin tümörü ameliyatı olmuştur. Bu tarihten sonra da çeşitli defalar ameliyat edilmiş, değişik hastanelerde uzun süre tedavi görmüştür. Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Fakültesince verilen 1/6/2011 tarihli raporda başvurucunun %60 oranında özürlü olduğu belirtilmiştir. Aynı Üniversite tarafından 7/5/2012 tarihinde verilen raporda ise başvurucunun %93 oranında özürlü olduğu, ayakta durmasını, el ve kollarını kullanmasını gerektiren işlerde çalıştırılamayacağı ifade edilmiştir. Başvurucu 24/11/2011 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına müracaat ederek tazminat talep etmiştir. Başvurucu, dilekçesinde komutanların, askerlikten kaytaracağı düşüncesiyle kendisini hastaneye göndermediklerini belirtmiştir. Durumunun kötüleşmesi üzerine gittiği Devlet Hastanesi doktorundan Kayseri ilinde bir hastaneye sevkini talep etmesine rağmen talebinin reddedildiğini, doktorların sinüzit ilacı vererek kendisini gönderdiğini, bu nedenle teşhis ve tedavide geç kalındığını ifade etmiştir. Talebinin cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi üzerine başvurucu 3/2/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) İkinci Dairesinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Başvurucu, Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Fakültesince verilen ve %93 oranında özürlü olduğunu gösteren 7/5/2012 tarihli raporu 20/2/2013 tarihinde dava dosyasında sunmuştur. AYİM İkinci Dairesi, tıbbi bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiş ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanlığından bilirkişi raporu düzenlenmesi istenmiştir. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanlığında görevli üç profesörden oluşan heyet tarafından hazırlanan 3/3/2014 tarihli bilirkişi raporunda; başvurucunun "pilostik astrositom" adı verilen bir tür beyin tümöründen muzdarip olduğu, bu tip tümörlerin iyi huylu tümör sınıfında kabul edildiği, ancak tümörün yerleşim yerinin beyin sapı denilen önemli beyin bölgesinde olması nedeniyle cerrahi girişimlerden sonra başvurucuda görüldüğü gibi ciddi ek sorunlara yol açabileceği belirtilmiştir. Raporda, başvurucunun rahatsızlığının bünyesel bir rahatsızlık olduğu verahatsızlığın oluşumunda asker olmasının bir etkisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Raporda bu tip beyin tümörlerinin genellikle baş ağrısı, bulantı, kusma gibi başka birçok hastalığın bulgusu da olabilecek genel semptomlar ile kendilerini gösterdikleri ve örneğin her baş ağrısı olan hastada akla ilk olarak beyin tümörü tanısının gelmeyeceği vurgulanmıştır. Ancak başvurucunun ilk müracaatındaki yürüme ve konuşma güçsüzlüğü şikâyetleri ile bir sonraki muayenesinde belirttiği bilinç kaybı şikâyetinin çok sık görülen genel bulgular arasında olmayıp ileri tetkik gerektiren bulgular arasında sayılacağı, bu bilgiler ışığında ileri tıbbi tetkik ve tedavi yapabilecek bir merkeze geç sevk edildiği ve ameliyat kararının alınmasının geciktiği ifade edilmiştir. Bununla birlikte raporda; başvurucunun tanıdan sonraki tedavi süreçleri, İnönü Üniversitesi Beyin Cerrahisi Ana Bilim Dalı raporlarında belirtilen iyi hâli ve patolojik tanısının nispeten iyi huylu bir tümör olması nedeni ile tedavisine başlamadaki bu gecikmenin hastalığın ilerlemesine ve mevcut şikâyetlerine kötü yönde bir katkıda bulunmadığı şeklinde düşünce bildirilmiştir. Başvurucu anılan rapora itiraz etmiş; raporda idarenin tedavide gecikmeye sebep olduğu açıkça belirtilmesine karşın bu ihmalin hastalığın ilerlemesine katkısı olmadığını söylemenin çelişki olduğunu belirterek bu nedenle yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasını talep etmiştir. AYİM İkinci Dairesi 22/4/2014 tarihli kararıyla oyçokluğuyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde bilirkişi raporuna atıfta bulunularak başvurucunun ileri tıbbi tetkik ve tedavi yapabilecek bir merkeze geç sevk edildiği ve ameliyat kararının alınmasının geciktiği kabul edilse bile tedavinin başlatılmasına dair bu gecikmenin hastalığın ilerlemesine ve başvurucunun mevcut şikâyetlerine kötü yönde bir katkıda bulunmadığı, bu nedenle meydana gelen zararla idarenin işlem ve eylemleri arasında illiyet bağı kurulamadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca, bilirkişi raporunun gerekli ve yeterli açıklamaları ihtiva ettiği belirtilerek yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına veya Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına gerek görülmediği ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra kararda, reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden hesap edilen, maddi tazminat açısından nispi 200 TL ve manevi tazminat yönünden maktu 500 TL toplamı olan 700 TL vekâlet ücretinin de başvurucudan alınarak davalı idareye verilmesine hükmedilmiştir. Karara muhalif kalan üye görüşünde, bilirkişi raporunda olayda geç teşhis ve tedavi olduğu belirtilmesine karşın bu gecikmenin hastalığın ilerlemesinde kötü yönde katkısının olmadığını söylemenin çelişki oluşturduğu, dolayısıyla söz konusu rahatsızlığın teşhis ve tedavisinde idarenin ihmalinin bulunduğu, bu nedenle başvurucuya bir miktar tazminat verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Söz konusu karara karşı yapılan karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 5/11/2014 tarihli kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bu karar 24/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu22/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) “Davalardaki temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Tahkim usulüne tabi olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler, askerlik hizmetini yerine getiren kişilerin sağlıklarının ve iyilik hâllerinin korunmasını ve bu kişilere gerekli tıbbi bakımın sağlanmasını gerekli kılar. AİHM'e göre yetkili makamlar, askerlik hizmeti sırasında gerçekleşen her türlü yaralanma ve ölüm olayına ilişkin makul bir açıklama sunma yükümlülüğü altındadır (Metin Gültekin ve diğerleri/Türkiye, B. No: 17081/06, 6/10/2015, §§ 32, 33; Beker/Türkiye, B. No: 27866/03, 24/3/2009, §§ 41-43).