T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1451 KARAR NO : 2026/449 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12.05.2023 NUMARASI : 2022/897 E. -2023/387 K. DAVANIN KONUSU : Genel Kurul Kararının İptali İstemli KARAR TARİHİ : 13.03.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 13.03.2026 İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.05.2023 tarih 2022/897 E. -2023/…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1451 KARAR NO : 2026/449 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12.05.2023 NUMARASI : 2022/897 E. -2023/387 K. DAVANIN KONUSU : Genel Kurul Kararının İptali İstemli KARAR TARİHİ : 13.03.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 13.03.2026 İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.05.2023 tarih 2022/897 E. -2023/387 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... . tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin esas sermayesini temsil eden payların %50'sine sahip olduğunu, pay sahipliği durumuna göre şirket genel kurullarında davacının iradesinin aksine bir karar alınmasının mümkün olmadığını; davalı şirketin 23.05.2022 tarihli 2020 yılına ait olağan genel kurulunun TTK’nın 414/1 maddesi uyarınca müvekkiline usulüne uygun olarak çağrı yapılmadan toplandığını ve yönetimin değiştirilmesi dahil olmak üzere davalı şirketi ilgilendiren pek çok önemli konuda karar alındığını, alınan kararların yok hükmünde olduğunu; iptal davası için geçerli olan 3 aylık dava açma süresi ve genel kurula katılmaya ilişkin diğer şartların hükümsüzlük hâli için uygulama alanı bulamayacağını; 23.05.2022 tarihli genel kurulda yeni yönetim kurulu üyesi seçilmesine ilişkin kararın da yokluk yaptırımına tâbi olduğunu, dolayısıyla hâlihazırda davalı şirket yönetiminde bulunan kişilerin hukukî olarak yetkisiz olduğunu, davalı şirketin şu an için geçerli şekilde seçilen bir yönetim kurulu olmadan faaliyetlerini sürdürdüğünü iddia ederek, davalı şirketin 23.05.2022 tarihli 2020 yılına ait olağan genel kurulunda alınan bütün kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, tedbiren yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, davacı tarafın 2020 yılına ait olağan genel kurul toplantısına TTK’nın 414/1 maddesi uyarınca usulüne uygun davet edilmediğini iddia ettiğini, bu iddiayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir pay sahibinin genel kurul toplantısına usulüne uygun çağrılmamasının ancak TTK’nın 445. md çerçevesinde genel kurul kararının iptali davasına konu olabileceğini, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabileceğini, davanın 23.05.2022 tarihli olağan genel kurul toplantı kararının üzerinden üç ay geçtikten sonra 20.10.2022 tarihinde açıldığını, hak düşürücü sürenin dolduğunu; davacının annesi olan ve şirket yönetim kurulu üyesi olan ....'nın şirketin işleyişini engelleyici davranışları ve şirketle olan husumeti nedeniyle şirketin iki kişiden oluşan yönetim kurulunun genel kurul toplanma kararını iki kez alamadığını, son olarak dava konusu edilen 2020 yılı genel kurulunun da mahkeme kanalı ile diğer yönetim kurulu üyesinin genel kurulu toplantıya çağırma konusunda mahkemeden yetki alması üzerine yapılabildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu genel kurul toplantısı hazirun cetveline göre toplantıya .... ve ....’ın asaleten katıldıkları; şirket sermayesinin 50.000,00 TL olduğu, toplanm hisse adedinin 50.000 olduğu, asgari toplantı nisabının 12.500 olduğu, mevcut toplantı nisabının 12.500 olduğu; olağan genel kurul toplantı çağrısının usulüne uygun yapılamamasının çağrıya ilişkin bir eksiklik olduğu ve davacıya iptal davası açma hakkı verdiği, davaya konu toplantıda alınan kararların 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde belirtilen pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı nitelikte kararlar olmadığı, zira alınan kararların üzerinde tasarruf edilmesi mümkün kararlar olduğu, ortakların mal varlıksal haklarının özünden genel ve kesin bir şekilde vazgeçilmesi sonucunu doğuracak nitelikte ve içerikte kararlar olmadığı, bu nedenle de iptale tabi kararlar olduğu; 6102 sayılı TTK’nın 418. maddesinde esas sözleşmede, daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığının arandığı, toplam 50.000 adet paydan ¼’ü olan 12.500 payın toplantıda temsil edildiği, kararların da oy birliği ile alındığı, böylece toplantı ve karar nisabının da sağlandığı; eldeki davanın 20.10.2022 tarihinde açıldığı, iptali istenen olağan genel kurul toplantısının 23.05.2022 tarihli olduğu, davanın açıldığı tarih itibariyle 6102 sayılı TTK’nın 445. maddesinde öngörülen 3 aylık dava açma süresinin dolduğu, belirlenen sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, davacının davalı şirketin %50 oranında pay sahibi olduğunu; ancak davalı tarafından 23.05.2022 tarihinde yapılan 2020 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısına davet edilmediğini; davacı davet edilmeksizin icra edilen toplantıda davalı şirketin hâlihazırdaki yönetim kurulu üyelerinin kendilerini yönetim kuruluna seçtiklerini, davalı şirketin 23.05.2020 tarihinden önceki ve sonraki genel kurul toplantılarına usûlüne uygun şekilde davet edilmemekle birlikte e-posta gönderilmesi suretiyle usûlsüz de olsa haberdar edildiğini; genel kurul kararının çağrıya ilişkin kurucu unsur yerine getirilmediğinden yok hükmünde olduğunu; mahkemece davalı şirketin anonim şirket olmasına karşın limited şirket olduğu ifade edilerek bu hükümlere göre değerlendirme yapıldığını, mahkemece emsâl olarak gösterilen karara konu vakıa ile mevcut vakıanın benzerlik göstermediğini, genel kurul gündemini içerir ilânın iadeli taahhütlü mektupla pay sahibine bildirilme zorunluluğunun TTK md 414/1'de düzenlendiğini, genel kurul toplantısında alınan kararların tescil edilebilmesi için iadeli taahhütlü mektupla bildirim yapıldığına dair ispatlayıcı belgelerin İzmir Ticaret Sicili Müdürlüğüne tesliminin zorunlu olduğunu, pay sahiplerine çağrı yapılmamasının genel kurulda alınan kararların yok hükmünde sayılmasını gerektirdiğini, çağrıda usûlsüzlük ile çağrıda yokluk / geçersiz çağrı arasındaki farkın net bir şekilde ortaya konamadığını, TTK m. 414/1 ile çağrının iadeli taahhütlü mektupla yapılmasının bir ispat koşulu değil, bir geçerlilik koşulu olarak kararlaştırıldığını, davacının %50 pay sahibi olduğu şirkette, şirketin diğer pay sahiplerinin şirketi hortumlamak ve kendilerini yönetici seçmek kastıyla davacıya haber vermeksizin genel kurul toplantısı yaptıklarını ve yönetimi kendi oylarıyla değiştirdiklerini, aksi durumda salt olarak Ticaret Sicil Gazetesinde ilân yapılmasının yeterli kabul edilebileceğini ve pay sahiplerine Ticaret Sicil Gazetesi ilânlarını takip etme yükümlülüğü yüklenmiş olacağını, mahkemece verilen kararın hukukî dinlenilme hakkı kapsamında sürpriz karar verme yasağına aykırı olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, davalı anonim şirketin 23.05.2022 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 445. maddesi uyarınca, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde ve 446. madde hükmüne göre, toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu, kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri iptal davası açabilir. Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir. Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır. 6102 Kanun'un 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı Kanun'un 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından resen göz önünde tutulur. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne mülga 6762 sayılı TTK'da, ne de 6102 sayılı TTK'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378). Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ikinci maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37). Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır. (Yargıtay 11. HD 11.04.2023 tarihli 2021/5560 E. 2023/2238 K.; 18.12.2018 tarihli, 2017/1702 E. 2018/8018 K. sayılı ilamları) Somut olayda, davalı şirketin dört ortaklı olduğu, davacının 25.000, dava dışı ....ve ....'ın 6.250'şer, dava dışı .....A.Ş.'nin 12.500 hisse sahibi olduğu, dava dışı ortak-yönetim kurulu üyesi ....'nun başvurusu üzerine Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/739 E. 2022/243 K. sayılı kararı ile ....'na şirket genel kurulunu toplantıya çağırmaya izin verilmesine karar verildiği, bu karar uyarınca davalı şirketin olağan genel kurul toplantısının 23.05.2022 tarihinde gerçekleştirildiği, toplantının davacı ortağa taahhütlü mektup ile bildirilmediği ve davacının genel kurul toplantısına katılmadığı; dava konusu 23.05.2022 tarihli olağan genel kurul toplantısında (1) numaralı gündem maddesinde açılış ve toplantı başkanının seçiminin yapıldığı; (2) numaralı gündem maddesinde topantı tutanaklarının imzalanması konusunda toplantı başkanına yetki verilmesine karar verildiği; (3) numaralı gündem maddesinde 2020 yılı faaliyet raporunun ve kâr zarar hesabının görüşüldüğü, oylamaya sunulduğu ve kabulüne karar verildiği; (4) numaralı gündem maddesinde 2020 yılı bilanço ve gelir tablosunun görüşüldüğü, oylamaya sunulduğu ve kabulüne karar verildiği; (5) numaralı gündem maddesinde 2020 yılı kar dağıtımı yapılmamasına karar verildiği; (6) numaralı gündem maddesinde yönetim kurulu üyelerinin ibralarına karar verildiği, oylamaya yönetim kurulu üyelerinin katılmadığı; (7) numaralı gündem maddesinde yönetim kurulu üyelerinin seçiminin yapıldığı; (8) numaralı gündem maddesinde şirket adresinin nakline karar verildiği; (9) numaralı gündem maddesinde dilek ve temennilere geçilerek toplantıya son verildiği anlaşılmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin az yukarıda belirtilen ilamlarında da vurgulandığı üzere, usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar kurucu-şekli unsurlarının eksik olması nedeniyle yoklukla malul karar niteliğinde olduklarından, ilk derece mahkemesince işin esasına girilerek, yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, TTK’nın 445. maddesinde öngörülen 3 aylık dava açma süresinin geçirildiği gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi isabetli bulunmamıştır. Davacı vekilinin istinaf sebepleri yerindedir. Mahkemenin kabulüne göre de, dava konusu genel kurul toplantısından önceki yönetim kurulu üyelerinin dava dışı ..... ve .... (6.250 pay ile şirket ortağı) olduğu, dava konusu toplantıya yönetim kurulu üyesi .... (6.250 pay ile şirket ortağı) ve dava dışı .... (6.250 pay ile şirket ortağı) katıldıkları, yönetim kurulu üyesi ....'nun kendisi hakkında ibra kararında oy kullanamadığına göre, sadece ....'ın oy kullandığı, böylece karar yeter sayısının da sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince işin esasına girilip, taraf delilleri toplanarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yukarıda belirtilen gerekçeyle davanın usulden reddedine karar verilmesi yerinde görülmemiş, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.05.2023 tarihli 2022/897 E. 2023/387 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-4 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 13.03.2026