Başvuru, sağlık sorunları bulunan hükümlünün infazın ertelenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, sağlık sorunları bulunan hükümlünün infazın ertelenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 11/10/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca 4/11/2019 tarihinde, başvurucunun tahliye edilmesi yönündeki tedbir talebi, sağlık hizmetlerine erişim imkanına sahip olduğu değerlendirilerek reddedilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiş; başvurucu karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Başvuru Öncesi Dönem Ahmet Sılık (Başvurucu), silahlı terör örgütüne (PKK) üye olmamakla birlikte bilerek isteyerek yardım etme suçu sabit görülerek Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 12/12/2012 tarihli kararı uyarınca 6 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmış ve hüküm kesinleşmiştir. Başvurucu, cezasının infaz edilmesi amacıyla 10/3/2018 tarihinde İzmir 2 No.lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna yerleştirilmiştir. Başvurucu, cezasının infazına başlanan tarih itibarıyla 74 yaşındadır. Müddetnamede başvurucunun koşullu salıverilme tarihi 23/2/2022, hak ederek tahliye tarihi ise 14/10/2023 olarak tespit edilmiştir. İzmir 2 No.lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, başvurucuyu sağlık durumu nedeniyle infazın ertelenmesi şartlarının var olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılması için 19/3/2018 tarihinde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesine sevk etmiştir. Ayrıca başvurucu 18/4/2018 tarihli dilekçesi ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) müracaat ederek infazının evde ya da bir bakımevinde gerçekleştirilmesini talep etmiştir. Başvurucunun vasisi B.S. de 23/7/2018 tarihli dilekçe ile başvurucunun cezasının infazının ertelenmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucunun sevk edildiği sağlık kurumu tarafından başvurucu hakkında birden fazla rapor düzenlenmiştir. 14/5/2018 tarihli raporda "3 aydır küçük adımlarla yürüme, unutkanlık, idrar kaçırma, BBT: atrofi, periventriküler lökomalazi, sağ sentrum semiovale kronik laküner infarkt mevcut olduğu" tespiti yapılmıştır. 30/5/2018 ile 6/6/2018 tarihleri arasındaki zaman dilimini kapsayan epikriz raporunda ise "bilinen HT, SVH öyküsü, 5-6 aydır artan unutkanlık, zaman zaman idrarını tutamama, son 2-3 aydır devamlı olarak idrar ve gaita kacırma, sol hemihipoestezi, hafif demans tespitinde bulunulmuş ve MMSE sonucuna göre takiplerinde kliniğinin daha iyi olduğu" ifade edilmiştir. Son olarak 8/6/2018 tarihli raporda daha önceki raporlarda bulunan tespitlere yer verilmekle birlikte ayrıca "sağ göz 3, sol göz 1, sağ PCIOL, PCO+, sol grade 2 nükleer katarakt, sağ psödofaki, sola katarakt için ameliyat gerekir, sol sekel hemiparezi" tespitinde bulunulmuş, raporun devamında "hastanın her soruya 'Ben ne bileyim.' şeklinde cevap verdiği, yemeğini yediği, kendi banyosunu yaptığı fakat hijyeninin bozuk olduğu, umursamadığı, kendisinin arada gaita kaçırdığını söylediği, hastanın 2018 tarihinde nöroloji kliniğine yatırılarak izlendiği, yattığı sürede öz bakımını kendisinin yapabildiği, hafif demans düşünüldüğü, hastanın takip ve tedavisinin R Tipi Ceza İnfaz Kurumunda sürdürülmesi, düzenli aralıklarla nöroloji-demans polikliniğinde takip edilmesinin uygun olduğu" ifade edilmiştir. Başvurucu bu sürecin ardından 13/8/2018 tarihinde Menemen R (rehabilitasyon merkezi) Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) nakledilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu tarafından yapılan kabul muayenesinde başvurucu hakkında bunama, sol kısmi felç tespiti yapılmıştır. Başvurucunun kurum bünyesinde olduğu 1/10/2018 ile 4/12/2020 tarihleri arasında birden fazla kez olmak üzere (genel cerrahi polikliniğine yatış ve tedavi dâhil olmak üzere yaklaşık 15 defa) sağlık kurumuna sevk edildiği, ilaçların/tedavilerinin düzenlendiği görülmüştür. Başsavcılık, başvurucuyu 14/8/2018 tarihinde infazın ertelenmesi koşullarının mevcudiyeti hakkında değerlendirme yapması için Adli Tıp Kurumuna sevk etmiştir. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 16/11/2018 tarihli raporda özetle başvurucunun ayağa yardımsız kalktığı, kas tonunun normal olduğu, geniş adımlarla yürüyebildiği, konuşma ve anlamasının normal olduğu, duyu kusuru ve nöbet öyküsü olmadığı, nörolojik muayenede demansiyel bulgular (yürüme bozukluğu, idrar kaçırma) tespit edildiği, belleğinin zayıf olduğu, kişisel bilgilerini verirken zorlandığı ifade edilmiş; başvurucunun hayatını yalnız idame ettiremeyeceği, başvurucunun durumunun 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesinin altıncı fıkrası kapsamında olduğu, bununla beraber toplum açısından risk oluşturup oluşturmadığı hususunun tıbbi açıdan değerlendirme yapılacak bir konu olmadığı belirtilmiştir. Başvurucu hakkında düzenlenen 14/3/2019 tarihli Kolluk Tahkikat Tutanağı'nda özetle başvurucu ve ailesinin terör örgütüne müzahir kitleden olduğu, eşinin hâlen örgüte yardım ettiği ve oğlunu örgüt mensubu olarak yetiştirmek istediği, bu sebeplerle başvurucunun infazının ertelenmesinin örgüt/örgütün eylemleri üzerinde toplum aleyhine olumsuz etki göstereceği ifade edilmiştir. Başvurucunun infazın ertelenmesi talebi, 15/3/2019 tarihli Başsavcılık kararı ile reddedilmiştir. Kararda adli tıp raporuna da yer verilerek kolluk tutanağına atıfla silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûm olan başvurucunun cezasının infazının ertelenmesinin toplum güvenliği için tehlike oluşturabileceği ifade edilmiştir. Söz konusu karara karşı yapılan itiraz (kapatılan) Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 26/6/2019 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Başvurucunun tedavilerinin yapılması için ilgili mercilere gönderilmesi, infazın evde gerçekleştirilmesi yönündeki talepleri içeren 21/8/2019 tarihli dilekçe üzerine Başsavcılık 2/9/2019 tarihli yazısıyla Ceza İnfaz Kurumundan konuya ilişkin olarak işlem yapılmasını ve edimde bulunulmasını istemiştir. Başsavcılık söz konusu yazısında Ceza İnfaz Kurumundan başvurucu için sağlık kurumları ile irtibat kurularak gerekli muayene ve tedavilerinin eksiksiz yerine getirilmesini, kontrollerinin düzenli olarak yaptırılması hususunda gerekli duyarlılığın ve özenin gösterilmesini, yatarak tedavisinin öngörülmesi hâlinde herhangi bir gecikmeye meydan verilmeksizin yatışı ile ilgili tedbirlerin alınmasını istemiştir. Yazının devamında 5275 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca cezanın infazının ertelenmesi/geri bırakılması için gereken koşulların varlığı hususunda değerlendirme yapılmasını talep etmiştir. Ayrıca Ceza İnfaz Kurumunun talebi üzerine İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi tarafından başvurucu hakkında düzenlenen 6/9/2019 tarihli sağlık kurulu raporunda başvurucunun ceza infaz kurumunda tek başına hayatını idame ettiremeyeceği, hayati tehlike teşkil etmemekle birlikte hayatını yalnız idame ettirmekte güçlük çekeceği, R tipi ceza infaz kurumunda kalmasının uygun olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, (kapatılan) Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 26/6/2019 tarihli kararını 9/10/2019 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 11/10/2019 tarihinde tedbir talebiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Başvuru Sonrası Dönem Başvurucunun bireysel başvuru dilekçesinde ayrıca tedbir talebinde bulunması nedeniyle Anayasa Mahkemesi, Ceza İnfaz Kurumundan başvurucunun tedavi ve takip durumuna, acil sağlık hizmetlerine erişimine, öz bakımını nasıl sağladığına, kendisine bu konuda yardım eden birisinin olup olmadığına ve sağlık durumuna ilişkin olarak sonradan alınmış bir rapor bulunup bulunmadığına dair bilgi istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu tarafından iletilen ve yukarıda aktarılan tedavi sürecine dair bilgileri de ihtiva eden 16/10/2019 tarihli cevabi yazının ilgili kısmı şöyledir:" ... kurumumuzda görevli doktor tarafından düzeni olarak yapılan muayenelerin ardından ... Reçeteler tanzim edilerek ilaçlarının kullandırılması sağlanmaktadır.Kurumumuz revir biriminde 2 pratisyen hekim, 1 memur kadrosunda doktor, 1 tane diş hekimi, 1 ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı, 1 fizik ve tedavi uzmanı, 1 fizyoterapist ayrıca 4 sağlık memuru, 3 acil tıp teknisyeni bulunmakta olup 24 saat nöbet sistemi ile çalışılmaktadır.Kurum doktoru hergün hükümlü ve tutuklulara vizit yapmakta, muayene sonucu sevk olması gereken hükümlü ve tutuklular hakkında sevk evrakı düzenlenmekte, hükümlü ve tutukluların ilgili hastanelere sevk edilmeleri için yapılan sevk planlaması sevk ve idareden sorumlu Menemen Cezaevi Jandarma Bölük Komutanlığına teslim edilmekte olup, hükümlü ve tutukluların sevkleri ilgili hastanelere gerçekleştirilmektedir.Hükümlü ve tutukluların muayeneleri Kurum doktoru tarafından yapılarak gerekli ilaç tedavisi düzenlenmekte, yazılan ilaçlardan kontrole tabi olanlar günlük dozlar halinde verilerek kontrollü dağıtımı sağlanmaktadır. Hükümlü, tutuklu ve personelin acil rahatsızlığı durumunda hemen muayenesi yapılarak tedavileri gerçekleştirilmekte, tedavisi tabipliğimizde yapılamayanların ise vakit kaybedilmeden Devlet Hastanelerine sevkleri sağlanmaktadır. Kurumumuzun fiziki yapısı gereğince tek kişilik ve üç kişilik odaların mevcut olduğu, mevcut cezası nedeniyle ilgili mevzuat uyarınca tek kişilik odada kalmasını gerekir hükümlü ve tutukluların tek kişilik odada kalmasına sağlanılmaktadır. Hükümlü Ahmet SILIK'ın silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hükümlü olduğu ve Kurumumuzun A Blok tekli koğuşunda kalmaktadır.Kurumumuzda bulunan her odada tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Kurumumuzda 24 saat temiz suya erişim sağlanmaktadır. Sıcak su sürekli ve sınırsız verilmektedir.Kurumumuzda bulunan hükümlü ve tutuklular gün içerisinde istediği kadar havalandırma bahçesine çıkmaktadırlar. Kurumumuzda sürekli işçi kadrosunda görev yapmakta olan 18 hasta bakıcının mevcut olduğu, 24 saat esasına göre görev yapmakta oldukları, sağlık durumu nedeniyle öz bakım becerilerini yerine getiremeyen tüm hükümlü/tutukluların bu ihtiyaçlarının hasta bakıcılar tarafından yerine getirildiği, görevli hekimler ve sağlık personelleri tarafından muayene, tedavi takipleri ve gerekli diğer sağlık işlemlerinin yapıldığı,Kurumumuzda engelli hükümlü ve tutuklular için gerekli düzenlemeler yapılmaktadır. Kurum hastabakıcıları ve Kurum işçi hükümlüleri tarafından odalar hergün yıkanmakta olup, hükümlü ve tutuklular haftada 2 kere banyoları yaptırılmaktadır. Ayrıca engelli hükümlü ve tutukluların özbakımları hastabakıcılar tarafından düzenli olarak yapılmaktadır. Kurumda bulunan koğuşların temizliği hastabakıcı ve işçi hükümlüler tarafından yapılmakta olup ayrıca gerekli durumlarda gerekli malzemeler verilmektedir....İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2/9/2019 tarihli yazısı ile ... sağlık işlemlerinin devam ettiği, hükümlünün eksik tetkiklerinin tamamlanmasının ardından İstanbul Adli Tıp Kurumuna evrakların gönderileceği ve hükümlü hakkında düzenlenecek adli tıp raporunun ... ilgili Savcılık birimine gönderilecektir." Anayasa Mahkemesi 4/11/2019 tarihinde, başvurucunun tahliye edilmesi yönündeki tedbir talebini sağlık hizmetlerine erişim imkânına sahip olduğunu değerlendirerek reddetmiştir. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin başvurucu hakkında düzenlediği 16/12/2019 tarihli raporda özetle yakınından alınan öyküye göre başvurucunun normalde kendi işlerini yerine getirebilmekteyken iskemik inme geçirdikten sonra günlük işlevlerini yapmakta zorlanmaya başladığı, eşinden alınan öyküye göre günlük işlevlerinin tamamına yakınını yerine getirebilirken zaman zaman az olsa kafa karışıklığı yaşadığı ancak bu ufak tefek unutmaların, eşyaların yerini karıştırmaların günlük hayatını kısıtlamadığı, 4-5 ay önce iskemik serebrovasküler hastalık geçirdikten sonra öz bakımında azalma olduğu, gönderilen parayı nasıl kullanacağını artık bilemediği için harcamadığı, telefon kartını tek başına kullanamadığı için telefonla görüşemediği, görüşe kimlerin geldiği sorulduğunda bu kişileri bilemediği şeklinde cevap verdiği belirtildikten sonra yıl ve ayı bilemediği, mekân değerlendirmesinde sadece bulunduğu semti doğru yanıtlayamadığı, kayıt hafızası değerlendirmesinde üç kelimeyi doğru yanıtladığı ancak hatırlatmada sadece bir kelimeyi hatırlayabildiği, dikkat ve hesap değerlendirmesinde haftanın günlerini geriye doğru saymasının tam, lisan değerlendirmesinde cisimlerin isimlendirmesinin, tekrarlamasının, kompleks emir almasının olağan olduğu, şekil çizmede yetersiz olarak değerlendirildiği, psikiyatri muayenesinde kendisinden alınan öykünün kısmen yeterli ve güvenilir olduğu, daha önce psikiyatri başvurusunun ve ruhsal şikâyetinin bulunmadığını, bir hastalığının olmadığını, yaşlılıktan dolayı ayaklarının iyi tutmadığını söylediği, kendini kötü gösterme eğilimi olmadığı, simülatif tutum gözlenmediği, bilincinin açık, koopere, yer-zaman-kişi oryantasyonunun tam, diğer muayene bulgularının normal olduğu, hastanın mahkûm koğuşunda yatmaktayken odasındaki tuvalet ışıklarını açmadan girmesi, klozet yerine lavoboya idrar yapması gibi durumların gerçekleşmesi üzerine hastaya refakatçisi eşliğinde izlem uygun görüldüğü, mahkûm koğuşunda kendisine verilen yemeği tek başına yiyebilen başvurucunun temizlik ve öz bakımına yönelik ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığının görüldüğü, sonuç olarak stroke sonrası gelişen ılımlı organik mental bozukluk olarak değerlendirildiği, son durumu ile değerlendirildiğinde başvurucunun yemeğini önüne konduğunda yiyebildiği, tek başına mobilize olsa da tuvaletini uygunsuz yerlere yaptığı, banyo ihtiyacını tek başına yapamadığının gözlendiği, ceza infaz kurumu koşullarında yaşaması hayati tehlike arz etmemekle birlikte hayatını yalnız idame ettirmekte güçlük çekeceğinin düşünüldüğü, henüz beş ay önce stroke geçirmesi nedeniyle süreklilik ve kocama hâlinin yılın sonunda değerlendirilmesinin uygun görüldüğü, kontrol muayenesinde (16/12/2019) bilinç açık, koopere, yer ve zaman yönelimi kısıtlı, konuşma dizartrik, solda kas gücü 4+/5, bilateral parmak vurma yavaş, geniş tabanlı magnet yürüyüşü mevcut olduğu ifade edilmiştir. Başsavcılığın 2/9/2019 tarihli yazısı (bkz. § 16) gereği başlatılan ve Ceza İnfaz Kurumunun cevabi yazısında da (bkz. § 19) belirtilen süreç sonunda Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 25/12/2019 tarihli raporun sonuç kısmı şöyledir:"Kurulumuzca 2019 tarihli yapılan muayenesine göre daha önce kurulumuzda yapılan nörolojik muayene bulgularında uygulanan fizik tedavi ve rehabilitasyon sonrası düzelme tespit edilen H. oğlu 1944 doğumlu Ahmet Sılık adına düzenlenen dosyadaki mevcut belgeleri ve kurulumuz muayene bulgularına göre halihazırda; a. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16/ maddesi kapsamında değerlendirilmediği, tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli poliklinik kontrolleri sağlanarak rehabilitasyon tipi cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği,b. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16/ maddesi kapsamında değerlendirilmediği, hayatını yalnız idame ettirebileceği,c. 6291 sayılı yasanın maddesi ile değişik 5275 sayılı yasanın 105/A maddesinin 3-B fıkrası kapsamında değerlendirilmediği, hayatını yalnız idame ettirebileceği,d. T. Anayasası’nın maddesinde belirtilen sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hali kapsamında değerlendirilmediği oy birliği ile mütalaa olunur." UYAP kayıtlarından başvurucunun 6/5/2021 tarihinde denetimli serbestlik koşulları uyarınca tahliye edildiği ve 2/12/2022 tarihinde hayatını kaybettiği anlaşılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) tutuklu bir kimsenin sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir genel zorunluluk getirmediğini ancak doğal olarak ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının yetkililerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayı artması ya da artma riski bulunması hâlinde bu durumun Sözleşme’nin maddesi kapsamına girebileceğini belirtmektedir (Mouisel/Fransa, B. No: 67263/01, 14/11/2002, §§ 38-40; Ürfi Çetinkaya/Türkiye, B. No; 19866/04, 23/7/2013, § 88). Bu tür davalarda AİHM, sağlık durumunun endişeye sebep olduğu durumlarda başvurucunun alıkonulmasına devam edilmesinin sağlık durumu açısından uygun olup olmadığının değerlendirilmesinde özellikle üç etkenin dikkate alınmasının gerektiğini belirtmiştir. Bunlar hükümlü/tutuklunun sağlık durumu, sağlanan bakımın kalitesi ve sağlık durumu açısından başvurucunun tutulmasına devam edilmesinin gerekip gerekmediğidir (Zarzycki/Polonya, B. No: 15351/03, 12/3/2013, § 103). Ayrıntılı ilgili hukuk için bkz. Fatih Hilmioğlu, B. No: 2014/648, 18/9/2014, §§ 28-34; Temur Eskibağ ve Mehmet Rıza Eskibağ, B. No: 2014/5098, 20/12/2017, § 45; Civan Boltan, B. No: 2014/5324, 30/10/2018, §§ 33-