Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2022/12765 E. , 2025/3668 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2022/12765 Karar No : 2025/3668 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Valiliği VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... A. Ş. VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜREC : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kara
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2022/12765 E. , 2025/3668 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2022/12765 Karar No : 2025/3668 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Valiliği VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... A. Ş. VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜREC : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Özel ... Eğitim Hizmetleri Basın ve Yayın Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ne ait olan ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... pafta, ... parsel numaralı taşınmazın her türlü kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak Maliye Hazinesi adına tescil edilmesi üzerine, ... Gayrimenkul Yatırım Anonim Şirketi'nin kredi borcu nedeniyle taşınmaz üzerine davacı lehine konulan 27.000.000,00-TL ipotekten kaynaklı 21.371.949,39-TL alacağın 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 5. maddesi kapsamında ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin ... Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün ... tarihli ve E... sayılı işleminin iptaline karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E... K:... sayılı kararında; uyuşmazlıkta, her ne kadar, 667 sayılı KHK kapsamında kapatılan Özel ... Eğitim Hizmetleri Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş.'nin maliki olduğu ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesinde kain, tapuda... pafta, ... parsel, ... sahife numarasında kayıtlı ... katlı betonarme okul, ilgili tesisler ve arsası vasıflı taşınmaz üzerinde davacı Banka lehine ipotek tesis edildiği görülmekteyse de, davacı Banka ile ... Gayrimenkul A.Ş. arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi bakımından 3. kişi olduğu anlaşılan Özel ... Eğitim Hizmetleri Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş.'nin bir başkası lehine taşınmazı üzerinde ipotek tesis etmesinin, alacaklı davacı ile arasındaki kefalet ilişkisini ortadan kaldırmadığı değerlendiridiğinden; kefaletten kaynaklandığı anlaşılan borcun 670 sayılı KHK'nın 5. maddesi gerekçe gösterilmek suretiyle reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararı kararıyla; davacının talebi kefaletten kaynaklı bir alacağın ödenmesi talepli olmayıp, kefalete dayanmayan ipotekten kaynaklı bir alacağın ödenmesi talepli olduğu, dolayısıyla kefaletten doğmayan alacak talebi için kesin aciz vesikası da gerekmediği, 670 sayılı KHK'nın 5. maddesinin 5. fıkrasında da rehinli alacaklara borçların ödenmesinde öncelikli alacaklar arasında yer verildiği anlaşılmakla, ipoteğe dayalı alacak talebi hakkında ipotek hükümleri uyarınca ipoteğin niteliği, ipotek bedeli, alacak miktarı yönlerinden değerlendirme yapılarak, rehinli alacak miktarı belirlendikten sonra KHK'da yer alan sıralama da esas alınarak ödenmesi gereken miktar yönünden bir karar verilmesi gerekirken, alacağın kefaletten doğduğundan bahisle talebin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan gerekçelerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/4. maddesi uyarınca istinaf başvurunun kabulüne, istinafa konu İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Dava konusu işlemin yasal düzenlemelere uygun olduğu, icra dairesince icra dosyasının düşürülmesine karar verildiği ve davanın dayanağının ortadan kalktığı iddia edilmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının görev yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacı Denizbank A.Ş. ile ... Gayrimenkul Yatırım A.Ş. arasında Genel Kredi Sözleşmesi imzalanmış; bu sözleşmede Özel ... Eğitim Hizmetleri Basın ve Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye ait ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesinde kain, tapuda ... pafta, ... parsel, ... sahife numarasında kayıtlı 6 katlı betonarme okul ve ilgili tesisler ve arsası vasıflı taşınmaz üzerinde, kredi teminatı olmak üzere Banka lehine ipotek tesis edilmiş; Özel ... Eğitim Hizmetleri Basın ve Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. 667 sayılı KHK ile kapatılmış ve söz konusu şirketin varlıkları Hazineye devredilmiş; söz konusu kredi alacaklarının ödenmemesi üzerine asıl borçlu ... Gayrimenkul Yatırım A.Ş. aleyhine ... İcra Müdürlüğünün E:... sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla takibe başlanmış; alacakların tahsil edilememesi üzerine, 10/10/2016 tarihinde Maliye Bakanlığı ... Defterdarlığı İl KHK İşlemleri Bürosuna başvuruda bulunularak, Özel ... Eğitim Hizmetleri Basın ve Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A.Ş.'den olan 21.731.949,39 TL alacak talep edilmiş; 03/05/2019 tarihli cevabi yazıda, 670 sayılı KHK'nın 5. maddesine göre Hazine tarafından ödenecek kurum borçlarının kefaletten doğmaması gerektiği şartın gerçekleşmediği gerekçesiyle talep reddedilmiştir. Bunun üzerine, ... tarih ve E... sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri, "...idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." olarak sayılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3/a bendinde, dilekçelerin, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından "görev ve yetki" yönünden inceleneceği; İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde de, 14. maddenin 3/a bendine göre adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. (08/03/2018 tarih ve 30354 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7091 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 17/08/2016 tarih ve 29804 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Devir işlemlerine ilişkin tedbirler" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında, "20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir."; 4. fıkrasında, "Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar." kuralı yer almıştır. (08/03/2018 tarih ve 30354 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7082 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Dava ve takip usulü" başlıklı 16. maddesinde ise, "(1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır. (2) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce başlatılan icra ve iflas takipleri ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen takipler hakkında icra müdürlüklerince, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca düşme kararı verilir. Bu kararlar dosya üzerinden kesin olarak verilir ve takip alacaklısına resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı takip giderleri kendi üzerlerinde bırakılır. (3) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler veya kapatılma ya da resen terkin üzerine Maliye Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine 17/8/2016 tarihi dahil bu tarihten sonra açılan davalar ile icra ve iflas takipleri hakkında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi gereğince dava veya takip şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine veya takibin düşmesine karar verilir. (4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir." kuralına yer verilmiştir. 7082 sayılı Kanun'un 16. maddesinin (4) numaralı fıkrasının 2. cümlesinde yer alan "İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir." kuralının iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesi'nin 31/05/2023 tarih ve E:2018/77, K:2023/105 sayılı kararıyla, "...Anayasa’nın 142. maddesi uyarınca 'yargılama usullerinin' kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Bir konudaki uyuşmazlığın, hukuki nitelikleri bakımından bütünlük oluşturan iş ve davalardan oluşan, ayrı bir yargılama usulüne tabi kılınmış hangi düzende başka bir deyişle hangi yargı kolunda görüleceğinin belirlenmesi de yargılama usulü kapsamındadır. Yargı kolunun belirlenmesi hususu da kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucu bu takdir yetkisini kullanırken hukukun genel ilkelerine ve Anayasa'daki kurallara, özellikle de hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına uygun hareket etmelidir ... ... Kanun koyucunun 670 sayılı KHK’nın 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca idare tarafından verilecek karara karşı idari yargı kolunda görevli mahkemeler nezdinde dava açılmasını tercih etmesinin kamu yararı amacıyla bağdaşmayan ve hak arama özgürlüğünü ihlal eder nitelikte bir takdir içerdiği söylenemez. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 36. ve 142. maddelerine aykırı değildir...." gerekçesiyle, iptal talebinin reddine karar verilmiştir. Söz konusu 16. maddenin (4) numaralı fıkrasının 3. cümlesinde, "İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz." kuralı yer almakta iken, anılan kural, Anayasa Mahkemesi'nin 31/05/2023 tarih ve E:2018/77, K:2023/105 sayılı kararıyla, "...İlgisine göre Hazineye ya da Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilen kurum ve kuruluşlarla hukuki ilişki içerisine giren ve bunlarının hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunan kişilerin bu iddialarını inceletebilecekleri ve karara bağlanmasını talep edebilecekleri etkili başvuru yollarının oluşturulması etkili başvuru hakkının bir gereğidir. Özel hukuk ilişkileri çerçevesinde kişiler arasında doğan hak ve yükümlülüklere ilişkin davalar geleneksel olarak adli yargı mercilerinde görülmektedir. Ancak 670 sayılı KHK’yla yapılan değişikliklerle bu tür uyuşmazlıklara ilişkin olarak özel bir mekanizma oluşturulmuş, bu çerçevede kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunanların öncelikle idareye başvurması, idarenin olumsuz cevabı üzerine bu işleme karşı idari yargıda dava açması ve bu uyuşmazlıklar idari yargı tarafından çözümlenmesi öngörülmüştür. Dava konusu kural ise sözü edilen idari başvuru yolunun tüketilmesinden sonra açılacak idari davada verilen kararın kesin olmasıyla birlikte bu türden mülkiyet iddialarına karşı adli yargı yolunun kapatılmasını öngörmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunanların bu iddialarla ilgili olarak açacakları davaların hangi yargı kolunda görüleceği meselesi bir yargılama usulü politikası olarak kanun koyucunun takdirindedir. Anayasa’nın 36. veya 40. maddesi bu tür uyuşmazlıkların adli yargıda karara bağlanmasına ilişkin bir güvence içermemektedir. İdari yargı mercilerinin özel borç ilişkilerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümlenmesi hususunda yeterli tecrübeye sahip olup olmaması da bir yerindelik meselesi olup anayasal bir sorun değildir. Dolayısıyla kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia edenlerin açacakları davaların idari yargı mercileri tarafından karara bağlanması tek başına Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık taşımamaktadır. Bununla birlikte Anayasa’nın 40. maddesi oluşturulacak dava yolunun uyuşmazlığın esasını inceleme ve karara bağlama kapasitesini haiz olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu da idari yargı yerlerinin bu tür uyuşmazlıkların esasının incelenmesini ve karara bağlanmasını temin edecek uygun araçlarla donatılmasını gerektirmektedir. İdari yargının bu tür özel borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların esasını tüm yönleriyle inceleyebilecek araçlardan yoksunluğu bu tür uyuşmazlıkları inceleyebilecek yegâne yolun idari yargı olmasını öngören kuralın Anayasa’nın 40. maddesindeki gereklilikleri karşılamaması sonucunu doğurabilir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin üzerinde durması gereken mesele idari yargının kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarını her yönüyle çözüme kavuşturacak araçlara sahip olup olmadığıdır. İdari yargılama usulü 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca yazılı yargılamaya dayanmaktadır. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesini yasaklayan açık bir hüküm bulunmamakla birlikte tanık dinleme usulünü düzenleyen hükümler 2577 sayılı Kanun’da yer almadığından ve bu konuda hukuk muhakemesi usulüne atıfta da bulunulmadığından idari yargılamada tanık dinlenip dinlenmeyeceği meselesi tartışmalı bir konu olmayı sürdürmüştür. Özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların bir kısmı yazılı belgelere dayandığından yazılı yargılama usulünü uygulayan idari yargının bunların çözümlenmesi için gereken araçları haiz olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde yazılı belgeler üzerinde inceleme yapılması yeterli olmamakta sözlü yargılama yapılması da gerekebilmektedir. Özellikle sadece tanık deliline dayalı olarak ispatlanması mümkün olabilecek iddiaların incelenmesinde sözlü yargılama yapılması ve tanık dinlenmesi zorunlu olabilmektedir. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesinin mümkün olup olmadığı hususunda süregelen tartışmanın varlığı da gözetildiğinde tanık dinlenmesini gerektiren özel hukuk uyuşmazlıkları yönünden idari yargının etkili bir yol olduğunun kesin bir biçimde söylenmesi mümkün görünmemektedir. Bu durumda kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarının, sahip olduğu araçlar bakımından idari yargının kapasitesini aşıp aşmadığı yönünden bir ayrım yapılmaksızın, tümünün tek çözüm mercii olarak idari yargının tayin edilmesi Anayasa’nın 40. maddesinde öngörülen etkili yargısal başvuru yolları oluşturma yükümlülüğünü ihlal etmektedir. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırıdır." gerekçesine yer verilerek iptal edilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdari yargının görev alanı; idare hukuku kuralları içinde, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücü kullanılarak tek taraflı tesis edilen kesin ve yürütülmesi zorunlu idarî işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar nedeniyle açılan davaların görüm ve çözümüyle sınırlı bulunmaktadır. İdari yargı mercilerinde yargısal denetimi yapılarak çözümlenecek uyuşmazlıklarda; öncelikle davaya konu işlemin idari bir işlem olup olmadığı hususunun, başka bir anlatımla idare hukuku kurallarına göre tesis edilen, kamu gücüne dayanarak, diğer tarafın rızasını aramaya gerek olmaksızın, ilgilinin hukuki durumunda tek yanlı irade açıklamasıyla değişiklik meydana getiren bir işlem olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir. İdari makamlar tarafından tesis edilmiş olsa bile, özel hukuk hükümlerine tabi olan işlem ve sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde adli yargı mercileri görevlidir. Dava konusu uyuşmazlığın, Denizbank A.Ş. ile ... Gayrimenkul Yatırım A.Ş. arasında imzalanan kredi sözleşmesine karşılık teminat olarak üçüncü kişi konumundaki Özel ... Eğitim Hizmetleri Basın ve Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye ait ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesinde kain, tapuda ... pafta, ... parsel, ... sahife numarasında kayıtlı 6 katlı betonarme okul ve ilgili tesisler ve arsası vasıflı taşınmaz üzerine konulan ipoteğe dayalı alacağın ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemden kaynaklandığı görülmektedir. Bu durumda, kredi sözleşmesi uyarınca davacı Banka lehine taşınmaz üzerine konulan ipoteğe dayalı alacağın ödenmesi istemi özel hukuk hükümlerine göre çözümleneceğinden ve yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında aksi yönde bir tespit ve değerlendirmede bulunulmadığından, anılan istemden kaynaklanan dava konusu uyuşmazlığın adli yargı düzeninin görev alanında bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiğinden, işin esasına girilerek davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak dava konusu işlemin iptali yolunda verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü, Mahkeme kararının kaldırılması ve dava konusu işlemin reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA, 2. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 26/03/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.