8. Hukuk Dairesi 2016/5895 E. , 2018/2798 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İstihkak Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı alacaklı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.02.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Du
**8. Hukuk Dairesi 2016/5895 E. , 2018/2798 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İstihkak Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı alacaklı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.02.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı alacaklı vekili Avukat Gönül Şanlı geldi. Başka gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı 3.kişi vekili, 06/09/2012 tarihinde haczedilen fındıkların davacıya ait olduğunu, müvekkili şirketin hacze konu işyerini davalı borçludan kiraladığını, fındık sezonunun başladığı 2012 yılı Ağustos ayından itibaren bu yeri kullandığını, hacze konu fındık ürünlerinin tamamının müvekkiline ait olduğunu, bedellerinin müstahsillere ödendiğini, icra müdürlüğü tarafından müvekkili şirkete ait vergi levhası, çalışma ruhsatı gibi belgelerin varlığının tespit edildiğini, mülkiyet karinesinin müvekkili lehine olduğunu, aksinin alacaklı tarafça ispatlanması gerektiğini belirterek davanın kabulü ile haczedilen menkuller üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı alacaklı vekili, borçlu şirketin faaliyetlerini aralarında sıkı organik bağ olan davacı şirket üzerinden yürüttüğünü, bu şekilde alacaklıdan mal kaçırmaya gayret ettiklerini, haczedilen menkullerin borçluya ait olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, ödeme emrinin borçlu şirkete haciz yapılan adreste tebliğ edildiği, aynı adreste borçluların huzurunda daha önce aynı takip dosyasından 10/07/2012 tarihinde haciz işlemi yapıldığı, istihkak iddiasına konu mahcuz fındıkların haczedildiği fabrikanın borçlu şirketin ya da ortaklarının mülkiyetinde olduğu, takip borçlusu ve aynı zamanda borçlu şirket ortağı ...'un istihkak iddia eden şirket ortağı ...'un babası olduğu, buna göre mahcuz fındıkların borçlunun elinde haczedildiğinin İİK.nın 97/a maddesi uyarınca mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü gerektiği, ispat külfetinin davacıda bulunduğu, davacı şirketin ve haciz sırasında hazır bulunan ...'ın takip borçlusu olmadığı, davacı şirketin ortağının borçlular ve borçlu şirket ortağı ile yakın akraba olmasının onun da borçlu olması sonucunu doğurmayacağı, fındığın yörenin temel gelirini teşkil etmekte olduğu, bölge halkının büyük çoğunluğunun ya fındık üretimi ya da alım satımı ile iştigal ettiği, davacı şirketin takip tarihinden 3 yıl önce kurulduğu, alınan bilirkişi raporuna göre davacı şirketin kurulduğu 2009 yılından itibaren 2010, 2011 ve 2012 yıllarında aktif olarak faaliyette bulunduğu, kuruluşundan itibaren fındık alım satımının yanısıra başka faaliyetlerde de aktif çalıştığı, mahcuz fındıklara ait olduğu ileri sürülen ve ibraz edilen müstahsil makbuzlarının davacı şirketin yasal defterlerinde de kayıtlı olduğunun tesbit edildiği, mahcuz fındıkların davacı tarafça önceki yıllarda olduğu gibi 2012 yılında alımı yapılan fındık mahsülü olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile mahcuz fındıklar üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş, karar davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinde, her ne kadar haciz adresi ticaret sicil kayıtlarında davacı 3. kişi şirketin adresi olarak kayıtlı ise de, davanın dayanağı takip dosyasındaki ödeme emri borçlu şirket ortaklarından ...'a haciz adresinde tebliğ edilmiştir. Zaten davacı şirketin haciz yapılan adrese, haciz tarihinden yaklaşık 1,5 ay öncesinden geldiği görülmektedir. Öte yandan, aynı takip dosyasında 10.07.2012 tarihinde haciz yerine gidilip haciz yapılmak istendiğinde de takip borçlusu şirketin ortaklarının haciz adresinde bulunduğu ilgili haciz tutanağından anlaşılmaktadır. Haciz yerini borçludan adi nitelikte bir kira sözleşmesiyle kiralayan davacı 3. kişinin haciz yerine fiilen taşınması da 10.07.2012 tarihinden sonradır. Önemle ifade etmek gerekir ki, davacı 3. kişi şirket, borcun doğumundan sonra kurulmuştur. Bu şirketin hakim ortağı ..., borçlu şirketin eski yetkililerinden olup, borçlu şirketin ortaklarından ...'un oğlu, diğer ortakların da akrabasıdır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı şirketin 2009 ve 2012 yıllarında borçlu şirketle hem alım hem de satım bakımından ticari ilişkisinin bulunduğu, 2010 ve 2011 yıllarında ise davacı şirketin tüm satışlarını borçlu şirkete yaptığı tespit edilmiştir. Bu bilgilere göre de davacı ile borçlu arasında ticari ilişki bakımından da sıkı bir bağın varolduğu görülmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında, somut olayda; İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü gerekir. Mülkiyet karinesinin aksinin davacı 3. kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gerekir. Davacı 3. kişi tarafından sunulan müstahsil makbuzları her zaman temini mümkün belgelerden olup, vergi levhası ve kira sözleşmesi de karinenin aksini kanıtlayacak nitelikte değildir. O halde, Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önüne alınarak, davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.630,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı alacaklıya verilmesine, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.