T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/729 Esas KARAR NO : 2026/101 (İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (Kararın Kaldırılarak Gönderilmesi HMK 353/1-a-4 ve a-6) T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/07/2024 NUMARASI : 2016/767 Esas-2024/616 Karar DAVANIN KONUSU : Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Al…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/729 Esas KARAR NO : 2026/101 (İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (Kararın Kaldırılarak Gönderilmesi HMK 353/1-a-4 ve a-6) T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/07/2024 NUMARASI : 2016/767 Esas-2024/616 Karar DAVANIN KONUSU : Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak KARAR TARİHİ : 03/02/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02/03/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde davalılar ... ve ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dairemize gönderilen dosyanın yapılan istinaf incelemesi sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İSTEM; Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı ...'un 06/06/2013 tarihli "Uluslararası Model Ticari Satış ve Projesi" sözleşmesi imzaladıklarını, filtre imalatı projesi'nin yatırım maliyetinin 109.000,00 Euro olarak, kaplama imalatı projesinin yatırım maliyetinin 98.500,00 TL olarak belirlendiğini, müvekkilinin sözleşmede belirlenen bedellerin tamamını karşı tarafa güvenerek malzeme ve ekipmanlar teslim edilmeden önce ödediğini, davalı ...'un proje malzemelerini yurtdışına çıkarma yetkisi olmadığını, bu nedenle diğer davalı şirketin adı ile sevkiyatını yapacağının söylendiğini, müvekkili ile diğer davalı şirket yetkilisi ...'in de 03/11/2013 tarihinde diğer sözleşmeyle aynı şartlar altında ancak tutarları farklı, "Uluslararası Ticari Satış ve Proje Sözleşmesi" imzaladıklarını, gümrük vergisini az ödemek için 43.575,00 TL ve 12.150,00 TL bedelli olmak üzere iki kez daha aynı sözleşmenin imzalatıldığını, davalı tarafça kurulumu yapılan makinelerin sözleşmeye aykırı olarak paslanmış, çalışamaz şekilde olduklarını, bu nedenle davalıların edimlerini yerine getirmediklerini, davalılara ödenen bedelin, ortada kullanılamaz derece ayıplı imala nedeniyle geçerli bir sözleşme kalmaması sebebiyle davalılardan tazmininin gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL alacağın ve sözleşmede belirlenen karlılık oranı uyarınca müvekkilinin mahrum kaldığı karın temerrüt tarihi olan ayıplı malın teslim edildiği 06/11/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 26/06/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile, filtre imalatı projesinden kaynaklı olarak 145.493,80 TL ve kaplama imalatı projesinden kaynaklı olarak ise 81.889,73 TL olmak üzere toplam 227.383,53 TL'ye taleplerini artırdıklarını bildirmişlerdir. Davacı vekili 09/07/2024 tarihli celsede kar mahrumiyetine ilişkin talebinin 1 TL olduğuna ilişkin açıklama yapmıştır. YANIT: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Davalı yan süresinde cevap dilekçesi sunmamış, aşamalardaki beyanlarında; ancak ... vekili 23/11/2013 tarihli sözleşmedeki imzanın müvekkili ...'e ait olmadığını, diğer sözleşmenin de ... Kaplama ve Boya Sistemleri Ltd. Şti. adına ... tarafından imzalandığını, bu nedenle müvekkili yönünden husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, tahkim itirazında bulunduklarını belirterek davalı ...'in, malların ihracatını yapmak dışında bir görevi bulunmadığını, ürünlerin ayıplı ya da geç tesliminin söz konusu olmadığını, davacı yanın ödemeleri geciktirdiğini, iade edilen ürünlerin ayıplı olduğundan değil başka ürünlerle değişim yapılması talebi ile gönderildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/07/2024 tarihli 2016/767 Esas 2024/616 Karar sayılı kararında özetle; Dava, eser sözleşmesine aykırılıktan kaynaklanan yapılan ödemenin iadesi ve mahrum kalınan kar istemine ilişkindir. Davalı yan her ne kadar tahkim itirazında bulunmuş ise de ilk itirazın süresinde yapılmamış olması ve davacı tarafça kabul edilmemiş olması nedeni ile itibar edilmemiştir. Davalı ... (... Profesyonel Kaplama ve Boya Sis. Org. Tur. Oto. Reklam Prodüksiyon Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi) her ne kadar husumet itirazında bulunmuş ise de, itirazın süresinde olmadığı ve sözleşmeyi şirket adına değil kendi adına imzaladığı gözetildiğinde savunmasına itibar edilmemiştir. Davalı ... (...), sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını savunmuş, yapılan imza incelemesi ile bu husus doğrulanmıştır. Ancak sözleşme kapsamında davalı hesabına gönderilen ödeme ile davalıya ait şahıs şirketi tarafından düzenlenen fatura, gümrük çıkış beyannamesi ve davacı tarafça sunulan vergi soruşturma evrakı dikkate alındığında davalının sözleşme hükümleri ile bağlı olmasa da sözleşmeye konu işe ilişkin ifa yükümlülüğünün bulunduğu değerlendirilmiştir. Uyuşmazlık, davacının yaptığı ödeme miktarı, işin eksik, ayıplı ve geç ifa edilip edilmediği, edilmiş ise davacının bedel iadesi ile kar mahrumiyeti talebinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sözleşmeler Beyoğlu 3. Noterliği'nin 01/07/2016 tarih 23117 sayılı ihtarnamesi ile davacı tarafça feshedilmiştir. Davacı teslim edilen malların bir kısmını iade etmiştir. Göndermiş olduğu ihtarname ile de kalan malların iadesine hazır olduğunu ve ödemiş olduğu sözleşme bedelinin iadesini talep etmiştir. Aşağıda açıklanacağı üzere ayıplı ve bilirkişi raporunda belirtildiği üzere geç teslim nedeni ile fesih talebinin haklı olduğu değerlendirilmiştir. Davalılar ile davacı arasında iki ayrı sözleşme düzenlenmiştir. Davacı tarafından banka ve aracı kurumlar vasıtası ile, davalı ...'e 10/12/2013 tarihinde 43.575,00 Euro gönderildiği ve bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde sözleşme bedelinin tamamının ödendiği anlaşılmıştır. Her ne kadar bilirkişi raporunda ...'a 5.000,00 USD ödeme yapıldığı belirtilmiş ise de, davacı tarafça dosya kapsamına sunulan vergi inceleme raporu ve ekleri incelendiğinde davalı ...'a farklı tarihlerde 11.600,00 USD ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. Yine davacı her ne kadar sözleşmede belirtilen iş bedelinin tamamını ödediğini, 11.600,00 USD'nin ek ödeme niteliğinde olduğunu iddia etmiş ise de, bu hususta ispata elverişli delil sunulamadığından bu miktarın sözleşme bedeline dahil olduğu değelendirilmiştir. Peşin ödemeye ilişkin olarak da, 06/06/2013 tarihli sözleşmenin 3 numaralı bendinde "Projeler için alınan ön ödeme tutarı: 50.000,00 Euro, projeler için kalan ödenmesi gereken toplam tutar: 116.000,00 Euro" olarak belirlenmiş olup ürünlerin sevk edildiği hususunda uyuşmazlık da bulunmadığı, sözleşmenin geçersizliği ya da imza inkarı da bulunmadığından peşin ödemenin sözleşme tarihi itibari ile yapıldığı, aksine bir delilin davalı yanca sunulmadığı anlaşılmış, bu husustaki bilirkişi değerlendirilmesine itibar edilmeyerek bu miktarın peşin olarak ödendiği kanaatine varılmıştır. Her ne kadar davacı tüm bedeli ödediğine ilişkin telefon ve mail kayıtlarına dayanmış ise de konuşma ve yazışmalarda davalının yapılan ödeme miktarına ilişkin ikrarı bulunmamaktadır. Yine alacak miktarı gözetildiğinde davacının tanık dinletme talebi yerinde görülmemiştir. Bu nedenle, davacının bu davalıya sözleşme gereği yapmış olduğu ödemelerin 50.000,00 Euro ve 11.600,00 USD miktarında olduğu değerlendirilmiştir. Davacı yan sözleşmeye konu teslimin ayıplı, geç ve eksik ifa edildiğini iddia etmiştir. Buna ilişkin olarak fotoğraflar ve iade belgelerini sunmuştur. Bu nedenle bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davalı ... ile yapılan sözleşme kapsamında iade edilen malların bedelinin 91.925,00 Euro olduğu ve bu malların ayıplı olduğu kabul edilmiştir. Davalı her ne kadar, süresinden sonra sunduğu cevaplarında, bu malların ayıplı olmadığını, davacının nitelik değişimi talebi üzerine malzemenin davacıya iade edildiğini savunmuş ise de davacı yanın savunmanın genişletilmesine muvafakati ile bu hususta ispata elverişli delil bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının bedel iadesi talebine ilişkin olarak, davacı tarafından davalılara ayıplı malların iade edildiği, teslim edilen ve iade edilmeyen diğer malların ayıplı olduğuna ilişkin ispata elverişli delil sunulmadığı anlaşılmıştır. Sözleşmenin, makinelerin teslimi ile kurulumuna ilişkin olup iade edilen makinelerin ve davacı uhdesinde kalan malzemenin hava filtresi kağıdı olması dikkate alındığında eserin kabulünün mümkün olmadığı ve davacının sözleşmenin feshi ve bedel iadesi talebinin yerinde olduğu değerlendirilmiştir. Davalı ... ile yapılan sözleşme kapsamında, davalıya iade edilen ürün bedelinin 29.293,30 Euro olduğu, bu miktardaki malların ayıplı teslim edilmiş olduğu kabul edilmiştir. Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere sipariş formundaki tutar ve yapılan ödeme dikkate alındığında faturadaki bedele itibar edilmemiştir. Bu hali ile davacının davalı ... aleyhine açtığı davanın 29.293,30 Euro'nun dava tarihi itibari ile efektif döviz kuru karşılığı 97.816,19 TL üzerinden kabulü gerektiği, davacının talebi ile bağlı kalınarak davasının kabulü gerektiği değerlendirilmiştir. Davalı ... yönünden yapılan ödemenin iade edilen mallardan az olduğu (50.000,00 Euro=166.960,00 TL, 11.600,00 USD=34.613,24 TL) değerlendirilmekle yapılan ödemenin karşılığı 201.573,24 TL üzerinden kabulü gerektiği, davacının talebi ile bağlı kalınarak davasının kabulü gerektiği değerlendirilmiştir. Davacı, kar mahrumiyeti talep etmiştir. Kar kaybı, müspet zararlardan olup, sözleşmesinin feshi halinde ancak uğranılan menfi zararların yani sözleşmenin ifa edileceğine güvenilerek iyiniyetle yapılmış giderler ve yine sözleşmenin ifa edileceğine güvenilerek kaçırılan daha elverişli fırsatların kaçırılması nedeni ile doğan zararın istenebilmesi mümkündür. Yine taraflar arasındaki sözleşmede, açıkça kar mahrumiyeti isteneceğine dair bir düzenleme de mevcut değildir. Kaldı ki davalı ...'le düzenlendiği belirtilen sözleşmedeki imzanın davalıya ait olmadığı da tespit edildiğinden sözleşmenin ifa dışındaki hükümlerinin davalıyı bağlayacağından söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle davacının kar mahrumiyeti talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı yan davacının bu yöndeki talebinin atiye bırakılmasına ilişkin talebini kabul etmemiştir. Açıklanan gerekçelerle davanın kısmen kabulüne, 145.493,80 TL nin davalı ...'dan 21/07/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte bu davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 81.889,73 TL'nin davalı ...'ten 21/07/2016 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte bu davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine dair karar verildiği görülmüştür. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalılar ... ve ... vekili tarafından verilen 07/01/2025 tarihli istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde özetle; Bilirkişi raporlarındaki değerlendirmelerde davalı ...'in (...-... Organizasyon firması olarak) temin edip Bakü’ye göndermiş olduğu makina ve malzemelerin geri iade edilmesinin isabetli görülmediği ve davalı ...'in (...-... Organizasyon ) ödemiş olduğu bedeli de talep etme hakkı olamayacağının değerlendirildiğini, davalı ...'un (... Kaplama Ve Boya Sistemleri Ltd. Şti. temsilcisi) hazırlamış olduğu fizibilite raporları doğrultusunda dava konusu sözleşmenin hazırlandığını ancak, ilgili sözleşmede bu fizibilite raporunun sözleşmenin bir parçası olduğuna dair bir şartın olmadığı anlaşılmakla, fizibilite raporundaki hususların bu davanın konusu olmayacağının anlaşıldığını, bu nedenle davacının fizibilite raporundaki kriterleri ön sürerek bazı taleplerde bulunmasının isabetli görülmemiş olduğunun tespitiyle davacının taleplerinin yerinde olmadığının tespit edilmiş olduğunun görüldüğünü, bilirkişi raporunda belirtilen tespitlerde de görüleceği üzere müvekkili ...'in ... ... Organizasyon adı ile imzalandığı iddia edilen sözleşmenin, adli tıp raporu gereğince müvekkili ... tarafından imzalanmadığının tespit edilmiş olduğunu ve sözleşmenin bu dosyada geçerli bir delil olmayacağının bu şekilde ispatlandığını, sözleşmenin bir an için geçerli olduğu düşünülse dahi sözleşmede müvekkili ...'e yüklenen sorumluluğun makine üretimi değil, monte işlemi olduğundan üründe oluşan ayıplardan ...'in sorumlu olmayacağının açıkça belirtildiğini, bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmede davacının davalı ...'a 11.600 Dolar ödendiğinin anlaşıldığını, bu hali ile davacının 120.500 Euro bedeli davalılara ödemesi gerekirken sözleşmedeki bedeli davalılara ödemediği ve sözleşme şartlarını yerine getirmediğinin anlaşıldığını, sözleşmeden önce ...'e verilen 10.220.22 Euro ödemenin ise ...'un edimi kapsamındaki ekipman ve malzemelerin Bakü'ye gönderilmesi için verildiğinin değerlendirildiğinin tespit edildiğini, bu durumda davacının sözleşme bedelinin tamımını ödemediğinin ve ödeme edimini yerine getirmediğinin tespit edildiğini ve davalı ...'in ise sadece ...'un ekipmanlarını Bakü'ye göndermesi konusunda sorumluluğunun olduğunu, mallardaki iade ve ayıptan da sorumlu olmadığının tespit edildiğinin görüleceğini, bilirkişi raporunda müvekkili ...'un davacıdan sözleşme bakiye bedelini almadığının tespit edilmiş olmasının, dosyada müvekkiline bakiye ücretin ödeme yapıldığına dair başkaca bir delil de olmadığının tespit edilmiş olmasının, makine ve ekipmanların da davacıya teslim ve kurulumunun yapıldığının tespit edilmiş olması ve iddia edilen ayıplı malların Türkiye'ye geri geldiğine dair Gümrük beyannamesi dahi olmadığının tespit edilmiş olmasının, iddia edilen malların TV kanallarında kurulu olarak yayın yapıldığının da tespit edilerek ürünlerin ayıplı olmadığının tespitinin yapılmış olmasına rağmen mahkeme tarafından bilirkişi raporuna itibar edilmediği belirtilerek müvekkilinin alacaklı olmasına rağmen dosya kapsamındaki tüm somut delillerin de müvekkilinin lehine olmasına rağmen mahkeme tarafından somut delillere itibar etmeden kanaat ile müvekkilinin, davacıdan almadığı sözleşme bedelinin iadesine karar verilmesinin hukuka alenen aykırılık teşkil ettiğini, tüm bilirkişi raporlarını incelediklerinde bilirkişi raporlarında davacı tarafından sözleşmeye göre davalı ...'a sözleşme bedelinin tamamının ödendiğinin ispatlanamadığının, bu nedenle davacının ...'dan bir talepte bulunamayacağının, davalı ...'in ... ... Organizasyon olarak üstlendiğinin tüm edimlerini ( makine ve ekipmanlarını teslim ettiğini) yerine getirdiğinden bir talepte bulunulamayacağının tespit edildiğinin açıkça ortada olduğunu, mahkeme kararı incelendiğinde mahkeme tarafından açıkça bilirkişi raporlarına itibar edilmediği ve dosyada toplanan somut delillere itibar edilmeden kanaat ile hüküm kurmuş olduğunun açıkça görüleceğini, kanunlar kapsamında dosyada somut deliller ve bilirkişi raporları mevcutken bu delillerin aksine kanaat ile hüküm kurulmasının mümkün olamayacağı gibi bu durumun içtihatlara da aykırılık teşkil ettiğini, dosyadaki tüm deliller ve yukarıda da ekran alıntısı ile sunmuş oldukları bilirkişi raporlarında davacının sözleşme bedelini ...'a ödeme sorumluluğunu yerine getirmediğinden bir iade talep edemeyeceğinin rapor edilmesine rağmen mahkeme tarafından bilirkişi kök raporuna göre ihtimali olarak yapılan hesaplama üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece taraflarınca yapılan itiraz ve cevapların süresinde olmadığından dolayı tahkim ve husumet itirazlarının değerlendirilemediğinin belirtildiğini, oysa ki dava dosyasına bakıldığında ...'e yapılan tebligatın TK 21 maddesine göre muhtara yapılmış olduğunu ancak tebligatın hiçbir komşu veya görevliye bildirilmeden muhtara teslim edilmiş olduğunu, bu nedenle TK 21 e göre belirtilen koşullar oluşmadığı halde bu maddeye göre tebligat yapıldığının belirtildiğini, davalı ...'a ise dava dilekçesini içerir bir tebligat veya başkaca bir tebligatın hiç yapılmamış olduğunu, gönderilen tebligatın, "... kaplama ve Boya Sistemlerine, gönderildiğini ve tebligatın ona yapılmış olduğunu, bu nedenle müvekkillerinin ... ve ... olması nedeniyle müvekkili olan bu davalılara usulüne uygun bir tebliğ yapılmamış olduğunu bu nedenlerle davaya cevaplarının süresinde verilmişken süresinde olmadığı bahsiyle mahkemece tahkim ve husumete ilişkin itirazlarının dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, dava dilekçesinin tebliğinin usulüne uygun olarak yapılmaması halinde cevap süresinin işleyemeyeceğinin açıkça düzenlenmiş olup bu nedenle yapılan tebligatların usulsüz olduğundan ve davalıların isimleri yazılı olarak gönderilmediğinden verilen cevaplarının süresinde olmasına rağmen mahkeme tarafından süresinde olmadığından bahisle tahkim itirazlarının reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili tarafından dosyaya sunulan istinaf başvurusuna karşı sunulan cevap dilekçesinde özetle; mahkeme kararının hukuka uygun olduğunu, dava dilekçesindeki ve aşamalardaki beyanlarını aynen tekrar ettiklerini, bu sebeple davalı yanın haksız istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, 06/06/2013 tarihli, konusu"Ulusalararası Model Ticari Satış Ve Projesi" olan eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davacı iş sahibi vekili, dava dilekçesi ile, sözleşme kapsamında teslim edilen ürünlerden iadesi yapılanların kullanılamaz derece ayıplı olduğunu belirterek bu imalatlar için davalı yana ödenen bedellerin iadesi ile kar mahrumiyeti talebinde bulunmuş ve ıslah ile toplam talebini 227.383,53 TL ye yükseltmiştir. Davalılar süresinde cevap dilekçesinde vermemişler, aşamalardaki beyanlarında davalılar ... ve ... vekili müvekkillerine usulüne uygun yapılmış bir tebligatın bulunmadığını ve esas yönünden de taleplerin haklı olmadığı belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, bir kısım davalılar olan ... ile ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalılar ... ile ... vekilinin yukarıda belirtilen gerekçelerle istinaf yoluna başvurdukları anlaşılmıştır. 1-Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile tebligat örneklerinin incelenmesinden incelenmesinden; dava dilekçesi ve eklerinin tüzel kişi olan davalı şirkete tebliğ edildiği, gerçek kişi olan davalılar ... ile ...'a usulüne uygun bir tebliğatın yapılmamış olduğu anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın “Hukuki Dinlenme Hakkı” başlığını taşıyan 27. maddesinde “(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.” hükmü bulunmaktadır. Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkı; tarafların usulüne uygun şekilde duruşmalara davet edilmelerini ve yargılama aşamalarında taraflara söz hakkı tanınmak suretiyle yargılama yapılmasını ve hüküm verilmesini zorunlu kılar. Taraflara usulüne uygun tebligat yapılmaksızın duruşma açılıp yargılama yürütülemez. Mahkemece, dava dilekçesinin davalılardan ... adına çıkarılmadığı, temsilcisi olduğu davalı ... Ltd Şti adına çıkarıldığı ve bu şirkete tebliğ edildiği, ancak verilen hükmün davalı gerçek kişi ... hakkı verilmiş olduğu dikkate alındığında, bu davalıya usulüne uygun şekilde dava dilekçesinin tebliğ edilerek savunma hakkı tanınmadan ve hukuki dinlenilme hakkına ilişkin hükümlerin ihlali ile hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Yine davalılardan ...'e dava dilekçesinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre yapılmış olduğu kabul edilerek bu davalının da süresi içinde davaya cevap vermediği değerlendirilerek hakkında hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre yapılan bir tebligatın geçerli sayılabilmesi için; muhatap ya da muhatap adına tebligatı almaya yetkili kişilerden hiçbirisinin gösterilen adreste bulunmaması, tebligat memurunun muhatabın adreste bulunmama sebebini, bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti üyesi, zabıta amir ve memurlarından sorarak öğrenmesi, bu kişinin beyanını tebligat parçasına yazması, tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar ya da ihtiyar heyeti üyelerinden birine yahut da zabıta amir veya memurlarından birine, ilgilisine teslim edilmek üzere vermesi, tebligatı alan kişinin imzasını alması, 2 nolu ihbarnameyi muhatabını konutunun kapısına yapıştırması, bu durumu muhataba bildirmek üzere komşulardan birine haber vermesi ve komşusunun imzasını alması, komşu imzadan imtina ederse bu durumu tutanağa yazması ve buna göre tebligat parçasını iade etmesi gerekir. Bu unsurların tamamı var ise geçerli bir 21. madde uygulaması söz konusu olur, aksi halde geçerli bir 21. madde uygulamasından söz edilemez. Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davalı ...'e Tebligat Kanunun 21 Maddesine göre yapıldığı belirtilen tebligat evrakında yukarıdaki gerekliliklerin tamamının yerine getirilmediği komşunun veya görevlinin imzası alınmadan ve komşu veya yönetici veya görevli imzadan imtina etmiş ise bu durumu tutanağa geçirmeden tebligatın iade edildiği, bu durumun 7201 sayılı Kanun'un 21. Maddesine uygun olmadığı, dolayısıyla bu davalıya yapılan tebligatın da usulüne uygun bulunmadığı anlaşılmaktadır. (Yargıtay Kapatılan 15 H:D 2019/3167 E-2020/1408K. ) Bu sebeple mahkemece, hukuki dinlenilme hakkına aykırı şekilde davalı gerçek kişilere usulüne uygun şekilde dava dilekçesinin ve tensip zaptının tebliğ edilmeksizin yargılamaya devamla hüküm kurulmuş olması doğru olmadığından, davalılar vekilinin bu konudaki istinaf başvurusu dairemizce haklı görülmüştür. 2- Yine davalılar vekilinin istinaf başvuru dilekçesinde, mahkemece gerekçesi belirtilmeksizin bilirkişi raporunun aksi yönünde karar verilmiş olduğu yönündeki istinaf başvuru yönünden yapılan değerlendirme sonucunda; HGK'nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "Yasa'nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur." Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırı olacaktır. 6100 sayılı HMK hükümlerine göre; mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir (266/1). Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler (281/1). Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir (281/2). Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir (281/3). Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK 282/1). (Kapatılan Yargıtay 15 H.D 15.H.D. 2017/2295 E 2018/1846 K. Sayılı ilamı.) Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde: mahkemece, dosya kapsamındaki mevcut deliller dikkate alınarak ve mevcut bilirkişi raporunun veya rapordaki bazı görüş ve tespitlerin hüküm vermeye yeterli görülmemesi halinde konusunda uzman yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan alınacak gerekçeli ve denetime elverişli raporla sözleşme kapsamındaki işlerden davalı yüklenicilerin gerçekleştirdiği imalâtların nelerden ibaret olduğu, eksik ve kusurlu imalâtlar da dikkate alınarak gerçekleştirilen bu imalâtların üstlenilen işin tamamına göre fiziki oranının ne olduğu tespit ve bu oranın götürü bedele uygulanmak suretiyle sözleşme kapsamındaki işlerden hak edilen bedelin, yine davacı iş sahibi tarafından iade edilen ürünlerin kullanılamaz derece ayıplı olup olmadıklarının tespiti ile buna göre yapılan işteki eksik ve kusurlu imalatların oranı ile bunun götürü bedele uygulanması suretiyle gerçekleştirilen imalatın işin tamamına göre fiziki oranını tespiti ile buna göre davalı yüklenicilerin talep edebileceği iş bedeli alacağının belirlenerek davacı iş sahibinin fazla ödemesi olup olmadığının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik ve yetersiz bilirkişi raporu bulunduğu halde yeni bir uzman bilirkişi kurulundan rapor alınmaksızın mahkemece teknik konulara ilişkin bilirkişi raporunun aksi yönünde, yeterli gerekçeye dayanılmaksızın, karar verilmiş olması, bu şekilde hüküm ve gerekçe çelişkisi yaratılmış olması, ayrıca hükmedilen miktara nasıl ulaşıldığını açıklar nitelikte bir gerekçeye yer verilmemiş olması da HMK 297. maddeye aykırılık oluşturan bir yasaya aykırılık hali olarak değerlendirilmiştir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, hüküm kurmaya elverişli rapor alınıp değerlendirilmek suretiyle bu eksiklik giderilmeli, hüküm kurulurken HMK 297. maddeye uygun biçimde gerekli unsurları içeren hüküm kurulmalı, hüküm ve gerekçe çelişkisi yaratılmamalı, taleple bağlılık kuralı gözetilip talep aşılmamak suretiyle hüküm kurulması gerektiği gibi, davalı gerçek kişilere usulüne uygun tebligat yapılarak cevap ve delillerinin sunulması için süre verilmesi, davalı yanca süresinde cevap dilekçesi sunulması halinde öncelikle dilekçedeki ileri sürülmüş ise ilk itirazlar ve defiler hakkında usulüne uygun şekilde inceleme yapılarak bu itiraz ve defiilerin kabul veya reddi konusunda karar verilmesi, ilk itirazlar ve defiilerin yerinde görülmemesi halinde ise, davanın esasının incelenmesine geçilerek yukarıda belirtilen hususlara da uyulması suretiyle hüküm kurulması olmalıdır. 3-Yine kabule göre; davalılardan ...'un isminin karar başlığında davalı olarak gösterilmemiş olması da HMK'nın 297/1 maddesine aykırılık olarak değerlendirilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4 ve a-6 maddeleri gereğince kaldırılmasına, dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde sonuçlandırılması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin KABULÜNE, 2-Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/07/2024 tarihli ve 2016/767 Esas 2024/616 Karar sayılı kararının, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-4 ve a-6 maddeleri gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde yeniden inceleme ve araştırma yapılarak esasa ilişkin yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Kararın mahiyeti gereği istinaf karar harcı alınmasına yer olmadığına, davalılar tarafından yatırılan 6.368,67 TL istinaf karar harcının talep halinde bu davalılara iadesine, 5-Davalılar tarafça yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa İADESİNE, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1.a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 03/02/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır