Başvuru, başvurucunun babasının, tedavi gördüğü Devlet Hastanesinde yaşamını yitirmesi üzerine sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; başvurucunun babasının, tedavi gördüğü Devlet Hastanesinde yaşamını yitirmesi üzerine sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/7/2014 tarihinde Ermenek Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun babası olan Hasan Çatıktaş 2/10/2011 tarihinde Ermenek ilçesinde ağaçtan düşerek yaralanması nedeniyle önce Ermenek Devlet Hastanesine kaldırılmış, ileri tetkik ve tedavisinin yapılabilmesi için buradan sevk edildiği Karaman Devlet Hastanesinde (Devlet Hastanesi) 3/10/2011 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Başvurucu, babasının hatalı tıbbi müdahale sonucu yaşamını yitirdiği iddiasıyla Karaman Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) 4/11/2011 tarihinde müracaat ederek sorumluların cezalandırılması talebiyle şikâyetçi olmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından taksirle ölüme neden olma ve görevi ihmal suçlarından yapılan soruşturma sonucunda, Devlet Hastanesinde doktor ve hemşire olarak görev yapan şüpheliler hakkında 26/3/2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"...Soruşturma kapsamında şüphelilerin müştekiye yönelik uyguladıkları müdahalede tıbbi gerekliliklere uygun davranıp davranmadıkları, kusur ve ihmallerinin bulunup bulunmadığı, müteveffanın ölümüne etki edip etmedikleri hususlarında hazırlanan bilirkişi raporunda ve İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Kurulundan alınan heyet raporunda, müteveffanın Karaman Devlet Hastanesinde muayene takip ve tedavisine katılan hekimlerin ve yardımcı sağlık personelinin atfı kabil kusurunun bulunmadığının belirtildiği anlaşılmıştır. Tüm soruşturma kapsamında toplanan deliller ışığında şüpheliler hakkında müsnet suçları işlediklerine dair müşteki iddiası dışında kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığından kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına (karar verilmiştir)" Başvurucunun bu karara itirazı, Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin 9/5/2014 tarihli ve 2014/362 Değişik İş sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"...Dosyanın incelenmesinde; müteveffa Hasan Çatıkkaş'ın 02/10/2011 tarihinde Karaman ili Ermenek ilçesinde ceviz toplarken ağaçtan düşmesi sonucu gerekli tedavinin yapılabilmesi için Ermenek Devlet Hastanesinden Karaman Devlet Hastanesine sevkinin yapıldığı, burada müteveffanın tedaviye yanıt vermeyerek yüksekten düşme ile husulü mümkün beyin ödemi, iç organ hasarı ve yelken göğse bağlı solunum yetmezliğinin müşterek etkisi neticesinde vefat ettiği, ilgili hastane personeli hakkında başlatılan soruşturma neticesinde Karaman İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nün 31/01/2012 tarihli 03 K. numaralı kararıyla soruşturma izni verilmemesine karar verildiği, bu karara müşteki tarafından itiraz edildiği, Konya Bölge İdare Mahkemesi'nin 28/03/2012 tarihli, 2012/96 E. 2012/92 K. numaralı kararıyla, Karaman İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nün 31/01/2012 tarihli 03 K. numaralı kararı kaldırılarak ilgili hastane personeli hakkında soruşturma izni verilmesine karar verildiği, ilgili hastane personeli şüphelilerin alınan ifadelerinde yüklenen suçlamayı kabul etmediklerini beyan ettikleri, Adli Tıp Uzmanı Doç.Dr. Ş... .. tarafından tanzim edilen 01/08/2013 tarihli bilirkişi raporu ile müteveffanın durumu ile ilgili olarak hasta yakınlarına aydınlatmanın yapıldığı, tedavi ile ilgili iznin alınmış olduğu, kayıtların düzenli tutulmuş olduğu, tıbbi müdahalenin hukuka uygun olduğu, müteveffanın tanı, tedavi ve tıbbi girişimlerinin tıp bilimi ve dünya tıp standartlarına uygun olarak yapıldığı, ilgili hastane personelinin kusurlarının bulunmadığı hususlarının mütalaa edildiği, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu'nun 19/02/2014 tarihli, 26865286-101-01-02-14/2014/14954/585 sayılı raporu ile müteveffanın travmaya yönelik muayene ve tetkiklerinin yapıldığı, uygun konsültasyonların ve gerekli filmlerin istendiği, takip ve tedavi amaçlı yoğun bakıma yatırıldığı, müteveffanın muayene, takip ve tedavisine katılan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığı hususlarının mütalaa edildiği anlaşılmış, bu itibarla Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 26/03/2014 tarihli, 2014/1607 K. numaralı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur." Bu karar başvurucuya 3/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu otuz günlük yasal süresi içinde 3/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı maddesi şöyledir:“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen maddesi şöyledir:“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/4/2011 tarihli ve E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararı şöyledir:"(...)Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK.maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilen bölgede yabancı cisim bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK. 386-390). Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK.321/md.). O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören doktor olan vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.(...)" Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 tarihli ve E. 2011/4-592, K.2012/25 sayılı kararı şöyledir:“Dava, desteğin yanlış tedavi sonucu öldüğü iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; kamu görevlisi doktorun eylemi nedeniyle açılan eldeki tazminat davasında husumetin adı geçen doktora yöneltilip yöneltilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.Davacı taraf, davalı doktorun görevi sırasında kanamalı ve acil durumda olduğu halde destekleri olan hastaya müdahalede bulunmayıp, dış gebelik olan başka bir hastayla ilgilendiği; böylece, dikkatsizlik ve tedbirsizliği nedeni ile desteğin ölümüne neden olduğu iddiasıyla ve doktoru hasım göstererek eldeki tazminat davasını açmışlardır.Davalının görevi dışında kalan kişisel kusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğinde bulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareye düşmektedir. Öyle ise dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareye yöneltilmesi gerekir. Mahkemece, davalı doktor hasım gösterilerek açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile reddedilmesi hukuka uygundur.…” Danıştay Dairesinin 9/4/2014 tarihli ve E.2013/5560, K.2014/2559 sayılı kararı şöyledir:"(...)Dava; davacı tarafından, 04/01/2008 tarihinde Trabzon Numune ve Araştırma Hastanesi'nde gerçekleşen guatır ameliyatı sonucu ses tellerinin kesilmesi ve felç olmasında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle 000,00 TL maddi, 000,00 TL manevi olmak üzere toplam 000,00 TL tazminatın davalı idareden olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmininekarar verilmesi istemiyle açılmıştır.Trabzon İdare Mahkemesi'nce; Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 03/09/2010 gün ve 8034 sayılı bilirkişi raporunda; "hasta hakkında, tiroid sintigrafisinde multinodüler olduğu USG hafif diffüz sol lopta 15x10 mm.lik nodüllerin küçük olduğu, sağda 6,5 mm.lik kistik solid ufak nodül olması dikkate alındığında ameliyat endiksiyonunun uygun olmadığı, ameliyattan önce biyopsi yapılmamasının eksiklik olduğu, hipoparatroidizim tablosunun, calsiyum ve parat hormon düzeylerinin eplasman tedavisini gerektirmediği, geçici hipoparatirodi olduğu, bilaüteral total operasyonunun tıbbi uygulamalarının uygun olduğu, bilatüreal kord vokal paralizisinin komplikasyon olduğu, operasyon öncesi biyopsi yapılmaması ve endiksiyonun ameliyat kararı alınmasında yeterli olmadığı nedeniyle (doktor) A. B.'nin uygulamasının tıp kurallarına uygun olmadığı oybirliğiyle mütalaa olunur." görüşlerine yer verildiği, hazırlanan rapor doğrultusunda,davacının fonksiyon kaybına uğramasında idarenin yürütülen tedavide hizmet kusurunun bulunduğu,sonucuna varılarak kusurlu eylemi ile davacının fonksiyon kaybına uğramasına neden olan davalı idarenin, davacının bu nedenle uğradığı zarara karşılamakla yükümlü olduğu, davacının uğradığı efor kaybının belirlenmesi amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda bilirkişi tarafından düzenlenen 2012 kayıt tarihli raporundan, tüm vücut fonksiyon kaybı olan %40 oranına göre 898,00 TL olarak hesaplandığı bu durum karşısında, bilirkişi raporunda belirtilen efor kaybı miktarının davacı tarafından talep olunan şekliyle 000,00 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte, davalı idarece ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.(...)Trabzon İdare Mahkemesi'nin 28/12/2012 tarih ve E:2009/595; K:2012/1509 sayılı kararının ONANMASINA." Yargıtay Hukuk Dairesinin 7/10/2008 tarihli ve E.2008/11477, K.2008/11825 sayılı kararı şöyledir:"(...)Dava konusu olay nedeniyle davacıların Cumhuriyet Savcılığına yaptığı şikayet başvurusunda bulundukları anlaşılmaktadır. Borçlar Kanunu maddesine göre hukuk hakimi ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile bağlı değilse de verilecek mahkumiyet kararı ve tespit edilen maddi olguları ile bağlıdır. Bu durumda mahkemece hazırlık soruşturması sonucunun eğer dava açılmış ise ceza davasının sonucunun beklenerek, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde, hüküm kurulması usül ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir."