1. Hukuk Dairesi 2010/1608 E. , 2010/5728 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : SİLİVRİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 30/09/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakan A.R.sağlığının kötü olduğu bir dönemde davalı tarafından hileli davranışlarla kandırılarak maliki olduğu 6636 parsel sayılı taşınmazın hiçbir bedel alınmadan satış suretiyle davalıya devredildiğini, davalıya yapılan bu temlikin muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olduğunu ileri sürerek tapu iptal tescil olmadığı taktird
**1. Hukuk Dairesi 2010/1608 E. , 2010/5728 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : SİLİVRİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 30/09/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakan A.R.sağlığının kötü olduğu bir dönemde davalı tarafından hileli davranışlarla kandırılarak maliki olduğu 6636 parsel sayılı taşınmazın hiçbir bedel alınmadan satış suretiyle davalıya devredildiğini, davalıya yapılan bu temlikin muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olduğunu ileri sürerek tapu iptal tescil olmadığı taktirde tenkis isteklerinde bulunmuştur. Davalı, hileli davranışlarla murisi kandırmasın söz konusu olmadığını, satışın gerçek satış olduğunu, bedelin ödendiğini belirtip davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 14.5.2010 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat R. I. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ...tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil olmadığı taktirde tenkis isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriğinden toplanan delillerden, dava konusu 6636 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan A. R.ya ait iken 04.03.1998 tarihli akitle ve satış suretiyle davalı oğlu B.’a temlik edildiği görülmektedir. Davacı anılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; davacı miras bırakanın 2. eşi olup, davalı 1. eşten olma oğludur. Miras bırakan Almanya’da çalışmış ve emekli olmuştur. Mal satmaya ihtiyacı bulunmamaktadır. Öte yandan mahkemece yapılan uygulama sonucu alınan bilirkişi raporu kapsamından bedeller arasında fark bulunduğu görülmektedir. Ayrıca bu satıştan dolayı miras bırakanın terekesinde bir artış olmadığı dikkate alındığında davalıya yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı muvazaalı olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı olduğu üzere reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 14.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.