Başvuru, aleyhe nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmadığı gerekçesine dayalı olarak açılan kamulaştırılan taşınmazın iadesi veya bedelinin tazminine ilişkin davaların reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, aleyhe nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmadığı gerekçesine dayalı olarak açılan kamulaştırılan taşınmazın iadesi veya bedelinin tazminine ilişkin davaların reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurular 5/1/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca 2018/301 numaralı başvuru dosyasının hukuki bağlantı nedeniyle 2018/293 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2018/293 başvuru numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesi ile diğer dosyanın kapatılmasına ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular sırayla 1934 ve 1958 doğumlu olup Antalya'da ikamet etmektedir.A. Uyuşmazlığın Arka Planı Başvurucuların murisi A.O.ya ait Antalya'nın Manavgat ilçesi Sorgun Mahallesi 239 numaralı parselde kayıtlı tarla vasıflı taşınmazın 500 m² yüz ölçümündeki kısmı Side Projesi Uygulama Sahası kapsamında turizm kompleksi kurulması amacıyla Turizm ve Tanıtma Bakanlığınca 1970 yılında kamulaştırılmıştır. Kamulaştırma bedeli başvurucuların murisine ödenmiş ve söz konusu kısım 425 sayılı parsel olarak 7/6/1971 tarihinde Hazine adına tapuda tescil edilmiştir. Taşınmaz 17/6/1981 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilmiştir. İfraz işlemleri sonucunda 425 parsel sayılı taşınmazın 057 m²lik kısmı 1052 parsel olarak tarla vasfıyla, 443 m²lik kısmı ise 1051 parsel olarak yol vasfıyla Hazine adına 9/7/1982 tarihinde tapuda tescil edilmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı (Bakanlık) 7/11/2006 tarihinde 1052 sayılı parseli imar planında yeşil alan olarak ayırmıştır. Bakanlık 30/1/2008 tarihinde Side Turizm Alanı kapsamında turizm amaçlı olarak içerisinde başvurucuların murisine ait taşınmazın da bulunduğu bir kısım taşınmazların kamulaştırıldığını belirterek taşınmazların imar planında turizm tesis alanı olarak düzenlenmesine karar vermiştir. Tevhit işlemleri sonucunda 1052 sayılı parsel, 2532 ada 1 parselde kayıtlı 086,24 m² yüz ölçümündeki taşınmaz içerisinde kalmıştır. Bakanlık tarafından 13/12/2010 tarihinde 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında düzenlenen şartname gereğince T. Turizm ve Ticaret A.Ş. lehine taşınmaz üzerinde 250 yatak kapasiteli dört yıldızlı otel tesisi kurulması için kesin tahsis yapılmıştır. Bakanlık 13/12/2010 tarihinde taşınmaz üzerinde T. Turizm ve Ticaret A.Ş. lehine 49 yıl süre ile daimî ve müstakil üst (inşaat) hakkı tesis etmiştir. Taşınmazın mevcut hâliyle üzerinde otel ve müştemilatı yer almaktadır.B. Başvurucuların Açtığı İade ve Tazminat Davaları Süreci Başvurucular 2/1/2012 tarihinde Hazine ve Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine dava açmıştır. Başvurucular dava dilekçelerinde; taşınmazın kamulaştırma amacına aykırı olarak bir şirkete kiralandığını, 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun maddesi uyarınca taşınmazı geri alma haklarının doğduğunu iddia etmiştir. Başvurucular, geri alma hakkının kullanılması için idarenin gerekli tebligatı yapmadığını belirtmiştir. Başvurucular sonuç olarak taşınmazın payları oranında iadesini, bunun mümkün olmaması hâlinde ise fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ayrı ayrı 000 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporlarında taşınmaz üzerine otel bulunduğu belirtilmiş ve taşınmazın değeri hesaplanmıştır. Başvurucular, bilirkişi raporlarında tespit edilen taşınmaz bedelleri kapsamında 4/12/2012 ve 22/11/2012 tarihlerinde ıslah dilekçeleri sunmuştur. Islah dilekçelerinde tazminat miktarı başvurucu Mehmet Okutan yönünden 484,12 TL'ye, başvurucu Mustafa Okutan yönünden 636,82 TL'ye çıkarılmış ve peşin nispi harcı ödeyecek maddi güçleri olmadığından bahisle adli yardım talep edilerek nispi harç alınmaması istenmiştir. Mahkeme, son celse öncesi sunulan ıslah dilekçeleri ile başvurucular tarafından talep edilen adli yardım hakkında bir karar vermemiştir. Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme)16/1/2014 tarihinde verdiği kararlar ile başvurucuların davalarını reddetmiştir. Mahkeme kararların gerekçesinde; taşınmazda uzun süre kamulaştırma amacına uygun bir yapı yapılmadığını iddia eden başvurucuların taşınmazın bulunduğu mahallede oturduklarını ve taşınmazın boş olduğunu bilmelerine karşın başvurucuların kamulaştırma işleminden sonraki beş yıllık süre sonrası bir yıl içerisinde geri alma davasını açmadıklarını belirterek geri alma talebini hak düşürücü süre nedeniyle düştüğünü belirtmiştir. Mahkeme, idarenin kamulaştırmadan vazgeçmediğini, kamulaştırma amacına uygun olarak taşınmaz üzerinde irtifak tesis edildiğini ve başvurucuların taşınmazın değerinin artmasından yararlanmak için dürüstlük kuralına aykırı olarak dava açtıklarını belirterek tazminat talebini de reddettiğini ifade etmiştir. Mahkeme kararlarında ayrıca başvurucu Mehmet Okutan aleyhine 207,26 TL, başvurucu Mustafa Okutan aleyhine de 318,20 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir. Başvurucular 10/6/2014 tarihinde Mahkeme kararlarını temyiz etmiştir. Başvurucular temyiz dilekçelerinde; ıslah harcı yatırılmamış olmasına rağmen ıslah bedeli üzerinden aleyhe vekâlet ücretine hükmedildiğini ve taşınmazın 49 yıllığına tahsis edilmesinin kamulaştırma amacına uygun olmadığından iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Yargıtay Hukuk Dairesi 5/3/2015 ve 30/3/2015 tarihlerinde usul ve yasaya uygun bulduğunu belirterek Mahkeme kararlarını onamıştır. Başvurucular 22/7/2015 ve 15/6/2015 tarihlerinde karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır. 5/2/2017 tarihli ve 29970 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 24/1/2017 tarihli ve 2017/9756 sayılı Bakanlar Kurulunun Türkiye Varlık Fonuna Aktarılan Kuruluş, Kaynak ve Varlıklar Hakkında Kararının maddesi uyarınca Antalya ili Manavgat ilçesi Sorgun mahallesi 2532 ada 1 parselde kayıtlı taşınmaz Türkiye Varlık Fonuna devredilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 13/11/2017 tarihinde karar düzeltme nedeni bulunmadığını belirterek başvurucuların istemlerini reddetmiştir. Nihai kararlar 7/12/2017 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular 5/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Yargılama giderlerinin kapsamı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Yargılama giderleri şunlardır:...ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.” 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Değer esası" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır....Değer tayini mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemişse davacıya tesbit ettirilir. Tesbitten kaçınma halinde, dava dilekçesi muameleye konmaz.Noksan tesbit edilen değerler hakkında 30 uncu madde hükmü uygulanır." 492 sayılı Kanun'un "Noksan tesbit edilen değer üzerinden harcın ödenmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır." 28/12/2013 tarihli ve 28865 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve hüküm tarihinde yürürlükte olan 2014 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) "Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret" kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin İkinci Kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.(2) Ancak hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.” 2014 yılı AAÜT'nin Üçüncü Kısım'ının ilgili bölümü şöyledir:“Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olan veya Para ile Değerlendirilebilen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret İlk 000,00 TL için % 12 Sonra gelen 000,00 TL için % 11” Kamulaştırma tarihinde yürürlükte bulunan 31/8/1956 tarihli ve 6830 sayılı mülga İstimlâk Kanunu'nun "Mal sahibinin geri alma hakkı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "İstimlâk bedelinin katîleşmesi tarihinden itibaren beş sene içinde istimlâk maksadına uygun herhangi bir tesisat yapılmayarak gayrimenkul olduğu gibi bırakılırsa mal sahibi veya mirasçısı istimlâk bedelini ödeyerek gayrimenkulu geri alabilir.Doğmasından itibaren bir sene içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer ve idare gayrimenkule dilediği gibi tasarruf eder." 2942 sayılı Kanun’un "Vazgeçme, iade ve devir" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(Değişik birinci fıkra: 24/4/2001 - 4650/13 md.) Kamulaştırmanın kesinleşmesinden sonra taşınmaz malların kamulaştırma amacına veya kamu yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması halinde, keyfiyet idarece mal sahibi veya mirasçılarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre duyurulur. (Değişik ikinci ve üçüncü cümleler: 10/9/2014 - 6552/100 md.) Bu duyurma üzerine mal sahibi veya mirasçıları, kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte üç ay içinde ödeyerek taşınmaz malı geri alabilir. İade işleminin kamulaştırmanın ve bedelinin kesinleşmesinden sonra bir yıl içinde gerçekleşmesi hâlinde kamulaştırma bedelinin faizi alınmaz. (Mülga dördüncü cümle: 10/9/2014-6552/100 md.)Ek fıkra: 10/9/2014-6552/100 md.) Bu madde hükümlerine göre taşınmaz malı geri almayı kabul etmeyen mal sahibi veya mirasçılarının 23 üncü maddeye göre geri alma hakları da düşer.(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/100 md.) Bu madde hükümleri, kamulaştırmanın kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl geçmiş olması hâlinde uygulanmaz.Ancak, kamulaştırılan taşınmaz mala kamulaştırmayı yapan idare dışında başka bir idare, kamulaştırma yoluyla gerçekleştirebileceği bir kamu hizmeti amacıyla istekli olduğu takdirde, yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmayarak bu Kanunun 30 uncu veya 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 23 üncü maddesine göre işlem yapılır.'' 2942 sayılı Kanun'un "Mal sahibinin geri alma hakkı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya 22 nci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun hiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir.Doğmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer.(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/100 md.) Birinci ve ikinci fıkrada belirtilen süreler geçtikten sonra kamulaştırılan taşınmaz malda hakları bulunduğu iddiasıyla eski malikleri veya mirasçıları tarafından idareden herhangi bir sebeple hak, bedel veya tazminat talebinde bulunulamaz ve dava açılamaz.Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır.'' 2942 sayılı Kanun’un geçici maddesi şöyledir: "Bu Kanunun 22 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi hükmü, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleştirilen kamulaştırma işlemleri nedeniyle, kamulaştırılan taşınmazların eski malikleri veya mirasçıları tarafından bu taşınmazların geri alınması, bedel veya tazminat talebiyle açılan ve henüz kesinleşmeyen davalarda da uygulanır.'' 2942 sayılı Kanun’un geçici maddesi şöyledir: "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen veya eklenen bu Kanunun (…) 23 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmü; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleştirilen kamulaştırma işlemleri nedeniyle, kamulaştırılan taşınmaz malların eski malikleri veya mirasçıları tarafından bu taşınmaz malların geri alınması, bedel veya tazminat talebiyle açılan ve henüz kesinleşmeyen davalarda da uygulanır. Bu maddenin uygulanması nedeniyle reddedilen davaların yargılama giderleri davalı idare tarafından ödenir.'' 2634 sayılı Kanun’un maddesinin "Taşınmaz malların turizm amaçlı kullanımı" kenar başlıklı ilgili kısmı şöyledir: "Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde bulunan, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen taşınmazlardan; Kamu hizmetlerinde kullanılanlar ile üzerinde irtifak hakkı tesis edilenler hariç, Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülenler iki ay içerisinde tahsis edilir, bu süre içinde tahsisin yapılmaması veya olumsuz görüş bildirilmemesi halinde tahsis yapılmış sayılır. Tapuya tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlaları ise talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içinde Hazine adına tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa aynı usulle tahsis yapılır. ... Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesinin tamamı veya plânlarla belirlenmiş alt bölgeleri veya bir veya birden fazla parselleri, plân amaçlarına uygun olarak Bakanlıkça tahsis edilebilir. Bölgenin tamamının veya alt bölgenin tek bir ana yatırımcıya tahsisi için yapılan başvuruların tamamı Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilerek seçilen yatırımcıya ön izin verilmesine ve ön izin koşullarına karar verilir. İşlemler, ön izin koşullarına göre Bakanlıkça yürütülür. Yatırımcının projelerinin Bakanlıkça uygun görülmesi halinde, yatırım belgesinin düzenlenmesini takiben, ön izin Bakanlıkça kesin izne dönüştürülür. Bu taşınmaz mallar üzerinde ana yatırımcı lehine bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Maliye Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır. Bölgenin tamamı veya alt bölgeleri için imar plânları Bakanlıkça yapılır/yaptırılır ve onaylanır. Bu plânlar ile oluşan parseller, tahsis sözleşmesinde öngörülmüş olmak ve tahsis süresini aşmamak koşuluyla, adına tahsis yapılan ve lehine bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakkı tesis edilen yatırımcı tarafından üçüncü şahıslara kiralanabilir, işlettirilebilir veya lehine tapuda tesis edilen üst hakkı devredilebilir. Bu şekilde tahsis edilen alanlarda gerçekleştirilen her türlü bina, tesis ve bağımsız bölümleri de aynı usule tâbidir. Bu alanlarda Bakanlıkça belgelendirilebilecek tür ve tesisler için yatırım ve işletme belgesi alınması zorunludur.'' Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Dairesinin 12/10/2017 tarihli ve E.2015/4717, K.2017/5349 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Hemen belirtilmelidir ki; dava değeri, harçlandırılan değer olup, vekalet ücretinin de harcı tamamlanan bu değer üzerinden hesaplanacağı kuşkusuzdur. Ne var ki; kendisini vekille temsil ettiren davalılar H.S. ve S.A. lehine, davada harçlandırılmış dava değeri olan 346,52 TL üzerinden 728,11 TL vekâlet ücreti tayini gerekirken, 500,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmiş olması doğru değildir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 16/10/2017 tarihli ve E.2017/1341, K.2017/7583 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Somut olayda, davacı dava dilekçesinde dava değerini 000 TL olarak göstermiş ise de yargılama aşamasında ıslah dilekçesi vererek dava değerini 000 TL'sına yükselterek bu değer üzerinden harcını yatırmıştır. Islah ile harçlandırılan değer üzerinden davalı lehine nispi vekalet ücreti takdiri gerekir. Bu nedenle, davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/3/2020 tarihli ve E.2019/2224, K.2020/4044 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Somut olaydaki uyuşmazlık, kamulaştırılan taşınmazın, kamu hizmetlerine tahsis edilme lüzumunun ortadan kalkması üzerine üçüncü şahıslara satılması nedeniyle davacının uğradığı zararın tazminine karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.Davalı idare, kamulaştırılan taşınmaz yönünden kamu yararı kararında belirtilen amacı gerçekleştirmediği gibi taşınmazı başka bir kamu yararı amacı doğrultusunda da kullanmayarak taşınmazın imar durumunda değişiklik yaparak taşınmazda artı bir değer oluşturmuş ise, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun maddesi uyarınca taşınmazın kamulaştırma amacına veya kamu yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması halinde keyfiyetin idarece mal sahibine veya mirasçılarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre duyurulmasına ilişkin yükümlülüğü yerine getirmeden taşınmazı özel kişilere devrederek davacıların mülkiyet hakkına kamulaştırmanın dayandığı kamu yararı amacı bulunmadan müdahale edilerek Anayasanın maddesindeki güvencelere aykırı olarak mülkiyet hakkını ihlal etmiştir. Bu itibarla; dava konusu 141 parsel sayılı taşınmazın kamuya özgülenen bölümlerinin yüzölçümleri düşüldükten sonra geriye kalan ve Hazine tarafından kişilere satılan yerlerin, davacı tarafın taşınmazın kişiye satışını öğrendiği tarih ile kamulaştırma nedeniyle davacılara ödenen bedelin ödeme günü ile ilgili taraflardan delilleri sorularak tespit edildikten sonra; dava konusu taşınmazın üçüncü kişiye satış tarihi ile dava tarihi arasında geçen zaman dikkate alındığında Türk Borçlar Kanunu'nun maddesi uyarınca davacı zararın artmasına sebep olmuş ise bundan sorumlu tutulması gerektiği gözetilerek, kamulaştırma nedeniyle davacılara ödenen bedelin tespit edilecek ödeme gününden; taşınmazın kişilere 2004 tarihinde devri sonucu alınan bedelin de bu tarihten itibaren başlamak üzere Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi tablosu ile davacının 3 kişiye yapılan satışı öğrenme tarihi esas alınmak suretiyle güncellenmesi için uzman bilirkişi kurulundan denetime elverişli rapor alınarak bu iki bedel arasında davacı taraf aleyhine bir durum meydana gelmiş ise bu bedele hükmetmek, mal sahibi aleyhine bir fark oluşmadığı takdirde de davanın reddine karar vermek gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,Doğru görülmemiştir." B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk için bkz. Hasan Kızılırmak, B. No: 2017/5056, 29/9/2020§§ 24-27; Derya Alpdoğan ve diğerleri, B. No: 2015/6845, 31/10/2018, §§ 21-