8. Hukuk Dairesi 2021/9082 E. , 2023/4143 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2017/72 E., 2018/50 K. KARAR : Hazine ve Orman İdaresinin davalarının reddine, Müdahil ..., ... ve ...'ın davalarının kısmen kabulüne, müdahil ... mirasçılarının davalarının kabulüne Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararın
**8. Hukuk Dairesi 2021/9082 E. , 2023/4143 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2017/72 E., 2018/50 K. KARAR : Hazine ve Orman İdaresinin davalarının reddine, Müdahil ..., ... ve ...'ın davalarının kısmen kabulüne, müdahil ... mirasçılarının davalarının kabulüne Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacı Hazine ve Orman İdaresinin davalarının reddine, müdahil ..., ... ve ...'ın davalarının kısmen kabulüne, müdahil ... mirasçılarının davalarının kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Hazine, davacı ... vekilleri, müdahil ... vekili, müdahil ... mirasçıları vekili Avukat ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) geçici 8 inci maddesine göre 2010 yılında yapılan kadastro sırasında Ada Köyü 383 parsel sayılı taşınmaz, 1.236 m² yüzölçümüyle, tarla niteliğiyle, Temmuz 336 tarihli ve 31 numaralı sicilden gelen Kasım 1949 tarihli ve 17-18 numaralı tapu kaydı nedeniyle 4/5 hissesi ... adına; 1/5 hissesi ise eski tapu kaydında kimin adına olduğu anlaşılamadığından Hazine adına tesbit edilmiştir. 2. ... Kadastro Mahkemesinin 2010/370 Esas sayılı asıl dava dosyasında davacı Hazine vekili; dava konusu 383 parselin 4/5 hissesinin davalı adına, 1/5 hissesinin müvekkili adına tespit edildiğini, dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasasrrufu altındaki yerlerden olduğunu, sazlık, kovalık, bataklık konumunda olup, bir yandan orman diğer yanlardan deniz ile çevrili bulunduğunu, üzerinde herhangi bir zilyetlik olmadığını belirterek, 3402 sayılı Kanun'un 18/1 maddesi uyarınca tespitin iptali ile bu 4/5 lik kısmın da Hazine adına tespit ve tescilini istemiştir. 3. Birleşen ... Kadatsro Mahkemesinin 2010/423 Esas sayılı dosyasında Orman İdaresi vekili, dava konusu 338 parselin tamamının orman içinde kaldığı iddiasıyla taşınmazın tespitinin iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tescilini istemiştir. İş bu dava İlk Derece Mahkemesince Hazinenin açtığı dava ile birleştirilmiş ve yargılamaya 2010/370 Esas üzerinden devam edilmiştir. 4. ... Kadastro Mahkemesi’nin 2010/370 Esas numarası üzerinden yargılama devam ederken 12.09.2011 havale tarihli dilekçe ile ... Mirasçıları (..., ..., ..., ..., ..., ... ) vekili Avukat ... dava konusu 383 parselin davalılar adına tespit edilmiş olan 4/5 payının yarısının müvekkillerinin murisi ...’e ait olduğunu belirterek tespit tutanağının iptali ile davalı adına kayıtlı 4/5 payın yarısının müvekkilleri adına tescilini isteyerek müdahalede bulunmuştur. 5. Aynı davada yargılama devam ederken 24.01.2013 havale tarihli dilekçe ile ... vekili Avukat ..., dava konusu 383 parselin 4/5 hissesinin maliki olan ...’in Bakırköy 3. Noterliğinin 24.03.2004 tarihli ve 08184 numaralı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile taşınmazdaki hissesinin yarısını müvekkiline satmayı taahhüt ettiğini belirterek, yapılan tespitin iptali ile ... adına yapılan 4/5 payın yarısının müvekkili adına tespit ve tescilini isteyerek müdahalede bulunmuştur. 6. Bozmadan sonra ... ve ... vekili olarak Avukat ..., dava konusu taşınmaza ilişkin incelenen tapu kayıtlarında dava konusu taşınmazın ... ... adına kayıtlı olduğu ve onun mirasçılarının davada doğal taraf olmaları gerekirken davadan haberdar olmadıklarını, müvekkillerinin ... ... Efendinin, ... ve ...'nin torunu olup diğer mirasçılar kadar hak sahibi olduğunu, ... mahdumları üzerinden intikaller yapıldığını ve kız çocukların yok sayıldığını, mirasçılar arasında zamanaşımı işlemeyeceğine göre müvekkilinin ... ... mirasçısı olarak bu taşınmazda hak sahibi olduğunu belirterek, yapılacak inceleme neticesinde, ... ... 'nin mirasçılarının tespit edilerek miras hisselerine göre adlarına tescil edilmesini, davada taraf olduklarının tespiti ile ekli veraset ilamı ile haklarının tescilini istemiştir. II. CEVAP Davalı taraf, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 02.07.2014 tarihli ve 2010/370 Esas, 2014/83 Karar sayılı kararı ile Orman İdaresinin davasının reddine, müdahil ... mirasçılarının davasının kabulüne, müdahil ... ve Hazinenin davasının kısmen kabulüne, taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile 80 pay kabul edilerek; 16/80 payının Hazine, 12/80'er payının ... ve ..., 8/80'er payının ..., ..., ..., ..., 3/80'er payının ... (...), ..., 2/80 payının ... adına tesciline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı Orman İdaresi vekili, Hazine vekili, müdahil ... vekili ve ... ile ... Alpuğan vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 31.01.2017 tarihli ve 2016/5591 Esas, 2017/623 Karar sayılı kararıyla, çekişmeli taşınmazın 1967 yılında kesinleşen orman sınırları dışında kaldığı, 1959, 1978 ve 1996 tarihli memleket haritalarında orman sayılmayan yerlerden olduğu belirlenerek davacı ... İdaresinin davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, Orman İdaresinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına; kayıt miktar fazlası bulunmadığı saptanarak, Hazine payı ile sınırlı olmak üzere Hazine adına, kalan payın diğer tapu malikleri adına tesciline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davalı Hazinenin kalan paylara yönelik temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına; ... ve ... 'ın hüküm verildikten sonra davaya dahil olunamayacağı, taraf sıfatı bulunmayanların da hükmü temyiz edemeyeceği gerekçesiyle temyiz dilekçelerinin reddine; müdahil ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yeniden pay hesabı yapılması gereğine değinilerek İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. 3. Davacı Hazine vekilinin karar düzeltme istemi Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 23.10.2017 tarihli ve 2017/8520 Esas, 2017/8152 Karar sayılı kararı ile reddedilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ... İdaresinin davasının reddine; müdahil davacı ..., ... ve ...'un davalarının kısmen kabul kısmen reddine, müdahil davacılar ... mirasçılarının davalarının kabulüne, ... İli, ... İlçesi, ... Mevkiinde bulunan 8 pafta 383 parsel sayılı taşınmaızn kadastro tespit tutanağındaki tespitin iptali ile dava konusu taşınmazın 32768 pay kabul edilerek, 288/32768 payının ... eşi ... adına 6128/32768 payının ... mirasçısı ... ... adına 6128/32768 payının ... mirasçısı ... adına 2752/32768 payının ... eşi ... adına 2064/32768 payının ... Çocuğu ... adına, 2064/32768 payının ... Çocuğu ... Adına 2064/32768 payının ... Çocuğu ... ve ... adına 516/32768 payının ... eşi ... adına, 774/32768 payının ... Çocuğu ... adına 774/32768 payının ... Çocuğu ... adına 2304/32768 payının ... çocuğu ... adına 2304/32768 payının ... çocuğu ... adına 1152/32768 payının ... eşi ... adına 1728/32768 payının ... kızı ... 1728/32768 payının Asli Müdahil ... Oğlu 02.03.1966 doğumlu ... adına tespit ve tesciline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı Hazine, davacı ... vekilleri, müdahil ... vekili, müdahil ... mirasçıları vekili Avukat ... temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı ... vekili temyiz başvuru dilekçesinde; dava konusu taşınmazın orman vasfında olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 2. Davacı Hazine vekili temyiz başvuru dilekçesinde; dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanımı mümkün olmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, tarım dışı arazi niteliğinde bulunduğunu, itirazlarının dikkate alınmadığını belirterek ve resen belirlenecek nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 3. Müdahil ... Mirasçıları vekili Avukat ... temyiz başvuru dilekçesinde; bozmadan sonra farklı hisse oranları belirlenmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, ... ve ... vekilinin beyanının dikkate alınmasının mümkün olmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 4. Müdahil ... vekili temyiz başvuru dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesinin önceki kararının pay hesabı dışında kalan kısmının kesinleştiğini, ... ve ...'ın müdahale talepleri hakkında karar verilmeden talep aşılarak adı geçenler yönünden kısmen kabul kararı verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın niteliği ne olduğu ve malikinin kim olduğu, tapu kaydı ve zilyetliğe değer verilip verilemeyeceği hususlarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 16 ncı maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 715 ve 999 uncu maddeleri. 3. Değerlendirme Dava konusu taşınmaz 1973 yılında yapılan arazi kadastrosunda devlet ormanı kovalık olarak tespit harici bırakılmış ve 2010 yılında 3402 sayılı Kanun'un geçici 8 inci maddesine göre 1949 tarihli ve 17 ile 18 numaralı tapu kayıtlarına istinaden, tarla vasfı ile 1/5 payı eski tapu kayıtlarında malikinin anlaşılmaması sebebiyle Hazine adına, 4/5 payı ise ... adına tespit edilmiştir. Tespite esas 1949 tarihli ve 17 sıra no.lu tapu kaydının tedavül kayıtlarında hududunun, şarken ... deresi, garben derince dere, şimalen ... nın kızıl karz tarlası, iş bu derelerden tarlaya kadar yüz otuz iki hatve, cenuben su harkı, 18 nolu tapu kaydının da şarken pınarbaşı, garben azmak olup şarktan kırk hatve şimalen ... tarlası, cenuben tarikiam okuduğu anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince ilk olarak dava konusu taşınmazın 4/5 payının davalı ve müdahil davacı şahıslar adına tesciline ilişkin verilen karar, Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesince pay hesabının yeniden yapılması gerektiğine değinilerek bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak devam eden yargılama neticesinde, taşınmazın tespitinin iptali ile davalı, müdahil davacılar ve dava dışı şahıslar adına tesciline karar verilmiştir. Kural olarak bozma kararına uyulması ile usuli kazanılmış hak doğar. Ancak usuli kazanılmış hakkın birtakım istisnaları bulunmaktadır. Somut olaya geçmeden önce usuli kazanılmış hak ile ilgili şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır: Mülga 1086 sayılı Kanunda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, ... 2021, s. 676). 1086 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usuli kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usuli kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usuli kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanunda usuli kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği 6100 sayılı Kanun hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak doğmuştur. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Bu aşamada usuli kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir; Mahkemenin görevi ile ilgili usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usuli kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Yargıtayın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilirse öncelik usuli kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararında olacaktır. Usuli kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Kamu düzenine aykırılık da usuli kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Nihayet son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız olarak başka bir şekilde yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu hâlde usuli kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; temyize konu davanın niteliği itibarıyla gerek kamu düzenine ilişkin olması gerekse maddi hata sebebiyle uyulan Yargıtay bozma kararının taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı açıktır. Öte yandan; eldeki dosyada İlk Derece Mahkemesince 24.01.2014 tarihinde, fen memuru, ziraat mühendisi, orman mühendisi ve jeolog bilirkişi eşliğinde mahallinde yapılan keşif sonrası hazırlanan 27.05.2014 tarihli fen raporunda, dava konusu taşınmazın doğu ve güneyinin azmak, batısının kovalık, kuzeyinin orman ile çevrili olduğu; 11.02.2014 tarihli orman raporunda, parselin büyük kısmının sazlık, kamışlık, bataklık niteliğinde bulunduğu, sel ve su baskınlarına açık olduğu, dava konusu parselin bitki örtüsü ve toprak yapısı itibarıyla orman niteliğinde olmadığı, 1959 memleket haritasında dava konusu yerin sazlık olarak göründüğü; 04.02.2014 tarihli ziraat raporunda, dava konusu taşınmazın kış aylarında zaman zaman geçici olarak azmağın taşkınlık etkisinde kaldığı, keşifte taşınmazın tamamının sazlık, kamışlık, hayıtlık olduğu, kış yağışları nedeniyle kısmen su birikintileri ihtiva ettiği, içinde zirai ürün bulunmadığı, sazlıkların yaşından 8-10 yıldır kültür dışında tutulduğunun anlaşıldığı, içinde orman ağacı ve maki bitki örtüsü olmadığı, daha evvelce mısır ve bostan tarımı yapılmasına rağmen son 8-10 yıldan beri bu üretim faaliyetlerine ve zirai manada imar ihya faaliyetlerine ara verildiği, halihazırda kısmen turbiyerlik gösteren, taban suyu seviyesi yüksek olan ve kısmen ıslaha ihtiyacı olan eski bir ziraat arazisi olduğu; 14.02.2014 tarihli jeolog raporunda, dava konusu taşınmazın kuzeyde orman diğer yönlerden azmak ile çevrili olduğu, dava konusu parsele ulaşımın zeminin bataklık olması nedeniyle güçlükle sağlanabildiği ve taşınmaza ait fotoğraf çekiminin ağaç üzerinden yapılabildiği, taban suyu seviyesinin yüksek olduğu, dava konusu parselin kovalık, sazlık kısmen hayıtlık (maki bitkisi) kaplı olup, netice olarak dava konusu 383 parselin taban suyu seviyesi yüksek, havza ortamında toprak çökeliminin sağlandığı, derin profilli ve su altında kalmış turba (bataklık) özelliğinde toprak yapısı ile sazlık, bataklık alanlardan oluştuğu belirtilmiştir. Her ne kadar ziraatçı bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın eski tarım arazisi olduğundan söz edilmiş ise de; dava konusu taşınmaz 1959 memleket haritasında sazlık olarak görünmekte olup, yukarıda belirtilen jeolog raporunda su altında kalmış turba (bataklık) özelliğinde, toprak yapısı ile sazlık, bataklık alanlardan oluştuğu, ziraatçı bilirkişi raporunda da halihazırda kısmen turbiyerlik gösteren, taban suyu seviyesi yüksek olan yerlerden olduğunun belirtildiği, bu haliyle jeolog ve ziraat raporunun birbirini destekler nitelikte olduğu ve bütünlük oluşturduğu, sonuç olarak taşınmazın tespit tarihi itibarıyla ve halen sazlık, bataklık niteliğindeki yerlerden bulunduğu anlaşılmış olup, öncesini tarım arazisi niteliğindeki yerlerden kabul etmenin mümkün olmadığı açıktır. Bataklık ve sazlıklar, birçok canlı türünün yaşamını sürdürdüğü alanlardır. İstikrar kazanmış ve devamlılık gösteren Yargıtay uygulamalarına göre, doğal dengenin bozulmaması bakımından bataklık ve sazlıkların imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılmaları söz konusu olmadığı gibi bu gibi yerler tapu kütüğüne tescil edilemez ve edilmiş ise iptali gerekir. Somut olayda dava konusu taşınmaz tapu kayıtlarına dayanılarak tespit edilmiş ise de, dava konusu taşınmazın yukarıda belirlenen niteliği itibarıyla tapu kütüğüne tescil edilemeyeceği, tescil edilmiş olsa bile bu kayda hukuken değer verilemeyeceği ve iptalinin gerektiği kuşkusuzdur. Dava konusu taşınmazın tespit tarihi olan 2010 yılında, öncesinde ve halen sazlık, bataklık vasfında 4721 sayılı Kanun'un 715 inci, 3402 sayılı Kanun'un 16/C maddesi kapsamında devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 999 uncu maddesi uyarınca da bu gibi yerlerin özel mülkiyet niteliğinde tapuya tescilinin mümkün olmadığı göz önünde bulundurularak, dava konusu taşınmaza ilişkin tutulan tespit tutanağının iptali ile taşınmazın tespit harici bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, tespite esas tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaza uyduğundan bahisle, tespit tarihi itibarıyla bilirkişiler tarafından belirlenen durumu dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, İlk Derece Mahkemesi kararının diğer hususlar incelenmeksizin bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 06.07.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.