Ceza Genel Kurulu 2022/157 E. , 2022/783 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 171-392 Sanık ...’in basit cinsel saldırı suçundan TCK’nın 102/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.06.2014 tarihli ve 171-392 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 31.
**Ceza Genel Kurulu 2022/157 E. , 2022/783 K.** **"İçtihat Metni"** Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 171-392 Sanık ...’in basit cinsel saldırı suçundan TCK’nın 102/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.06.2014 tarihli ve 171-392 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 31.05.2021 tarih ve 3408-3923 sayı ile; "Olayın intikal şekli ve zamanı, katılanın eylemin oluş şekline ilişkin çelişkili anlatımları, savunma ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.07.2021 tarih ve 312801 sayı ile; “...İtirazın konusu sanığa atılı suçundan sabit olduğuna dairdir. …İtiraz nedenleri: 29.01.2014 günü mağdur ...'in oğlu ... tarafından 28/01/2014 tarihinde anne ve kız kardeşlerinin rahatsız edildiğine dair şikayet dilekçesi ile başlayan soruşturma sırasında dilekçeye konu olay dışındaki 20.01.2014 tarihli işbu olay hakkında da mağdurun 07/02/2014 tarihli beyanda bulunduğu, olay sırasında evde bulunan kızları ...ve ...'nun da olduğu ayrıca kızlarının arkadaşı...'in de olaya kısmen tanık olduğu, Katılan Mağdur ...'in duruşmada, 'Ben olay günü çocuklarımla evimdeydim, saat 02.00-03.00 arasında cep telefonum arandı, ... aradı, ... telefonda bana ...'in aşırı derecede sarhoş olduğunu söyleyerek senin kapına gelebilir dedi, biz de inanamadık, sonra ... cep telefonumdan aradı, ... senin kapına gelebilir diye tekrar söyledi, ben sesimi çıkarmadım, ben kapıyı kilitledim, sonra kapı ... tarafından tık tık iki üç sefer vuruldu, kızım ... ve ... Gürlek'i kaldırdım uyandırdım, benim korkudan dilim bağlandı, konuşamadım, ... kapıyı aç... senin yanına geldim diye birşey söylemedi, gece ... yine telefonda bana 'gel ben marketin önündeyim, seninle konuşacaklarım var' dedi, ben de gelemem dedim, sarhoş olduğu için 'gel karımla beraber olamıyorum, seninle beraber olacağız' dedi, telefonla beni tekrar aradı 'caminin yanındaki tuvalete gel, orda ilişkiye girelim' dedi, ben de gelmeyeceğimi söyledim, ben gece tuvalete gitmek için dışarı çıktım,... sarhoş halinde kolumdan tuttu, 'gel şuraya senle konuşacaklarım var' dedi, ben de gitmedim, 'seninle beraber olalım' dedi, sanık ...'den şikayetçiyim, davaya katılmak istiyorum,' şeklinde beyan da bulunduğu, soruşturma beyanının da aynı mahiyette olduğu, Tanık ...'in duruşmada, '... annem olur, ... kuzenim olur, ... eniştemiz olur, ben ...'in gece annemi telefonla aradığını biliyorum, ...'in de gece evimize geldiğini biliyorum, ... evimizin önüne gelerek 'Sema kapıyı aç senin yanına geldim' dedi, biz de korktuk, kapıya tekme ile vurmaya başladı, anladığım kadarı ile sarhoştu, ... de telefonla annemi aradı, ...'nin bizim eve geleceğini söylüyordu, ben kapıyı açarak ...'e bağırdım, bunun üzerine ... oradan uzaklaştı, o gün ... bizim evimizin önüne birkaç defa geldi, rahatsızlık verdi, bu olaydan biraz sonra ... tekrar annemi arayarak anneme marketin oraya gel görüşelim dedi, annem de kendisine bağırdı, daha sonra tekrar aradı caminin oraya gel orda beraber olalım dedi, Yüksel bu şekilde sürekli annemi rahatsız ediyordu, annem ve biz ve ... aynı avluda oturuyoruz, aramızda sadece 2 metre yüksekliğinde bir duvar vardır' şeklinde beyanda bulunduğu, kollukta da benzer mahiyette beyanda bulunduğu, Tanık Ümmügülsüm Gürleyen'in 'olay günü müşteki halam Sema'nın evine yatıyorduk, gece saat 01.00 olsa gerek veya 02.00 halamın cep telefonu çaldı, 'hala kim' dedik, halam da 'eniştem ...' dedi, evin önüne gel sana birşey vereceğim dedi, biz saat 02.00-03.00 gibi uyuduk, fakat saat 04.00'e kadar devamlı aramaya devam etmiş, fakat ben bunu bilmiyorum, ... benim orda yatmadığım başka bir gün müştekinin evine gelmiş, ben bunu biliyorum,' beyanda bulunduğu, önceki ifadesininde benzer olduğu, Sanığın duruşmada suçlamayı kabul etmediği, ancak kollukta alınan ifadesinde katılanın iddiasını doğrular mahiyette beyanda bulunduğu, İncelenen dosya kapsamından anlaşılmıştır. Her ne kadar olay başka bir olay nedeniyle katılanın oğlunun verdiği dilekçe ile kolluğa olaydan 9 gün sonra intikal etmişse de, katılanın istikrarlı anlatımı, bu anlatımı doğrulayan tanık anlatımları, sanığa suç atfı için mağdurun bir nedeninin bulunmaması gözetildiğinde, olayın bir miktar geç intikalinin sanık lehine sonuç doğuracak mahiyette olmadığı, yerel mahkemenin 'Olay günü sanık ...'in, gece vakti mağdur ...'i telefonla arayıp 'gel seninle birlikte olalım' şeklinde sözler söylediği, mağdurun gece evinden tuvalete çıktığında kolundan tutup onunla cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediği, sanığın bu eylemi ile ...'e karşı cinsel saldırı suçunu gerçekleştirdiği sabittir.' şeklindeki kabulünün ve kabule dayalı uygulamasının isabetli olduğu," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.01.2022 tarih ve 22459-468 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında basit cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1-Sanığın katılana yönelik eyleminin sabit olup olmadığının, 2-Sabit olduğunun kabulü hâlinde eylemin niteliğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan ...’in oğlu ...’in, annesi ve kız kardeşlerinin sanık ..., inceleme dışı sanık ... ve .... isimli şahıs tarafından rahatsız edildiklerine ilişkin olarak Adana Cumhuriyet Başsavcılığına 29.01.2014 tarihinde şikâyet dilekçesi sunduğu, yürütülen soruşturma kapsamında beyanına başvurulan katılan ...’nın sanık ...’in 20.01.2014 tarihinde kendisine yönelik olarak gerçekleştirdiğini iddia ettiği eylemleri de anlatması üzerine intikalin gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Katılan ... 07.02.2014 tarihinde Kollukta; 18.01.2014 tarihinde çocuklarıyla beraber kalmak için Belören köyünde bulunan evlerine gittiklerini, 20.01.2014 tarihinde saat 02.00 sıralarında kızları ..., ... ve kızının arkadaşı Ümmügülsüm Gürleyen ile evde oturdukları sırada cep telefonunun çalmaya başladığını, telefonu açtığında akrabası olan sanık ...’in ".... ... senin evine gelecek." dediğini, bu konuşmadan yaklaşık beş dakika sonra inceleme dışı sanık ...'in alkollü bir hâlde kapının önüne gelerek kapıya tekme atmaya başladığını, tanık Tuğba’nın kapıyı açarak bağırması üzerine inceleme dışı sanık ...’nin bulunduğu yerden uzaklaştığını, yaklaşık on dakika sonra sanığın, tekrar telefonla arayarak "Yataktan kalk. Benim yanıma gel. Köy kahvesinin yanındaki marketteyim." şeklinde sözler söylediğini, sanığa cevaben "Benimle ne yapacaksın? Rahatsız etme beni." demesi üzerine sanığın da "Karımla beraber olamıyorum. Seninle beraber olacağız." dediğini ve telefonu kapattığını, birkaç dakika sonra tekrar telefonla arayan sanığın bu defa "Caminin yanındaki tuvalete gel. Orada ilişkiye girelim." şeklinde sözler sarfettiğini, bu sözleri duyan tanık ...’nın telefonu elinden alarak sanığa bağırdığını ve sanığın da "Senin ile işim olmaz. Telefonu annene ver." dediğini, gerçekleşen bu son telefon görüşmesinden birkaç saat sonra evin dışında bulunan lavaboya çıktığında evin kapısının önünde dolaşan sanığın, kendisini görünce yanına gelerek kolundan tuttuğunu, korkarak sanığa bırakmasını söylediğini, sanığın da "Gel seninle beraber olalım. Ondan sonra bırakayım." diyerek kendisini iki duvarın arasına çekmeye çalıştığını, kızının "Anne neredesin?" şeklinde sözlerle bağırması üzerine sanığın elinden kurtularak eve kaçtığını, bu olay sırasında inceleme dışı sanık ...’nin de evin etrafında dolaşmakta olduğunu, kızının bağırmasından sonra sanık ... ve inceleme dışı sanık ...’nin bulundukları yerden ayrıldıklarını, sanıktan şikâyetçi olduğunu, 12.06.2014 tarihinde Mahkemede; olay tarihinde çocuklarıyla beraber evinde olduğunu, saat 02.00 sıralarında sanığın telefonla arayarak inceleme dışı sanık ...’nin aşırı derecede sarhoş olduğunu, evin kapısına gelebileceğini söylediğini, sanığa inanmadığını ancak sanığın telefonla tekrar arayarak sözlerini tekrarlaması üzerine evin kapısını kilitlediğini, bir süre sonra inceleme dışı sanık ...’nin kapıya gelerek iki üç sefer vurduğunu, kızları Tuğba ile Ebru’yu uyandırdığını, çok korktuğunu ve korkudan konuşamadığını, sanığın "Kapıyı aç Sema. Senin yanına geldim." şeklinde bir söz söylemediğini ancak gece yine telefonla arayarak "Ben marketin önündeyim, gel. Seninle konuşacaklarım var." dediğini, gelemeyeceğini söylemesi üzerine de sarhoş olduğu için "Gel karımla beraber olamıyorum. Seninle beraber olacağız." dediğini, sonrasında tekrar telefonla arayan sanığın bu defa "Caminin yanındaki tuvalete gel. Orada ilişkiye girelim." şeklinde sözler söylediğini, telefon görüşmesinden bir süre sonra evin dışında bulunan lavaboya çıktığında evin kapısının önünde dolaşan sanığın, kendisini görünce sarhoş bir hâlde yanına gelerek kolundan tutup "Gel şuraya. Seninle konuşacaklarım var. Seninle beraber olalım." dediğini, sanıktan şikâyetçi olup davaya katılmak istediğini, Tanık ... 07.02.2014 tarihinde Kollukta; Adana’da ikamet ettiklerini ancak zaman zaman Belören köyünde bulunan evlerine gidip kaldıklarını, 18.01.2014 tarihinde de birkaç gün kalmak niyetiyle köye gittiklerini, 20.01.2014 tarihinde saat 02.00 sıralarında annesi ... ve arkadaşı Ümmügülsüm Gürleyen ile evde oturduklarını, kızkardeşi....’in ise uyumakta olduğunu, o esnada annesinin cep telefonunun çalmaya başladığını, telefonla arayan şahsın akrabaları olması nedeniyle annesinin telefonunda kayıtlı olan sanık ... olduğunu gördüğünü, sanığın, annesine inceleme dışı sanık ...’nin eve geleceğini söyleyerek annesinden kendisinin yanına gelmesini istediğini, annesinin telefonda sanığı sürekli terslediğini ancak sanığın aramaya devam ettiğini, bu konuşmadan birkaç dakika sonra inceleme dışı sanık ...'nin alkollü bir hâlde kapının önüne gelerek kapıya tekme atmaya başladığını ve "Sema kapıyı aç. Senin yanına geldim." dediğini, kapıyı açarak inceleme dışı sanık ...’ye bağırdığını, ...’nin de bulunduğu yerden uzaklaştığını, ...’nin olay günü evlerinin etrafına birkaç defa gelerek rahatsızlık verdiğini, bu olaydan kısa bir süre sonra sanığın telefonla annesini arayarak marketin bulunduğu yere gelmesini istediğini, annesinin bağırarak telefonu kapatması üzerine tekrar telefonla arayarak bu defa "Caminin oraya gel. Orada beraber olalım." şeklinde sözlerle annesine uygunsuz teklifte bulunduğunu, olay günü sanık ... ve inceleme dışı sanık ... tarafından sürekli rahatsız edildiklerini, bu şahısların olay tarihinde annesinin evde yalnız olduğunu sandıklarını, 12.06.2014 tarihinde Mahkemede önceki beyanına ek olarak; sanık ...’in, eniştesi olduğunu, inceleme dışı sanık ...’nin ise kuzeni olduğunu, ... ile evlerinin aynı avlunun içinde bulunduğunu, iki ev arasında sadece 2 metre yüksekliğinde bir duvarın olduğunu, Tanık Ümmügülsüm Gürleyen 07.02.2014 tarihinde Kollukta; tanık ...’in arkadaşı olduğunu, olay tarihinde kalmak amacıyla evlerine gittiğini, saat 02.00 sıralarında katılanın cep telefonunun çalmaya başladığını, katılanın sanık ...’in aradığını söyleyerek telefonu meşgule aldığını, telefon tekrar tekrar aranmaya devam edince katılanın telefonu açarak sanıkla konuşmaya başladığını, sanığın katılanı yanına çağırarak inceleme dışı sanık ...’nin eve geleceğini söylediğini katılandan duyduğunu, olay günü evine döndüğünü, daha sonra inceleme dışı sanık ...’nin katılanın evinin önüne giderek katılanla tanık Tuğba’yı rahatsız ettiğini, sanık ...’in de telefonda katılana taciz içeren sözler söylediğini tanık Tuğba’nın ağlayarak kendisine anlattığını, sanığın katılanı telefonla arayarak "Buraya gel. Sana bir şey vereceğim." dediğini duyduğunu, 12.06.2014 tarihinde Mahkemede; olay günü halası olan katılan ...’nın evinde yatmakta olduğunu, gece saat 01.00 sıralarında katılanın cep telefonunun çaldığını, katılanın arayanın sanık ... olduğunu ve "Evin önüne gel. Sana bir şey vereceğim." dediğini söylediğini, saat 02.00-03.00 sıralarında uyuduklarını ancak sanığın saat 04.00’e kadar katılanı telefonla aramaya devam ettiğini, İnceleme dışı sanık ... 07.02.2014 tarihinde Kollukta; 20.01.2014 tarihinde aldığı alkolün etkisiyle sarhoş olarak bir süre köy içinde gezindiğini, saat 23.00-23.30 sıralarında evine döndüğünü ve hemen uyuduğunu, olay tarihinde veya başka bir günde katılanı telefonla ya da sözlü olarak rahatsız etmediğini, kapılarının önüne giderek kapıya tekme atmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, 12.06.2014 tarihinde Mahkemede; olay tarihinde sanıkla kahvehanede ayrı ayrı masalarda oturduklarını ve alkol aldıklarını, saat 00.00 sıralarında sanık ve arkadaşlarının kahvehaneden ayrıldıklarını, bir süre sonra kendisinin de evine döndüğünü, bir iki gün sonra sanığın, olay tarihinde kendisinin öksürdüğünü görerek bu durumu bildirmek için katılanı telefonla aradığını söylediğini, katılanın, amcasının eşi olduğunu, suçlamayı kabul etmediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ... 12.06.2014 tarihinde Mahkemede; olay tarihinde saat 02.00 sıralarında kahvehaneden evine dönerken inceleme dışı sanık ...’nin dış kapının önünde öksürdüğünü görerek ...’nin ailesine haber vermesi için katılanı telefonla aradığını, ulaşamadığı için başkaca bir arama yapmadığını, Kollukta alınan ifadesini kabul etmediğini, o ifadeyi karakol komutanının yazdığını, kendisinin de imzaladığını, suçlamayı kabul etmediğini, Savunmuştur. Uyuşmazlık konularının birlikte ele alınmasında fayda bulunmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan “Cinsel saldırı” başlığını taşıyan 102. maddesi; "1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır. 3) Suçun; a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı, d) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte, İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır. 4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır. 5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. 6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiştir. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan maddenin ilk fıkrasında cinsel saldırı suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Korunan hukukî değer, kişilerin cinsel özgürlüğü ve dokunulmazlığıdır. Cinsel saldırı suçunda failin kadın ya da erkek, evli veya bekâr olması mümkündür. Fail ile mağdurun farklı ya da aynı cinsiyetten olması da önemli değildir. Ancak, TCK’nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunun mağdurunun on sekiz yaşını tamamlamış olması gerekir. Cinsel saldırı kasten işlenebilir ve failin kastının suçun kanuni tanımındaki tüm unsurları, yani mağduru, cinsel davranışı, vücut dokunulmazlığının ihlalini ve mağdurun rıza göstermediğini kapsaması gerekir. Bu suçla korunan hukuki yarar üzerinde tasarrufta bulunabilen cinsel özgürlük olduğundan hukuki sınırlar içerisinde kalması şartıyla rızaya ehil mağdurun cinsel davranışa göstereceği rıza, fiili hukuka uygun hâle getirecektir. Maddenin ikinci fıkrasındaki nitelikli hâlin oluşması için vücuda organ veya sair cismin sorulması gerekir. Suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Bu aşamada "sarkıntılık" kavramının önce 765 sayılı TCK daha sonra ise 5237 sayılı TCK dönemde yer alan görünümüne ayrıntılarıyla değinilmesine fayda bulunmaktadır. Sarkıntılık suçu 765 sayılı TCK'nın 1926 tarihli ilk hâlinde yer almamaktaydı. Bu nedenle sarkıntılık eylemi ya hiç cezalandırılmamakta ya da alenen hayasızca hareket olarak değerlendirilerek cezalandırılmaktaydı (M. Emin Artuk-M. Emin Alşahin, Sarkıntılık Fiili, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016, Cilt 65, Sayı 4, s. 3243.). Ancak "Adabı Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler" başlıklı sekizinci babın, ''Cebren Irza Geçen, Küçükleri Baştan Çıkaran ve İffete Taarruz Edenler''e ilişkin birinci fasılda bulunup "Kız ve erkek genç kimselere söz atanlar üç aydan altı aya kadar hapsolunur." şeklinde düzenlenen 421. madde, 08.06.1933 tarihli ve 2275 sayılı Kanun ile "Kadınlara ve genç erkeklere söz atanlar on beş günden üç aya kadar ve sarkıntılık edenler bir aydan altı aya kadar hapsolunur." biçiminde değişikliğe uğrayarak 765 sayılı Ceza Kanunu'nda sarkıntılık suçu hüküm altına alınmıştır. 09.07.1953 tarihli ve 6123 sayılı Kanun ile anılan maddede ön görülen cezalar arttırılmış, Anayasa Mahkemesinin 20.03.2002 tarihli ve 39-35 sayılı kararı ile madde metninde bulunan "genç" sözcüğünün, Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Sarkıntılık suçu 765 sayılı TCK'da bu şekilde yerini almış ise de Kanun'da sarkıntılık eyleminin ne olduğu hususunda bir açıklama yapılmamış, içtihat ve öğreti görüşleriyle tanımı yapılıp uygulamaya yön verilmiştir. Bu bağlamda sarkıntılık suçu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun; 16.09.1963 tarihli ve 47-47 sayılı, 06.12.1979 tarihli ve 432-459 sayılı, 26.12.1988 tarihli ve 287-557 sayılı, 19.02.2002 tarihli ve 44-175 sayılı kararlarında; "belirli bir kimseye karşı işlenen ve o kişinin edep ve iffetine dokunan ani ve hareketler yönünden kesiklik gösteren edepsizce davranışlar", 10.10.1988 tarihli ve 329-344 sayılı kararında "şehvet hissi ile başkalarını rahatsız edecek davranışların sürdürülmesi", 03.02.1998 tarihli ve 344-10 sayılı kararında ise; "belirli bir kimseye karşı şehvet amacıyla işlenen, edep ve iffete saldırı teşkil eden ani hareketler yönünden kesiklik gösteren edepsizce davranışlardır. Her biri söz atma niteliğinde olan eylemlerin, sırnaşıkca bir hal alması halinde eylemlerin tümü sarkıntılık suçunu oluşturmaktadır." şeklinde açıklanmıştır. Öğretide ise; "Bir erkek tarafından, kadın, kız veya genç erkeğe karşı aleniyet şartı aranmaksızın, ırza geçme veya tasaddi suçlarının teşebbüs derecesini de teşkil etmeyen, mağdur üzerinde devamlılık arz etmeyen ve fakat vücutta temasın da şart olmadığı, söz, yazı veya diğer hareketlerle gerçekleştirilen temelinde cinsel dürtünün bulunduğu fiiller" ( Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 3. Bası, Beta Yayınevi, 1991, s. 382.), "Bir şahsa karşı, onun rızası hilafına olarak şehvet maksadile, söz, fiil ve hareketle, edep ve iffete tecavüz teşkil edecek surette ve fakat ırza tecavüz ve tasaddi cürümlerine veya bunların teşebbüsüne varmıyacak şekilde yönelen tecavüzler" (Sulhi Dönmezer, Ceza Hukuku Hususi Kısım. Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler, 5. Bası, 1983, s.190.) olduğu görüşleriyle izah edilmiştir. Sarkıntılık suçundan daha ağır nitelikteki ırza tasaddi suçu anılan Kanun'un 415. maddesinde "Her kim 15 yaşını bitirmiyen bir küçüğün ırz ve namusuna tasaddiyi mutazammın bir fiil ve harekette bulunursa iki seneden dört seneye ve bu fiil ve hareket yukarki madddenin ikinci fıkrasında yazılı şartlar içinde olursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur." 416. maddesinin ikinci fıkrasında ise "Yine bu suretle ırz ve namusa tasaddiyi tazammun eden diğer bir fiil ve harekette bulunursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur." şeklinde düzenlenmiş olup Yargıtay Ceza Genel Kurulunun; 13.05.1963 tarihli ve 30-29 sayılı kararında; "ırz ve namusa tasaddiyi meydana getiren hareketler cinsel birleşme kastını ve amacını gütmeyen ve mağdur üzerinde doğrudan doğruya işlenip nitelikleri bakımından şehvete ilişkin türlü davranışlardır." 19.02.2002 tarihli ve 44-175 sayılı kararında "şehevi duyguların cinsel birleşme dışında tatminine yönelik, sarkıntılık boyutunu aşan ve devamlılık gösteren davranışlar" 24.05.2005 tarihli ve 34-54 sayılı kararında "cinsel ilişki derecesine varmayan, mutlaka mağdurla bedeni teması gerektiren ve devamlılık gösteren şehevi hareketler" olarak tanımlanmıştır. Bu suç öğretide de; "Tasaddide kast; şehevi ihtirasın, cinsi münasebet derecesine varmayan iptidaî şekillerde fiilen teskin ve tatmin kastıdır. Bianenaleyh, bu maksatla başlayan tasaddiler mesela maksadına meyil ve rıza uyandıracak telkinatta bulunmak, resimler göstermek, sözler söylemekten başlayarak şehvet tahrik edici yerlerini tutmak, tutturmak, açmak, açtırmak, öpmek, sıkmak, istimna yapmak veya yaptırmak ve nihayet badana yapmak gibi mütedariç ve müteselsil fiil ve hareketlerin bir kaçını ihtiva edebilir. Ve mâniaya uğramadıkça şehvetini teskine kadar devam eyler. Zaman bakımından sürekli ve hareketler yönünden zincirleme şehvet davranışları vardır. Suçlunun mağdur üzerinde şehvet hareketleri yapması ile suç tamam olur." şeklinde açıklanmış, sarkıntılık suçundan farkı da "sarkıntılıkta ise şehevi hareketlerin fiili şekli öpme, sıkma gibi mücerret ve müntaki gibi bir hareket olması lazımdır. Sarkıntılıkta zaman bakımından ani, eylemler yönünden kesik hareketler söz konusudur." düşünceleriyle izah edilmiştir (Vural Savaş, Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, Seçkin Yayınevi 1. Bası, 1995, 3. Cilt s. 3664). 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği ilk hâlinde "sarkıntılık" kavramına yer verilmemiş olup 6545 sayılı Kanun öncesi TCK'nın "Cinsel saldırı" başlıklı 102. maddesinin uyuşmazlık konusu ile ilgili fıkrası; "(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...." şeklinde düzenlenmiş iken 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 58. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu madde; "(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir..." biçiminde son hâlini almıştır. TCK'nın 102. ve 103. maddelerinde değişiklik öngören 6545 sayılı Kanun'a ilişkin Hükumet Tasarısının 42. ve 43. maddelerde sarkıntılık ibaresi kullanılmamış, her iki madde için de "Fiilin ani hareketle işlenmesi hâlinde" faile daha az ceza verileceği belirtilmiştir. Anılan 42. maddeye ilişkin gerekçede; "Türk Ceza Kanununun 102 ve 103 üncü maddelerinde tanımlanan suçların temel şekli ile 105 inci maddesinde tanımlanan cinsel taciz suçu arasındaki ayırım ölçütü, fiziksel temastır. 105 inci maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için mağdurun vücuduna fiziksel bir temas söz konusu değildir. Buna karşılık, cinsel arzuların tatmini amacına yönelik olarak mağdurun vücuduna fiziksel temasta bulunulması halinde, mağdurun çocuk olup olmamasına göre 102 veya 103 üncü maddede tanımlanan suçlardan biri oluşmaktadır. Tasarıyla, bu iki maddede tanımlanan suçların temel şeklinden dolayı verilecek cezaların artırılması öngörüldüğünden, somut olayın özelliklerine göre ani hareketlerle yapılan cinsel saldırılar bakımından ceza miktarının suçun temel şeklinden daha az bırakılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, maddenin birinci fıkrasına hüküm eklenmekte ve ani hareketle yapılan dokunuşta maddenin mevcut metnindeki cezanın verilmesi sağlanmaktadır. Diğer yandan, cinsel taciz suçuyla bir karışıklığa neden olabileceği mülahazasıyla 'sarkıntılık' ibaresinin yerine 'suçun ani hareketle işlenmesi' ibaresi tercih edilmiştir." açıklamalarına yer verilmiş, çocuğun cinsel istismar suçunda "suçun ani hareketle işlenmesi" hâline ilişkin 43. maddenin gerekçesinde ise 42. maddeye atıf yapılmıştır. Ancak Adalet Komisyonunda verilen önerge yapılan görüşmelerde; ''ani hareket'' kavramının tereddütlere yol açacağı, bu nedenle kriterleri bilinen ve uygulamanında doğru anlayıp yorumlayacağı önceki yasada yer alan "sarkıntılık'' kavramına dönüldüğü şeklindeki görüş ve düşüncelerle önerge kabul edilip "ani hareket" yerine "sarkıntılık" ibaresi tercih edilmiştir. Bu durum Komisyon gerekçesinde "ani hareket kavramının tartışmalı olması nedeniyle sarkıntılık kavramının kullanılması amacıyla verilen önergenin kabul edilmesi gerektiği..." biçiminde açıklanmıştır. (tbmm.gov.tr /develop /owa /komisyon\_tutanaklari. Goruntule? pTutanakId=722, Erişim tarihi; 22.01.2020) Görüldüğü üzere Hükumet tasarısında yer alan "fiilin ani hareketle işlenmesi" yerine cinsel saldırı veya istismarın "sarkıntılık düzeyinde kalması" 6545 sayılı Kanun ile TCK'nın hem 102 hem de 103. maddesinde daha az cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak düzenlenmiş, ancak kanun koyucu 765 sayılı Kanun'da olduğu gibi sarkıntılık eylemini tanımlamamıştır. Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğü'nde "sarkıntılık"; "Genellikle, kadınlara sataşma, laf atma, rahatsız etme, huzur bozma, tasallut." olarak tanımlanmıştır. Aynı sözlükte "ani" kelimesinin "Ansızın yapılan, ansızın ortaya çıkan, ansızın ve birdenbire", "kesik" ibaresinin "Kısa, aralıklı, kesilerek bozulmuş olan ve kesilmiş olan", kesintili kelimesinin ise "Ara verilerek yapılan" şeklinde anlamlar içerdiği belirtilmektedir. 5237 sayılı TCK'da yer alan "sarkıntılık" cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin temyiz davalarına bakmakla görevli olan Özel Dairenin birçok kararında "Belirli bir kimseye karşı cinsel arzuları tatmin amacıyla işlenen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, ani ve kesiklik gösteren devamlılık arz etmeyen hareket ya da hareketler'' ve ''Ani, kesintili ve süreklilik arz etmeyen hareketler'' şeklinde tanımlanmış olup ayrıca eylemin "sarkıntılık" aşamasında kalıp kalmadığı değerlendirilirken "Kısa süreli, ani, kesintili olması ve fiillerin kendiliğinden sonlandırılması" biçimindeki kriterlerin de göz önüne alındığı görülmektedir. 6545 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrası 5237 sayılı TCK'nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı ile aynı Kanun'un 103. maddesinde düzenlenen çocukların cinsel istismarı suçlarına ilişkin olarak mağdurun yaşı dışında gerçekleştirilen fiil yönünden farklı bir durum arz etmeyen "sarkıntılık" suçu/eylemi öğretide de; "Mağdurun vücuduna temas içeren ve ani hareketlerle gerçekleştirilen cinsel davranışlar sarkıntılık, mağdurun vücuduna temas içeren ve sırnaşık hareketlerle gerçekleştirilen cinsel davranışlar basit cinsel saldırı veya basit cinsel istismar suçu kapsamında değerlendirilmelidir. Failin vücuda temas içeren davranışının yoğunluğu, etkisi ve devamlı olması dikkate alındığında sarkıntılık değil, mağdurun yaşına göre, basit cinsel saldırı veya basit cinsel istismar suçu oluşacaktır." (M. Emin Artuk-Ahmet Gökçen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 2019, s. 367-369.), "Mağdur üzerinde işlenen (yani, bedensel temas içeren) ve vücuda organ ve cisim sokma düzeyine varmayan, ani olmayıp süreklilik gösteren şehevi hareketler, TCK m. 102/1, c.1 ile cezalandırılacaktır. Buna karşılık ani ve kesiklik gösteren davranışlar TCK m. 102/1, c.2 kapsamına girmektedir. Süreklilikten kasıt, eylemin eylemin uzunca bir süreye yayılmış olması veya illa birden çok tekrarlanmış olması demek değildir. Önemli olan mağdur üzerinde doğrudan işlenen, devamlılık gösteren, cinsel isteklerin doyurulmasına ya da kışkırtılmasına yönelik her türlü şehvete ilişkin davranışların varlığıdır. Hangi davranışların bu nitelikte olduğu, söz konusu davranışın yoğunluğuna, etkisine, devam süresine bağlı olarak her somut olay açısından ayrıca ele alınması gereken bir konudur." (. ... , Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, 17. Baskı, Ankara 2019, s. 392-393.), "Cinsel saldırının ısrarcı bir hâl almadığı, basit bir düzeyde kaldığı, ani ve kesik hareketlerle gerçekleştirildiği hâller" (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Bası, Ankara 2019, s. 342), "Vücuda temas eden ve cinsel anlam içeren fiiller şehevi hisleri tatmine yönelmese de ani-süreksiz-kesintili olsa da belli bir yoğunluğa ve ağırlığa ulaşmasa da sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçu oluşacaktır. Cinsel istismar suçunda sarkıntılık şeklindeki davranışların, cinsel saldırı suçunda sarkıntılık fiilleri bakımından belirtilen yoğunluğa erişmesi gerekmemekte, vücuda temas şartı da bu nedenle aranmamalıdır." (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2019, Seçkin Yayınevi, 14. bası, s. 330-363.), "Kişinin cinsel özgürlüğünü ihlal etmeye elverişli ani gelişen ve süreklilik arz etmeyen (kesiklik gösteren) cinsel davranış" (Fahri Gökçen Taner, Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe Karşı Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2017, s. 161), "Ani hareketle yapılan basit cinsel saldırı suçu" (S. Sinan Kocaoğlu, Yargı Kararları Işığında Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, Yetkin Yayınevi, Ankara 2016, s. 126), "TCK 102/1 son cümle ile adeta eski Kanun sistemine dönülmüş ve bir geçiş yaratılmıştır." (Pınar Memiş Kartal, Özel Ceza Hukuku Kişilere Karşı Suçlar, İstanbul 2017, Onikilevha Yayınevi, Cilt 2, s. 473), "Vücuda temas eden ve şehevi hislerin tatminine yönelmeyen, daha az yoğun, ani, süreksiz ve zayıf boyutlu filler sarkıntılık suçunu -TCK 103- oluşturacaktır." (Gülşah Bostancı Bozbayındır, Özel Ceza Hukuku Kişilere Karşı Suçlar, İstanbul 2017, Onikilevha Yayınevi, Cilt 2, s. 521), şeklinde tanımlanarak yorumlanmış ve basit cinsel istismar (veya basit cinsel saldırı) suçundan farkı ortaya konulmuştur. 765 sayılı TCK döneminde sarkıntılık suçu için bedensel temas şart olmayıp söz atmanın sırnaşıkça bir hâl alması veya bedensel temas içermeyen el kol hareketi yapma, cinsel organ gösterme, öpücük atma gibi davranışlarda bulunulması durumlarında da bu suç oluşabilmekteydi. Ancak 5237 sayılı TCK'da sarkıntılığa 102. ve 103. maddelerde yer verildiğinden bedensel temasla işlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bedensel temas içermeyen cinsel organ gösterme, öpücük atma ve laf atma gibi davranışlar 5237 sayılı TCK'nın 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturacaktır. Bu nedenle 5237 sayılı Kanun'da yer alan "sarkıntılık" bedensel temasla işlenmesinin şart olması bakımından 765 sayılı Kanun'da düzenlenen "sarkıntılık"tan ayrılmaktadır. Yine sarkıntılık suçunun düzenlendiği bölüm açısından da her iki Kanun arasında fark bulunmaktadır. Zira 765 sayılı TCK döneminde "Adabı Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler" babının ''Cebren Irza Geçen, Küçükleri Baştan Çıkaran ve İffete Taarruz Edenler'' faslında, 5237 TCK'da ise "Kişilere Karşı Suçlar" kısmının "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenmiştir. Sarkıntılığa ilişkin 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK arasında yukarıda izah edilen farklar bulunmakta ise de bedensel temas içeren eylemler açısından ortak yönlerin de bulunduğu göz önüne alınmalıdır. 5237 sayılı TCK'da da tanımı bulunmayan "sarkıntılık" daha önce olduğu gibi içtihatlar ve öğreti görüşleriyle anlamını bulacak ve sınırları belirlenecektir. Bu kavramı her olayı kapsayacak şekilde bir tanımla ortaya koyma imkânı bulunmayıp eylemler kendi içerisindeki özelliklere göre değerlendirilecek ise de belirlilik ilkesinin temini ve uygulama birliğinin sağlanması bakımından sarkıntılık eyleminin ne olduğuna ilişkin genel bir çerçeve çizilmesi ve birtakım kriterler ile prensipler belirlenmesinde de zaruret vardır. 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklerle basit cinsel saldırı ve çocuğun basit cinsel istismarı suçlarına ilişkin yaptırımlar önemli bir şekilde arttırıldığından kanun koyucu "sarkıntılığı" daha az cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak düzenlemiştir. Adalet Komisyonu değişiklik gerekçesi, kanun koyucunun amacı ve 765 sayılı TCK'na ilişkin benzer yönler dikkate alındığında, 5237 sayılı TCK'da sarkıntılık; bir kimseye karşı cinsel arzuları tatmin amacıyla işlenen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, ani ve kesiklik gösterip devamlılık arz etmeyen, basit cinsel saldırı veya çocuğun basit cinsel istismarı yoğunluğuna ulaşmayan davranış veya davranışlar olarak kabul edilmelidir. Birbirini takiben yapılıp mağdurun vücudunun bir çok değişik bölgesine dokunma eylemlerinin ani ve kesintili sayılayamayacağı da göz önüne alınmalıdır. Öte yandan sarkıntılığı aşan ancak vücuda organ veya sair bir cisim sokma veya bunlara teşebbüs boyutuna ulaşmayan cinsel amaçlı bedensel temasla gerçekleştirilen eylemler basit cinsel saldırı (mağdurun yaşına göre çocuğun basit cinsel istismarı) suçunu oluşturacaktır. Örneğin failin, mağdurun kalçasına dokunup kaçması, cinsel amaçla mağduru yanağından öpmesi, mağdurun göğsüne dokunması gibi davranışlar sarkıntılık suçunu, mağdurun önce yanağını öpüp sonra vücudunu okşayıp kucağına oturtması, kendi elbiseleri ile mağdurun elbiselerini çıkarak cinsel organıyla mağdurun anüsüne (veya vajinasına) sürtünmesi, mağdurun göğüsleri ile vücudunun sair yerlerini okşayıp mağdura cinsel organını tutturması şeklindeki davranışları ise mağdurun yaşına göre basit cinsel saldırı veya çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde; Katılanın aşamalarda özetle; sanık ...’in 20.01.2014 tarihinde saat 02.00 sıralarında telefonla arayarak kendisine "Yataktan kalk. Benim yanıma gel. Köy kahvesinin yanındaki marketteyim." şeklinde sözler söylediğini, sanığa cevaben "Benimle ne yapacaksın? Rahatsız etme beni." demesi üzerine sanığın da "Karımla beraber olamıyorum. Seninle beraber olacağız." diyerek telefonu kapattığını, birkaç dakika sonra tekrar telefonla arayan sanığın bu defa "Caminin yanındaki tuvalete gel. Orada ilişkiye girelim." şeklinde sözler sarfettiğini, gerçekleşen bu son telefon görüşmesinden birkaç saat sonra evin dışında bulunan lavaboya çıktığında evin kapısının önünde dolaşan sanığın, kendisini görünce yanına gelerek kolundan tuttuğunu, korkarak sanığa bırakmasını söylediğini, sanığın da "Gel seninle beraber olalım. Ondan sonra bırakayım." diyerek kendisini iki duvarın arasına çekmeye çalıştığını, kızının "Anne neredesin?" şeklinde sözlerle bağırması üzerine sanığın elinden kurtularak eve kaçtığını iddia ettiği, sanığın Mahkemede özetle; olay tarihinde saat 02.00 sıralarında kahvehaneden evine dönerken inceleme dışı sanık ...’nin dış kapının önünde öksürdüğünü görerek ...’nin ailesine haber vermesi için katılanı telefonla aradığını, ulaşamadığı için başkaca bir arama yapmadığını, suçlamayı kabul etmediğini savunduğu olayda; Olay katılanın oğlu ...'in suç tarihinden 9 gün sonra Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu şikâyet dilekçesi üzerine başlatılan soruşturma kapsamında ortaya çıkmış ise de katılanın olayın gerçekleşme biçimine ilişkin olarak aşamalarda değişmeyen, özde tutarlı beyanlarda bulunması, olay tarihinde katılanla aynı evde bulunan kızı tanık Tuğba ile tanık Ümmügülsüm’ün olaya dair anlatımlarının katılanın iddialarını doğrular ve destekler mahiyette olmaları, katılan ile sanık arasında iftira atılmasını gerektirecek bir husumetin bulunmaması ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; olay tarihinde çeşitli defalar katılanı telefonla arayarak birlikte olma isteğini açıkça dile getiren sanığın, bu telefon görüşmelerinin devamında gecenin ilerleyen saatlerinde evin dışında bulunan tuvalete gitmek için dışarı çıkan katılanı kolundan tutması, katılanın korkarak bırakmasını söylemesi üzerine "Gel seninle beraber olalım. Ondan sonra bırakayım." demesi şeklindeki eyleminin sabit olduğu hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın katılana yönelik eyleminin sabit olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Öte yandan sanığın yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan şekilde gerçekleştirdiği katılanı kolundan tutması, katılanın korkarak bırakmasını söylemesi üzerine "Gel seninle beraber olalım. Ondan sonra bırakayım." demesi şeklindeki cinsel amaçlı fiziksel temas içeren eylemi suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK'nın 102/1. maddesinde düzenlenen basit cinsel saldırı suçuna vücut vermekte iken ani nitelikteki, kesiklik gösteren ve devamı bulunmayan bu eylem 6545 sayılı Kanun'un 58. maddesiyle yapılan değişiklikten sonra TCK'nın 102/1. maddesinin ikinci cümlesinde düzenlenen sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçunu oluşturmaktadır. Ulaşılan bu sonuç karşısında, TCK'nın 7. maddesi de gözetilerek açıkça lehe olan sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçu açısından inceleme günü itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunun da değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanığa atılı sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçunun yaptırımı 6545 sayılı Kanun'la değişik TCK'nın 102. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiş olup TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl; aynı Kanun’un 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır. Daha ağır cezayı gerektiren başkaca bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 20.01.2014 tarihinde gerçekleşen eylemle ilgili olarak, iddianame tarihinin 03.03.2014 olduğu ve zamanaşımının son olarak sanık hakkında mahkûmiyet kararının verildiği 12.06.2014 tarihinde kesildiği, bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin bulunmadığı da gözetildiğinde, TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen sekiz yıllık asli zamanaşımı süresinin 12.06.2022 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nın, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK'nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir. SONUÇ : 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 31.05.2021 tarihli ve 3408-3923 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Adana 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.06.2014 tarihli ve 171-392 sayılı kararına konu mahkûmiyet hükmünün sanığın eyleminin karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'la değişik TCK'nın 102/1. maddesinin 2. cümlesinde düzenlenen sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçunu oluşturması ve ulaşılan bu sonuç karşısında dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle BOZULMASINA, 4- Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.12.2022 tarihinde yapılan müzakerede sanığın katılana yönelik eyleminin sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğu, sanığın katılana yönelik eyleminin sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçunu oluşturup oluşturmadığına ve sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle karar verildi.