10. Hukuk Dairesi 2023/3946 E. , 2024/4687 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/570 E., 2022/1575 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 24. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/147 E., 2019/666 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinafa başvurması üzeri…
**10. Hukuk Dairesi 2023/3946 E. , 2024/4687 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/570 E., 2022/1575 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 24. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/147 E., 2019/666 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinafa başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edildiği duruşma talebi kabul edilerek, duruşma yapılmak üzere tayin olunan 30.04.2024 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine duruşmalı temyiz eden davacı adına Av. ... ile davalı adına Av. ...'ın geldikleri görüldükten, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya sonra verilerek dosya incelemeye alınmakla; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin eşi olan ...'ın 07.10.2015 tarihinde iş yerinde kalp krizi geçirmek suretiyle iş kazası geçirdiğini ve ardından tedavisi sırasında 11.10.2015 tarihinde bu nedenle hayatını kaybettiğini, sigortalının kalp krizi geçirmesinde iş yerindeki çalışma şartlarının etkisinin bulunduğu gibi kaza sonrasında da işveren tarafından kendisine zamanında ve gereken müdahalenin yapılmadığını, ölen sigortalının kalp krizi geçirmesinde ve ölümünde işveren davalının kusuru olduğunu savunarak 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur. II. CEVAP Ölen sigortalının kalp krizi geçirmesinde ve hayatını kaybetmesinde müvekkili işveren şirketin kusurunun bulunmadığını, olay günü ölen işçinin henüz işe başlamadan rahatsızlandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mütevaffanın davalıya ait iş yerinde çalışmakta iken kalp krizi geçirmesi neticesinde kaldırıldığı hastanede vefat etmesi şeklinde gerçekleşen olay 5510 sayılı Kanun kapsamında iş kazası olduğu tartışmasız olup kalp krizinde kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği, sigortalının bünyevi yatkınlığı ve genel sağlık durumunun bir araya gelerek miyokart enfarktüsünün ortaya çıkabileceği ortadadır. Somut olayda kalp krizinin iş yerinde çalışırken geçirilmesi nedeniyle olayın iş kazası olarak kabul edilmiş ise de, iş yerinde yapılan denetimlerde (Hijyen Ölçüm Raporu ve Gürültü Ölçüm Raporlarına göre) herhangi bir olumsuz durum tespiti yapılmadığı gibi ölüm olayının "doğal ölüm" olduğu yönünde tespitin mevcut olduğu, müteveffanın işe girerken ve çalıştığı sırada kalp rahatsızlığı bulunduğuna dair bir belge olmadığı, dosya kapsamında müteveffanın işe girerken ve işin devam ettiği süreçte kalp rahatsızlığı olduğuna dair bir bilgi bulunmadığı yine davalı iş yerinde doğrudan kalp krizine etki edecek bir durum tespiti de yapılmadığı, davacı tanıklarının davacının çalışma şekline ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı böylelikle kalp krizine yapılan işin sebebiyet verdiğine dair dosya kapsamında somut delil bulunmadığı meydana gelen olayın %100 kötü tesadüf sonucu ortaya çıktığı, davalıya yüklenen müteveffanın vefatı nedeniyle atfı kabil bir kusur bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ölen sigortalı işçinin kalp krizi geçirmesinin ardından işverence müdahale konusunda ihmalkar davranıldığını, iş yeri hekimince de gerekli müdahalenin yapılmadığını, ölen işçinin hastaneye ulaştırılmasında gecikildiğini, işçide kalp krizi yaşanmasında iş yeri koşullarının etkisinin bulunduğunu, ölen işçinin yaşına rağmen ağır ve yorucu biçimde çalıştırıldığını, olayın kaçınılmazlık sonucunda gerçekleştiğinin kabulü halinde dahi Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin kararları gereği kaçınılmazlık halinin büyük bölümünden işveren davalının sorumlu tutulması gerektiğini savunarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının olaydan yaklaşık iki ay sonra şikayette bulunması üzerine başlatılan soruşturmada, murisin ölümünde herhangi bir kimsenin kusurunun tespit edilemediği gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olduğu, davacı vekili, iş yeri kamera kayıtlarının kasten silindiğini savunmuş ise de soruşturmaya olaydan yaklaşık iki ay sonra başlanarak görüntülerin talep edilmiş olması da dikkate alındığında, görüntülerin iddia edilen delilleri gizlemek saiki ile silindiği konusunda somut bir emare bulunmadığı, aldırılan ilk bilirkişi raporu hekim olmayan tek iş güvenliği uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenmiş ise de aralarında kardiyoloji uzmanı da bulunan ikinci bilirkişi heyeti raporu ve ilk bilirkişi raporunda da davacının kalp krizi geçirmesinde davalı şirketin kusurunun bulunmadığının belirtildiği, ikinci raporda olayın kaçınılmazlık nedeniyle değil, kötü tesadüf sonucunda gerçekleştiği, bu nedenle davacının, kaçınılmazlık halinin bir kısmından da davalı işverenin sorumlu tutulmasına ilişkin itirazının yerinde olmadığı değerlendirildiği, davacı tarafın, destek murisin ölümünde davalı işverenin kusur ve ihmalinin, bu kapsamda sorumluluğunun bulunduğunu yöntemince ispatlayamadığı kanaatine varılmış olup Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmekle; davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda tespit edilen %100 oranındaki kaçınılmazlığın bir kısmından içtihatlar gereği davalın işverenin sorumlu tutulması gerekirken sorumlu tutulmamasının hatalı olduğu, işverenin yaşına göre yoğun tempoda çalıştırıldığı, 100 kişinin çalışması gereken kimyasal içeren ortamda 50 kişi istihdam edilmesinin kalp krizi üzerinde etkisi olduğu aynı zamanda sigortalının yaşı itibariyle ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasının da kazanın sebebi olduğunu, aynı zamanda iş yerinde ambulansı sürecek şoför bulunmadığı kalp krizi 15.30’da meydana geldiği halde servis şoförü işçi tarafından sigortalının 16.40’da Devlet Hastanesine yetiştirildiğinden iş yerinde risklerle ilgili tedbir alınmadığından da işverenin kusur sorumlu olduğu belirtilerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının eşinin maddi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan Kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, " İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısında iş yerinin nitelik ve kapsamına göre 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 2. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. 3. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. 4. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. 5. Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve Kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 6. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir. 7. Kanun koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir. 8. Anılan fıkrada "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. 9. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." 10. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. 11. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. 12. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" aynı Kanun'un 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19 uncu maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir. 14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil Kanun'a ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 üncü ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 16. 6331 sayılı Kanun'un 4 üncü ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. 18. Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, ... ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20.03.2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) 19. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; sigortalının davalı şirkete ait ilaç üretim iş yerinde ampul ilaç bölümünde çalıştığı, olay günü olan 07.10.2015 günü saat 16.00 vardiyasında iş başı yapmak için çalışma alanına gittiği burada fenalaştığı, iş yerinin revir bölümüne haber verildiği ve acil tıp teknisyeniyle beraber iş yerinin hasta nakil aracıyla hastaneye sevk edildiği, 4 gün boyunca yoğun bakımda kaldığı ve 11.10.2015 günü hastanede vefat ettiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında düzenlenen tek iş güvenliği uzmanı bilirkişiden alınan 28.05.2018 tarihli rapor ile kalp damar cerrahı hekim bilirkişininde yer aldığı heyetten alınan 27.08.2019 tarihli raporlarda olayın tamamen %100 kaçınılmazlık/kötü tesadüften meydana geldiği belirtildiği, Mahkemece bu raporlara itibarla karar verilmiş ise de davacının bünyesel durumunun değerlendirilmemesi ayrıca kaçınılmazlığın işveren tarafından iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından alınması gereken her türlü önlem alınmış olmasına rağmen gerçekleşmesinin önlenemediği durumlarda mümkün olduğu, kalp krizi niteliğinde iş kazaları için ise kaçınılmazlıktan değil ancak bünyesel durum, işçi, işveren veya üçüncü kişi kusurundan bahsedilebileceği halde bu niteleme ile sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. 20. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş, öncelikle ... ... ...'ın vefatından önce kalp damar hastalığı ile kalp krizini tetikleyecek nitelikte bir rahatsızlığı olup olmadığı, bu hususta tedavi görüp görmediği konusunda tarafların ibraz edeceği kayıtlar ile SGK MEDULA sisteminden araştırma yapmak, akabinde davacı tarafın iddiaları da dikkate alınarak işçinin yoğun biçimde kanuni çalışma süreleri aşılarak dinlendirilmeden ve olay günü olağandışı bir efor ve stres altında çalıştırılıp çalıştırılmadığını belirlemek. 21. Öte yandan davacıda olumsuz yaşam şekli, beslenme tarzı, genetik faktör ile sigara kullanımı gibi etkenlerin olup olmadığı var ise bu gibi durumların olayın gerçekleşmesi üzerindeki etkisi hususundaki deliller toplanmak. Toplanacak bu delillerle beraber somut ölüm olayının gerçekleşmesinde iş yeri şartları, yaşam şekli, bünyesel faktör ile olay anındaki etkenler bir bütün olarak değerlendirilerek, davacı tarafın itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın kardiyoloji alanında uzman hekimin de yer aldığı, A sınıf iş güvenliği uzmanlarının bulunduğu üç kişilik heyete tevdi edilerek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları ile bünyesel faktörün etkisini belirleyecek mahiyette rapor aldırmak alınacak bu raporla beraber dosyadaki veriler değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. 22. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 23. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, istinaf itirazlarının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekili tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının bu aşamada temyiz edenlerin sair temyiz itirazları incelenmeksizin BOZULMASINA, 3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 4.Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. .