4. Hukuk Dairesi 2011/7419 E. , 2012/9915 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve diğeri vekili Avukat H.....tarafından, davalı ... aleyhine 24/02/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25/01/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından ha…
**4. Hukuk Dairesi 2011/7419 E. , 2012/9915 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve diğeri vekili Avukat H.....tarafından, davalı ... aleyhine 24/02/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25/01/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Davalının, davacı ...'e yönelik temyiz itirazı yönünden; dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacılar, “Denizciler, suikast ve fuhuş” başlıklı 25/07/2009 tarihli davalıya ait köşe yazısı ve 29/01/2010 tarihinde Haber Türk Televizyonunda yayınlanan "Basın Kulübü" isimli programında davalı tarafından yapılan açıklamaların, hem davacı ...'nin hem de dernek başkanı olan diğer davacı ...'in kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürerek davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemişlerdir. Davalı yan ise, davacılardan ... yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeni ile usulden, davacı dernek yönünden ise; gerek köşe yazısında gerekse TV programında yapılan açıklamaların gündemde yer alan konular ile ilgili görüş ve değerlendirmeler içerdiğini belirterek esastan reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkeme, köşe yazısında kullanılan ifadelerle; davacı derneğin burslu kız öğrencilerini Deniz Eğitim Komutanlığı öğrencileri ile fuhuşa yönlendirdiğine yönelik görüşlerin açıklandığı, Basın Kulübü isimli programda da benzer iddiaların tekrarlandığı, kamuoyunda son yıllarda yapılan yayınlar nedeni ile davacı derneğin adının başkanıyla özdeşleştiği,derneğe yöneltilen isnatların davacı ...'in de kişilik haklarını ilgilendirdiği ve her iki davacı yönünden de kişik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçesi ile istemi kısmen kabul etmiştir. Davalı tarafından kaleme alınan 25/07/2009 tarihli köşe yazısında ve 29/01/2010 tarihinde yapılan açıklamalarda, davacı ...'in ismine yer verilmediği gibi, davacıya yönelik bir nitelemede de bulunulmamıştır. Davacı ... yönünden davanın, davacı sıfatı bulunmadığından reddi gerekirken aksi yöndeki gerekçe ile kabulüne karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir. 2- Davacı ...'ne yönelik temyiz itirazına gelince; Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Davaya konu olayda; kamuoyunda Ergenekon davası olarak bilinen davaya ait iddianamade; ...' nin Kadıköy şubesinde yapılan aramada ele geçen dokümanlara yer verildiği ve köşe yazısı ile programda yapılan açıklamaların ise bu iddianameye dayanılarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca davalı aleyhine başlatılan soruşturma neticesinde; hakaret ile halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek ve suç işlemeye tahrik suçundan ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, gizliliği ihlal nedeni ile açılan kamu davası da suçun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle beraat kararı ile sonuçlanmıştır. Bu itibarla köşe yazısı ve açıklamalar görünür gerçekliğe uygun olduğu gibi öz ile biçim arasındaki düşünsel bağlılık da korunduğundan hukuka uygun olup davacı derneğin kişilik haklarına saldırı oluşturmaz. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, davacı dernek yönünden de istemin tümden reddedilmesi gerekirken, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (1) ve (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06/06/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.