8. Hukuk Dairesi 2013/6038 E. , 2013/10364 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıfatıyla) DAVA TÜRÜ : Alacak ... ile ... aralarındaki alacak davasının reddine dair ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 05.10.2012 gün ve 136/850 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.07.2013 Salı günü tayin edilerek tara
**8. Hukuk Dairesi 2013/6038 E. , 2013/10364 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıfatıyla) DAVA TÜRÜ : Alacak ... ile ... aralarındaki alacak davasının reddine dair ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 05.10.2012 gün ve 136/850 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.07.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı ... vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalı ... vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili dava dilekçesinde, davacının ileride iyi bir gelecek hazırlanması amacı ile davalının sevk ve idaresi konusunda eşine tam olarak güvendiğini, fikir birliği içinde olduklarını zannettiğini, ancak davalının iyi niyetli olmayıp davacının kazancı ile alınan malları ve bankada biriken tasarrufları hep kendi adına yaptığını, 608 ada 9 parseldeki dükkanın da davacının kazancı ile alındığını, ayrıca davacının davalıya verdiği 13.5.1997 tarihli vekaletname gereği davalının davacının eczanesine ait tüm gelirleri alıp davacıdan habersiz kendi ve akrabaları adına açtığı hesaplara yatırdığını, kendi adına araba aldığını, davalının bu eyleminin akde aykırılık yanında Borçlar Kanunu'nda düzenlenen vekalet akdine de aykırılık teşkil ettiğini, davalı tarafın vekil sıfatı ile aldığı parayı da iade etmesi gerektiğini açıklayarak evlilik birliği içinde davacının kazancı ile alınan 608 ada 9 parseldeki taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri göz önünde tutularak söz konusu taşınmaz ile ilgili davacı katkısının dava tarihi itibarıyla hesaplanmasına, şimdilik 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, vekalet tarihi olan 13.05.1997 tarihinden boşanma tarihine kadar davalının vekil sıfatı ile davacının işyerinden ve resmi kurum ve bankalardan aldığı paraların dava tarihindeki değerinin tesbit edilerek şimdilik 50.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini istemiştir. Davacı vekili, 01.04.2011 tarihinde harcını yatırdığı ıslah dilekçesi ile mal rejimi sona erdiğinde davalı hesabında bulunan paralar ile boşanmadan kısa süre önce kaçırdığı 886.464 TL'nin edinilmiş mal kabul edilerek bilirkişinin belirttiği hesaplama yöntemi dikkate alınarak 283.439,24 TL ile TMK'nun 235. maddesine göre karar tarihine kadar arada geçen süredeki getirileri olan 106.946,21 TL'nin toplanması ile ortaya çıkan 390.385,45 TL'nin artık değere katılma alacağı olarak kabulünü istemiş ve ilk davada istenen 10.000 TL'yi 390.385,45 TL'ye, vekalet ilişkisinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacağı da 201.411.53 TL'ye yükseltmiştir. Davalı ... vekili, davada 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini, davacının dükkanın alımındaki katkısını ispat etmesi gerektiğini, davacının alım öncesi geliri olmadığı gibi davacının ailesinden ne mal varlığı ne de para aktarımı olmadığını, davalının ise doktorluk görevi sebebiyle gelirinin iyi olup babasının ve kardeşlerinin de katkıları bulunduğunu, vekaletin kullanıldığı süre boyunca da eczane gelirlerinden ve giderlerinden davacıya sürekli bilgi verilip, vekalet görevinin davalı tarafından gereği gibi yerine getirildiğini, bu dönemde taraflar arasında uyuşmazlık çıkmadığını, boşanmada da uyuşmazlığın sadece karakter uyuşmazlığına ilişkin olduğunun belirtildiğini, protokolde ise tarafların tazminat istemeyeceklerini bildirdiklerini, davalının hesabındaki birikimin büyük kısmını eczane gelirleri dışındaki gelirlerin oluşturduğunu, eczane gelirlerinin çok az kısmının hesaba aktarıldığını, davalının hesabından ise davacının hesabına büyük miktarlarda para gönderildiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, açılan davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 27.10.1993 tarihinde evlenmiş, 10.03.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 04.04.2006 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM'nin 170.m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nun 202, 4722 s. Y'nın 10.m.). Eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı 04.04.2006 tarihinde sona ermiştir. (TMK. 225/2) Dava konusu Kızılcaoba Mahallesi 608 ada 9 parseldeki 5 numaralı dükkan 11.1.1996 tarihinde davalı adına satın alınmıştır. Evlilik içinde ... 2.Noterliği'nin 13.05.1997 tarih 003352 yevmiye sayılı vekaletnamesi ile davacı tarafından davalıya işlerini vekaleten yürütmesi ve gerekli işlemleri yapabilmesi amacı ile yetki verildiği, davalının ... 2.Noterliği'nin 1.3.2006 tarih 01910 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davacıya vekillikten çekildiğini bildirdiği görülmektedir. Ayrıca davalıya ait banka hesaplarına ilişkin ekstrelerin getirtildiği ve boşanma dava tarihi itibariyle bilirkişi incelemesine tabi tutuldukları anlaşılmaktadır. Dosya kapsamı, dava ve ıslah dilekçeleri ile edinme tarihi itibariyle davacının talebinin katkı payı ve katılma alacağına ilişkin olduğu, vekalet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacak isteğinin de bulunduğu kabul edilmelidir. Mal rejimi sona erdiğinde, eşlerin birbirlerinin mal varlıkları üzerinde, karşılıklı katılma, değer artış payı ya da katkı payı alacak hakları vardır. Kural olarak, eşlerden birine ait mal varlığında, diğer eşin mülkiyet veya diğer bir ayni hak talebi söz konusu olamaz. Alacaklı eşe tanınan hak, ayni bir hak olmayıp, şahsi bir alacak hakkıdır (07.10.1953 gün 8/7 YİBK, 4721 sayılı TMK'nun 227/1, 231, 236/1.m.) Hemen belirtmek gerekir ki; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde: “Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1- Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği, 2- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri, 3- İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep, 4- Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi, 5- Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları, Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü yer almaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde de: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)-Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile ... Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)-Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)- Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)- Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)- Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkemede, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava bakımından, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün ve E:323, K:391; 10.09.1991 gün ve E:281, K:415; 25.9.1991 gün E:355, K:440; 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK'nun 27. maddesinin (HUMK'nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.Temyize konu dava dosyasında mahkemenin “Mahkememizce yapılan yargılama toplanan bilgi ve belgeler, taraf ve tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasını ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur” şeklindeki gerekçesinin usul ve yasaya uygun bir gerekçe olarak kabulü mümkün değildir. Bu bakımdan ortada denetlenebilecek gerekçeli bir karar olmadığına göre mahkemece yapılacak iş; özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Hüküm kurulurken davacının talebi ve ıslah dilekçesinin değerlendirilmesi, taleplerin nitelendirilmesi, uyuşmazlık konusu taşınmaz, banka hesapları ve vekalet görevinin kötüye kullanımı ile ilgili alınan bilirkişi raporlarından hangisine neden itibar edildiğinin, tarafların iddia ve savunmaları ile ilgili kabul ve reddedilen hususlara yönelik mahkeme görüşünün gerekçe bölümünde açıklanması da gerekmektedir. Diğer yandan davacının talepleri içerisinde yer alan vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayanılarak açılan alacak isteği Borçlar Kanunu'na dayalı bir istek olup esasen bu talebin genel mahkemelerin görevinde olması sebebiyle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerektiği düşünülebilir ise de davacının bununla elde etmek istediği alacağın, davacının diğer mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talebinin incelenmesi sırasında değerlendirilmesi ve her iki talep sonunda elde edilebilecek alacağı mükerrerlik teşkil etme ihtimali, davacının vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı açtığı davada elde edebileceği alacağın zaten mal rejiminden kaynaklanan alacak talebi içinde elde edebileceği, davaların makul süre içinde sonuçlandırılabilmesi, usul ekonomisi de gözetilmiş, vekalet görevinin kötüye kullanılması talebi ile ilgili görevsizlik yönünden bozma sevk edilmemiştir. Katkı payı alacağı talebi bakımından; tarafların evlenme tarihi ile dava konusu mal varlığının edinme tarihi arasında gelir elde edip etmedikleri, çalışıp çalışmadıkları, mal edinilmesinde herhangi bir maddi ve somut katkıda bulunup bulunamayacaklarının belirlenmesi, bu hususta tarafların elde ettikleri gelirlere ilişkin kayıt ve belgelerin eksiksiz olarak getirtilmesi, gelirlerinin olduğunun tesbiti halinde herbirinin ayrı ayrı toplam gelirinden, tarafların sosyal statüleri ile konumlarına göre yapabilecekleri kişisel harcamaları ile kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi uyarınca evi geçindirme yükümlülüğü uyarınca yapması gereken harcamaların ayrı ayrı toplam gelirlerinden düşürülmesi ve herbirinin ayrı ayrı yaptıkları tasarruf miktarlarının saptanması, daha sonra toplam tasarruf miktarı karşısında davacının katkı oranının bulunması, dava konusu mal varlığının bilirkişi aracılığı ile belirlenen dava tarihindeki sürüm değeri ile davacının katkı oranının çarpılması, katkı payı alacağının tespit edilmesi, bu konuda uzman hukukçu ve mali müşavir ya da muhasebeciden rapor alınması yöntem olarak kullanılmaktadır. Katılma alacağı bakımından ise; 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK'nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğinde, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri dikkate alınarak (TMK. m.235/1) katılma alacağı belirlenmektedir. Mahkemece mal rejiminden kaynaklanan katkı ve katılma alacağı talepleri incelenirken, taşınmaz bakımından talebin katkı payı alacağına ilişkin olduğu düşünülmeli, değişik bankalarda davalı adına bulunan hesaplarla ilgili katkı payı ve katılma alacağı talebinin ise vekalet görevinin kötüye kullanılması alacağının değerlendirilmesini de etkileyecek nitelikte bulunduğu gözetilerek az yukarıda açıklanan ilkeler ışığında değerlendirilmesi, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm delillerin denetlenmesi, usul ve yasaya uygun gerekçe yazılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir. Davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün gerekçe yönünden 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, işin esası ve davalı vekilinin vekalet ücreti ile ilgili temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30'er TL peşin harcın istek halinde temyiz eden , davacı ve davalıya ayrı ayrı iadelerine 02.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.