Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin ... ... Sağlık Eğitim Turizm Araş. Dan. Orga. San. Ve Tic. Aş'nin %45 hissesine sahip pay sahibi olduğunu, ... A.Ş'nin 2013 2014 ve 2015 dönemlerine ait iş ve işlemlerinin incelenmesi neticesinde yönetim kurulu üyelerinin yapmış oldukları işlemlerle kendilerine ve yönetim kurulu üyelerinden ...'nin %100 pay sahibi olduğunu, ... Sağlık Eğitim Danışmanlık A.ş başta olmak üzere bazı şirketlere menfaat sağlamak suretiyle şirketin zararına sebe
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıyla ürettiği çamaşır suyu tabletlerini ABD'de satmak amacıyla şirket kurmak suretiyle ortaklığa girdiklerini, bu amaçla davalıya gönderilen ve evinin garajında bulunan malların müvekkilinin bilgisi dışında davalı tarafından satıldığını, gelirden de pay verilmediğini ileri sürerek gönderilen malların satışından ortaklıktaki pay olan 250.200,00TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından; " Davanın adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın TBK'da düzenlenen adi ortaklık ilişkisinden kaynaklı olduğu, tarafların TTK'da düzenlendiği gibi tacir sıfatını taşımadığı, adi ortaklığın konusunun ticari gelir elde etmek olması, davayı kendiliğinden ticari dava haline getirmeyeceği ve TTK'da ön görülen tarafların her ikisinin de tacir olması koşulunun davada oluşmadığı, adi ortaklık hususu da TTK'da düzenlenmediğinden mal varlığı haklarına ilişkin olan davanın genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği" gerekçeleriyle 1-HMK 4/1-a maddesi uyarınca Mahkememizin görevsizliği nedeniyle HMK 114/1-c ve 115 maddeleri uyarınca göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, 2-HMK 20. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Bakırköy Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf başvurusunda özetle; dava dilekçesi müvekkiline tebliğ edilmeden ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği aydınlık kazanmadan, tarafların tacir olup olmadıkları konusu aydınlanmadan ve bu konuda bir araştırma yapılmadan, davaya konu hukuki ilişkinin tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olup olmadığını değerlendirmeden karar verildiğini, İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararına dayanak gösterdiği TTK. 4'üncü maddesindeki düzenleme tarafların tacir niteliğinden bağımsız olarak, uyuşmazlığın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olup olmadığını temel kriter olarak olarak alındığını, davalı müvekkilinin tacir olduğunu ve yıllardır ticaret yaptığını, davacının davasına konu ettiği uyuşmazlık konuları da davacı müvekkilinin şahsi işi olmayıp halen sürdürdüğü ticareti ile ilgili olduğunu, davalı müvekkilinin ticari işletmesi olduğuna, tacir olduğuna dair belgeler kendisinden talep edilmiş olup, bu belgeler ulaştığında dosyaya sunulacağını, müvekkilinin yerleşim yerinin Amerika Birleşik Devletleri olması nedeniyle istinaf başvurusu tarihi itibariyle belgelerin ulaşmamış olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık ilişkisi olması nedeniyle taraflar arasındaki ilişkinin ticari ilişki olarak nitelenemeyeceği yönündeki değerlendirmelerinin hatalı olduğunu, velev ki taraflar arasında bir adi ortaklık ilişkisi olsa bile tarafların tacir ve kurulan adi ortaklık ilişkisinin de tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olması halinde, aralarındaki ilişkinin ticari sayılması gerektiğini, dava konusu uyuşmazlıkta taraflar arasında bir adi ortaklık ilişkisinin de söz konusu olmadığını, mahkemenin davacının dilekçesinin ilk paragrafında yer alan tek yanlı hukuki nitelemeye bağlı kalması ve buna göre karar vermesinin de doğru olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. Dava, adi ortaklık nedeniyle alacak talebine ilişkindir. Eldeki dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra açılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin, taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır.Yine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı madde gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak) iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip karara bağlamalıdır. Buna göre mahkemece tarafların tacir olup olmadığı araştırıldığı, tarafların ticari işletme kaydının bulunmadığının tespit edildiği, vergi dairesi başkanlığından tacir kaydı olup olmadığının sorulduğu görülmüştür. Bu itibarla, tarafların tacir olup olmadığı araştırılarak karar verildiği anlaşılmakla ilk derece mahkemesince verilen kararda mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.