Başvuru, yersiz olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının istirdadına ilişkin davanın kısmen kabul edilmekle birlikte gerekçesiz olarak kısmen reddedilmesi ve istirdat alacağının eksik ve geç ödenmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının; davanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yersiz olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının istirdadına ilişkin davanın kısmen kabul edilmekle birlikte gerekçesiz olarak kısmen reddedilmesi ve istirdat alacağının eksik ve geç ödenmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının; davanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 22/7/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Uyuşmazlığın Arka Planı S.Y. Danışmanlık Turizmİşletmecilik Gıda İnş. ve Tic. Ltd. Şti. (Şirket) 1/4/2008 tarihinde kurulmuştur. Başvurucu, üç yıl süreyle olmak üzere Şirket müdürü olarak atanmıştır. Başvurucunun eşi N.A. ise bu Şirketin kurucu üç ortağından biridir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Antalya Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü, Şirketin 2008 yılı ve aylara ait sosyal güvenlik prim ile gecikme zammı borçları bulunduğunu tespit ederek 7/7/2009 tarihinde icra takibi başlatmıştır. Bu arada başvurucu, Büyükçekmece Noterliğinde düzenlenen istifaname ile 22/8/2008 tarihinde Şirket müdürlüğü görevinden kendi isteğiyle çekilmiştir..B. Haciz Süreci SGK Antalya İl Müdürlüğü söz konusu prim ve gecikme zammı borçlarının tahsili amacıyla başvurucunun mevduatının ihtiyati haczi için 14/7/2009 tarihinde Bank A.Ş.ne bildirimde bulunmuştur. Müdürlük ayrıca 7/8/2009 tarihli ödeme emri düzenlemiş, bu ödeme emri borçluya 27/8/2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu ihtiyati haczin kaldırılması ve borçlu olmadığının tespiti istemiyle 3/8/2009 tarihinde SGK aleyhine Antalya İş Mahkemesinde dava açmıştır. SGK tarafından başvurucu ile eşi N.A.nın ortak banka hesabından 4/8/2009 tarihinde 001,50 TL, başvurucuya ait banka hesabından ise 15/9/2009 tarihinde 902,39 TL tutarında tahsilat yapılmıştır. Mahkeme 14/1/2010 tarihinde haczin kaldırılması isteği yönünden davanın kısmen kabulüyle 2008 yılı , ve dönem prim ve gecikme zammı borçları dışındaki diğer dönemlerle ilgili olarak borçlunun para ve diğer malvarlığı üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasına karar vermiştir. Karar ile 2008 yılı , ve dönem prim ve gecikme zammı borçları ile ilgili hacizlerin kaldırılması isteği yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme ayrıca menfi tespit davasının ise tefrikine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun 2008 yılı , ve dönemlere ilişkin borçlar bakımından Şirket müdürü sıfatıyla Şirketin borçlarından müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, istifa ettikten sonraki dönemler bakımından ise başvurucunun Şirketin borçlarından sorumlu tutulamayacağını kabul etmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, bu kabulü aşan biçimde ihtiyati haciz uygulanmasının doğru olmadığı kanaatiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Her iki taraf da kararı temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 8/6/2010 tarihli ilamıyla temyiz edilen hükmün onanmasına karar verilmiştir. Onama ilamında prim borçlusu Şirketin 1/4/2008-22/8/2008 tarihleri arasındaki dönemde müdürü olarak görev yapan başvurucunun, anılan döneme ilişkin prim borçları nedeniyle sorumlu tutulabileceğine ilişkin Mahkemenin yaklaşımının kanuna uygun olduğu belirtilmiştir. Yargıtay ayrıca ihtiyati haciz uygulamasını takiben hacze konu borç nedeniyle başvurucuya usulüne uygun olarak düzenlenen ödeme emrinin tebliğ edildiğine dikkati çekmiştir. Menfi Tespit Davası Süreci Tefrik edilen menfi tespit davası, Antalya İş Mahkemesinin E.2009/759 sayılı dava dosyasına kaydedilerek görülmeye devam edilmiştir. Mahkeme 23/11/2009 tarihinde davanın kısmen kabulüyle başvurucunun borçlu Şirketin 2008 yılı ve dönemlere ilişkin borçlarından dolayı borçlu olmadığının tespitine karar vermiştir. Karar ile ödeme emrinin bu aylara karşılık gelen kısımları yönünden iptaline, başvurucunun fazlaya ilişkin isteminin ise reddine karar verilmiştir. Mahkeme, başvurucunun müdürlük görevini yaptığı 1/4/2008-22/8/2008 tarihleri arası prim ve gecikme zammı borçlarından sorumlu tutulabileceği, diğer dönem borçlarından ise sorumlu tutulamayacağı gerekçesine dayanmıştır. Taraflarca temyiz edilen karar Dairenin 8/6/2010 tarihli ilamıyla yukarıda değinilen aynı gerekçelerle (bkz. § 15) onanmıştır. İstirdat Davası Süreci Başvurucu, borçlu Şirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçları için banka hesabından fazladan haczedildiğini belirttiği 254 TL'nin geri ödenmesi için Antalya İş Mahkemesinin E.2009/83 sayılı dava dosyasında SGK aleyhine 18/12/2009 tarihinde istirdat davası açmıştır. Dava dilekçesinde Antalya İş Mahkemesinin E.2009/637 sayılı dava dosyasında 2008 yılı ve dönemlere ait prim borçlarından başvurucunun sorumlu tutulamayacağının hüküm altına alındığı belirtilmiştir. Başvurucu, bankalardaki 903,89 TL tutarındaki parasının haczedildiğini, Antalya İş Mahkemesince bu paranın 957,26 TL tutarındaki kısmının fazladan tahsil edildiğinin belirlendiğini ifade etmiştir. Başvurucu, fazladan tahsil edilen bu paranın 000 TL tutarındaki kısmının anılan Mahkemece hüküm altına alındığını belirterek kalan 254 TL'nin istirdadına karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucu Antalya İş Mahkemesinin E.2011/34 sayılı dava dosyasında ek dava açarak 703,26 TL'nin daha geri ödenmesini talep etmiş, bu dava dosyası Antalya İş Mahkemesinin E.2009/89 sayılı dava dosyasında birleştirilerek yargılamaya devam olunmuştur. Mahkeme hesap konusunda uzman bir bilirkişiden rapor aldırmış, 5/1/2011 tarihli bilirkişi raporunda; başvurucunun kalan alacağının 957,26 TL olduğu ve 000 TL'nin ise yargı kararıyla tahsil edildiği belirtilmiştir. Mahkeme 20/9/2011 tarihinde davanın kabulüne ve 957,26 TL tutarındaki alacağın 15/9/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararda, başvurucudan fazla tahsil edilen meblağın bilirkişi tarafından hesaplandığı ve yapılan hesaplamanın ise dosya kapsamına uygun bulunduğundan hükme esas alındığı belirtilmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, bilirkişinin 000 TL'nin yargı kararıyla tahsil edildiği yönündeki görüşüyle ilgili olarak ise böyle bir yargı kararı ve tahsilatın bulunmadığını belirterek sonuca varmıştır. Kararı taraflar temyiz etmiş, Dairenin 20/3/2012 tarihli ilamıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamında, başvurucunun Antalya İş Mahkemesinin E.2009/759 sayılı dosyasında açtığı ödeme emrinin iptali ve menfi tespit davası sonucu verilen karar ile borçlu Şirketin 2008 yılı , ve aylar prim ve gecikme zammından sorumlu olduğu, kalan dönemler yönünden sorumlu olmadığı hususunun kesinleştiği belirtilmiştir. Daire, kararın eksik incelemeye dayalı olduğu sonucuna varmıştır. Daire bu sonuca varırken SGK tarafından başvurucunun sorumlu olduğu döneme ait prim ve gecikme zammı miktarının 270,75 TL olduğu yönündeki yazısına atıfta bulunmuştur. Bu yazıda ayrıca 4/8/2009 tarihinde başvurucunun Şirketin kurucu ortaklarından olan eşi N.A. ile ortak hesabından 001,50 TL ve 15/9/2009 tarihinde de başvurucunun müstakil hesabından 902,39 TL tahsilat yapıldığı belirtilmiştir. Daireye göre Mahkeme başvurucunun eşi N.A.nın da prim borcundan sorumluluğu belirlendikten sonra ortak ödemede, başvurucu hesabına düşen ödeme ayrıştırılmalıdır. Daire, böylece belirlenen miktarın başvurucu ödemesi olarak düşülebileceğinin dikkate alınarak SGK'dan yeniden borç durumu sorulduktan sonra gerektiğinde hesap bilirkişisinden rapor alınması gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur. Bu arada SGK tarafından 9/10/2012 tarihinde başvurucuya 152,42 TL tutarında ödeme yapılmıştır. Dava, dosyanın devredildiği Antalya İş Mahkemesinin E.2012/741 sayılı dosyasında görülmeye devam edilmiştir. Bozma ilamına uyan Mahkeme, SGK'dan başvurucu ve eşinin borç durumlarını sormuş, aynı bilirkişiden ek rapor aldırmıştır. 10/12/2012 tarihli ek bilirkişi raporunda SGK tarafından başvurucudan 276,41 TL fazladan tahsilat yapıldığı belirtilmiştir. Mahkeme 13/12/2013 tarihinde davayı kısmen kabul etmiş, bilirkişi raporunda belirtilen 276 TL tutarındaki alacağın 15/9/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Karar yine taraflarca temyiz edilmiştir. Dairenin 9/7/2013 tarihli ilamıyla davalı SGK'nın temyiz itirazları reddedilmiş, başvurucunun temyiz itirazları yönünden ise hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Daire, başvurucunun sorumlu olduğu döneme ilişkin olarakhaczedilen miktarların ödeme tarihleri itibariyle mahsuplarının yapılması sonucu 379,50 TL iade edilecek haciz kesintisinin bulunduğunun davalı SGK tarafından kabul edildiğini belirtmiştir. Bozma ilamında bu sebeple iadesi gereken tutarın 279,41 TL olduğunu belirleyen bilirkişi raporunun hükme dayanak alınması isabetsiz bulunmuştur. Bozma ilamına uyan Mahkeme, 8/11/2013 tarihinde davayı kısmen kabul etmiştir. Mahkeme, davalı SGK tarafından davacıya ödenen 152,42 TL’nin ödeme tarihi 9/10/2012 tarihine kadar işleyecek yasal faizi, kalan alacak tutarı olan 227,08 TL’nin ise 15/9/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Karar taraflarca temyiz edilmiş, Dairenin 29/4/2014 tarihli ilamıyla hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Daire, Mahkeme kararını vekâlet ücreti ve harç yönünden düzeltmiştir. Daire ayrıca başvurucuya iade edilecek haciz kesintisi olan 379,50 TL'den davalı SGK tarafından yargılama aşamasında ödenen 152,42 TL'nin mahsubu ile kalan alacak tutarının 227,08 TL değil 227,08 TL olduğunu belirterek temyiz edilen hükmü bu yönüyle de düzelterek onamıştır. Nihai karar başvurucu vekiline 3/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 22/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu 24/11/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunduğu ek dilekçe ile bireysel başvuruya konu alacağının SGK tarafından Yargıtay kararından altı ay sonra üç ayrı tarihte yapılan ödemeler ile ödendiğini belirtmiş ve dilekçesine buna ilişkin SGK ve ilgili banka şubesinin yazılarını eklemiştir. Dilekçeye ekli 18/11/2014 tarihli SGK yazısında Antalya İş Mahkemesinin Yargıtay tarafından onanan ilamında belirtilen 227,08 TL tutarındaki asıl alacağın 15/9/2009 tarihinden ödeme tarihine kadar olan 059,81 TL işlemiş faizi ile birlikte ödendiği bildirilmiştir. Yazıda ayrıca başvurucuya 9/10/2012 tarihinde ödenen 152,42 TL'nin de yine 15/9/2009 tarihinden bu ödeme tarihine kadar olan 640,99 TL tutarındaki işlemiş faizin de ödendiği belirtilmiştir. SGK aynı yazıyla başvurucunun alacağına ilişkin işlemiş faizlerin, ilamda belirtilen tarihler çerçevesinde ve yine ilamda belirtildiği şekliyle yasal faiz üzerinden hesaplanarak ödendiğini başvurucuya bildirmiştir.E. Başvuru Tarihinden Sonra Yaşanan Gelişmeler SGK tarafından başvurucunun banka hesabına 14/10/2014 tarihinde 227,08 TL, 20/10/2014 tarihinde 640,99 TL ve 27/10/2014 tarihinde de 059,81 TL tutarlarında olmak üzere ödeme yapılmıştır. A. Ulusal Hukuk Uyuşmazlık konusu prim dönemi itibarıyla yürürlükte olan 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar Kanunu'nun "Primlerin ödenmesi" kenar başlıklı maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:"İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayin sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. ..." 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Primlerin ödenmesi" kenar başlıklı maddesinin birinci, on altıncı ve on sekizinci fıkraları şöyledir:"4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder...." 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un "Kanuni temsilcilerin sorumluluğu" kenar başlıklı mükerrer maddesi şöyledir:"Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir...." 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Menfi tespit ve istirdat davaları" kenar başlıklı maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları şöyledir:"Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (1)Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), istikrarlı olarak kamu makamlarınca yapılacak geri ödemelerin gecikmesini faiz ödemeleriyle ilişkilendirmektedir. Mahkemenin çeşitli kararlarında makul olmayan bir gecikme gibi nedenlerle tazminatın değer kaybettiği durumlarda bu tazminatın yeterliliğinin azalacağı belirtilmiştir (Angelov/Bulgaristan, B. No: 44076/98, 22/4/2004, § 39; Almeida Garrett, Mascarenhas Falcão ve diğerleri, B. No: 29813/96-30229/96, § 54). Nitekim böyle başvurularda AİHM, esas itibarıyla kamu makamlarının, geçen süre nedeniyle ödenmesi gereken tutardaki değer kayıplarını telafi etmek için gecikme faizi ödeyip ödemediğini dikkate almaktadır. Kısacası AİHM, mülkiyet hakkı kapsamında faiz ödemesini, esasen devletin, borçlu olduğu tutar ile alacaklı tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını giderme yükümlülüğüyle ilişkilendirmektedir (Akkuş/Türkiye, B. No: 19263/92, 9/7/1997, § 29). Devlet tarafından ödenecek bir bedelin enflasyon karşısındaki değer kayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma gitmektedir. Mahkemelerce belirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi hâlinde daha katı bir tutum sergileyerek %5'e kadar değer kayıplarını hesaplama faktörlerindeki değişkenlerle ilgili kabul etmektedir (Arabacı/Türkiye (k.k.), B. No: 65714/01, 7/3/2002; Akkuş/Türkiye, B. No: 192639/92, 9/7/1997, §§ 24-31). Çünkü burada ödemelerin geç yapılması, mahkeme kararlarının icra edilmesi ile ilgili bir sorundur. Mahkemelerde geçen yargılama süresindeki enflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinin değer kaybı yönünden ise meydana gelen farkın tazminatın belirlenmesi yönteminden kaynaklandığı ve bu konuda kamusal makamların belirli bir takdir yetkisinin olduğu da gözetilerek bu farkın başvurucular açısından aşırı bir yük getirip getirmediği incelenerek karar verilmektedir (Aka/Türkiye, B. No: 19639/92, 23/9/1998, §§ 41-51; Güleç ve Armut/Türkiye (k.k.), B. No: 25969/09, 16/11/2010). AİHM'in Eko-Elda Avee/Yunanistan kararında (B. No: 10162/02, 09/03/2006), haksız olarak tahsil edilen verginin beş yıl beş ay sonra faizsiz olarak iade edilmesinin, belli bir meblağdan yararlanma hakkı uzun süre engellenen başvurucunun mali durumunda önemli bir zarara yol açması nedeniyle ölçülü görülmemiş ve mülkiyet hakkının ihlaline karar verilmiştir (Eko-Elda Avee/Yunanistan, §§ 23-31). Yine benzer şekilde Sefine Baş/Türkiye kararında da (B. No: 49548/99, 24/06/2008) mahkemece hükmedilen alacağın değer kaybına ilişkin şikâyetler incelenmiştir. Başvuruya konu olayda idare mahkemesince başvurucunun 15/9/2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere dul aylığına hak kazandığı kabul edilmiştir. AİHM öncelikle idare mahkemesinin kararının talep edilebilir bir “alacak” oluşturduğu ve bu nedenle başvurucunun Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi anlamında mülkiyet oluşturan bir hakkının mevcut olduğunu belirtmiştir. Mahkeme ayrıca bu hakkın, başvurucuya emekli sandığına başvurduğu tarihten itibaren geçerli olacak şekilde geriye dönük olarak tanındığını vurgulamıştır. Bununla birlikte AİHM, başvurucuya salt bu hakkın tanınmış olmasının, başvurucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırmadığını kabul etmiştir. AİHM'e göre mağdur sıfatının ortadan kalkabilmesi için ileri sürülen ihlalin hem zamanında hem de mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre gözönüne alınarak telafi yoluna gidilmesi gerekmektedir. Mahkeme bu çerçevede başvurucunun banka hesabına yatırılan paranın, yargılamada geçen süre zarfında uğranılan maddi kaybın sonuçlarını gidermeye yetmediğini belirtmiştir. AİHM geçen sürenin yalnızca devlete yarar sağladığını ve ilgili dönemde Türkiye'de paranın hızla değer kaybettiğini göz önüne alarak başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Sefine Baş/Türkiye, §§ 58-64).