4. Hukuk Dairesi 2023/13285 E. , 2024/7996 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/438 E., 2023/1660 K. DAVA TARİHİ : 14.04.2016 HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Gemlik 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/226-2017/480 Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bölge Adliye Mahkemesince, Hukuk Genel Kurulu bozmasına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir
**4. Hukuk Dairesi 2023/13285 E. , 2024/7996 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/438 E., 2023/1660 K. DAVA TARİHİ : 14.04.2016 HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Gemlik 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/226-2017/480 Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bölge Adliye Mahkemesince, Hukuk Genel Kurulu bozmasına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili tarafından yazlığının olduğu köye ait olmak üzere demir ve ahşap karışımı bir iskele yaptırdığını, aynı köyde yazlığı bulunan dava dışı asıl davanın davacısı Ferhat Özdemir’in 08.09.2006 tarihinde bu iskeleden atlaması sonucu boyun omuriliği zedelenerek %97 oranında malul kaldığını, bu olay sebebiyle İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/58 E. sayılı dosyasında müvekkili ile Armutlu Kaymakamlığına izafeten ... aleyhine maddi ve manevi tazminat istemi ile dava açıldığını, davada müvekkili ve yaralanan Ferhat’ın ayrı ayrı %20, Armutlu Kaymakamlığının ise %60 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, yargılama sonucunda davalı idare yönünden davanın görev yönünden reddine, müvekkili yönünden ise diğer davalı Armutlu Kaymakamlığı ile müteselsil sorumlu olduğundan %80 kusur oranına karşılık gelen tazminat miktarından sorumlu olduğuna karar verildiğini, mahkeme kararı üzerine müvekkili aleyhine icra takibi yapıldığını ve müvekkili tarafından icra dosyalarına maddi tazminat ve fer’ileri için 1.244.289,66 TL, manevi tazminat ve fer’îleri için 77.161,97TL olmak üzere toplam 1.321.451,63 TL ödeme yapıldığını, müvekkili tarafından ödenen toplam tazminat miktarının müteselsil sorumluluk gereği hem müvekkilinin %20 kusuruna karşılık olan hem de idarenin %60 kusur oranına tekabül eden tazminat miktarı olduğunu, davalı idarenin kusur oranına karşılık gelen ancak müteselsil sorumluluk gereği davacı tarafından ödenen miktarın davalıdan rücuen tazmini gerektiği ileri sürerek 991.089,00 TL’nin ödeme tarihi olan 03.03.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili aleyhine kesinleşmiş bir karar mevcut olmadığından tazminat ödenmesine sebep olan İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/58 E. sayılı dosyasındaki kusur oranının müvekkilini bağlamadığını, görev yönünden verilen red kararının taraf ehliyetini sona erdiren bir işlem olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkeme 10.10.2017 tarihli ve 2016/226 E., 2017/480 K. sayılı kararı ile; davalı idare tarafından bu olay sebebiyle aleyhlerine açılmış bir dava olmadığının bildirildiği, İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesince tahsilde tekerrüre sebep olmamak kaydıyla hüküm kurulduğundan haksız fiil sebebiyle kesinleşmiş mahkeme kararının mevcut olduğu, davalının ilk aşamada taraf olduğu asıl dosyadaki raporda belirtilen kusur tespitinin yeterli görülerek kuvvetli delil olduğu, bu rapora dayalı alınan hesap raporunun da hukuka ve usule uygun bulunduğu gerekçesiyle ödenen miktarlara ödeme yapılan tarihler itibariyle faiz işletilmesi suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV.BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI 1.Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. 2.Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince 09.11.2018 tarihli ve 2018/784 E., 2018/1241 K. sayılı kararı ile; eldeki davanın asıl davada ödenmiş olunan miktardan müteselsilen sorumlu olan davalı idareye karşı kusur oranına karşılık gelen miktar için açılan rücuen tazminat davası olduğu, İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesinde asıl dava olarak görülen davada, davalı bakımından idari yargının görevli olduğuna dair verilen red kararının Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, İçişleri Bakanlığının buradaki kusurunun kamu hizmetinin kuruluşu, işleyişi ile ilgili objektif bir şekil ve mahiyette olan hizmet kusuru olduğu, davaya konu olayın hizmetin kusuru vasfında olup müteselsil sorumlulukta borcun tamamını ödeyen kişinin iç ilişkide kusur oranına göre diğer sorumluya dava açtığı takdirde diğer sorumlunun dış ilişkide hangi hukuki sorumluluğa göre sorumluluğu varsa iç ilişkide de aynı sorumluluğunun var olması gerektiği, ifa edilen miktar oranında hem maddi hukuk hem de yargılama hukuku bakımından alacaklının haklarına aynen halef olunduğu, ardıllığa (halefiyete) dayanan dönme (rücu) davalarında görevli ve yetkili mahkemenin asıl alacaklı ile borçlu arasındaki ilişki göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği, dava konusu olayda zarar gören kişi alacağının tamamını aldığından kusur oranına göre davalı ... aleyhine idari yargıda dava açamayacağı, idari yargıda görülecek davanın borcun tamamını ödeyerek alacaklıya halef olan davacının açtığı rücuen tazminat davası olduğu, buna göre hizmet kusuruna dayalı olarak davalının sorumluluğunu belirlemede idari yargının görevli olduğu belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmış ve davanın yargı yolu bakımından reddi yönünde yeniden hüküm kurulmuştur. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 02.05.2019 tarihli ve 2019/583 Esas, 2019/2567 Karar sayılı kararı ile; “…İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince davacının rücu talebinin davalının hizmet kusurundan kaynaklanan sorumluluğuna dayandığı, bu itibarla davanın idari yargıda açılması gerektiği gerekçesi ile dava dilekçesinin yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Eldeki davada, İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/167 esas 2015/497 karar sayılı dosyasında verilen müşterek ve müteselsil sorumluluk kararı nedeniyle, dava dışı hak sahiplerine ödenen tazminatın rücuen tahsili istenmektedir. Bu hali ile davaya konu uyuşmazlık 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddeleri (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 62. maddeleri) uyarınca müteselsil sorumluluk esasına dayanmaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca, idari yargıda açılabilecek davalar tam yargı ve iptal davalarıdır. Dairemiz (07.11.2018 tarih 2018/4001 E.-2018/6701 K.) ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına göre (02.02.2009 tarih 2008/397 E-2009/28 K, 02/07/2007 tarih 2007/15E-2007/118 K, 01.07.2004 tarih 2004/43 E-2004/46 K) idari yargıda rücu davası açılamayacağından davanın görülme yeri adli yargıdır. Mahkemece açıklanan olgular ve yasal düzenlemeler gözetilerek, tarafların delilleri toplanmalı ve işin esası hakkında bir karar verilmelidir. Karar açıklanan bu nedenle bozulmalıdır…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. B.Direnme Kararı Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 16.12.2019 tarihli ve 2019/2235 E., 2019/2875 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, aynı zarardan dolayı aynı veya çeşitli sebeplerle sorumlu olma hallerinde tazminatın kendi payından fazlasını ödeyen kişinin fazla ödeme yaptığı kısım için, müteselsil sorumlulara rücu hakkına sahip olarak zarar görenin halefi haline geldiğinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun(TBK) 62 nci maddesinin son fıkrasında ve borçlar hukukunda özel durumların düzenlendiği müteselsil borçluluk durumunda düzenlediği, halef olma durumunda davalının sorumluluk çeşidinin, yargı yolunun değişmeyeceği, alacaklı hangi usul hükümlerine tabi ise halef de aynı usul hükümlerine tâbi olacağı, bu durumda asıl davada davalının sorumluluğunun hizmet kusurundan kaynaklandığı, davacının da halefiyet ilkelerine göre dava açtığı, dolayısıyla görevli yargı yolunun idari yargı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. C. Daire Kararı 1.Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2.Dairenin 22.02.2021 tarih ve 2020/2017 Esas, 2021/721 Karar syılı kararıyla, bozma ilamında düzeltilecek bir husus bulunmadığı ve Bölge Adliye Mahkemesi direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/5 inci gereğince dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. E. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı Hukuk Genel Kurulunun 27.09.2022 tarihli ve 2021/4-299 Esas, 2022/1166 Karar sayılı ilamıyla, "...eldeki davanın davacı tarafından ödenen tazminatın rücuen tahsili istemiyle açılmış olması karşısında yukarıda sözü edilen kanun hükmü anlamında bir iptal davası veya idari sözleşmeden kaynaklanan dava olmadığı açıktır. Yine işbu davanın aynı kanun hükmü anlamında “tam yargı davası” niteliği taşımadığında da kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Çünkü tam yargı davaları; ancak, herhangi bir idari eylem ve işlemden dolayı kişisel hakkın doğrudan muhtel olması hâlinde ve o kişisel hakkın sahiplerince açılabilirler. Öte yandan; asıl davada istem konusu yapılan tazminat alacağı esasında idarenin hizmet kusurundan kaynaklansa bile bu borç davalı idareye kamu borcu niteliği kazandırmaz. İdare, kendi kusur oranına isabet eden tazminat miktarının davacı tarafından ödenmiş olması nedeniyle üçüncü şahıs olarak borçlu durumundadır. Asıl davada kendi kusur oranına karşılık gelen tazminat miktarından daha fazla ödeme yapmak suretiyle davacı ile davalı arasında konusu para borcu olan bir alacak-borç ilişkisi söz konusudur. Belirtilen hususlara göre; tam yargı davası niteliği taşımayan ve konusu bir kamu alacağı olmayan eldeki rücu davasının Borçlar Kanunu hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır..." gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesi gereğince bozulmasına, karar verilmiştir. F. Mahkemece Hukuk Genel Kurulu Bozmasına Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla, Hukuk Genel Kurulu bozma ilamına uyularak, alınan bilirkişi raporları ve dosya kapsamına göre dava konusu edilen 933.217,25 TL tazminatın 03.03.2016 tarihinden itibaren, 57.841,48 TL tazminatın ise 15.03.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; eksik ve hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, müteselsil sorumluluk nedeniyle üçüncü kişinin zararının gideren davacının davalıya yönelik, kusuru oranında, rücuen tazminat talebi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (mülga) 41 inci maddesi. 3. Değerlendirme Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; özellikle bozmaya uygun karar verilmiş olmasına göre davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/J maddesi uyarınca davalıdan harç alınmamasına,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.