Başvuru, millîleştirme belgesi temin edilemediği gerekçesiyle tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, millîleştirme belgesi temin edilemediği gerekçesiyle tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 5/12/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Başvuru Konusu Olayın Arka Planı Türkiye Cumhuriyeti ile Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti arasında 5/1/1950 tarihinde Yugoslavya'daki Türk Emlak ve Menfaatlerinin Tazminine Müteaalik Protokol;13/7/1956 tarihinde de Yugoslavya'da Devletleştirilen Türk Mal, Hak ve Menfaatlerinin Tazminine Müteallik Anlaşma imzalanmıştır. Bu protokoller uyarınca Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyetince ödenecek tazminatın dağıtımına ilişkin esas ve usullerin belirlenmesi amacıyla 17/3/1969 tarihli ve 1135 sayılı Türk Vatandaşlarına Ait Olup Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyetince Millileştirilmiş Bulunan Mal, Hak ve Menfaatlerin Tasfiyesi Hakkında Kanun kabul edilmiş ve bu Kanun 29/3/1969 tarihli ve 13161 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun'un maddesinde bu Kanun'un amacının Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti tarafından 5/12/1946 ve 28/4/1948 tarihlerinde yapılan millîleştirme ve sair tedbirler dolayısıyla mal, hak ve menfaatlerine el konulan Türk vatandaşlarına tazminat ödenmesine yönelik olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun murisi Emrullah Çetindağ, Türkiye Cumhuriyeti ile Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti arasında imzalanan ilk protokolden sonra 13/2/1950 tarihinde millîleştirilen mallarının tarafına iadesi istemiyle başvuruda bulunmuştur. Takdir ve Tevzi Komisyonu (Komisyon) eksik belgelerin tamamlanması gerektiği gerekçesiyle 24/10/1963 tarihli bir yazı göndermiş ancak murisin vefatı nedeniyle tebligat iade edilmiştir. Komisyon, bu kez eksik belgelerin tamamlanması amacıyla mirasçılara tebligat çıkarmış ve mirasçıların söz konusu yazıdaki eksik hususları yerine getirmedikleri gerekçesiyle 23/11/1979 tarihinde tazminat talep hakkının düşmesine ve dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir.B. Başvuruya Konu Yargılama Süreci 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanun'un maddesiyle 1135 sayılı Kanun'a geçici madde eklenmiştir. Getirilen bu yasal düzenlemeyle, dosyaları kapatılmış olanlar dâhil eksik belgesi olan başvuru sahiplerine Komisyon tarafından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mallarını araştırmaya yönelik bir yıllık yeni bir süre verilmesi öngörülmüştür. Başvurucu, Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti tarafından devletleştirilerek bedelleri Türkiye Cumhuriyeti Devletine gönderilen mal, hak ve menfaatlerden murisine ait olanların tazminat bedellerinden hissesine düşen miktarın tazminat olarak ödenmesi istemiyle 15/7/2008 tarihinde Maliye Bakanlığına başvurmuştur. Maliye Bakanlığı 25/7/2008 tarihli cevap yazısında, 1135 sayılı Kanun'un maddesine 1988 sayılı Kanun ile eklenen (e) fıkrası gereğince başvuru süresinin 30/11/1976 tarihinde sona erdiğini ve bu tarih itibarıyla ilgililer adına Komisyon tarafından açılmış bir dosyanın olmadığını, bu nedenle Komisyonca yapılacak bir işlem bulunmadığını belirtmiştir. Bunun üzerine murisinin süresi içinde gerekli başvuruları yaptığını ve bu konuda 1187 numaralı dosyanın açıldığını ileri süren başvurucu, işlemin iptali istemiyle dava açmıştır. Ankara İdare Mahkemesi 28/5/2009 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda; 1135 sayılı Kanun'un maddesinde öngörülen yasal süre içinde belgelerin Komisyona ibraz edilmediği, Komisyonun ret kararının itiraz edilmeksizin kesinleştiği, başvuru için belirlenen hak düşürücü sürenin de dolmuş olduğu, bu nedenle başvurunun reddi işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesi 31/5/2012 tarihinde kararı bozmuştur. Kararın gerekçesinde; başvurucunun hakkının 23/11/1979 tarihli Komisyon kararı üzerine düştüğü ve bu kararın da kesinleşmiş olduğu sabit ise de 1135 sayılı Kanun'a eklenen ve 31/7/2004 tarihinde yürürlüğe giren geçici madde hükmüyle dosyaları kapatılmış olanlar dâhil eksik belgesi olan başvuru sahiplerine yeni bir süre tanındığı ifade edilmiştir. Buna göre anılan madde uyarınca tazminat talep etme hakkı yeniden doğan başvurucuya Komisyon tarafından yapılacak tebligatla bir yıllık belge tamamlama süresi verilmesi gerekirken bu sürenin hukuka aykırı olarak verilmediği ve hukuka aykırı işlemin sorumluluğunun başvurucuya yüklenemeyeceği belirtilmiştir. Diğer taraftan anılan geçici madde ile tanınan bir yıllık süreden -31/7/2005 tarihinden- sonra 2008 yılında başvuran başvurucunun hak sahibi olup olmadığının mevcut belgelerle incelenmesi, ihtiyaç hâlinde ek belge istenmesi gerekirken başvurunun incelenmeksizin reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı vurgulanmıştır. Bakanlığın kararın düzeltilmesi istemi de Danıştay tarafından 22/5/2014 tarihinde reddedilmiştir. Bozma kararına uyan Ankara İdare Mahkemesi 2/10/2014 tarihinde davanın kabulü ile dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Danıştay Onuncu Dairesince 29/4/2015 tarihinde karar onanmış, karar düzeltme istemi de 13/4/2016 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu, mahkemenin işlemin iptaline yönelik kararı üzerine 8/1/2015 tarihinde miras payına düşen tazminatın ödenmesi istemiyle tekrar Maliye Bakanlığına başvurmuştur. Bu başvuru üzerine Komisyon 10/2/2015 tarihinde millileştirme belgesinin ibraz edilmesi için başvurucuya bir yıllık süre verilmesine karar vermiştir. Bu karar 27/2/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 16/6/2015 tarihinde tekrar Maliye Bakanlığına başvurmuş ve Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti'nin fiilen ve hukuken sona erdiğini, millîleştirme belgesini almasının imkânsız olduğunu vurgulamıştır. Bu dilekçeye cevaben Maliye Bakanlığı, Komisyon kararıyla başvurucuya 27/2/2016 tarihine kadar bir yıllık belge tamamlama süresi verildiğini tekrar etmiştir. Bunun üzerine 26/10/2015 tarihinde tekrar Maliye Bakanlığına başvuran başvurucu; millîleştirme belgesinin niteliğini, dilini, içeriğini ve belgeyi tanzim edecek makamı gösteren bir dokümanın tarafına gönderilmesini talep etmiştir. Maliye Bakanlığının 17/11/2015 tarihli cevap yazısında, dosyalarda mevcut olan millîleştirme belgelerinin şahsi bilgiler içermesi nedeniyle örnek olarak verilemeyeceği belirtilmiştir. Diğer taraftan millîleştirme belgesinde taşınır ve taşınmaz malların liste ve değeri, millîleştirme karar tarihi ve sayısının bulunması ve bu hususların Dışişleri Bakanlığı ya da ilgili Başkonsolosluk tarafından belirtilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu 25/11/2015 tarihinde millîleştirme belgesini temin etmek amacıyla Dışişleri Bakanlığına başvurmuştur. Dışişleri Bakanlığının 7/12/2015 ve 11/2/2016 tarihli cevap yazılarında; başvurucunun posta yoluyla ulaştırdığı belgelerin tercümesine rastlanmadığı, belgelerin yeminli tercümana tercüme ettirilerek gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu; en son tarafına verilen bir yıllık sürenin dolmak üzere olduğu, bu süre içinde istenen bilgi ve belgeleri temin etmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle süre uzatımı talebiyle 10/2/2016 tarihinde Bakanlığa başvurmuştur. Komisyon 3/3/2016 tarihinde almış olduğu kararla, bir yıllık belge tamamlama süresinin 27/2/2016 tarihinde sona erdiği, 1135 sayılı Kanun ve uygulama yönetmeliğinde ek süre verilmesine yönelik bir düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle tazminat taleplerinin reddine karar vermiştir. Bu karar, Maliye Bakanlığı tarafından 8/3/2016 tarihli yazıyla başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, ek süre verilmemesi ve tazminat ödenmesi isteminin reddine yönelik kararın iptali istemiyle dava açmıştır. Ankara İdare Mahkemesi (Mahkeme) 25/5/2017 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, Ankara İdare Mahkemesinin 2/10/2014 tarihli idari işlemin iptali kararına istinaden 1135 sayılı Kanun'un geçici maddesi uyarınca başvurucuya millîleştirme belgesi verilmesi için tanınan bir yıllık süre içinde söz konusu belgenin ibraz edilemediği vurgulanmıştır. Diğer taraftan anılan Kanun ile tanınan bir yıllık sürenin uzatılmasını öngören bir düzenlemenin mevzuatta yer almadığı, bu sürenin hak düşürücü bir süre olduğu da dikkate alındığında tazminat talebinin reddi işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu; murisine ait malların Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti tarafından millîleştirildiğini ve buna ilişkin tazminatın da Türkiye Cumhuriyeti'ne ödendiğini, Mahkemenin eksik incelemeyle hatalı karar verdiğini belirterek kararın kaldırılması istemiyle istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi 18/10/2017 tarihinde başvurucunun istinaf isteminin reddi ile kararın onanmasına kesin olarak karar vermiştir. Nihai karar 17/11/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 5/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 1135 sayılı Kanun'un ''Genel hükümler'' kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti tarafından mal, hak ve menfaatleri devletleştirilen ve diğer tahdidi tedbirlere tabi tutulan Türk vatandaşlarının alacaklarına karşılık alınan tazminat; bu kanunda yazılı esaslar dahilinde tespit ve takdir olunarak hak sahiplerine ödenir. '' 1135 sayılı Kanun'un ''Tazminattan istifade edecek olanlar'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti tarafından 5/12/1946 ve 28/4/1948 tarihlerinde yapılan millileştirme ve sair tedbirler dolayısiyle mal, hak ve menfaatlerine el konulan Türk vatandaşları tazminattan istifade ederler. '' 1135 sayılı Kanun'un ''Tazminattan istifade edemeyecek olanlar'' kenar başlıklı maddesinin (e) fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi izleyen aybaşından başlayarak 6 ay içinde tazminat için başvurmayanlar.'' 1135 sayılı Kanun'un ''Hak sahiplerinin vermekle yükümlü oldukları belgeler'' kenar başlıklı maddesinin (b) fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “Mal, hak ve yararlarının millileştirildiğini veya diğer sınırlayıcı tedbirlere bağlandığını, nitelik, tutar ve türünü gösterir Yugoslavya resmi makamlarınca verilmiş ve usulüne göre onanmış belge ve kararların asıl veya örnekleri,...'' 5228 sayılı Kanun'un maddesiyle 1135 sayılı Kanun'a eklenen geçici madde şöyledir: “Takdir ve Tevzi Komisyonunca, hak sahibi olduklarını iddia eden şahıslara bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mallarını araştırmaya yönelik bir yıl süre verilir. Verilen süre içerisinde millileştirme belgelerini komisyona ibraz edemeyenler tazminattan faydalandırılmaz. '' B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında, mülkiyet hakkının kapsamıyla ilgili olarak mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız şekilde özerk bir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129). AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Van der Mussele/Belçika [GK], B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 48; Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD], (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52). AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin anlamı kapsamında bir mülk ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § Meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31). Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti (k.k.), [BD], B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda meşru bir beklentinin bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33). AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki bir düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye (k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).