Başvuru, Türk vatandaşı ile olan evliliğin sırf Türkiye de ikamet edilebilmesi için yapıldığı, dolayısıyla aile birliği kurmaya yönelik olmadığından bahisle oturma izninin iptal edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Türk vatandaşı ile olan evliliğin sırf Türkiye'de ikamet edilebilmesi için yapıldığı, dolayısıyla aile birliği kurmaya yönelik olmadığından bahisle oturma izninin iptal edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 4/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 19/6/1976 doğumlu olup Gürcistan vatandaşıdır. 24/5/2003 tarihinde "fuhuş yapmak ve vize ihlali" nedeniyle Türkiye'den sınır dışı edilmiştir. Başvurucu Türkiye'ye yeniden giriş yapmış ve 12/4/2011 tarihinde bir Türk vatandaşı ile evlenerek önceki evliliğinden olan Gürcistan vatandaşı iki çocuğu ile birlikte Antalya'da yaşamaya başlamıştır. Başvurucuya 3/5/2011-3/5/2012 ve 3/5/2012-3/5/2013 tarihleri arasında geçerli olmak üzere evlilik amaçlı ikamet tezkeresi verilmiştir. Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü tarafından 15/1/2013 tarihinde yapılan idari tahkikatta başvurucu ve eşinin beyan ettikleri adreste ikamet etmedikleri ve çevrelerinde tanınmadıkları tespit edilmiştir. Başvurucu ikamet tezkeresini yenilemek için talepte bulunmuş ve Yabancılar Şube Müdürlüğüne oturduğu adresi bildirmiştir. Söz konusu belge, 4/5/2013-4/5/2015 tarihleri arasında geçerli olacak şekilde yenilenmiştir. 8/5/2013 ve 3/1/2014 tarihlerinde yapılan idari tahkikatlarda, başvurucunun beyan ettiği adrese gidildiğinde kiralık olan evde yabancı uyruklu bir başka kadın ile birlikte oturduğu, kira kontratının bu kadının erkek arkadaşı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Ev sahibi ve çevrede oturanlardan edinilen bilgilere göreeve değişik erkeklerin gelip gittiği, bu durumdan komşuların rahatsız olması üzerine ev sahibinin uyarıda bulunduğu, bunun üzerine eve gelenlerin olmadığı, bu defa başvurucunun ve diğer kadının geceleri çoğunlukla aynı taksi durağından edinilen ticari taksilerle dışarı çıkıp sabaha karşı eve döndükleri tespit edilmiştir. Ayrıca, başvurucunun evlendiği tarihten sonra Antalya ilinde çok sayıda değişik otellerde farklı erkeklerle kaldığına dair kayıtların bulunduğu saptanmıştır. Bunun yanı sıra başvurucu ve evlendiği kişi Yabancılar Şube Müdürlüğüne davet edilerek kendileriyle ayrı ayrı mülakat yapılmıştır. Mülakatta birbirlerine ve yaşamlarına dair, örneğin eşinin ana baba isminin ne olduğu, düğün veya herhangi bir kutlama yapıp yapmadıkları, alyanslarının olup olmadığı, eşinin tahsil durumu, mülakat tarihinden önceki Pazar gününü nasıl geçirdikleri gibi sorular sorulmuştur. Başvurucu, düğün veya herhangi bir kutlama yapmadıklarını, alyanslarının olmadığını, kendisinin ortaokul mezunu olduğunu, Pazar günü kendisinin evde olduğunu, eşinin çalıştığı için eve gelmediğini beyan etmiştir. Başvurucuyla evlilik akdi gerçekleştiren kişi ise eşinin anne ve baba adını bilmediğini, eşinin doğum tarihini ve kan grubunu bilmediğini, evlendikten sonra kutlama olarak yemek organizasyonu yaptıklarını, alyanslarının olduğunu, Pazar günü kendisinin evde olduğunu, eşiyle birlikte alışveriş yaptıklarını söylemiştir. Yabancılar Şube Müdürlüğü tarafından söz konusu mülakata dair düzenlenen tutanakta, sorulan sorulara başvurucu ve evlendiği kişinin çelişkili ve birbirlerinden farklı cevaplar verdikleri, şahısların birbirlerini tanımadıklarının anlaşıldığı bildirilmiştir. Söz konusu otel kayıtları, yaşantısına dair alınan beyanlar sonucu başvurucunun fuhuş yaptığı ve Türk vatandaşı ile yaptığı evliliğin ülkede kalmak için yapılan anlaşmalı bir evlilik olduğu tespit edildiğinden ikamet tezkeresi iptal edilmiş ve on beş gün içinde Türkiye'den ayrılması gerektiği yönünde karar alınmıştır. Söz konusu kararı 30/5/2014 tarihinde tebliğ alan başvurucu 12/6/2014 tarihinde Türkiye'den ayrılmış, ancak üç ay sonra tekrar Türkiye’ye giriş yapmıştır. Bu arada başvurucu ikamet tezkeresinin iptali işlemine karşı Antalya İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkemenin 2/10/2014 tarihli kararıyla dava kesin olarak reddedilmiştir. Karar gerekçesinde başvurucunun resmî nikah yaptığı kişiyle gerçek bir evlilik birlikteliği içinde yaşamadığının ve evliliğin ikamet izni alabilmek amacıyla yapılmış olduğunun idare tarafından somut olarak ortaya konulmuş olduğu, bu nedenle idari işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Karar başvurucuya 5/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 4/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu Türkiye’de kaldığı son dönemde hamile kaldığını belirtmiş ve ülkede kalabileceği son gün olan 6/12/2014 tarihinde tekrar yurtdışına çıkmak zorunda olmasının aile bütünlüğünü bozacağı iddialarını ileri sürerek tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Başvurucunun tedbir kararı verilmesi istemi, Anayasa Mahkemesinin 5/12/2014 tarihli kararı ile "...başvurucunun yurtdışına çıkması durumunda yaşam hakkına ya da bireyin maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik bir risk bulunmaması..." gerekçesiyle reddedilmiştir. A. Ulusal Hukuk 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun "Anlaşmalı evlilik yoluyla talep edilen aile ikamet izni" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: “(1) Aile ikamet izni verilmeden veya uzatılmadan önce makul şüphe varsa, evliliğin sırf ikamet izni alabilme amacıyla yapılıp yapılmadığı valiliklerce araştırılır. Araştırma sonucunda, evliliğin bu amaçla yapıldığı tespit edilirse aile ikamet izni verilmez, verilmişse iptal edilir.(2) Aile ikamet izni verildikten sonra da evliliğin anlaşmalı olup olmadığı konusunda valiliklerce denetim yapılabilir.” 6458 sayılı Kanun’un “Sınır dışı etme kararı alınacaklar” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır: ... ç) Türkiye’de bulunduğu süre zarfında geçimini meşru olmayan yollardan sağlayanlar ... f) İkamet izinleri iptal edilenler...”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) bir yabancının ülkeye giriş yapma veya orada ikamet etme hakkını yahut bir kişinin aile yaşamını belirli bir ülkede kurma şeklindeki bir hakkı güvence altına almamaktadır (Abdulaziz, Cabales and Balkandali/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80, 9473/81, 9474/81, 28/5/1985, § 68; Ahmut/Hollanda, § 67-c). Bunun yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aile hayatına saygı hakkının kamusal makamlara yüklediği yükümlülüğün, çiftlerin evlenme suretiyle ikamet edecekleri ülkeyi seçmeleri ve aynı ülke vatandaşı olmayan eşlerin bu ülkeye yerleşmelerini kabul etmek şeklinde genel bir yükümlülüğü kapsadığı söylenemez (Biao/Danimarka [BD], B. No: 38590/10,24/5/2016, § 117). Ayrıca AİHM devletlerin, yabancı ile bir vatandaş arasında gerçekleştirilen evlenmenin sadece o ülkede ikamet izni alabilmek amacıyla yapılmış olup olmadığını araştırma ve gerektiğinde bu tip evlilikleri engelleme konusunda yetkilerinin olduğunu, bu yönde bir araştırmanın Sözleşme'nin maddesinde düzenlenen evlenme hakkını ihlal etmeyeceğini kabul etmektedir (O'donoghue ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 34848/07,14/12/2010, § 87; Frasik/Polonya, B. No: 22933/02, 5/1/2010, § 89). Öte yandan Sözleşme'nin maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkı, aile kurma hakkını güvenceye almaz. Söz konusu hak, hâlihazırda mevcut olan ve hakiki aile yaşamı oluşturan fiilî, yakın ve şahsi bağların kurulduğu aile ilişkilerini korumaktadır. Bu hüküm kapsamında aile kavramı, evliliğe dayalı ilişkilerle sınırlı değildir ve tarafların evlilik olmadan bir arada oturduğu fiilî "aile" bağlarını da kapsayabilir. Dolayısıyla Sözleşme ve AİHM içtihadı resmî evlilik akdi gibi şeklî unsurlarla ilgilenmemekte, gerçek ve mevcut aile yaşamını korumayı esas almaktadır. AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinin amaçları bakımından "aile hayatı"nın varlığı ya da yokluğu, somut olayda yakın kişisel bağların mevcut olup olmadığına bağlı olan olgusal bir sorundur (K. ve T./Finlandiya [BD], B. No: 25702/94, 12/7/2001, § 150; Marckx/Belçika, B. No: 6833/74, 13/6/1979, § 31). AİHM, yakın tarihli Schembri/Malta (B. No: 66297/13, 19/9/2017, §§ 53, 54) kararında göçmenlerle ilgili kurallardan kurtulmak, ikamet izni veya vatandaşlık kazanmak için yapılan, dolayısıyla hakiki olmayan anlaşmalı evliliklerin "aile hayatı" kapsamında olmadığını, dolayısıyla da konu bakımından maddenin kapsamında olmadığını vurgulamıştır. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (AİHK) da evliliğin amacının bir aile hayatı kurmak değil ülkeye giriş, çalışma ve/veya ikamet izni almak için yapıldığının tespit edildiği başvuruları, ortada Sözleşme'nin maddesi kapsamında korunması gerekli gerçek bir aile hayatı bulunmadığı gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur (Ayhan Yavuz/Avusturya (k.k.), B. No: 25050/94, 16/01/1996; F.P./Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 20118/92, 12/10/1992).