DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/915 E. , 2024/3573 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/915 Karar No : 2024/3573 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLİ: Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Huk. Müş. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 18/10/2022 tarih ve E:2019/10861, K:2022/4541 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak …
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/915 E. , 2024/3573 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/915 Karar No : 2024/3573 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLİ: Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Huk. Müş. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 18/10/2022 tarih ve E:2019/10861, K:2022/4541 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 31/07/2019 tarih ve 30848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Terapötik Aferez Merkezleri ve Üniteleri Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (ç) bentleri, geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası ve 18. maddesinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 18/10/2022 tarih ve E:2019/10861, K:2022/4541 sayılı kararıyla; Yönetmeliğin dava konusu 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (ç) bentleri ile 18. maddesi yönünden: Davalı Bakanlığın, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek kişiler ve özel hukuk kişilerince açılacak sağlık (tedavi) kuruluşu kapsamındaki terapötik aferez merkezleri ve ünitelerinin kuruluş, faaliyet, tesis, hizmet ve personel kıstaslarını kalite ve verimi esas alacak şekilde belirlemeye, sağlık meslek mensupları ile sağlık hizmetinde çalışan diğer meslek mensuplarının hizmet içi eğitimine yönelik sertifika programlarını tespite yönelik düzenleme yapma yetkisinin bulunduğu, Anılan yetki çerçevesinde davalı idarece terapötik aferez merkezleri hakkında düzenleme ve değişiklik yapma hususunda takdir yetkisi bulunan davalı idarece terapötik aferez merkezleri ve ünitelerinde bulunması gereken personel belirlenirken tıbbi tanı ve tedavi planının uygulanmasında ve izlenmesinde hekimden sonra en geniş yetkiye sahip sağlık meslek mensubu olan hemşirelerin tercih edildiği, ebe ve sağlık memurlarının da bu yetkinlikte olmasının arandığı ve personel standardının yükseltilmesinin amaçlandığı gözetildiğinde; 1219 sayılı Kanun'a yapılan eklemeyle getirilen Ek 13. maddede öngörülen sağlık meslek mensuplarından, hematoloji uzmanı veya terapötik aferez sertifikası almış hekimlerin yanı sıra kadro unvanı ile ilgili lisans mezunu olan ve aferez alanında lisansüstü eğitimi veya terapötik aferez sertifikası almış, lisans mezunu hemşireler ve kadro unvanı ile ilgili lisans mezunu olan ve aferez alanında lisansüstü eğitimi veya terapötik aferez sertifikası almış hemşire yetkisine sahip lisans mezunu ebeler veya lisans mezunu sağlık memurlarının teknik sorumlu olarak görevlendirilmesinin; terapötik aferez alanında verilen eğitim programının başarı ile tamamlanması sonucunda verilen sertifika alan lisans mezunu hemşireler, hemşire yetkisine sahip lisans mezunu ebeler veya lisans mezunu sağlık memurlarının da sertifikalı sağlık personeli olarak görev yapmasını öngören dava konusu düzenlemede hukuka aykırı bir husus bulunmadığı, Gerek sağlık meslek mensubu olmayan, sağlık hizmet sunumu çerçevesinde özgün görevi olan ve bu alanda çalışan diğer meslek mensuplarından olan biyologlara, gerekse de eğitim açısından daha alt düzeyde eğitim derecesine sahip olan önlisans sahibi teknisyenlere, hastalığın tedavisi amacıyla hastaya tedavi yöntemi olarak uygulanan teröpatik aferez işlemi sırasında yer verilmemesinde hukuka aykırılık görülmediğinden Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (ç) bentleri ile yürürlükten kaldırılan Yönetmeliğe ilişkin 18. maddesi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği, Yönetmeliğin dava konusu geçici 1. maddesinin 2. fıkrası yönünden: Dosyanın incelenmesinden; davacıların biyolog ve laboratuvar teknisyeni (sağlık teknikeri) oldukları, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından verilmiş "Terapötik Aferez Eğitimi Sağlık Personeli Sertifikaları'nın bulunduğu ve dosyaya sunulan çalışma belgelerinden, bazı özel hastanelerin ve kamu hastanelerinin terapötik aferez merkezlerinde görev yaptıkları, İlgili mevzuata bakıldığında; 10/03/2010 tarih ve 27517 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Terapötik Aferez Merkezleri Hakkında Yönetmelik'te terapötik aferez merkezlerinde görev alabilecekler arasında biyologlar ve diğer sağlık personeli de sayılırken ve bu kapsamda davacılar gibi anılan meslek grupları bu merkezlerde çalışabilmekte iken, dava konusu 31/07/2019 tarih ve 30848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Terapötik Aferez Merkezleri ve Üniteleri Hakkında Yönetmelik ile davalı Sağlık Bakanlığınca, bu merkezlerde çalışabilecek meslek gruplarının; hemşire, ebe ve sağlık memurları olarak belirlendiği ve Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinde de, bu Yönetmeliğin yayımından önce sertifika almış hemşire, ebe ve sağlık memurlarının haklarının saklı tutulduğu, geçiş maddesinin, yalnızca sayılan kişiler açısından düzenlendiğinin görüldüğü, Davalı idarece; biyologlar, sağlık meslek mensupları arasında sayılmadığından bu kişilere Yönetmelik'te yer verilmediği, aksi düzenlemenin, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'a aykırı olacağı, yeni Yönetmelik'te, tıbbi tanı ve tedavi planının uygulanmasında ve izlenmesinde hekimden sonra en geniş yetkiye sahip sağlık meslek mensubu olan hemşirelerin tercih edildiği ve ebe ve sağlık memurlarının da bu yetkinlikte olmasının arandığı, terapötik aferez işlemi yapılırken hastanın, her türlü komplikasyona açık olduğu, değişen Yönetmelik ile personel standardının yükseltildiği hususları dava konusu düzenlemelerin gerekçeleri olarak gösterildiği, İdarelerin normlar hiyerarşisine aykırı olmayacak şekilde, hizmette etkinliğinin sağlanması için gerekli önlemleri alma, bu kapsamda mevzuat değişikliği yapma hususunda takdir yetkisine sahip oldukları; ancak, idareye tanınan bu takdir yetkisinin, idarenin keyfi olarak hareket edebileceği anlamına gelmeyeceği; zira, takdir yetkisi ile idareye ancak hukuk kuralları içinde hareket özgürlüğü tanınmış olduğundan, yasa koyucu tarafından idareye tanınan bu yetkinin başta kamu yararı olmak üzere hizmet gereklerine, hukuk devleti, hukuk güvenliği ve kazanılmış haklara riayet ilkelerine uygun olarak kullanılması gerektiği, Hukuk devleti ilkesinin ön koşullarından biri olan "hukuk güvenliği" ile kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanmasının amaçlandığı; hukuk güvenliği ilkesinin, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı; bu bağlamda, önceden oluşmuş hukuksal durumların, sonradan yapılacak işlemlerle değiştirilmesinin, hukuktan beklenen güvenle bağdaşmayacağı, "Kazanılmış hak" kavramının ise doktrinde, yürürlükteki hukuka uygun olarak doğan ve böylece kişiye özgü lehte sonuçlar doğurmuş, daha sonra mevzuat değişikliği ya da işlemin geri alınması gibi durumların varlığına rağmen hukuk düzenince korunması gereken bir hak olarak tanımlandığı, Dava konusu Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasına bakıldığında; bu Yönetmeliğin yayımından önce sertifika almış hemşire, ebe ve sağlık memurlarının hakları saklı tutulurken, davalı idarece terapötik aferez merkezlerinde çalışma yetkisini haiz oldukları kabul edilen, bu hususu gösteren sertifikaları bulunan biyolog ve laboratuvar teknisyenlerinin haklarının saklı tutulmadığı görüldüğünden, anılan düzenlemede, bu kişilerin sayılmaması yönüyle, hukuka uygun olarak hak kazanan ve görev yapan biyolog ve laboratuvar teknisyenlerinin kazanılmış haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığı, Sonuç itibarıyla, ilgili mevzuatta verilen yetki kapsamında terapötik aferez merkezleri hakkında düzenleme ve değişiklik yapma hususunda idarenin takdir yetkisi bulunduğundan, bu takdir yetkisi kapsamında idarece, bu merkezlerde hemşire, ebe ve sağlık memurlarının görevlendirilmesinde hukuka aykırılık bulunmamakta ise de; idarece yürürlükten kaldırılan Yönetmeliğe uygun olarak çalışma hakkı elde etmiş biyolog ve laboratuvar teknisyenlerinin haklarının da göz ardı edilmemesi gerektiği; bu itibarla, Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının, biyolog ve laboratuvar teknisyenlerinin kazanılmış haklarını koruyan kurallara yer verilmemesi yönüyle eksik olduğu, bu haliyle düzenlemede hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle, Dava konusu Terapötik Aferez Merkezleri ve Üniteleri Hakkında Yönetmelik'in 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (ç) bentleri ile 18. maddesi yönünden davanın reddine, Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, dava konusu düzenlemenin genel anlamda biyologların çalışma hakkını kısıtladığı, hastanın kanının özel yöntemler kullanılarak vücut dışında ayrıştırılması işlemi biyologların çalışma alanı içine girdiği, zorunlu sertifikalandırma işlemlerini tamamlamış olan biyologların terapötik aferez merkezlerinde çalışmalarının kamu yararına uygun olduğu, biyologlar gibi hücre biyolojisi ve laboratuvar tekniği gibi konuların, lisans ve yüksek lisans düzeyinde eğitimini almış bilim insanlarının hemşire, ebe veya sağlık memuru gibi meslek gruplarınca yerlerinin doldurulabilmesinin mümkün olmadığı, böyle bir tutumun bilimin ve tekniğin gereklerine uygun olmadığı gibi nitelikli iş gücünün atıl kalacak olması nedeniyle kamu yararına uygun da olmadığı, biyologların lisans ve yüksek lisans seviyesinde almış oldukları eğitimin onlara aferez merkezlerinde çalışabilmeleri için gereken her türlü yetkinliği sağladığı, aferez işlemi boyunca biyologların hastayla herhangi bir temas kurması zorunluluğu ve gerekliliğinin bulunmadığı, Yönetmelik ile birlikte biyologların yanında laboratuvar teknisyenlerinin de aferez merkezlerinde çalışma imkânlarının ellerinden alındığı, hukuka aykırı kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı Sağlık Bakanlığı tarafından, hastaya uygulanan terapotik aferez işleminin ateş, infeksiyon, hipotansiyon, ani kalp durması, sıvı yüklenmesi, allerjik reaksiyonlar, kramp, nöbet, kalp ritim sorunları, işlem için ana damar yollarına takılan kateterlere bağlı damar tıkanıklığı gibi bazıları ölümcül olabilen çok sayıda komplikasyona açık bir tedavi yöntemi olduğu, bu işlem sırasında hastanın yakın takibinin önem arz ettiği, tedavi kararı ve tedavi sürecinin uzman hekim tarafından belirlenirken, terapötik aferez işleminin hastaya müdahale yetkisine sahip sağlık çalışanlarınca yapılmasının esas olduğu, bu kapsamda dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, temyize konu kararın iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın redde ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ :Tarafların temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği; davacılardan ...'in feragat talebi hakkında yapılması için dosyanın Daireye gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacılardan ...'in davadan feragat talebi yönünden; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır." düzenlemesi yer almıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış; anılan Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrasında ise, mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan atıfların, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Davadan feragat" başlıklı 307. maddesinde feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış; "Feragat ve kabulün zamanı" başlıklı 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 29. maddesi ile değişik 310. maddesinde ise aşağıdaki düzenlemeye yer verilmiştir: "(1) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir." Anılan kanunî düzenlemeler uyarınca, davadan feragat istemi henüz dosya kanun yolu incelemesine gönderilmeden yapılmış ise, dosyanın temyiz veya istinaf merciine gönderilmemesi ve hükmü veren mahkemece feragat hakkında ek bir karar verilmesi; dosya kanun yolu incelemesine gönderildikten sonra davadan feragat edilmesi hâlinde ise, dosyanın temyiz merciince temyiz incelemesi yapılmaksızın feragat hakkında ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, Danıştay Onuncu Dairesince temyize konu karar verildikten ve bu karara karşı taraflarca temyiz isteminde bulunulduktan sonra, davacı vekili tarafından 12/04/2023 tarihinde dosyaya sunulan elektronik imzalı dilekçe ile davadan feragat edildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, anılan dilekçe uyarınca davacılardan ...'in feragat talebi değerlendirilerek ek bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Onuncu Dairesine gönderilmesi gerekmektedir. Diğer davacıların ve davalı idarenin temyiz istemleri yönünden; Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Onuncu Dairesi kararının, dava konusu Terapötik Aferez Merkezleri ve Üniteleri Hakkında Yönetmelik'in 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (ç) bentleri ile 18. maddesi yönünden davanın reddine, Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının iptaline ilişkin kısmı aynı gerekçeler ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup taraflarca temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen reddine, kısmen iptale ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 18/10/2022 tarih ve E:2019/10861, K:2022/4541 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Davacılardan ...'in davadan feragata ilişkin dilekçesi uyarınca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 310. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre gerekli değerlendirme yapıldıktan sonra ek karar verilmek üzere dosyanın anılan şahıs yönünden Danıştay Onuncu Dairesine GÖNDERİLMESİNE 4. Kesin olarak, 30/12/2024 tarihinde, geçici 1. maddenin 2. fıkrası yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi. KARŞI OY X- 6225 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'a eklenen Ek 13. maddede; sağlık meslek mensupları sayma suretiyle belirlenmiş, lisans, yüksek lisans doktara, uzmanlık gibi alacakları eğitimler, sertifika sahibi olmaları gibi haller ile birlikte yapabilecekleri işler ile görevlerinin tanımlandığı her bir sağlık meslek mensubu sayılmıştır. Ayrıca maddede; tabipler ve diş tabipleri dışındaki sağlık meslek mensuplarının hastalıklarla ilgili doğrudan teşhiste bulunarak tedavi planlayamaz ve reçete yazamayacağı, sağlık meslek mensuplarının iş ve görev ayrıntıları ile sağlık hizmetlerinde çalışan diğer meslek mensuplarının sağlık hizmetlerinde çalışma şartları, iş ve görev tanımları; sertifikalı eğitime ilişkin usûl ve esaslar ile tabiplerce veya tabiplerin yönlendirmesiyle ilgili sağlık meslek mensubu tarafından uygulanmak şartıyla insan sağlığına yönelik geleneksel/tamamlayıcı tedavi yöntemlerinin alanları, tanımları, şartları ve uygulama usul ve esaslarının da Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenmesi öngörülmüştür. Aktarılan maddeye dayanılarak Sağlık Meslek Mensupları İle Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olup sağlık meslek mensupları ve sağlık hizmetlerinde çalışan diğer meslek mensuplarını kapsamaktadır. Yönetmeliğe göre; “Sağlık meslek mensupları”: tabip, diş tabibi, eczacı, hemşire, ebe ve optisyen ile 1219 sayılı Kanunun ek 13 üncü maddesinde tanımlanan diğer meslek mensuplarını, “Sağlık hizmetlerinde çalışan diğer meslek mensupları” ise: sağlık meslek mensubu olmadığı halde, sağlık hizmet sunumu çerçevesinde özgün görevi olan ve bu alanda çalışan diğer meslek mensuplarını ifade etmektedir. Sağlık meslek mensuplarının unvanlara göre iş ve görev tanımları Yönetmeliğe ekli Ek-1 sayılı tabloda, sağlık hizmetlerinde çalışan diğer meslek mensuplarının unvanlara göre iş ve görev tanımları da Ek-2 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Biyologlar anılan Yönetmeliğin Ek-2 sayılı tablosunda yer almaktadır. Yukarıda aktarılan mevzuata göre biyologların gerek 1219 sayılı Kanun'da gerekse de özel sağlık mevzuatında sağlık meslek mensupları arasında sayılmadıkları, aksi düzenlemenin üst normlara da aykırılık teşkil edileceği, dava konusu Yönetmelikte de hâlihazırda aferez merkezlerinde davacıların da içinde bulunduğu görevliler için bir geçiş dönemi öngörüldüğü, iki yıllık geçiş döneminde terapötik aferez sertifikalı eğitimi ile ilgili belirlenecek standartlar çerçevesinde yürütülerek, terapötik aferez merkezleri ve ünitelerinde çalışacak doktor, hemşire, hemşire yetkisine sahip ebe veya sağlık memurlarının terapötik aferez konusunda gerekli eğitimleri alarak ilgili alanda çalışmalarının planlandığı, terapötik aferez işleminin, hasta kanının aferez cihazı adı verilen bir makine yoluyla komponentlerine ayrıştırıldığı, arzu edilmeyen hücresel elemanların ya da kanın sıvı komponenti olan plazmanın uzaklaştırıldıktan sonra geri kalan kanın tekrar hastaya verildiği bir tedavi yönteminin genel adı olduğu, bu işlem sırasında hastanın kanının özel setler kullanılarak aferez cihazına yani vücut dışına alındığı, istenilen kan komponentlerinin bir torbaya toplanırken geri kalan kanın eş zamanlı olarak damar yolundan hastaya geri verildiği, aferez cihazında gerçekleşen arındırma işleminin ekstrakorporeal (vücut dışı) olarak tanımlandığı, bu nedenle işlemin vücut dışında yapılmasının işlemin merkezinde her türlü komplikasyona açık bir hasta olduğu ve aferez cihazından geçen kanın tüm işlem süresince sürekli olarak hastaya geri döndüğü, bu nedenle de hastaya uygulanan terapötik aferez işleminin, ateş, enfeksiyon, hipotansiyon, ani kalp durması, işlem için ana damar yollarına takılan katetere bağlı damar tıkanıklığı gibi bazıları ölümcül olabilen çok sayıda komplikasyona açık bir tedavi yöntemi olduğu, bu işlem sırasında hastanın hayati bulgularının yakın takibi, damar yolu açılması, kan alınması, aferez setlerinin hastanın damar yoluna takılması gibi hayati önemi haiz girişimlerin mevzuata göre sadece insan üzerinde bu uygulamaları yapmalarına izin verilen doktor, hemşire, hemşire yetkisine sahip ebe veya sağlık memurları tarafından yapılabileceği, insan üzerinde tedavi amaçlı uygulama yapma yetkisine sahip doktor, hemşire, ebe veya sağlık memurlarının gerekli eğitimleri aldıktan terapötik aferez merkezlerinde görev almasının yeni Yönetmelikte düzenlenmesinin de üst hukuk normlarına aykırılık teşkil etmediği görüldüğünden, Yönetmeliğin dava konusu edilen Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin dava konusu edilen Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının iptali yolunda verilen Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.