T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/303 - 2026/302 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/303 KARAR NO : 2026/302 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/12/2024 NUMARASI : 2022/756 Esas - 2024/714 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 26/02/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 23/03/2026 Mahalli mahkemesince verilen k…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/303 - 2026/302 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/303 KARAR NO : 2026/302 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/12/2024 NUMARASI : 2022/756 Esas - 2024/714 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 26/02/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 23/03/2026 Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davalı sigorta şirketi vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; 27/10/2012 tarihinde sürücü ...’in sevk ve idaresindeki aracın yaya olan davacıya çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında davacının kalıcı şekilde yaralanarak sürekli işgöremez hale geldiğini, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün tam ve asli kusurlu olduğunu, kazaya karışan aracın davalı sigorta şirketi tarafından ZMM sigorta poliçesi ile kaza tarihini kapsayan şekilde sigortalı olduğunu, davacının %25 maluliyeti olduğuna ilişkin 31.01.2014 tarihli rapor ile birlikte davalı sigorta şirketine yapılan başvuru üzerine davalı sigorta şirketi tarafından kısmi bir ödeme yapılmış ise de yapılan ödemenin yetersiz olduğunu, Balıkesir Üniversitesi Adli Tıp Raporu ile davacının maluliyetinin %38, geçici işgöremezlik süresinin 135 gün ve bakıcı ihtiyaç süresinin de 45 gün olduğunun tespit edildiğini, bunun üzerine davalı sigorta şirketine yeniden başvuruda bulunulduğunu ancak davalı sigorta şirketi tarafından zararın karşılanmadığını arabuluculuk görüşmelerinin de sonuçsuz kaldığını belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 50,00.-TL sürekli işgöremezlik, 50,00.-TL geçici işgöremezlik, 50,00.-TL tedavi gideri ve 50,00.-TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 200,00.-TL tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, ıslah dilekçesi ile sürekli iş göremezlik tazminatı talebini davalı sigorta şirketinin sorumluluğu doğrultusunda 99.626,06 TL, tedavi gideri talebini 1.656,85 TL olarak artırmıştır. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın bakıcı gideri talebi yönünden reddine, 99.626,06 TL sürekli iş göremezlik, 50,00 TL geçici işgöremezlik tazminatı ve 1.656,85 TL tedavi gideri tazminatının 07/09/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde; kaza sebebiyle davalı şirket tarafından davacıya öncelikle 09.12.2014 tarihinde %25 maluliyet üzerinden toplam 49.873,94 TL maddi tazminat ödendiğini, ilerleyen yıllarda ise davacı tarafından maluliyetin %25'den %38'e çıktığı gerekçesi ile iş bu dava ile aynı konuya sahip olan Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılmış başvuru neticesinde bu kez 30.10.2020 tarihinde 75.500,00 TL ödeme yapıldığını, davacının, davalı şirketten 27.10.2012 tarihinde yaşanan trafik kazası sebebiyle oluşan ve sonraki yıllarda artan maluliyetine ilişkin alabileceği tazminatların tamamını aldığını, 27.10.2022 tarihli kaza sonrası, davacıda meydana gelen gerek %25'lik maluliyete ilişkin gerek ise de %38'lik maluliyet artışına ilişkin alınabilecek tazminatların tamamının davalı şirket tarafından davacıya ödendiğini, davacının, iş bu dava konusu talepleri bakımından ödeme almış olması nedeniyle, yine bu huzurdaki davaya konu ettiği talepleri yönünden davalı şirketi, sulh, kabul, ibra ve feragate yetkili vekili tarafından ibraname ile ibra ettiğinden, iş bu davayı açma da hukuki yararı bulunmadığını, taraflarca imza altına alınan ibranamede açıkça; "... Sigorta A.Ş.’nin tarafımıza ödediği işbu tazminat bedellerini tahsil etmekle mezkur poliçeden, olaya ve Sigorta Tahkim Komisyonu’nun 2020/76405 Esas sayılı dosyasına ilişkin olarak, ... Sigorta A.Ş.’den başkaca hiçbir hak ve alacağımız kalmadığını, ... Sigorta A.Ş. ile sigortalı araç işleteni, maliki ve sigortalı araç sürücüsünün mezkur olay ve/veya poliçeden doğan tazmin sorumluluğunun sigorta şirketince yapılan ödeme neticesinde sona ermiş olduğunu, işbu zarar sorumlularını gayrı kabili rücu olarak ve fazlaya ilişkin haklarımızı da içerir şekilde mutlak ve kesin olarak ibra ettiğimizi, ... Sigorta A.Ş.’nin yapılan işbu ödeme sebebiyle başkaca bir sorumluluğu kalmayacağını, dava konusu hasara, hasar dosyasına ve poliçeye konu alacakları yönünden, fazlaya ilişkin ve/veya faiz talebi, asli ve fer’ileri kapsamında ve sair herhangi başkaca bir nam altında da bir hak ve talebimizin olmadığını, olmayacağını ... Sigorta A.Ş.’ye karşı herhangi bir itiraz, defi ve her ne nam altında olursa olsun herhangi bir talep, dava ileri sürülmeyeceğini, ... Sigorta A.Ş. sigortalısı ve sigortalı araç sürücüsü yönünden ve davaya konu haktan gayri kabili rücu, ibra ve feragat edeceğini kabul, beyan ve taahhüt ederiz. ... sigorta tarafından yapılan ödeme ile sigortadan yahut sigortalıdan ek tazminat talebinde bulunamayacaklarını, Sosyal Güvenlik Kurumundan dava konusu kaza ile ilgili hiçbir ödeme almadıklarını, aksinin ortaya çıkması halinde mükerrer tahsil edilen kısmı ... Sigorta A.Ş.'ye hiçbir ihtar ya da ihbara gerek kalmaksızın iade edeceğini kabul etmektedirler." ibarelerine yer verildiğini, mahkemece yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporları ile davacıda %38'in üzerinde bir maluliyet artışı meydana gelmediğinin de açık bir şekilde tespit edildiğini, davacıya %38 maluliyet oranı üzerinden yapılan bu ödeme ve ibra ile davacının davalı şirket nezdinde başkaca bir alacağının kalmadığının kabulü ile davanın reddi gerektiğini, mahkeme kararında, davalı şirketçe yapılan bu ödemelerden hiçbir suretle bahsedilmediğini, sanki davacı %38'lik maluliyetine ilişkin hiç ödeme almamış gibi karar tesis edildiğini, ibranamenin hukuki mahiyetinin hiçbir suretle incelenmediğini ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. Tüm dosya kapsamından; olay tarihi olan 27/10/2012 günü davalı şirkete sigortalı araç sürücüsünün yaya olan davacıya çarpması nedeniyle meydana gelen trafik kazasında, davacının yaralandığı, bu yaralanmadan kaynaklı olarak artan maluliyete dayalı geçici ve sürekli iş göremezlikten kaynaklı maddi zararları ile bakıcı gideri ve tedavi giderinin ödetilmesi istemiyle eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu kaza sonrasında, davacı tarafından Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılan başvuru neticesinde Sigorta Tahkim Komisyonu’nun 2014/40129 E. - 3926 K. nolu dosyasında yapılan yargılama neticesi davacının %25 oranındaki maluliyetine istinaden 49.873,94 TL tazminatın ödenmesine karar verildiği, karar gereği davacıya davalı sigorta şirketi tarafından 09.12.2014 tarihinde ödeme yapıldığı, akabinde davacı tarafından artan maluliyet (%38) iddiasına dayalı olarak Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılan başvuru neticesinde Sigorta Tahkim Komisyonu’nun 2020/76405 Esas - 2021/19456 Karar nolu dosyasında yapılan yargılamada Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından davacı ile davalının 27.10.2020 tarihli ibraname doğrultusunda sulh olmasını takiben davanın feragat nedeniyle reddine itiraz yolu açık olmak üzere karar verildiği, sulh sözleşmesine istinaden davacıya davalı sigorta şirketi tarafından 30.10.2020 tarihinde 76.000,00 TL ödeme yapıldığı, davacı tarafından bu ödemelerden sonra eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece İstanbul ATK’dan alınan 24/07/2024 tarihli ek raporda; "...1-Mevcut belgelere göre ... oğlu, 26.06.1959 doğumlu ...’nın, 27.10.2012 tarihli trafik kazası sebebiyle 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden yararlanılarak ve meslek grup numarası bildirilmemekle Grup 1 kabul olunarak: Gr 1 XII (11Ba-aa…%30) A%34, E cetveline göre: %39 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, 2-İyileşme süresinin (iş göremezlik süresi) olay tarihinden itibaren 9(dokuz) aya kadar uzayabileceği, 3-Başka birinin sürekli veya geçici olarak bakımına muhtaç durumda olmadığı, 4-Sol alt ekstremitede parsiyel protez uygulamasının organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması niteliğinde olduğu, 5-Kişinin %34 (yüzdeotuzdört) oranında meslekte kazanma gücünden kayıp oranının dava konusu 27.10.2012 tarihinde geçirdiği trafik kazasında meydana gelen femur kırığı sonucu parsiyel protez uygulanması sonucu meydana geldiği, dava konusu kaza ile illiyetli olduğu, ayrıca Kurulumuzca düzenlenmiş 23.10.2023 tarih 16477 karar nolu mütalaamızın düzenlenmesi sürecinde kişiye ait tıbbi belgeler ve radyolojik görüntülerin incelenmesi ile değerlendirildiği ve sabit olduğu, dava dosyasının incelenmesinde yeni eklenmiş herhangi bir tıbbi belge bulunmadığı, Mahkemesince sorulduğu üzere dava konusu olaya bağlı yeni gelişen bir durumun bulunmadığı, maluliyet oranında artış veya herhangi bir azalmanın meydana gelmediği" şeklinde rapor düzenlendiği, davacıya anılan artan maluliyet iddiasına yönelik sulh sözleşmesi kapsamında 27.10.2020 tarihli ibraname doğrultusunda davacıya davalı sigorta şirketi tarafından 30.10.2020 tarihinde 76.000,00 TL ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. 1-Dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de (Bölge Adliye Mahkemesinin ve Yargıtay’ın da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay'da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez. Maddi anlamda kesin hükmün koşulları 6100 sayılı HMK’nın 303/1. maddesinde; “Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde düzenlenmiştir. Kesin hükümden söz edebilmek için ilk kararın sadece mahkemece hükme bağlanması şart olmayıp, uyuşmazlık konusunda tarafların tahkim yoluna gitmeleri halinde, Hakem/Hakem Heyetlerince verilen esasa ilişkin kararların da usulünce kesinleşmesinden sonra, kesin hüküm oluşturacağından aynı uyuşmazlık konusunda yeniden dava açılmaz. Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu, müddeabihin aynılığı, üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir. Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalı sigorta şirketi aleyhine, aynı kazadan kaynaklı olarak geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri ödetilmesi istemiyle Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuruda bulunulduğu, Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından işin esası incelenerek itiraz yolu açık olmak üzere karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından verilen 16.02.2021 tarihli kararın taraflara tebliğinden sonra itiraz edilip edilmediği, itiraz edilmiş ise ne yönde karar verildiği ve kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, yukarıda açıklandığı üzere, sigorta Tahkim Komisyonu tarafından verilen kararın eldeki dava konusu talepler hakkında maddi anlamda kesin hüküm teşkil ettiğinin tespit edilmesi halinde davacının artan maluliyetinin bulunmadığı ve gelişen durumun da söz konusu olmadığı gözetilerek, davacının Sigorta Tahkimi Komisyonu tarafından incelenip karara bağlanarak kesinleşen hususta eldeki davayı açtığının tespit edilmesi halinde (kesin hükme konu olacak talepler yönünden ayrı ayrı irdeleme yapılarak) kesin hükmün varlığı sebebiyle kesin hüküm teşkil eden alacak kalemleri yönünden davanın usulden reddine, kesin hüküm teşkil etmeyen hususlara ilişkin işin esasının incelenmesiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yasal olmayan gerekçelerle işin esasına girilerek talebin kabulü yönünde hüküm tesis edilmesi doğru değildir. 2-Kabule göre de; davacı ile davalı arasında akdedilen 27.10.2020 tarihli ibraname doğrultusunda dava konusu edilen alacak kalemleri yönünden borcun sona erip ermediği irdelenmeden, ibranamenin içeriği denetlenip değerlendirilmeden ve dahası bu husus gerekçelendirilmeden yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre istinaf eden davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği vicdani kanaati ile aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen, 17/12/2024 tarihli, 2022/756 Esas – 2024/714 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Kararın kaldırılma sebebine göre istinaf eden davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf eden tarafça yatırılan "istinaf karar harcının" istek halinde yatıran tarafa iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, 5-İİK'nın 36. maddesi gereğince, icranın geri bırakılması kararına istinaden Ankara 5. Genel İcra Dairesi'nin 2025/2337 Esas sayılı dosyasına depo edilen 290.000,00 TL bedelli teminat mektubunun YATIRAN TARAFA İADESİNE, 6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirilmesi, bakiye harç tahsili, iadesi ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 26/02/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.