19. Ceza Dairesi 2015/21201 E. , 2016/16737 K. "İçtihat Metni" www.....com isimli internet sitesinde 29/10/2014 tarihinde yayınlanan "Düzgün sanık" başlıklı yazıya ilişkin olarak ilgilisi ... vekilinin erişimin engellenmesi talebinin reddine dair ...3. Sulh Ceza Hakimliğinin 31/10/2014 tarihli ve 2014/2078 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın keza reddine ilişkin ...4. Sulh Ceza Hakimliğinin 11/11/2014 tarihli ve 2014/2341 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 16/10/2015 g
**19. Ceza Dairesi 2015/21201 E. , 2016/16737 K.** **"İçtihat Metni"** www.....com isimli internet sitesinde 29/10/2014 tarihinde yayınlanan "Düzgün sanık" başlıklı yazıya ilişkin olarak ilgilisi ... vekilinin erişimin engellenmesi talebinin reddine dair ...3. Sulh Ceza Hakimliğinin 31/10/2014 tarihli ve 2014/2078 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın keza reddine ilişkin ...4. Sulh Ceza Hakimliğinin 11/11/2014 tarihli ve 2014/2341 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 16/10/2015 gün ve 66767 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13/11/2015 gün ve KYB...... sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Anayasa'nın 28 ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddelerinde ifadesini bulan basının haber verme hakkının, gerçeklik, güncellik, kamu yararı, toplumsal ilgi, konu ve ifade arasında düşünsel bağlılık unsurları ile sınırlı olduğu, bu unsurlardan birini taşımayan haberin hukuka uygun olduğundan söz edilmeyeceği, keza 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 9/1. maddesinde yer alan, “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir şeklindeki düzenleme nazara alındığında, "Düzgün sanık” başlıklı yazının ilgilinin şeref ve haysiyetini ihlal edici ve kişilik haklarını zedeler mahiyette olduğunun anlaşılması karşısında, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; Handyside/Birleşik Krallık (B.No:5493/72, 07/12/1976) kararında " Düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da tepki yaratmaz sayılan haberler veya fikirler için değil, fakat devlete veya halkın bir kısmına ters düşen, şoke eden ya da üzüntüye sevk edenler için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve yeniliğe kucak açma bunu gerektirir ve bunlar olmadan demokratik toplum olmaz." biçimindeki ; Lingens/ Avusturya (B.No: 9815/82, 08/07/1986) kararında “Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 10(1). fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatır. İfade özgürlüğü, Sözleşme’nin 10(2). Fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (bk. yukarıda geçen Handyside kararı, parag. 49). Basın söz konusu olduğunda, bu ilkeler ayrı bir öneme sahiptir. Basının, "başkalarının itibarlarını korumak" gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte, kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi, siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek, yine basına düşen bir görevdir. O halde bir siyasetçiye yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahsa yönelik eleştiri sınırlarına göre daha geniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar; bu nedenle daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır. Hiç kuşku yok ki, Sözleşme’nin 10/2. fıkrası, başkalarının, yani bütün bireylerin itibarının korunmasına imkan verir; bu koruma, siyasetçileri şahsi sıfatları dışında hareket ettikleri zaman da içine alır. Ancak bu gibi durumlarda söz konusu korumanın gerekleri, siyasi meseleleri açık biçimde tartışmanın yararıyla bağlantılı olarak tartılmalıdır” (bk. yukarıda geçen Lingens/ Avusturya kararı, parag. 41-42). ; Scharsach ve News Verlagsgesellschaft/Avusturya (39394/98, 13/11/2003) kararında ise “ Bir yandan Rosenkranz’ın bir politikacı olduğu, diğer yandan gazetecilerin ve basının kamuyu ilgilendiren konularda muhalif, çarpıcı, veya rahatsız edici de olsa bilgi ve görüşlerini iletme rolü dikkate alındığında, “gizli Nazi” teriminin kullanılması, mevcut davanın şartları içinde kabul edilebilecek sınırları aşmamıştır(bk. yukarıda geçen Scharsach ve News Verlagsgesellschaft kararı, parag. 45) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin 07/02/2012 tarihli Von Hannover-Almanya (no.2) ( BD, no.40660/08 ve 60641/08 ) kararında da “b) Genel ilkeler i. Özel hayat 95. Mahkeme özel hayat kavramının bir kişinin, ismi, fotoğrafı, beden ve ruh bütünlüğü gibi kimliğiyle ilgili unsurları içerdiğini ; Sözleşme’nin 8. maddesinin sunduğu güvencenin esas olarak her bir kişinin kişiliğinin, benzerleriyle olan ilişkilerinde, dışarıdan gelecek bir müdahale olmadan, gelişmesini sağlamaya yönelik olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla birey ile üçüncü kişiler arasında, kamusal bir kontekste bile, özel hayat kapsamına girebilecek bir etkileşim alanı mevcuttur. Şu halde bir fotoğrafın yayımlanması bir kişinin, bu kişi bir kamu kişisi olsa da, özel hayatına bir müdahale oluşturmaktadır (Schüssel/Avusturya (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 42409/98, 21 Şubat 2002; Von Hannover, yukarıda geçen, §§ 50 ve 53; Sciacca, yukarıda geçen, § 29; ve Petrina/Romanya, no 78060/01, § 27, 14 Ekim 2008). 96. Fotoğraflara gelince Mahkeme, bir kişinin resminin onun kişiliğinin temel niteliklerinden biri olduğunu, çünkü resmin onun orijinalliğini ifade ettiğini ve onun benzerlerinden farklılaşmasını sağladığını belirtmiştir. Böylece kişinin resminin korunması hakkı bireysel gelişimin temel şartlarından birini oluşturmaktadır. Bu hak esas olarak kişinin resmi üzerinde tam bir hakimiyet sahibi olmasını gerektirir ki bu hakimiyet özellikle de kişinin resminin dağıtılmasına karşı çıkma olasılığını kapsar (Reklos ve Davourlis, yukarıda geçen, § 40). 97. Mahkeme aynı zamanda bazı şartlarda bir kişinin, kamu tarafından tanınan bir kişi de olsa, özel hayatına saygı gösterilmesi ve özel hayatının korunması konusunda « meşru bir beklentisinin » olabileceğini hatırlatır (Von Hannover, yukarıda geçen, § 51; Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue/Belçika, no 64772/01, § 78, 9 Kasım 2006; Standard Verlags GmbH/Avusturya (no 2), no 21277/05, § 48, 4 Haziran 2009; ve Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS)/Fransa, no 12268/03, § 53, 23 Temmuz 2009). 98. İnceleme konusu olan dava gibi davalarda söz konusu olan, devletin bir eylemi değil ama ulusal yargı mercilerinin başvurucuların özel hayatlarına sağladıkları korumanın yetersiz olması iddiasıdır. 8. madde esas olarak kamu görevlilerinin keyfi müdahalelerine karşı bireyi korumayı amaçlasa da, söz konusu madde sadece devletin bu tür müdahalelerde bulunmasından kaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır: maddede bahsedilen negatif yükümlülüğe, özel hayata ve aile hayatına etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülükler eklenebilir. Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini de kapsayacak şekilde, özel hayata saygının güvence altına alınması amacıyla bir takım tedbirler alınmasını gerektirebilir (X ve Y/Hollanda, 26 Mart 1985, § 23, seri A no 91 ve Armonienė, yukarıda geçen, § 36). Bu tedbirlere, kişinin resminin başkaları tarafından ihlal edilmesine karşı korunması hususunda da başvurulabilir (Schüssel, yukarıda geçen; Von Hannover, yukarıda geçen, § 57; ve Reklos ve Davourlis, yukarıda geçen, § 35). 99. Devletin 8. maddeden kaynaklanan pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınır kesin bir tanıma imkan vermemektedir; bununla birlikte, uygulanan ilkeler benzerdir. Özellikle, her iki olayda, olayda yarışan menfaatler arasında kurulması gereken adil dengenin dikkate alınması gerekir (White/İsveç, no 42435/02, § 20, 19 Eylül 2006, ve Gourguénidzé, yukarıda geçen, § 37). ii. İfade özgürlüğü 100. Mevcut davalar başvurucuların özel hayatlarına saygı hakları ile basımevinin Sözleşme’nin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkı arasında bir denge kurulmasını gerektirdiğinden Mahkeme, bu hakkın kullanımıyla ilgili genel ilkeleri de hatırlatmanın yararlı olacağı kanaatindedir. 101. İfade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil etmektedir. 10. maddenin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen « bilgi » ve « fikirler » için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir: bu, yokluğu halinde « demokratik bir toplum »dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. 10. maddede güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir (başka kararlar yanında bakınız Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, § 49, seri A no 24; Editions Plon/Fransa, no 58148/00, § 42, CEDH 2004‑IV; ve Lindon, Otchakovsky-Laurens ve July/Fransa [BD], nos 21279/02 ve 36448/02, § 45, CEDH 2007‑IV). 102. Mahkeme ayrıca birçok sefer demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rolün altını çizmiştir. Her ne kadar, özellikle de başkalarının şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak, bazı sınırları aşmaması gerekse de basının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. Onun böyle konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı eklenir. Bu böyle olmasaydı basın vazgeçilmez « bekçi köpeği » rolünü oynayamazdı (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], no 21980/93, §§ 59 ve 62, CEDH 1999‑III, ve Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], no 49017/99, § 71, CEDH 2004‑XI). Ayrıca basının yerine geçip belli bir durumda kullanılacak haber yapma şeklinin ne olacağını belirlemek ne Mahkeme’ye ne de ulusal yargı mercilerine düşer (Jersild/Danimarka, 23 Eylül 1994, § 31, Seri A no 298, ve Stoll/İsviçre [BD], no 69698/01, § 146, CEDH 2007‑V). 103. Mahkeme ifade özgürlüğünün fotoğrafların yayımlanmasını da kapsadığını hatırlatır (Österreichischer Rundfunk/Avusturya (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 57597/00, 25 Mayıs 2004, ve Verlagsgruppe News GmbH/Avusturya (no 2), no 10520/02, §§ 29 et 40, 14 Aralık 2006). Ancak bu alan, başkalarının hak ve şöhretlerinin korunmasının özel bir önem arz ettiği bir alandır, çünkü fotoğraflar bir kişi ya da ailesi hakkında çok kişisel, hatta çok özel bilgiler içerebilir (Von Hannover, yukarıda geçen, § 59; Hachette Filipacchi Associés/Fransa, no 71111/01, § 42, CEDH 2007‑VII; ve Eerikäinen ve diğerleri/Finlandiya, no 3514/02, § 70, 10 Şubat 2009). Bunun yanı sıra, « sansasyonel » diye tabir edilen basında yer alan ya da genelde kamunun bir kişinin tamamen özel olan hayatının detayları konusundaki merakını giderme amaçlı olan « kalp basınında » çıkan fotoğraflar (Société Prisma Presse/Fransa (kabuledilebilirlik üzerine karar), nos 66910/01 ve 71612/01, 1 Temmuz 2003, ve Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, § 40), genellikle ilgili kişide özel hayatına çok güçlü bir müdahalede bulunulduğu ve hatta kendisine eziyet edildiği hissi uyandıran ve sürekli devam etmekte olan bir taciz ortamında çekilmişlerdir (Von Hannover, yukarıda geçen, § 59, ve Gourguénidzé, yukarıda geçen, § 59). iii. Takdir payı 104. Mahkeme bireylerarası ilişkilerde, devlete yüklenen yükümlülükler negatifte olsa pozitif te olsa, Sözleşme’nin 8. maddesine uyulmasını güvence altına alacak tedbirlerin seçiminin prensip olarak sözleşmeci devletlerin takdir yetkisinde olduğunu hatırlatır. Gerçekte özel hayata saygıyı sağlamanın birçok farklı yolu vardır. Devletin yükümlülüğünün niteliği özel hayatın söz konusu olan boyutuna bağlıdır (X ve Y/Hollanda, yukarıda geçen, § 24, ve Odièvre/Fransa [BD], no 42326/98, § 46, CEDH 2003‑III). Aynı şekilde, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında sözleşmeci devletler, bu madde tarafından korunan ifade özgürlüğüne yapılacak bir müdahalenin kapsamı ve gerekliliğini tespit etmek için, belli bir takdir hakkına sahiptirler (Tammer/Estonya, no 41205/98, § 60, CEDH 2001‑I, ve Pedersen ve Baadsgaard, yukarıda geçen, § 68).105. Ancak bu takdir hakkı, hem kanuna hem de kanunu uygulayan kararlara, bu kararlar bağımsız mahkeme kararları olsa da, uygulanan bir Avrupa kontrolüne tabidir (mutatis mutandis bakınız Peck/Birleşik Krallık, no 44647/98, § 77, CEDH 2003‑I ve Karhuvaara ve Iltalehti, yukarıda geçen, § 38). Mahkeme’nin görevi, bu denetimi yerine getirirken, ulusal yargı mercilerinin yerini almak değil, fakat söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Sözleşme’nin ileri sürülen maddeleriyle uyuşup uyuşmadığını davanın bütün unsurlarını göz önünde bulundurarak belirlemektir (Petrenco/Moldova, no 20928/05, § 54, 30 Mart 2010; Polanco Torres ve Movilla Polanco/İspanya, no 34147/06, § 41, 21 Eylül 2010 ve Petrov/Bulgaristan (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 27103/04, 2 Kasım 2010). 106. Mevcut olaydaki gibi davalarda Mahkeme, başvurunun sonucunun prensip olarak, başvurunun ihtilaflı makaleyi yayımlamış olan yayıncı tarafından Sözleşme’nin 10. maddesine dayanılarak önüne getirilmiş olması ya da bu röportaja konu olan kişi tarafından Sözleşme’nin 8. maddesine dayanılarak önüne getirilmiş olmasına göre değişmeyeceğine hükmeder. Gerçekte bu hakların her ikisi a priori eşit bir saygıyı hak etmektedirler (Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, § 41; Timciuc/Romanya (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 28999/03, § 144, 12 Ekim 2010; ve Mosley/Birleşik Krallık, no 48009/08, § 111, 10 Mayıs 2011; Parlamenter Asamblesi kararının 11. noktasına da bakınız – yukarıda paragraf 71). Şu halde prensip olarak her iki durumda da takdir payı eşit olmalıdır. 107. Ulusal otoriteler bu iki hak arasında Mahkeme içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir denge kurmuşlar ise, bu durumda Mahkeme’nin düşüncesini iç yargı mercilerinkinin yerine geçirmesi için ciddi nedenlerin olması gerekir (MGN Limited/Birleşik Krallık, no 39401/04, §§ 150 ve 155, 8 Ocak 2011 ve Palomo Sánchez ve diğerleri/İspanya [BD], nos 28955/06, 28957/06, 28959/06 ve 28964/06, § 57, 12 Eylül 2011) iv. Denge kurmak için başvurulan uygun kriterler 108. İfade özgürlüğü hakkı ile özel hayata saygı hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak içtihattan çıkan ve mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler aşağıda sayılmıştır. α) Genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı 109. Birinci temel unsur makale veya fotoğrafların basında çıkmasının genel yarar nitelikli bir tartışmaya yapacağı katkıdır (Von Hannover, yukarıda geçen, § 60; Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 68; ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 46). Genel yarar konusu olan şeylerin belirlenmesi davanın şartlarına bağlıdır. Ancak Mahkeme sadece yayımın siyasi konular ya da işlenen suçlarla ilgili olduğu durumlarda (White, yukarıda geçen, § 29; Egeland ve Hanseid/Norveç, no 34438/04, § 58, 16 Nisan 2009; Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 72) değil, ama aynı zamanda yayımın sporu ya da ekran artistlerini ilgilendirdiği durumlarda da (Nikowitz ve Verlagsgruppe News GmbH/Avusturya, no 5266/03, § 25, 22 Şubat 2007; Colaço Mestre ve SIC – Sociedade Independente de Comunicação, S.A./Portekiz, nos 11182/03 ve 11319/03, § 28, 26 Nisan 2007; ve..../Türkiye, no 44102/04, § 34, 8 Haziran 2010) böyle bir yararın varlığını kabul ettiğini hatırlatmanın faydalı olduğu kanaatindedir. Buna karşın bir Cumhurbaşkanının evlilikle ilgili olası problemleri ya da ünlü bir şarkıcının mali sorunlarının genel yarar nitelikli bir tartışma kapsamında kaldığı kabul edilmemiştir (Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 52, ve Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, § 43). β) Hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve röportajın konusu 110. Hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği bir önceki kriterle bağlantılı önemli başka bir kriter oluşturmaktadır. Burada normal bireyler ile kamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusal alanda hareket eden bireyleri ayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayan bir kişi özel hayat hakkına ilişkin özel bir korumadan yararlanmayı talep edebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler için böyle bir şey söz konusu değildir (Minelli/İsviçre (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 14991/02, 14 Haziran 2005, ve Petrenco, yukarıda geçen, § 55). Mesela resmi bir görev yerine getiren siyasi kişilikler hakkında demokratik toplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek olaylardan bahseden bir röportajı, böyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin özel hayatıyla ilgili detaylar üzerine yapılan bir röportajla bir tutamayız (Von Hannover, yukarıda geçen,§63, ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen,§ 47). Birinci durumda basının rolü basının bir demokraside kamu yararı bulunan konularda bilgi ve fikir iletme yükümlülüğü olan « bekçi köpeği » fonksiyonuyla örtüşüyorsa da, ikinci durumda bu rol tali önemdedir. Aynı şekilde kamunun bilgilenme hakkı, kamuda tanınan kişilerin, özellikle de siyasi kişiliklerin, özel hayatlarının çeşitli boyutlarına özel durumlarda üstün gelebilse de, yayımlanan fotoğraflar ile onlara eşlik eden yorumların bu kişilerin sadece özel hayatlarıyla ilgili detaylar hakkında olması ve belli bir kesimin bu konudaki merakını gidermek dışında bir amaç taşımaması durumunda, ilgili kişiler belli bir üne sahip olsalar bile, böyle bir üstün gelme durumundan bahsedilemez (Von Hannover, yukarıda geçen, § 65 ve bu kararda geçen atıflar ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 53; Parlamenter Asamblesi’nin kararının 8. noktasına da bakınız – yukarıda paragraf 71). Bu en sondaki durumda ifade özgürlüğünün daha dar yorumlanması gerekir (Von Hannover, yukarıda geçen, § 66; Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, § 40; ve MGN Limited, yukarıda geçen, § 143). γ) İlgili kişinin önceki davranışı 111. İlgili kişinin röportajın yayımlanmasından önceki davranışı ya da ihtilaflı fotoğraf ile ona bağlı bilgilerin daha önce yayımlanmış olması da dikkate alınacak unsurlar içinde yer almaktadır (Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, §§ 52-53, ve Sapan, yukarıda geçen, § 34). Ancak basınla daha önce işbirliği yapılmış olması tek başına ilgiliyi ihtilaflı fotoğraf ya da röportajın yayımlanmasına karşı her türlü korumadan mahrum bırakacak nitelikte değildir (Egeland ve Hanseid, yukarıda geçen, § 62). δ) Yayımın içeriği, şekli ve sonuçları 112. Bir röportaj veya fotoğrafın yayımlanma şekli ve hedef alınan kişinin orada sunulma biçimi de işin içine girebilir (Wirtschafts-Trend Zeitschriften-Verlagsgesellschaft m.b.H./Avusturya (no 3), nos 66298/01 ve 15653/02, § 47, 13 Aralık 2005; Reklos ve Davourlis, yukarıda geçen, § 42; ve Jokitaipale ve diğerleri/Finlandiya, no 43349/05, § 68, 6 Nisan 2010). Ayrıca röportaj ya da fotoğrafın, ulusal veya yerel, önemli veya zayıf bir gazetede yayımlanmış olmasına göre, yayım genişliği de önemli olabilir (Karhuvaara ve Iltalehti, yukarıda geçen, § 47, ve Gourguénidzé, yukarıda geçen, § 55). ε) Fotoğrafların çekilme şartları 113. Son olarak Mahkeme daha önce, yayımlanan fotoğrafların içinde çekildikleri kontekst ve şartları göz ardı edemeyeceğimize karar vermişti. Bu bağlamda hedef alınan kişinin fotoğrafın çekilmesi ve yayımlanmasına rıza gösterip göstermediği (Gourguénidzé, yukarıda geçen, § 56, ve Reklos et Davourlis, yukarıda geçen, § 41) ya da bu fotoğrafların ondan habersiz bir şekilde veya hileli yollarla elde edilip edilmediği (Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, § 47, ve Flinkkilä ve diğerleri/Finlandiya, no 25576/04, § 81, 6 Nisan 2010) sorularını incelemek önemlidir. Aynı zamanda hedef alınan kişi bakımından müdahale ve fotoğrafın yayımlanmasının etkilerinin niteliği ya da ağırlığını göz önünde bulundurmak yerinde olur (Egeland ve Hanseid, yukarıda geçen, § 61, ve Timciuc, yukarıda geçen kabuledilebilirlik üzerine karar, § 150). Gerçekte kamu tarafından tanınmayan bir kişi için bir fotoğrafın yayımlanması yazılı bir röportaja oranla daha önemli bir müdahale olarak değerlendirilebilinir (Eerikäinen ve diğerleri, yukarıda geçen, § 70, ve A./Norveç, yukarıda geçen, § 72). ” biçimindeki tespitleriyle “ifade özgürlüğü” yönünden ayrıntılı değerlendirmeler yapmış ve bu konuda kriterler belirlemiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/02/2007 tarih ve 2007/1-28 E, 2007/34 K. sayılı kararında da; 5187 sayılı Basın Kanunu kapsamındaki cevap ve düzeltme istemleri hususunda yapılan değerlendirmede; “Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır. Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir.” denilmektedir. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasında " (1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir." şeklindeki düzenleme ile internet ortamında yapılan yayınlar ile kişilik haklarının ihlal edilmesi halinde kişilerin içerik sağlayıcısına veya buna ulaşamamaları halinde ise yer sağlayıcısına başvurarak içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebilecekleri gibi doğrudan sulh ceza hakimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini talep edebilecekleri düzenlenmiş olup, maddede yer alan “kişilik haklarının ihlali” hususunda açık bir tanım bulunmadığından ihlalin olup olmadığının yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda belirlenmesi gerekmektedir. Eleştirilemeyen, yanlışları söylenemeyen bir siyasal sistemde özgürlükten söz edilemez. Siyasilerin eleştirilmesi demokratik idare sisteminin vazgeçilmez bir unsurudur. Siyasi kimliği bulunan kişiler diğer bireylere göre kaba, sert ve kırıcı eleştirilere karşı daha hoşgörülü olmalıdırlar. Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Kanun yararına bozma istemine konu somut olayda www....com isimli internet sitesinde 29/10/2014 tarihinde "Düzgün sanık" başlığıyla yayımlanan “....ve ...’ın “adam yerine koymadığı” ve ifade vermeyi “reddettiği” Meclis komisyonuna eski .... Bakanı ....’ın oğlu.... 1 saat süreyle ifade vermiş.İfadesinde ne dedi, ne demedi bilmiyorum.Ancak diğer iki “namuslu ve hayırsever vatandaşımız” gibi yapmadığı için kendisini kutluyorum.Diyeceksiniz ki: “Yolsuzluk sanığı kutlanır mı?”Vallahi kusura bakmayın, iş o hale geldi ki, nasıl ki bir bakan teröristleri “şerefli ve şerefsiz” diye ikiye ayırıyorsa biz de bunları ayırmak zorunda kalıyoruz. ” yönündeki habere ilişkin olarak itiraz mercii, talep eden ...(...)’ın kişilik haklarının ihlal edilip edilmediği hususunda yukarıda anılan kararlardaki kriterlere uygun değerlendirme yapmış, 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca “internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edilmediği” kabul edilerek olaya ve dosya kapsamına uygun gerekçelerle içeriğe erişimin engellenmesi talebinin reddine ilişkin karara yapılan itirazın reddine karar vermiştir. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi yerinde görülmediğinden REDDİNE, 28/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.