8. Hukuk Dairesi 2016/18898 E. , 2018/2306 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı, ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 122 ada 13 parsel üzerinde bulunan ev, müştemilat ile 100 adet muhtelif meyve ağ
**8. Hukuk Dairesi 2016/18898 E. , 2018/2306 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı, ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 122 ada 13 parsel üzerinde bulunan ev, müştemilat ile 100 adet muhtelif meyve ağaçlarının 137 ada 5 parselde bulunan dükkanın ve 114 ada 3 parselde bulunan 37 adet kavak ağacının kendisine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ..., ... ve ... davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, davalı ...; davaya konu kavak ağaçlarının davacı, eşi ve murisin ortak olarak diktiklerini, diğer muhdesatların davacı tarafından yapıldığını/dikildiğini açıklamıştır. Mahkemece, davanın kabulü ile 114 ada 3 parsel üzerindeki 34 adet kavak ağacının, 137 ada 5 parsel üzerindeki dükkanın, 122 ada 13 parsel üzerindeki ev, tandır evi ve depo ile 94 adet meyve ağaçlarının davacı tarafından meydana getirildiğinin/dikildiğinin tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir. Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti isteğine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684/1.maddesi hükmüne göre, bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. 718.maddeye göre de, arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/II. maddesine göre; taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir. Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğurucu bir sonucu olmadığı, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur. Kadastro Kanunu, kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanan özel nitelikli bir kanundur. 33. maddesinde, kadastro Kanunu'nun uygulandığı alanların dışında da uygulanabilecek genel nitelikli maddelere yer verilmiştir. 19. madde, genel nitelikli maddeler arasında sayılmamıştır. Buna göre ancak, aynı kanunun 12/3. maddesi gereğince, on yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalara 19. madde uygulanır ve iddianın kanıtlanması halinde muhdesatın mülkiyetinin arz malikinden başkasına aidiyeti ile tapunun beyanlar hanesine tesciline karar verilebilir. On yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, hak düşürücü niteliktedir ve olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin geçmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm def’i ve itirazlardan önce göz önünde bulundurulur. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır. Az yukarıda açıklanan hukuki olguların ışığı altında somut olaya gelince; dava konusu taşınmazlar hakkında taraflar arasında görülen derdest ortaklığın giderilmesi davası bulunduğu, 1995 yılında yapılan kadastro çalışmalarında dava konusu 137 ada 5 parsel sayılı taşınmazın kargir dükkan ve arsası niteliğinde, 122 ada 13 parsel sayılı taşınmazın ev ve arsası niteliğinde, tarafların ortak mirasbırakanı ..., 114 ada 3 parsel sayılı taşınmazın da arsa vasfında yine ortak mirasbırakan ... adına tespitlerinin yapıldığı, tutanakların 25.1.1996 tarihinde kesinleştiği, davacının beyanları, Mahkemece 30.05.2016 tarihinde yapılan keşifte dinlenen tanık beyanlarından; dava konusu 135 ada 5 parsel üzerindeki dükkanın 1985-86 yıllarında eski yapının yerine yapıldığı, 122 ada 13 parsel üzerindeki ev ve müştemilatların 1989 yılından bu yana yapıldığı, kadastro tespitinden önce bahsi geçen dükkan, kargir ev ve müştemilarının zeminde mevcut olduğu , temyize konu davanın ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmasından sonra 26.05.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, az yukarıda açıklandığı üzere kadastro tespitinden önce taşınmaz üzerinde bulunduğu tanık beyanları, kadastro tutanağı ve tüm dosya kapsamıyla sabit olan 122 ada 13 ve 137 ada 5 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan yapılar yönünden davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır. Dava konusu 114 ada 3 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan kavak ağaçlarına yönelik hükmün temyiz incelemesine gelince; dosya kapsamından davacının davaya konu kavak ağaçlarını yaklaşık 20 yıl önce diktiğini açıkladığı, davacı tanıkların kimin tarafından dikildiğini bilmediklerini bildirdikleri, davalı ...'ın, kavak ağaçlarının davacı, eşi ve muris ... ile birlikte diktiklerini, diğer davalılar ..., ... ve ...'ın da ağaçların murisin sağlığında dikildiğini, davacının yardımcı olmuş olabileceğini beyan ettikleri, dosya arasında mevcut 30.05.2016 tarihli bilirkişi raporunda da davaya konu kavak ağaçlarının 20-25 yaşlarında olduğunun belirtildiği görülmüştür. Her ne kadar davaya konu taşınmazın arsa vasfı ile tespit ve tescilinin yapılması nedeni ile bahse konu ağaçların kadastro çalışmalarından önce zeminde mevcut olup olmadığı konusunda tereddüt hasıl olmuş ise de, dinlenen tanıklar ve davalıların beyanlarından; kavak ağaçlarının davacı tarafından kendi nam ve hesabına dikildiği sabit olmadığından, bu ağaçlar yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar ..., ... ve ...'ın temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 15.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.