Başvuru, patentin hükümsüzlüğüne karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, patentin hükümsüzlüğüne karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 16/7/2015 ve 22/9/2015 tarihlerinde yapılmışlardır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 2015/15756 sayılı başvurunun kişi bakımından aynı nitelikte olması nedeniyle 2015/11867 sayılı başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve başvuruların 2015/11867 sayılı dosya üzerinden incelenmesine karar verilmiştir. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Uyuşmazlığın Arka Planı Başvurucu, 1996 yılında kurulmuş olan ve yüz kırktan fazla ülkede ilaç sektöründe faaliyet gösteren bir şirkettir. Başvurucu Şirket kronik miycloid lösemi ve gastrointestinal stromal tümörlerin tedavisinde kullanılmak üzere etken maddesi imatinib mesilat olan Glivec isimli bir ilaca yönelik olarak 22/4/2003 tarihinde Avrupa Patent Ofisi (EPO) nezdinde patent başvurusunda bulunmuştur. EPO başvuruyu kabul ederek 26/9/2007 tarihinde Avrupa Patent Bülteni'nde ilan etmiştir. Başvurucu Şirketin kabul edilen Avrupa patentinin Türkiye'de geçerli olması için yaptığı talep Türk Patent ve Marka Kurumunca (TPMK) kabul edilmiş ve talep doğrultusunda 21/11/2007 tarihinde tescil işlemi yapılmıştır.B. Patentin Hükümsüzlüğü Davası İlaç San. ve Tic. Ltd. Şti. patentin hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemiyle İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde başvurucu Şirket aleyhine 21/1/2008 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde, bu patente konu farmasötik maddenin tekniğin bilinen durumuna dâhil olduğu ve daha önce 1992 ile 1998 yıllarında tescil edilen patentlerde açıklandığı belirtilmiştir. Ayrıca patente konu maddenin lösemi tedavisinde kullanımı ve dozlarının da yeni olmayıp 1992 rüçhan tarihli imatinib temel patentinde yer aldığı, ilaçların kullanım dozajlarına göre tablet hazırlanmasının ise buluş olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu bağlamda davaya konu patent bakımından yeni ve tekniğin bilinen durumunu aşan bir unsurun bulunmadığı ileri sürülmüştür. Başvurucu Şirket ise imatinib mesilat, imatinib mesilat alfa ve beta kristal formlarının daha önce tescil edildiğini ancak dava konusu patentin imatinib mesilatın hastalar tarafından rahatlıkla alınabilecek günlük dozaj miktarını temin ederek bu alandaki oral dozaj şekillerine yönelik ihtiyacı karşılayan bir buluş olduğunu savunmuştur. Başvurucu Şirket ayrıca, söz konusu patentin inceleme raporunun EPO tarafından hazırlanmış olduğunu ve bu patentin müvekkilinin başvurusuna konu buluşunun yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde yeni, sanayiye uygulanabilir ve tekniğin bilinen durumunu aşar nitelikte olduğunun tespit edilmesi neticesinde verildiğini belirtmiştir. Mahkeme, konu hakkında eczacılık alanında uzman iki proseför unvanlı bilirkişi ile kimya mühendisinden oluşturulan üç kişilik bir kuruldan bilirkişi raporu aldırmıştır. Bilirkişi Kurulunun 8/12/2009 tarihli raporunda özetle şu tespitlere yer verilmiştir:i. Patentin çözdüğü teknik problem, yüksek dozda imatinib aktif maddesini içeren tablet üretimidir.ii. Patentte bu sorunun %30-80 oranında aktif madde kullanımı ile çözüldüğü, bu tabletin üretimi esnasında karşılaşılan teknik sorunların ise yaş granülasyon ve kompresyon yöntemleriyle çözüldüğü ifade edilmiştir.iii. Sonuç olarak yaş granülasyon ve rahatlıkla alınabilen imatinib içeren dozaj şekillerinin patentte tarif edilen yöntemlerle üretiminin tekniğin bilinen durumunu aşmadığı, yenilik ve buluş özelliği içermediği belirtilmiştir. Başvurucu Şirketin bu rapora itiraz etmesi üzerine itirazlar hakkında bir değerlendirme yapılması için aynı heyetten ek rapor alınmıştır. 16/4/2010 tarihli ek raporda şu tespitlere yer verilmiştir:i. Yenilik ve tekniğin bilinen durumunu aşma kriterleri incelenirken tekniğin bilinen durumunda mevcut olan tüm belgelerin dikkate alınacağı belirtilmiştir. Bilirkişi Kurulu tekniğin bilinen durumunda sadece daha önce üretilmiş olan ürünler gibi bir kısıtlamaya gidilmediğini, bunun yerine tekniğin bilinen durumunda var olan tüm bilgi ve belgelerin incelendiğini vurgulamıştır.ii. Ayrıca bir patentin yenilik ve buluş basamağı incelenirken patentin koruma kapsamını belirleyen istemlerin dikkate alınacağı, talepte yer almayan unsurların koruma altına alınamayacağı ifade edilmiştir. Bilirkişilere göre başvurucu, patent talebinde yer almayan unsurların yeni olup olmadığı ve bu hususların buluş özelliği taşıyıp taşımadığına yönelik sorular yöneltmiştir. iii. Bilirkişi heyetine göre ilk raporda değinilen belgeler, internette standart bir arama motoru ile gerçekleştirilen bir araştırma ile rahatlıkla erişilen belgelerdir. Sonuç olarak bu belgeler gözönünde bulundurulduğunda dava konusu patentin yenilik ve tekniğin bilinen durumunu aşma özelliklerine sahip olmadığı görüşü bildirilmiştir. Mahkeme, bu bilirkişi raporlarını hükme esas alarak 24/1/2013 tarihinde davanın kabulü ile davaya konu patentin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; dosya kapsamında alınan Yargıtay denetimine uygun, ayrıntılı ve gerekçeli bilirkişi raporları ile davaya konu ve başvurucu Şirket adına tescilli bulunan patentin yeni ve buluş basamağı niteliğini haiz olmadığı belirtilmiştir. Temyiz edilen karar Yargıtay Hukuk Dairesince 17/9/2014 tarihinde onanmıştır. Başvurucu şirketin karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından 16/4/2015 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar başvurucu Şirket vekiline 17/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu Şirket 16/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Tazminat Davası Başvurucu Şirket ayrıca bilirkişilerin gerçeğe aykırı rapor düzenlediklerinin tespiti ve zararının tazmini istemiyle 7/9/2012 tarihinde İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 24/9/2012 tarihinde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, taleplerin asıl davada ileri sürülebilecek hususlardan olup ayrı bir dava konusu yapılmasının usul hükümlerine göre mümkün olmadığı belirtilmiştir. Temyiz edilen karar Yargıtay Hukuk Dairesince 11/9/2014 tarihinde gerekçesi düzeltilerek onanmıştır. Onama kararında, bilirkişilerce rapor düzenlenen davanın sonuçlanmadığı ve bu aşamada dava şartının oluşmadığı yönündeki gerekçe yerinde görülmemiştir. Daire, bilirkişilerin hukuki sorumluluğunun 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş olduğunu ve özel olarak getirilen bu düzenlemenin haksız fiil sorumluluğuna ilişkin genel hükümlere dayanılarak bertaraf edilemeyeceğini belirtmiştir. Daire temyize konu karardaki diğer gerekçeler yönünden usul ve kanuna aykırılık bulunmadığını ifade ederek temyiz istemini yerinde görmemiştir. Başvurucu Şirketin karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından 30/4/2015 tarihinde reddedilmiştir. Başvuru formunda nihai kararın 17/6/2015 tarihinde tebliğ edildiği beyan edilmiştir. Başvurucu Şirket 22/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Mevzuat Hükümleri Olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 24/6/1995 tarihli ve 551 sayılı mülga Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) maddesi şöyledir: “Yeni, tekniğin bilinen durumunu aşan ve sanayiye uygulanabilir olan buluşlar, patent verilerek korunur.” 551 sayılı mülga KHK'nın maddesi şöyledir:"Tekniğin bilinen durumuna dahil olmayan buluş yenidir.Tekniğin bilinen durumu, patent başvurusunun yapıldığı tarihten önce, buluş konusunda dünyanın herhangi bir yerinde toplumca erişilebilir yazılı veya sözlü tanıtım, kullanım veya bir başka yolla açıklanan bilgilerden oluşur.Patent başvurusu tarihinde veya bu tarihten sonra yayınlanmış olan ve patent başvurusu tarihinden önceki tarihli Türk patent ve faydalı model belgesi başvurularının yayınlanan ilk metinleri tekniğin bilinen durumuna dahildir. " 551 sayılı mülga KHK'nın maddesi şöyledir:"Buluş, ilgili olduğu teknik alandaki bir uzman tarafından, tekniğin bilinen durumundan aşikar bir şekilde çıkarılamayan bir faaliyet sonucu gerçekleşmiş ise, tekniğin bilinen durumunun aşıldığı kabul edilir." 551 sayılı mülga KHK'nın maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Patent isteme hakkı, buluşu yapana veya onun haleflerine ait olup, başkalarına devri mümkündür." 551 sayılı mülga KHK'nın maddesi şöyledir:"İncelenerek verilen patentin süresi başvuru tarihinden itibaren hesaplanan ve uzatılamayan yirmi yıldır.İncelemesiz verilen patentin süresi yedi yıldır. İnceleme talebinin yedi yıllık süre içinde yapılması ile inceleme sonucunda patent verilmesine kesin olarak karar verilmesi halinde patentin süresi başvuru tarihinden itibaren hesaplanan yirmi yıla tamamlanır. " 551 sayılı mülga KHK'nın maddesi şöyledir:"Patent hakkı sahibi, buluşun yeri, teknoloji alanı ve ürünlerin ithal veya yerli üretim olup olmadığı konusunda herhangi bir ayırım yapmaksızın patent hakkından yararlanır.Patent sahibinin, üçüncü kişiler tarafından izinsiz olarak aşağıda sayılanların yapılmasını önleme hakkı vardır.a-Patent konusu ürünün üretilmesi, satılması, kullanılması veya ithal edilmesi veya bu amaçlar için kişisel ihtiyaçtan başka herhangi bir nedenle olursa olsun elde bulundurulması;b-Patent konusu olan bir usulün kullanılması;c-Kullanılmasının yasak olduğu bilinen veya bilinmesi gereken usul patentinin kullanılmasının üçüncü kişiler tarafından başkalarına teklif edilmesi,d-Patent konusu usul ile doğrudan doğruya elde edilen ürünlerin satışa sunulması veya kullanılması veya ithal edilmesi veya bu amaçlar için kişisel ihtiyaçtan başka herhangi bir nedenle olursa olsun elde bulundurulması." 551 sayılı mülga KHK'nın maddesi şöyledir:"Patent başvurusu veya patent başkasına devir edilebilir, miras yolu ile intikal edebilir, kullanma hakkı lisans konusu olabilir. Patent başvurusu veya patent rehin edilebilir. Rehin hakkı bakımından Medeni Kanun'un rehin hakkına ilişkin hükümleri uygulanır.Patent başvurusu ve patent üzerinde sağlararası işlemler yazılı şekle tabidir." 551 sayılı mülga KHK'nın maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Patent başvurusunun veya patentin kullanma hakkı, milli sınırların bütünü içinde veya bir kısmında geçerli olacak şekilde, lisans sözleşmesine konu olabilir. Lisans, inhisari lisans veya inhisari olmayan lisans şeklinde verilebilir." 551 sayılı mülga KHK'nın maddesi şöyledir:"Patent başvuruları ve patent Yönetmelik hükümlerine uygun olarak Patent Sicili'ne kayıt edilir.Patentin gasbı ile ilgili 13 üncü maddenin birinci fıkrası hükmü saklı kalmak üzere, patent başvuruları veya patentlere ilişkin devirler ve lisanslar, patent başvurularını veya patentleri etkiyelen iradi veya mecburi tasarruflar, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı Patent Sicili'ne kayıt tarihinden itibaren hüküm doğurur.Patent başvurusu veya patentten doğan haklar usulüne uygun bir şekilde Patent Sicli'ne kayıt edilmedikçe, üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.Patent başvurusu veya patentten doğan haklar, Patent Sicili'ne kayıt ettirilmedikçe, ürünlerin üzerinde bir patente dayandığı belirtilemez. Enstitü, patent sicilinde belirtilen ve resmi belgelere geçen işlemlerin hukuka uygun, geçerli ve etkin bir şekilde yapılmasını sağlar. Patent sicili alenidir." 551 sayılı mülga KHK'nın maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Aşağıdaki hallerde patentin hükümsüz sayılmasına yetkili mahkeme tarafından karar verilir:a- Patent konusunun, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci ila 10 uncu maddelerinde belirtilen, patent verilebilirlik şartlarına sahip olmadığı ispat edilmişse;b- Buluşun, buluş konusunun ilgili olduğu teknik alanda bir uzmanın onu uygulamaya koyabilmesini mümkün kılacak yeterlikte, açık ve tam olarak tanımlanmadığı ispat edilmişse;c- Patent konusunun, yapılmış olan başvurunun kapsamı dışına çıktığı veya patentin 45 inci madde anlamında ayrılmış olan bir başvuruya veya 12 inci maddeye göre yapılan bir başvuruya dayandığı ve onların kapsamlarını aştığı ispat edilmişse;d- Patent sahibinin, 11 inci maddeye göre patent isteme hakkına sahip bulunmadığı ispat edilmişse." 551 sayılı mülga KHK'nın maddesi şöyledir:"Patentin hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde, kararın sonuçları geçmişe etkili doğar. Bu nedenle, patent veya patent başvurusuna, hukuki bakımdan bu Kanun Hükmünde Kararname ile sağlanan koruma, hükümsüzlük kapsamında doğmamış sayılır.Patent sahibinin kötü niyetli olarak hareket etmesinden kaynaklanan, zararın giderilmesine ilişkin tazminat talepleri saklı kalmak üzere, hükümsüzlüğün geriye dönük etkisi aşağıdaki durumları etkilemez.a- Patentin hükümsüz sayılmasından önce, bir patente tecavüz sebebiyle verilen hukuken kesinleşmiş ve uygulanmış kararlar;b- Patentin hükümsüzlüğüne karar verilmeden önce, yapılmış ve uygulanmış sözleşmeler. Ancak, hal ve şartlara göre, haklı sebepler ve hakkaniyet düşüncesi ile sözleşme uyarınca ödenmiş bedelin kısmen veya tamamen iadesi mümkündür.Bir patentin hükümsüzlüğüne ilişkin kesinleşmiş karar herkese karşı hüküm doğurur." Bu KHK 22/12/2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. 9/1/2001 tarihli ve 24282 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Patentlerinin Verilmesi ile İlgili Avrupa Patent Sözleşmesinin Türkiye'de Uygulama Şeklini Gösterir Yönetmelik'in (Yönetmelik) maddesi şöyledir:"Türkiye'nin seçildiği bir Avrupa patenti, bu Yönetmeliğin 12 nci ve 13 üncü maddelerindeki koşulların sağlanması şartıyla, Avrupa Patent Ofisi tarafından, Avrupa patentinin verildiğine ilişkin ilanın yapıldığı tarihten itibaren, Türkiye'de verilen bir ulusal patent olarak kabul edilir." Yönetmelik'in maddesi şöyledir:"Sözleşmenin 99 uncu maddesine göre yapılan itiraz sonucunda değişen şekliyle verilen Avrupa patentleri için bu Yönetmeliğin 11 inci maddesi hükmü uygulanır." Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/6/2015 tarihli ve E.2014/19200, K.2015/7602 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; hükümsüzlüğü istenilen davalıya ait 'sürgülü kapılar için kaydırma tekerleği askısı' başlıklı 2002 rüchan tarihli buluş için 2003 tarihinden itibaren yirmi yıl süre ile Avrupa Patent Sözleşmesi hükümlerine göre patent verilmiş bulunduğu, Avrupa Patenti Fasikülünün Türkçe çevirisinin sunulması neticesinde ulusal patent olarak TPE'de tescilinin yapıldığı, hükümsüzlük isteminin Avrupa Patent Sözleşmesi hükümlerine tabi olduğu, davalıya ait patentin 14 istemden oluştuğu, 1 nolu istemin buluşu en geniş kapsamıyla tanımlayan ana istem olduğu, 2-14 nolu istemlerin ise ana bağımlı istemler olduğu, davacı tarafından dosyaya sunulan tasarım ve patent belgeleri, mobilya dekorasyon katalog ve dergileri incelendiğinde davacı patentine konu buluşun hiçbirinde tanımlanmamaış olduğu, delil olarak sunulan bir kısım patent belgelerinin ise yargılama konusu patentin başvuru tarihinden daha sonraki tarihli olduğu, davacının kısmi hükümsüzlük talebi varsa ise de bir istemin kısmen hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği, ayrıca davalı patentindeki bağımlı istemlerin ana istemle birlikte hüküm ifade ettiği ve ana istem yeni olduğundan bu talebin yerinde görülmediği, yargılama konusu patentin hükümsüzlüğünü gerektirecek nedenlerin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir....Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 30/6/2015 tarihli ve E.2014/14787, K.2015/8773 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...yukarıda da açıklandığı üzere, yenilik incelemesi bakımından genel ilkeler geçerli olacağından, hükümsüzlüğü istenilen uyuşmazlık konusu Avrupa patentinde yazılı istemler ile tanımlanan teknik soruna getirilen teknik çözümün; tekniğin bilinen durumuna ait döküman tekniğin bilinen durumuna dahil bir patent ise istem/istemlerin sağladığı koruma kapsamına göre dava konusu patent ikincil tıbbi kullanım patenti olarak nitelendirilse dahi, bunun daha önce tıbbi kullanımı bilinen bir maddenin ya da karışımın yeni bir hastalığın veya yeni bir hasta grubunun tedavisinde kullanım; hastaya yeni bir uygulama yöntemi (oral, rektal, enjeksiyon vb.) veya salt doz rejim veya miktarına ilişkin bulunup bulunmadığı gibi somut uyuşmazlığa özgü hususlar kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenip,böylece de yenilik ve buluş basamağı unsurlarına sahip olup olmadığının bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle değerlendirilmesi gereklidir. ...Bu durumda,uyuşmazlığın hakimin hukuki bilgisi ile çözümü mümkün olmayıp özel ve teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle bilirkişi görüşü alınmak suretiyle öncelikle dava konusu ... sayılı Avrupa patentinin tedavi metoduna ya da ilaç yapım usulüne ilişkin olup olmadığının belirlenmesi ve tedavi usulüne yönelik bir buluş niteliğinde olmadığının anlaşılması halinde; bu kez her bir istem bakımından önceki döküman veya patent de koruma sağlayan unsur veya istemlere nazaran patentlenebilirlik şartlarını taşıyıp taşımadığının bilirkişi görüşü alınarak belirlenmesi gerekli olup, mahkemece bu yönde ve somut uyuşmazlığa özgü bir teknik araştırma ve hukuki değerlendirme yapılmaksızın yazılı gerekçe ile karşı davanın kabulü doğru görülmemiş kararın temyiz eden davacı–karşı davalı davalı yararına bozulması gerekmiştir..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/9/2017 tarihli ve E.2016/2842, K.2017/4725 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Hükümsüzlük davasının konusu olan .. sayılı patent, Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa Patent Sözleşmesi (EPC) hükümleri uyarınca Avrupa Patent Ofisi'ne (EPO) başvurusu yapılan ve başvuruda Türkiye'nin de belirtildiği EP... sayılı Avrupa Patenti'nin (EP) anılan Sözleşme hükümleri, 551 sayılı KHK ve Avrupa Patent Sözleşmesi Yönetmeliği uyarınca Türkiye'de geçerli ulusal patent olarak kabul edilerek tescil edilmiştir. Avrupa Patent Sözleşmesi Yönetmeliği'nin maddesine göre, Türkiye'nin seçildiği bir Avrupa Patenti, bu yönetmeliğin 12 ve maddelerindeki koşulların sağlanması şartıyla, Avrupa Patent Ofisi tarafından, Avrupa Patentinin verildiğine ilişkin ilanın yapıldığı tarihten itibaren Türkiye'de verilen bir ulusal patent olarak kabul edilir.Aynı yönetmeliğin maddesine göre de, Sözleşmenin maddesine göre yapılan itiraz sonucunda değişen şekliyle verilen Avrupa Patentleri için bu yönetmeliğin maddesi hükmü uygulanır. ...Bu durumda, öncelikle yukarıda belirtilen sözleşme ve yönetmelik hükümleri uyarınca davalı tarafından EP ... sayılı Avrupa patentin istemlerinde EPO nezdinde yapılan değişikliklerin EPO tarafından ilan edilip edilmediği TPE'den sorularak, Türkiye'de TR533 olarak kayıtlı patentin eşdeğeri Avrupa Patenti'nin istemlerini gösterir nihai metin dikkate alınmak suretiyle inceleme gerekçesi hükümsüzlük iddiasının araştırılması gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir..."B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Sözleşmeler Buluşların korunması konusunda Avrupa ülkeleri arasında iş birliğinin arttırılması, üye ülkelerin tümünde geçerli bir patent verilmesi sisteminin kurulması ve Avrupa ülkeleri arasında ortak bir patent hukukunun oluşturulması amacıyla düzenlenen Avrupa Patentlerinin Verilmesi ile İlgili Sözleşme (Avrupa Patent Sözleşmesi) 5/10/1973 tarihinde imzalanmıştır. Bu Avrupa Patent Sözleşmesi 29/1/2000 tarihli ve 23948 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 27/1/2000 tarihli ve 4504 sayılı Kanun ile uygun bulunmuştur. Avrupa Patent Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"(1) Bu Sözleşmenin yetkisiyle verilen patentlere Avrupa Patentleri denilecektir. (2) Avrupa patenti, onun verildiği Üye Devletlerin her birinde, bu Sözleşme içinde aksi ifade edilmedikçe, o devlet tarafından verilen bir patent gibi aynı etkiye sahip olacak ve aynı şartlara tabi olacaktır."Avrupa Patent Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"(1) Bir Avrupa patenti, 2 nci paragraf hükümleri uyarınca, verilişine ilişkin ilanın yayımı tarihinden itibaren, patentin verildiği uye ülkelerde patentin sahibine, o ülkede verilmiş olan bir ulusal patentin verdiği aynı hakları sağlar. (2) Avrupa Patenti'nin konusu, bir proses ise, patent ile sağlanan koruma bu proses ile doğrudan elde edilen ürünleri de kapsar. (3) Bir Avrupa patentinin ihlali, ulusal hukuklara göre işlem görür." Avrupa Patent Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"Başvuru tarihine hak kazanmış bir Avrupa patenti başvurusu, belirlenmiş üye devlette, usulüne uygun yapılmış bir ulusal başvuruya eşittir. Aynı hüküm, Avrupa patent başvurusu için rüçhan talep edilmesi halinde de geçerlidir." Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında çeşitli sınai haklar kişisel mülkiyete konu olabilmesi ve devredilebilmesi nedeniyle mülkiyet hakkı kapsamında görülmektedir (Smith Kline and French Laboratories Ltd/Hollanda (k.k.), B. No: 12633/87, 4/10/1990; patent yönünden bkz. Lenzing AG/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 38817/97, 9/9/1998). Diğer taraftan fikrî haklar da benzer şekilde mülkiyet hakkı kapsamında görülmektedir (Melnychuk/Ukrayna (k.k.), B. No: 28743/03). Anheuser-Busch Inc./Portekiz ([BD], B. No: 73049/01, 11/1/2017) kararına konu olayda, başvurucu şirket Amerika Birleşik Devletleri'nde belirli bir marka adı altında alkollü içki satışı yapmaktadır. Bu şirket ürünlerini Avrupa'da da satmak amacıyla Portekiz Patent Dairesinden tescil talebinde bulunmuştur. Ancak Çek Cumhuriyeti'nde faaliyet gösteren bir şirket; bu alkollü içki üretiminin coğrafi işaret niteliği taşıdığını, 1895 yılından beri yerel adı taşıyan bu içkiyi üretime kendisinin yetkili olduğunu belirterek tescil talebine itiraz etmiştir. Tescil talebi karşılanmayan başvurucu şirket dava açmış ve kendi tescil talebi yanında coğrafi işarete ilişkin tescilin de terkinini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, bunun üzerine başvurucu şirket adına patent dairesince tescil işlemi gerçekleştirilmiştir. Ancak Çek şirketi bu defa iptal davası açmış, dava ilk derece mahkemesince reddedilmekle birlikte istinaf mahkemesi, kararı bozarak davanın kabulüne karar vermiştir. Portekiz Yüksek Mahkemesi de uluslararası ikili anlaşmalar gereği bu coğrafi işaretlerin koruma altında olduğunu belirterek temyiz talebini reddetmiştir (Anheuser-Busch Inc./Portekiz, §§ 12-24). AİHM öncelikle fikrî ve sınai haklar yönünden de Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin uygulanabilir olduğunu kabul etmiş ve somut olay bağlamında da tescil talebi için başvurulmasının da başvurucu şirkete bazı haklar sağladığına dikkat çekerek meşru beklenti incelemesi yapılmasına dahi gerek olmadan mülkiyetin korunmasına ilişkin Sözleşme maddesinin uygulanabilir olduğuna karar vermiştir (Anheuser-Busch Inc./Portekiz, §§ 66-78). AİHM bununla birlikte temyiz mahkemesinin uluslararası anlaşmaya dayalı yorumunun keyfî ve öngörülemez olmadığını ve iç hukukta başvurucuya bu yoruma karşı çıkma olanağının da yeterince tanındığını belirterek mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin bulunmadığı gerekçesiyle Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir(Anheuser-Busch Inc./Portekiz, §§ 79-87).