4. Hukuk Dairesi 2011/11280 E. , 2012/14386 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 12/06/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/06/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor il…
**4. Hukuk Dairesi 2011/11280 E. , 2012/14386 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 12/06/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/06/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili, davalının kendisi ile kurduğu teşriki mesailerinde ve özellikle kurumuna verdiği 11/05/2009 tarihli imzasız dilekçe ile kişiliğini ayaklar altına aldığını, onur, şeref ve saygınlığını rencide ettiğini, başta kendisi olmak üzere kurumlarında çalışanları ağır ithamlar altında bırakarak atfı cürümlerde bulunduğunu beyanla manevi tazminat istemli eldeki bu davayı açmıştır. Davalı vekili, müvekkilinin davacıya iddia edildiği gibi hakaret etmediğini, suç isnadında bulunmadığını, tamamen yasal sınırlar çerçevesinde hak arama ve dilekçe hakkını kullandığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Yerel mahkemece, davalının şikayetini haklı gösterecek zayıf ve dolaylı emare ve olguların söz konusu olmadığı, şikayetin davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda; Davalı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'ne hitaben yazdığı 11/05/2009 tarihli dilekçe ile ilgili tapu dairesinde yaşadığı olayları anlatarak, ilk müracatından 40 gün sonra işlemlerini yaptırabildiğini beyan etmiş ve devamında "Aldığımız izlenimler ve duyumlar işini muameleciye vermeyenlerin işi bu tapu dairesinde çok zor.Çünkü muameleciye gidince şu kadarını ben, şu kadarını tapuya verilecek diyor, tapu dairesi müdürü resmen deli dumrul gibi kendi çapında krallık kurmuş,eğer haklı olduğum konuda ısrarcı olmasaydım haksız yere 6.624,00TL. uçup gidecekti, bu olayın bütününe bakıldığı zaman her şeyin kasten yapıldığı belli,bu işlemde haksız,keyfi ve ben tatmin olmazsam ben adamı böyle süründürüm mesajını vermek istiyor."şeklinde sözler yazdığı görülmüştür. Dava konusu olayda, davalının sahibi olduğu Kemalpaşa İlçesi, ... Beldesinde kain 1202,1204 ve 1205 parsel sayılı taşınmazların ortağı olduğu ... Bağcılık ve Şarapcılık Tarım Gıda Turizm San.Tic.Ltd.Şti.'ne ayni sermaye olarak koymak üzere tapuda devir işlemini yaptırmak için 16/03/2009 tarihli dilekçesi ile Kemalpaşa Tapu Sicil Müdürlüğü'ne müracaatta bulunduğu, Tapu Sicil Müdürlüğü'nce işlemin harca tabi olduğu tespit edilerek taşınmazların Mahkemece tespit edilen değerleri üzerinden 17/03/2009 tarihli Tahakkuk Fişi ile 6.624,00TL.harç tahakkuk ettirildiği, davalı tarafından tahakkuk ettirilen harcın miktarının yüksek olduğu, harcın Belediye rayiç değeri üzerinden alınması gerektiğini beyanla harç miktarına itiraz edildiği, işlemin harçtan muaf olarak yapılması talebi üzerine Tapu Sicil Müdürlüğü'nce işlem harcı hususunda tereddüt olması nedeniyle 13/04/2009 tarihli yazı ile Kemalpaşa Vergi Dairesi'nden söz konusu işlemin harçtan muaf olup olmadığının sorulduğu, vergi dairesince aynı tarihli cevabi yazısı ile işlemin harçtan muaf olduğunun bildirildiği, davacı Tapu Sicil Müdürü'nün Kemalpaşa Vergi Dairesi Müdürünü arayarak elinde bulunan bir müfettişçe düzenlenen yorum kitapçığında işlemin harca tabi olduğunun açıkça beyan edildiğinin söylemesi üzerine, 13/04/2009 tarihli yazı ile ... Vergi Dairesi Başkanlığından görüş sorulduğu, ... Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 14/04/2009 tarihli cevabi yazısı ile işlemin harçtan muaf olduğunun bildirilmesi üzerine, 14/04/2009 tarihinde tapuda işlemin yapıldığı anlaşılmıştır. Yukarıda anlatımlarda görüleceği üzere, davalı kendine ait taşınmazları yine ortağı bulunduğu şirkete ayni sermaye olarak koymak istemiş işlem harçsız olarak yapılması gerekirken kendisinden yüksek miktarda harç ödemesinin istenmesi ve davalının da itiraz etmesi nedeniyle tapudaki devir işlemi yaklaşık 30 günlük bir sürede tamamlanmıştır. Davalı hakkında açılan ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğinden kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü olmadığı için bağlayıcı nitelikte değildir.Bu kapsamda olayın gelişimi itibariyle davalının şikayetini beyan etmek için dilekçe verdiği, şikayetin, olağan kuşku üzerine ve somut belirtilere dayandırılarak yapıldığı sonucuna varılmak gerekir. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, davalının tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/10/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.