4. Hukuk Dairesi 2019/1042 E. , 2019/3504 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı Maliye Hazinesi vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 04/04/2012 gününde verilen dilekçe ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 107. maddesinden kaynaklanan alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15/01/2019 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne k
**4. Hukuk Dairesi 2019/1042 E. , 2019/3504 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı Maliye Hazinesi vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 04/04/2012 gününde verilen dilekçe ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 107. maddesinden kaynaklanan alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15/01/2019 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 107. maddesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Davacı, Demokratik Toplum Partisinin, Anayasa Mahkemesinin 11/12/2009 tarihli kararıyla kapatıldığını, kapanan siyasi partilerin mallarının 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 107. maddesi uyarınca Hazineye intikal ettiğini, inceleme sonucunda partinin Fatih İlçe teşkilatında 52.002,00 TL'nin gelir gider farkı olarak parti kasasında bulunmadığını belirterek, 52.002,00 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 10/02/2015 tarihli ilk karar, Dairemizin 26/04/2016 gün ve 2016/7250 esas, 2018/3473 karar sayılı ilamı ile “Anayasa Mahkemesinin 11/12/2009 tarih 2007/1 esas 2009/4 karar sayılı kararı ile kapatılmasına karar verilen Demokratik Toplum Partisi (DTP) nin başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nin 12/01/2016 tarihli "Demokratik Toplum Partisi ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı" kararının sonuç kısmının 2. ve 3. fıkralarında hak ihlalinin bulunduğuna karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, mahkemece, AİHM kararının değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmek üzere mahkeme kararının bozulması gerekmiştir” gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak verilen 15/01/2019 tarihli ikinci kararda; Anayasa Mahkemesinin siyasi parti kapatma kararına karşı HMK uyarınca belirtilen sürede yargılamanın iadesi yoluna başvurulduğuna ilişkin dosyada bilgi ve Anayasa Mahkemesince verilmiş bir yargılamanın iadesi kararı bulunmadığı, kapatılan siyasi partinin ihyasının yapılmamış olduğu, parti malvarlığının Hazineye intikali hususunda Anayasa Mahkemesi kararının hüküm ve sonuçlarının ve dolayısıyla davalının sorumluluğunun devam ettiği, AİHM kararının davalının sorumluluğunu kaldırmadığı, AİHM kararının esasa bir tesirinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Anayasanın “Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma” kenar başlıklı 90. maddesinin 5. fıkrası; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek Cümle: 07/05/2004-5170/7.md) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” şeklinde düzenlenmiştir. Belirtilen düzenlemeyle, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalarda yer alan düzenlemelerin kanun hükmünde olduğu belirtilerek, 07/05/2004 tarihinde yapılan değişiklikle fıkraya eklenen son cümle ile, hukukumuzda kanunlar ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalar arasında bir çeşit hiyerarşi ihdas edilmiş ve aralarında uyuşmazlık bulunması halinde andlaşmalara öncelik tanınacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası bir antlaşma ile bir kanun hükmünün çatışması halinde, uluslararası antlaşma hükmünün öncelikle uygulanması gerekir. Bu durumda başta yargı mercileri olmak üzere, birbiriyle çatışan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşma hükmü ile bir kanun hükmünü önlerindeki bir olaya uygulamak durumunda olan uygulayıcıların, kanunu göz ardı ederek uluslararası andlaşmayı uygulama yükümlülükleri vardır. AİHS’nin AİHM’nce yorumu, iç hukuk yönünden bağlayıcı etki doğurur. Taraf devlet AİHM nin kararından sonra sözleşmeye aykırı işlemin sonuçlarını ortadan kaldırmak ve işlemin yapılmasından önceki duruma dönülmesini sağlamak zorundadır. Bir başka deyişle, ihlal kararı verilmesinden sonra taraf devlet, ihlale son vermek, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak ve benzer ihlallerin tekrarını önleyecek tedbirleri almak yükümlülüğündedir. Belirtilen düzenleme uyarınca, uluslararası insan hakları hukukunun temel belgelerinden olan ve Türkiye’nin usulüne uygun olarak onaylayıp taraf olduğu Sözleşme, iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyetini haizdir. Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, sözleşmeler hukuk sistemimizin bir parçası olup, kanunlar gibi uygulanma özelliğine sahiptir. Yine aynı fıkraya göre, uygulamada bir kanun hükmü ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşme hükümleri arasında bir uyuşmazlık bulunması halinde, sözleşme hükümlerinin esas alınması zorunludur. Bu kural zımni ilga kuralı olup, temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşme hükümleriyle çatışan kanun hükümlerinin uygulanma kabiliyetini ortadan kaldırmaktadır. (AYM Sevim Akat Ekşi, B.No.2013/2187, 19/12/2013) Siyasi parti kurma, üye olma, ayrılma ve siyasi parti içinde faaliyette bulunma serbestilerini içeren siyasi örgütlenme özgürlüğü, Anayasa’nın 33. maddesinde yer alan genel örgütlenme özgürlüğünden ayrı olarak, Anayasa’nın 68. maddesinde düzenlenmiştir. Sözleşmenin 11. maddesinde ise genel olarak örgütlenme özgürlüğü öngörülmüş olup, siyasi örgütlenme özgürlüğüne ilişkin ayrı bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Uygulamada ise AİHM içtihatlarıyla, siyasi partilerin de Sözleşmenin 11. maddesinde öngörülen korumadan yararlanacakları kabul edilmiştir. (Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi Başvurusu, B.No:2014/15220, 04/06/2015, Türkiye Birleşik Komünist Partisi/Türkiye, B.No:19392/92, 30/01/1998, Refah Partisi/Türkiye, B.No:41340/98, 41342/98, 41343/98 ve 41344/98, 13/02/2003) AİHM, AİHS’nin 11. maddesinin siyasi parti kapatma davalarında ugulanabilirliği sorununu, ilk defa Türkiye Birleşik Komünist Partisi/Türkiye davasında ele almış, bu davada Hükümetin, siyasi partilerin AİHM'nin değil, ulusal yargının anayasa hukukunun meselesi olduğu, meselenin AİHM'nin yargı sahasına girmediği itirazını Mahkeme, AİHS'nin 1. maddesinin Anayasa ve kanun ayrımı yapmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkemeye göre, iç hukuk normlarından hem Anayasa hem de kanun, AİHS ile uyum içinde olmak zorundadır. Siyasi partiler ve bu bağlamda dernekler, ilgili sözleşme hükümlerinin koruyucu şemsiyesi altına girdiklerinden, iç hukuk yolları uyarınca kapatılmaları, Sözleşmenin 11. maddesinin 2. fıkrasına uygun olmak zorundaır. Sözleşme, kural türüne veya söz konusu tedbire göre hiçbir ayrım yapmamakta ve üye devletlerin yetki alanının hiçbir parçasını sözleşme denetimi dışına çıkarmamaktadır. Böylece, üye devletlerin kurumları ve siyasal organları sözleşmede öngörülen hak ve ilkelere saygı göstermelidirler. Bu bağlamda, söz konusu düzenlemelerin anayasa ile ya da sadece kanunla yapılmış olması fazla önem taşımaz. İlgili devlet bu hükümlere dayanarak egemenliğini kullandığı andan itibaren, bu hükümler sözleşme hükümlerine göre denetime tabi olurlar. (Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve Diğerleri/Türkiye Davası, 30/01/1998) Açıklananlar ışığında, en gelişmiş ve etkili insan hakları sözleşmesi olan İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme, Türkiye tarafından 18/05/1954 tarihinde onaylanmıştır. Bu sözleşme, iç hukukumuzda Anayasaya aykırlığı ileri sürülemeyen yasa gücündedir (AY m.90/5). Bu durum, hukukumuzun sözleşmeye uygun olmasını gerektirmektedir. Fakat daha önemli yanı, sözleşmenin iç hukukun bir parçası oluşu ve Sözleşmeyle teminat altına alınan ve esasen 1982 Anayasasında da yer alan hakların, hukukumuzda da kendiliğinden uygulanır oluşu, ayrıca bir düzenleme yapılmasına gerek bulunmayışıdır. Anayasa Mahkemesinin parti kapatma kararı yenilik doğurucu bir hüküm niteliğinde olup, hükmün verilmesine kadar o siyasi parti yasal bir konumdayken, hükümle birlikte yeni bir durum doğmakta ve parti, yasa dışı bir niteliğe bürünmektedir. AYM'nin kapatma kararının sonucu olarak, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 107. maddesine göre de, kapatılan siyasi partinin bütün malları Hazineye geçmektedir. Somut durumda, AİHM'nin 12/01/2016 tarihli “Demokratik Toplum Partisi ve Diğerleri/Türkiye” kararının sonuç kısmının 2. fıkrasında, tüm davacılarla ilgili olarak AİHS'nin 11. maddesinde düzenlenen siyasi partiler ve bu bağlamda toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiştir. AİHM'nin ulusal mahkemece verilen siyasi parti kapatma kararının ihlal teşkil ettiğine karar vermesi üzerine ise, söz konusu parti eski hukuki statüsüne sahip olmakta ve Hazineye devredilen mal varlığı da kendisine iade edilmektedir. Eldeki davada kapatma kararının hukuka uygun olmadığı anlaşılmakla, kapatma kararının kanuni sonucu olarak partinin kapatılmasından dolayı Hazineye intikali gereken bir alacak isteminin de dayanağı bulunmamaktadır. Şu halde mahkemece, açıklanan yönler ve yasal düzenlemeler gözetilerek istemin reddine karar verilmesi gerekirken, AİHM'nin ihlal kararı gözetilmeden, yanılgılı gerekçeyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan gerekçelerle davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24/06/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.