10. Hukuk Dairesi 2023/4226 E. , 2024/9517 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1975 E., 2022/1753 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/178 E., 2022/620 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın
**10. Hukuk Dairesi 2023/4226 E. , 2024/9517 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1975 E., 2022/1753 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/178 E., 2022/620 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm verilmesine asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı işyerinde 19.01.1998-06.05.2014 tarihleri arasında mekanik montaj bölümünde çalıştığını, en son brüt maaşının 2.332,00 TL olduğunu, yol, yemek, yakacak ve yılda bir maaş tutarı ikramiye verildiğini, İstanbul Melek Hastalıkları Hastanesinin 24.01.2014 tarih ve 150 sayılı raporu ile ağır işlerde çalıştırılamayacağının belirtildiğini, 146.173,00 TL maddi tazminatı, 100.000, TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının meslek hastası olup olmadığının, bu hastalığın oluşumunda davalının sebep olmadığını, davacının çalışıp çalışamayacağını tespit edilmesi gerektiğini, davacının ağır işlerde çalışamayacağına ilişkin rapor sonrası müvekkil işyerinde ağır işler yapılması ve davacıya göre bir iş olmaması sebebiyle iş akdinin hakları ödenerek sonlandırıldığını, müvekkil işyerinin Anadolu Sigorta A.Ş.ye işveren Sigorta Poliçesi olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davacının meslek hastalığı bulunduğu, bu olayda davacının kusur oranının %30, davalının kusur oranının %70 olarak, davacının meslek hastalığı nedeniyle %15,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı kabulünden hareketle; "1-Asıl davanın kabulü ile Toplam 146.173,00 TL maddi tazminat alacağının meslek hastalığı tarihi olan 29.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Birleşen davanın kısmen kabulü ile Toplam 30.000,00 TL manevi tazminat alacağının meslek hastalığı tarihi olan 29.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, " şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının, davalıya ait işyerinin mekanik montaj bölümünde çalıştığını, 29.11.2013 yılında meslek hastalığına yakalandığının tespit edildiğini, en son aylık maaşı, brüt 2.332,00 TL olup, dönem asgari ücretinin 2.74 katı kadar olduğunu, bugün itibariyle meslek hastalığına yakalanmasaydı, iş güvenliği ve işçi sağlığı tedbirleri alınsaydı almış olacağı ücretin 11.708,00 TL olacağını, davalı işyerinde meslek hastalığına yakalandığını ve işten çıkartıldığını, davacının Meslek Hastalığı Hastanesine işyeri hekimi tarafından yönlendirildiğini, davacının İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesine başvurduğunu, hastane 24.01.2014 tarih, 150 sayılı raporu ile G55.1-Sinir Kökü ve Pleksus Basısı, İntervertebral Sisk Bozukluğu ve M51.1-Lumbar ve Diğer İntervertebral Sisk Bozuklukları, Radikülopati teşhisi ile meslek hastalığı tespitinin yapıldığını, dosyada mübrez Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinin 05.03.2014 tarihli 1453 sayılı rapor numarası ile %30 oranında maluliyet ile çalışma süresi boyunca çalışmaktan kaynaklı meslek hastalığına yakalandığının ortaya çıktığını, Yüksek Sağlık Kurulunun 02.09.2015 tarihli kararında ise maluliyet oranı %15,2 olarak belirlendiğini, davacının meslek hastalığı nedeniyle yaşadığı acıyı ve ağrıyı telafi edebilecek bir nebze de olsa hafifletecek bir miktara karar verilemediğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, Mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı vekili gerekçeli istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, Mahkemece toplanması talep edilen delillerin toplanmadığını, çelişki halinde dosyanın yetkili merci olan Adli Tıp Genel Kuruluna tevdi edilmesine yönelik talepleri hakkında karar dahi oluşturulmadığını, davacıda meydana gelen herhangi bir meslek hastalığının olmadığını, hiçbir bilimsellik barındırmayan bilirkişi raporunda yapılan ve Adli Tıp Genel Kurulu raporları ile taban tabana zıt durumda bulunan tespitler uyarınca ortaya konulan hesaplamaların esas alındığını, Mahkemece taraflı bir yargılama yürütüldüğünü, davacıda meydana gelen bir meslek hastalığı bulunmadığını, meslek hastalığından ... tazminat istemi için gerekli şartların hiçbirisi huzurdaki uyuşmazlığa konu davada sübut bulmadığını, davacının şahsi hayatı, tıbbi geçmişi ve kendisinden kaynaklı unsurlar değerlendirilmeden hastalığa, meslek hastalığı teşhisi koymanın hiçbir hukuk kuralı çerçevesinde mümkün olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hukuka aykırı ve denetime elverişsiz olduğunu, davacı tarafından talep edilen manevi tazminat isteminin kabulü yönünde oluşturulan hükmün taraflarınca kabul edilemeyeceğini, Mahkemece faiz başlangıç tarihlerinin hatalı tespit edildiğini, Mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Somut olayda, davacının SGK sağlık raporunda maluliyetinin %0 belirlendiği, Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz üzerine başvurulunca maluliyet oranının %15.2 oranında tespit edildiği, Yüksek Sağlık Kuruluna tarafların itirazı üzerine Adli Tıp İhtisas Dairesince maluliyetin mesleki olup olmadığı belirlenemediğinden görüş bildirilmediğinin görüldüğü, davacı tarafın söz konusu rapora itirazı neticesinde Adli Tıp 2. Üst Kurulunun maluliyetin mesleki olmadığından bahisle maluliyet oranının tespit edilmediğinin bildirildiği görülmüştür. Davacının rahatsızlığı ile mesleği arasındaki bağ Adli Tıp 2. Üst Kurulu tarafından tespit edilememiş, buna rağmen Mahkeme tarafından davalının meslek hastalığına dayalı olarak maddi tazminat ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmesi yerinde olmamıştır. Adli Tıp raporları göz önüne alınarak davacının hastalığının meslek hastalığı olmadığı kabul edilmeli, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmelidir. Bu nedenle davacının istinaf sebeplerinin reddine, davalının ise bu hususa ilişkin istinaflarının kabulüne karar verilmiştir..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi 3. Değerlendirme Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacının dava dilekçesinde davalıya ait iş yerinde 19.01.1998 - 06.05.2014 tarihleri arasında mekanik montaj bölümünde çalıştığını, 2006 yılına kadar, günde ortalama 2 defa; kamyon kasasından 250-300 kg ağırlığındaki motor, 100-150 kg ağırlığındaki dinamo, 60-70 Kg ağırlığındaki şasinin halatla bağlayarak kalaslar üzerinde kaydırılarak insan gücü ile kurulum yapılacak bina ve katlara taşınması ile kurulumu işini yaptığını, 2006 yılından fesih tarihine kadar ise, 25-30 kg ağırlığındaki malzemeleri depodaki raflardan alıp taşıma araçlarına yerleştirme, transpalet araçları ile montaj tezgahına taşıma işlerini yaptığını beyan ettiği, davacının meslek hastalığı hastanesine işyeri hekimi tarafından yönlendirildiğini, İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesine başvurduğunu, hastane 24.01.2014 tarih, 150 sayılı raporu ile G55. 1-Sinir Kökü ve Pleksus Basısı, İntervertebral Sisk Bozukluğu ve M 51. 1-Lumbar ve Diğer İntervertebral Sisk Bozuklukları, Radikülopati teşhisi ile meslek hastalığı tespitinin yapıldığını, dosyada mübrez Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nin 05.03.2014 tarihli 1453 sayılı rapor numarası ile %30 oranında maluliyet ile çalışma süresi boyunca çalışmaktan kaynaklı meslek hastalığına yakalandığının ortaya çıktığını, Kurum Sağlık Kurulunun 05.06.2015 tarihli kararı ile Yüksek Sağlık Kurulunun 02.09.2015 tarihli kararında ise maluliyet oranı %15,2 olarak belirlendiğini, davalının sürekli iş göremezlik oranına itirazı üzerine Mahkemece sırasıyla ATK 3. İhtisas Dairesi'nden ve ATK 2. Üst Kuruldan sürekli iş göremezlik oranının tespitine dair rapor aldırıldığı, ATK 2. Üst Kurulunun 24.12.2020 tarihli kararında ;"......'da lomber discopati hastalığının mevcut olduğu, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında hastalığının mesleki olmadığı, radikülopati hastalığının işle ilgili hastalık olduğu meslek hastalığı olmadığı cihetle maluliyet oranı tayinine mahal olmadığı oy birliği ile mütalaa olunur..." gerekçesiyle davacıdaki arazın meslek hastalığı olmadığı yönünde kanaat bildirildiği, Mahkemece davacının meslek hastalığına uğradığı ve meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının % 15,2 olduğu kabulü ile asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verildiği, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ise ATK 2. Üst Kurulu raporu esas alınarak davacının meslek hastalığının bulunmadığı kanaatiyle İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak asıl ve birleşen davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Meslek Hastalığından Kaynaklı Tazminat davalarının görülmesi için ön koşul zararlandırıcı olayın Kurumca meslek hastalığı niteliğinde olduğunun tespit edilmesidir. Meslek Hastalığının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanını doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında Kurum taraf değildir. Yukarıda yapılan açıklamalar gereğince, Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar asıl ve birleşen dava dosyasının ATK Kurul raporuna göre davacının uğradığı maruziyetin meslek hastalığı sayılmaması gerektiği gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de Kurum tarafından davacının meslek hastalığına uğradığına dair tespit kararı mevcut olup aynı olaya ilişkin Kurum ve Mahkeme kararı arasında çelişki meydana getirilmiş, açılacak ayrı bir tespit davasında bu hususun tartışılarak çözüme kavuşturulması gerekirken tazminat davası içerisinde bu tespit (meslek hastalığının bulunup bulunmadığı) yönünden karar verilmesi hatalı olmuştur. Öncelikle Mahkemece yapılacak iş, davacı tarafa, maruz kaldığı olayın meslek hastalığı olduğunun tespitine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “meslek hastalığının tespiti” davası açması için usulüne uygun kesin önel vermek, kesin sürenin sonuçlarını ihtar etmek; tespit davasının verilen kesin önel içinde açılması halinde bu dava için bekletici sorun yaparak çıkacak sonuca göre; 1.Meslek hastalığının bulunmadığı kesinleşirse mahkemece dairemizin 20.09.2022 tarih ve 2022/3466 Esas 2022/10875 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununu 1 maddesinde “İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından ... hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer şekilde yargılama sırasında yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5 inci maddesinde “(1) İş mahkemeleri; a)5953 sayılı Kanun'a tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanun'a tabi gemi adamları, 22.05.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'na veya 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan ... her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” düzenlemesine yer verildiği, bu açıklamalar kapsamında davacılar her ne kadar davaya konu sigortalının ölümüyle neticelenen olayın bir iş kazası olduğu iddiasıyla iş bu davayı açmış iseler de kesinleşen tespit hükmü çerçevesinde olayın iş kazası olmadığının anlaşılması karşısında yargılamaya konu olayın gerek 4857 sayılı İş Kanunu, gerek ise de 5510 sayılı Kanun kapsamında İş Mahkemelerince görülerek sonuçlandırılabilecek nitelikte bir dava olmadığı açıktır. O halde dava konusu eylemin bir haksız fiil olduğu, bu yönüyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 inci ve devamı maddeleri çerçevesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 49 uncu ve devamı maddeleri) genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek, çözüme kavuşturulması, bu kapsamda da aynı Kanun'un 55 inci maddesi ( 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 66 ncı maddesi) kapsamında davalının adam çalıştıran ve/veya işleten olarak sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ile ilgili incemle yaparak karar verme görevinin genel mahkemelere ait olduğunun dosyadan açıkça anlaşılabilir olmasına göre, İş Mahkemesince genel mahkemeler lehine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yargılamanın esası hakkında yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur." şeklindeki gerekçede dikkate alınarak mahkemenin görevliliği hususunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi, 2. Meslek hastalığının varlığının kesinleşmesi halinde ise; İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77 inci ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun ... getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların ... ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun ... getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü ve 5 inci maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Somut olayda; Mahkemece davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başlamadan önceki iş yerlerinin usulüne uygun tespiti ile ilgili iş yerlerinden davacıya ait bilgi ve belgeler getirtilerek iş yerlerinin niteliği de gözetilerek davacının meslek hastalığının oluşmasında ve belirlenen sürekli iş göremezlik oranına bu iş yerlerindeki çalışma şartlarının meslek hastalığının meydana gelmesinde etkisinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken bu husus dikkate alınmadan hüküm kurulması da hatalı olmuştur. O halde Mahkemece yapılacak iş, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda öncelikle tespit davası sonucunu beklemek, meslek hastalığının varlığının sabit görülmesi halinde ise yukarıda bahsi geçen davalı işveren nezdinde geçen çalışma süresinden önceki iş yeri çalışma şartları ve iş yerlerinin niteliği de değerlendirilerek, taraf itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın uzman hekimin de yer aldığı, A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları hususunda rapor aldırmak, dosyadaki tüm verileri değerlendirmek ve oluşacak sonuca göre taraflar lehine oluşan usulü kazanılmış hakları da gözeten bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.