CASE OF TANDOĞAN v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
.s800EAC49 { font-size:12pt } .sD1C09211 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; line-height:150% } .sBB9EE52A { font-family:Arial } .sE13C835B { margin-top:0pt; margin-bottom:14pt; text-align:center; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .sB9242EE7 { margin-top:66pt; margin-bottom:14pt; text-align:center; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s29100277 { font-family:Arial; font-weight:bold } .sE76561A3 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .sA36B60A1 { font-family:Arial; font-style:italic } .s31EEE7E5 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; text-align:justify; line-height:150% } .sD3EE3496 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; line-height:150%; font-size:11pt } .s4ACA9207 { page-break-before:always; clear:both; mso-break-type:section-break } .sF5265FA3 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; line-height:150% } .sB42B2F5B { margin-top:14pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; font-size:14pt } .s3CA22BA { font-family:Arial; text-transform:uppercase } .s6B505E72 { margin:0pt; padding-left:0pt } .sF94A4FE0 { margin-left:11.67pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; padding-left:8.18pt; font-family:Arial; text-transform:uppercase } .s8B983D37 { text-transform:none } .sE14E9EE5 { margin-top:6pt; margin-left:21.25pt; margin-bottom:6pt; text-indent:7.1pt; text-align:justify; line-height:150%; font-size:10pt } .s8CBA9969 { margin-top:14pt; margin-left:25.5pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; font-family:Arial; font-weight:bold } .sC0E86003 { margin-top:14pt; margin-left:25.5pt; margin-bottom:12pt; text-indent:-17pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .sA176A679 { margin-top:14pt; margin-left:36.55pt; margin-bottom:6pt; text-indent:-15pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .sC9F133C { margin-top:14pt; margin-left:15pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; padding-left:4.85pt; font-family:Arial; text-transform:uppercase } .s1ED64A9C { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s6299A8C6 { margin-top:14pt; margin-left:15.01pt; margin-bottom:3pt; text-align:justify; line-height:150%; padding-left:1.99pt; font-family:Arial } .sFBC99493 { font-style:italic } .s10F9448 { margin-top:12pt; margin-bottom:12pt; text-indent:14.2pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s77CFC59C { margin-top:36pt; margin-bottom:0pt; line-height:150% } .s913FC77B { width:183.63pt; display:inline-block } .s4069191B { width:149.63pt; display:inline-block }   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM TANDOĞAN / TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no. 27300/12)     KARAR           STRAZBURG 13 Temmuz 2021   İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir. Tandoğan / Türkiye davasında, Başkan Carlo Ranzoni, Hâkimler Valeriu Griţco, Marko Bošnjak ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türk vatandaşı olan Kenan Tandoğan’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 16 Nisan 2012 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış olduğu başvuruyu (no. 27300/12); başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını; ve tarafların beyanlarını göz önüne alarak, 22 Haziran 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından, Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir: GİRİŞ 1.     Dava, 3842 sayılı Kanun uyarınca başvuranın avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanması ve başvuran ve müşterek sanık F.G.’nin avukat yokluğunda alınan ifadelerinin başvuranın mahkûmiyetinde davayı yürüten mahkeme tarafından kullanılması sebebiyle başvuran aleyhindeki ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasına ilişkindir. OLAYLAR 2.     Başvuran, 1976 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı avukat M. Dikan tarafından temsil edilmiştir. 3.     Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir. 4.     Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir: 5.     Başvuran Dev-Sol (Devrimci Sol) isimli bir yasa dışı örgüte karşı yapılan operasyonla bağlantılı olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görev yapan polis memurları tarafından 31 Mart 1994 tarihinde yakalanmıştır.   Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisi alanına giren bazı suçları işlemek ile suçlanmıştır. Başvuran sonrasında polise, özellikle, üç polis memurunun öldürülmesi olayına karışmasına ilişkin olmak üzere avukat yokluğunda suçlayıcı nitelikte ifadeler vermiştir. 6.     Başvuran 9 Nisan 1994 tarihinde, Cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmıştır. Başvuran ifade vermek istemediğini belirterek susma hakkını kullanmıştır. 7.     Aynı tarihte başvuran, avukat yokluğunda sorgu hâkimi tarafından sorgulanmıştır. Başvuran polise verdiği ifadeleri ve hakkındaki suçlamaları reddetmiştir. Başvuran duruşma sonunda tutuklanmıştır. 8.     Müşterek sanık F.G. 22 Kasım 1993 tarihinde polislere avukat yokluğunda başvuranı suçlayıcı nitelikte ifade vermiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 27 Ekim 2004 tarihinde yetersiz delil sebebiyle üç polis memurunun ölümüne ilişkin olarak F.G.’nin beraat etmesine karar vermiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında F.G.’nin polise verdiği suçlayıcı ifadeler dışında bir delil olmadığını vurgulamıştır. 9.     İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 2 Mayıs 1994 tarihinde başvuran ve diğer yirmi sanık hakkında iddianame hazırlamıştır. Cumhuriyet savcısı başvuranı, özellikle, üç polis memurunun öldürülmesi olayına karışması sebebiyle mülga Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmekle suçlamıştır. 10.     Başvuran, 7 Temmuz 1994 tarihinde davanın ilk duruşmasında bizzat ifade vermiş ve kendisine isnat edilen tüm suçlamaları reddetmiştir. Polise verdiği ifadeleri sorulduğunda, söz konusu ifadelerini de reddetmiştir. 11.     İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 25 Aralık 2009 tarihinde başvuranı mülga Ceza Kanunu’nun 146. maddesi kapsamında anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmekten suçlu bulmuş ve başvuran hakkında on altı yıl sekiz ay hapis cezası vermiştir. Bu kapsamda yerel mahkeme, diğerlerinin yanı sıra, başvuranın ve müşterek sanığın avukat yokluğunda verdiği ifadelere dayanmıştır. Yargıtay, 23 Eylül 2011 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE 12.     Avukata erişim hakkı konusundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27 - 31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 ve 3 (c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA 13.     Başvuran, hazırlık soruşturması sırasında avukat yardımından faydalandırılmadığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca hazırlık soruşturması aşamasında kendisinin ve müşterek sanığın avukat yokluğunda ve baskı altında verdikleri ifadeler temelinde mahkûm edildiğini ileri sürmüştür. 14.     Mahkeme söz konusu şikâyeti, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında inceleyecektir. İlgili madde aşağıdaki gibidir: "1.     Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından ... kamuya açık olarak makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir... 3.     Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: ... (c)     Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek; ...” Kabul Edilebilirlik Hakkında 15.     Hükümet, başvuranın 25 Aralık 2009 tarihli yerel mahkeme kararına karşı temyiz niyetini belirten bir dilekçe sunduğunu ancak kendisinin ya da avukatının detaylı bir temyiz dilekçesi sunmadığını belirtmiş ve bu nedenle de başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Sonuç olarak, başvuran Yargıtaya yaptığı temyiz başvurusunda, polise ifade verirken kendisinin ve müşterek sanığın avukat yardımından faydalandırılmadığı konusunda herhangi bir şikâyet dile getirmemiştir. Dolayısıyla mevcut şikâyet, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir. 16.     Başvuran, söz konusu başvuruyu yapmadan önce mevcut iç hukuk yollarının tümünü tükettiğini belirtmiştir. 17.     Hazırlık soruşturması aşamasında F.G.’nin iddia edildiği üzere baskı altında ve avukat yokluğunda alınan ifadelerinin ve başvuranın da baskı altında alınan ifadelerinin kullanılmasına ilişkin şikâyet ile ilgili olarak Mahkeme, başvuranın bu yöndeki şikâyetlerini Yargıtay önünde dile getirmediğini not eder. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, reddedilmelidir. 18.     Başvuranın avukata erişim hakkına getirilen sistematik kısıtlama ve hazırlık soruşturması aşamasında avukat yokluğunda verdiği ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasına ilişkin şikâyeti hakkında Mahkeme, benzer bir itirazı Halil Kaya/Türkiye (no. 22922/03, §§   13 ‑ 14, 22 Eylül 2009) kararında incelediğini ve reddettiğini not eder. Mahkeme söz konusu kararda, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesine uygun olduğu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisine giren bir suç ile bağlantılı olarak polis gözaltısında tutulan herkese uygulandığı sonucuna varmıştır. Mahkeme bu sebeple Hükümet tarafından dile getirilen iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazı reddeder. 19.     Mahkeme söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi kapsamında, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olmadığını kaydeder. Mahkeme ayrıca, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe bulunmadığını da belirtir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir. B. Esas Hakkında 1.     Tarafların beyanları 20.     Başvuran, hazırlık soruşturması sırasında avukat yardımından mahrum bırakıldığını ve yargılamayı yürüten mahkemenin kendisini mahkûm ederken avukat yokluğunda alınan ifadelerini kullanması sebebiyle şikâyetçi olmuştur. 21.     Hükümet ise başvuranın mahkûmiyetinin sadece avukat yokluğunda alınan ifadelere değil, aynı zamanda başvuranın yakalanması sırasında evinde ele geçirilen bomba yapımında kullanılan malzemeler ve üzerinde ele geçirilen örgütsel belgeler gibi diğer delillere de dayandırıldığını belirtmiştir. Bu sebeple, başvuranın ifadelerinin mahkûmiyetinde dayanılan tek ve belirleyici delil olmadığını ifade etmiştir. Sonuç olarak Hükümet, başvuran polis gözaltısındayken avukatının bulunmaması durumunun, yargılamaların genel olarak adilliğine geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ileri sürmüştür. 2.     Mahkemenin değerlendirmesi 22.     Başvuranın avukat hakkına getirilen sistematik kısıtlama ve sonrasında polis gözaltısındayken avukat yokluğunda verdiği ifadelerin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasına ilişkin şikâyeti hakkında Mahkeme, İbrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve diğer 3   başvuru, 13 Eylül 2016) kararında açıklık getirdiği ve Beuze/Belçika ([BD], no.   71409/10, 9 Kasım 2018) kararında doğruladığı kriterin, başvuranın avukat hakkına getirilen kısıtlamanın yasal düzenlemelerden kaynaklandığı ve bu sebeple de sistematik olduğu durumlarda da uygulanması gerektiğini gözlemlemektedir. Bu nedenle Mahkeme, bu tür şikâyetlerle karşılaştığı zaman aşağıdaki unsurlara ilişkin bir inceleme yapmalıdır: (i) avukat hakkına kısıtlama getirilip getirmediği; (ii) kısıtlamaya ilişkin zorlayıcı sebeplerin olup olmadığı ve (iii) yargılamaların bir bütün olarak adil olup olmadığı 23.     Mahkeme, yukarıda anılan İbrahim ve Diğerleri kararından önce ve sonra Türkiye aleyhindeki davalarda aynı hukuki sorunu incelemiş ve Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir ( İbrahim ve Diğerleri kararından önce Mahkemenin benimsediği yaklaşım için, bk. yukarıda anılan Salduz; Irmak/Türkiye , no. 20564/10, 12 Ocak 2016; İbrahim Öztürk/Türkiye , no. 16500/04, 17 Şubat 2009; Ditaban/Türkiye , no. 69006/01, 14 Nisan 2009; yukarıda anılan Halil Kaya , ; Eraslan ve Diğerleri/Türkiye , no. 59653/00, 6 Ekim 2009; ve Galip Doğru/Türkiye , no. 36001/06, 28 Nisan 2015; İbrahim ve Diğerleri kararından sonra Mahkemenin benimsediği yaklaşım için , bk. Bayram Koç/Türkiye , no. 38907/09, 5   Eylül 2017; İzzet Çelik/Türkiye , no. 15185/05, 23 Ocak 2018; Girişen/Türkiye , no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğeleri/Türkiye , no.   7851/05, 13 Mart 2018; Ömer Güner/Türkiye , no.   28338/07, 4   Eylül 2018; Mehmet Duman/Türkiye , no. 38740/09, 23   Ekim 2018). 24.     Ayrıca, Mahkeme usulü bir eksikliğin tespiti halinde, söz konusu eksikliğin devam eden yargılamalar sırasında giderilip giderilmediğine ilişkin değerlendirmenin ilk etapta yerel mahkemelere düştüğü ve bu yönde bir değerlendirme eksikliğinin başlı başına ilk bakışta ( prima facie ) Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının gerektirdiklerine aykırı olduğu görüşündedir. Öte yandan, söz konusu değerlendirmenin yapılmadığı durumlarda Mahkeme kendi değerlendirmesini yapmalıdır. Ancak, avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın ceza yargılamalarının genel olarak adilliğine neden geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini, istisnai olarak ve davanın kendine has koşulları altında, ikna edici bir şekilde göstermek Hükümetin sorumluluğundadır (bk. yukarıda anılan İbrahim ve Diğerleri , §   265, ve yukarıda anılan Beuze , § 145). 25.     Somut davanın koşullarına bakıldığında Mahkeme, başvuranın avukat yardımına erişiminin 3842 sayılı Kanun gereği kısıtlandığını ve bu durumun başvuranın yakalandığı dönemde uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu not eder (bk. yukarıda anılan Salduz , § 56). 26.     Mahkeme, yargılama öncesi süreçte zorunlu sebeplerden dolayı avukata erişime getirilen kısıtlamalara sadece istisnai durumlarda izin verildiğini, bu kısıtlamaların geçici nitelikte olması ve davanın kendine özgü koşullarında yapılan bir değerlendirmeye dayanması gerektiğini yineler. Zorlayıcı sebeplerin asli gerekliliğini karşılayan istisnai koşulların mevcut olmasının, şüphelilerin avukata erişim hakkının sınırlandırılması için yeterli gerekçeyi otomatik olarak sağlamadığını hatırlatan Mahkeme, bireysel inceleme yapılmadan yukarıdaki paragrafta tanımlandığı üzere getirilen yasal kısıtlamanın, “zorlayıcı sebepler” kavramının usulü gereklilikleriyle bağlantılı bir incelemeye engel olamayacağını belirtmektedir (bk. yukarıda anılan Beuze , §   138 ve 142). Ek olarak Hükümet, zorlayıcı sebepleri ortaya koymamıştır ve bu koşulları re’sen belirlemek Mahkemenin görevi değildir (bk. yukarıda anılan Beuze , §   163). Bu nedenle Mahkeme, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada başvuranın avukata erişim hakkının kısıtlanması için zorlayıcı herhangi bir sebep olmadığı görüşündedir. 27.     Mahkeme, başvuranın 9 Nisan 1994 tarihinde polise verdiği suçlayıcı nitelikteki ifadeleri sorgu hâkimi tarafından sorguladığı sırada reddetmesine rağmen, yargılamayı yürüten mahkemenin ne avukat yokluğunda başvuran tarafından verilen ifadenin kabul edilebilirliği hakkında bir inceleme yaptığını ne de başvuranın mahkumiyetinde söz konusu ifadeleri kullanmadan önce ifadenin alındığı koşulları incelediğini not eder (bk. yukarıda anılan Beuze , §§   171-74, bu kararda Mahkeme, söz konusu incelemenin yukarıda anılan Salduz ve İbrahim ve Diğerleri kararlarında belirtilen ikinci inceleme aşamasının temelinde olduğuna hükmetmiştir; yukarıda anılan Mehmet Duman , § 41; yukarıda anılan Ömer Güner , §   36; yukarıda anılan Canşad ve Diğerleri , § 44; yukarıda anılan Girişen , § 60; yukarıda anılan İzzet Çelik , § 38; ve yukarıda anılan Bayram Koç , § 23). Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır. Hükümet her ne kadar başvuranın mahkûmiyetinin sadece avukat yokluğunda alınan ifadelere değil, aynı zamanda başvuranın yakalanması sırasında evinde ele geçirilen bomba yapımında kullanılan malzemeler ve üzerinde ele geçirilen örgütsel belgeler gibi diğer delillere de dayandırıldığını belirtmiş ise de Mahkeme, Hükümetin söz konusu deliller ile başvuranın mahkûmiyetinin bir parçasını oluşturan eylemler arasında makul bir bağlantı kuramadığını gözlemlemektedir. Hükümet bu sebeple, istisnai olarak ve davanın kendine özgü koşulları altında, soruşturmanın ilk safhasında başvuranın avukat yardımından faydalandırılmamış olmasının başvuranın savunma hakkına geri döndürülemez bir biçimde halel getirmediğini ortaya koymamıştır. 28.     Yukarıda yer verilen hususlar, Mahkemenin başvuranın aleyhindeki ceza yargılamalarının genel anlamda adilliğine Sözleşme’nin 6. maddesine uygun olmayacak ölçüde halel getirildiği sonucuna varması için yeterlidir. 29.     Sonuç olarak, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi ihlal edilmiştir. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI 30.     Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir: “Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.” 31.     Başvuran özel hayatının ve iş hayatının yıkıma uğradığını ileri sürerek 50.000 avro maddi tazminat talebinde bulunmuştur. 32.     Başvuran ayrıca 50.000 avro manevi tazminat, masraf ve giderler için ise 10.000 avro talep etmiştir. 33.     Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir. 34.     Mahkeme maddi tazminat bakımından, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı için söz konusu talebi reddetmiştir. Mahkeme ayrıca, başvuranın masraf ve giderlere yönelik taleplerini desteklemek için belgeye dayalı bir kanıt sunmadığından bu yöndeki talebini de reddetmiştir. 35.     Manevi tazminat yönünden ise Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi kapsamında Mahkeme tarafından Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesi halinde iç hukuk yargılamalarının yenilenmesi imkânının sunulduğunu dikkate alarak, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerinin ihlal edildiği yönündeki tespitin, yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir. Bu sebeple Mahkeme, bu başlık altında herhangi bir miktara hükmetmemiştir. BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Hazırlık soruşturması aşamasında başvuranın avukat yardımından faydalanma hakkına getirilen sistematik kısıtlama ve avukat yokluğunda verdiği ifadelerin yerel mahkemelerce kullanılmasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında yapılan şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna , Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine ; İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine ; Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir. İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§   2 ve 3 maddesi uyarınca 13 Temmuz 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.         Hasan Bakırcı   Carlo Ranzoni Yazı İşleri Müdür Yardımcısı   Başkan