4. Hukuk Dairesi 2023/6423 E. , 2024/6981 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2022/234 E., 2023/149 K. DAVA TARİHİ : 03.02.2014 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin …
**4. Hukuk Dairesi 2023/6423 E. , 2024/6981 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2022/234 E., 2023/149 K. DAVA TARİHİ : 03.02.2014 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisinin dava dışı bankadan kredi kullandığını, kredinin teminat amacıyla muris ile davalı arasında hayat sigorta sözleşmesi düzenlendiğini, murisin poliçe teminat süresi içinde öldüğünü açıklayıp poliçe teminat bedeli olan 51.700,00 TL'den öncelikle kredi borcunun ödenmesini, artan kısım olursa davacılara verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; murisin poliçe tanzimi sırasında var olan hastalığını beyan etmediğini, gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.10.2020 tarih, 2020/1671 esas, 2020/5716 karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda murisin poliçe tanzimi sırasında var olan ve bildirilmeyen hastalık ile ölümü arasında illiyet bağı olduğu, talebin teminat dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm; davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; hayat sigorta poliçesine dayanan alacak istemine ilişkindir. Davacılar vekili, muris ile davalı arasında hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, murisin teminat süresi içinde öldüğünü açıklayıp poliçe teminat bedelinin davalıdan tahsili ile muris adına çekilen kredi borcu kapsamında ilgili bankaya yatırılmasına, kredi borcu kapatıldıktan sonra artan kısım olursa muris adına bankaya yatırılmasına karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili, murisin poliçe tanzimi sırasında kendisinde var olan hastalığını gizlediğini bu nedenle talebin teminat dışında kaldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Davacıların murisi ile davalı arasında 10.12.2012 başlangıç, 10.12.2013 bitiş tarihli hayat sigorta poliçesi düzenlendiği, murisin 08.04.2013 tarihinde hastanede tedavi gördüğü sırada öldüğü, murisin motor nöron hastalığı sebebiyle tedavi gördüğü, ölüm ile hastalık arasında illiyet bağı bulunduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, poliçe tanzimi sırasında ölüme neden olan motor nöron hastalığının muris tarafından bilinip bilinmediği, davalı sigortacıdan gizlenip gizlenmediği, buna göre talebin teminat kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun (TTK) 1290 ncı maddesi (6102 sayılı TTK 1435,1439 ve 1440. maddeler) Yargıtay'ın yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Hatta anılan bu düzenleme, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesi ile sözleşme hükmü halini almıştır. Gerek TTK’nin düzenlemeleri ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesi düzenlemesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, şayet sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı söz konusudur. Sigorta sözleşmeleri iyi niyet sözleşmeleri olup, taraflar sözleşme kurulması aşamasında birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altındadır. Davalı taraf, sigortalının doğru beyanda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediği savunmasında bulunmuştur. 6102 Sayılı TTK’nın 1439 uncu maddesinde "(1)Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440. maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. (2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." düzenlemesi yer almaktadır. TTK'nın 1439/2 nci maddesinde, sigortalının kasten ya da ihmali ile beyan yükümlülüğüne uymaması hallerinin, sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulması, tazminattan indirim yapılması, proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi şeklinde üç ayrı sonucu olduğu kabul edilmiştir. Sigortalının poliçeden önceki rahatsızlığını bildirmediği ve bu bildirmeme halinin kast derecesinde (buradaki kastın kötüniyetle bildirmeme halini değil, bildiği halde beyansızlığı ifade ettiği dikkate alındığında) olduğu; bildirilmeyen hastalığın sadece ölüme etki eden faktör olup doğrudan ölüm nedeni olmadığı (bağlantının bulunmadığı) durumda, ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi, TTK'nın 1439/2 nci maddesi gereğidir. Somut olayda mahkemece bozma ilamından önce alınan raporda murisin ölümüne neden olan hastalığın kesin tanısının 11.01.2013 tarihinde konulduğu, dolayısıyla poliçe tanzim tarihi olan 10.12.2012 tarihinde muris tarafından bilinmediği belirtilmiş, bozma ilamından sonra alınan heyet bilirkişi raporunda ise murise kesin tanının 04.09.2012 tarihinde konulduğu, zira motor nöron hastalığı tedavisinde kullanılan ilacın muris tarafından kullanılmaya başlanılan tarihin poliçe tanzim tarihinden önce olduğu, 14.08.2012 tarihinDe hastalığın teşhisi amacıyLa EMG çekimi yapıldığı, bu nedenle hastalığın kesin tanısının 11.01.2013 olamayacağı, murisin poliçe tanzimi sırasında ölümü ile illiyet bağı olan hastalığı bildiği kanaatine varıldığı belirtilmiş, mahkemece de anılan rapor hükme esas alınarak muris tarafından poliçe tanzimi sırasında kendisinde var olan hastalığı gizlediği ve ölüm ile hastalığı arasında illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir, eksik incelemeyle karar verilemez. Murisin hastalığının kesin tanısına ilişkin tarihle ve buna dayalı olarak murisin poliçe tanzimi sırasında ölümüne neden olan hastalığını bildiğine dair her iki heyet bilirkişi raporu arasında açık çelişki bulunmaktadır. Mahkemece her iki rapor arasındaki çelişkilerin giderildiği yeni bir rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar vermek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacılara iadesine,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.