DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3663 E. , 2024/2847 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3663 Karar No : 2024/2847 TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... II- (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 13/06/2022 tarih ve E:2019/370, K:2022/4652 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ …
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3663 E. , 2024/2847 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3663 Karar No : 2024/2847 TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... II- (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 13/06/2022 tarih ve E:2019/370, K:2022/4652 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile tutuklanma tarihinden itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve 1.000.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 13/06/2022 tarih ve E:2019/370, K:2022/4652 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın 10/04/2019 tarihinde kesinleştiği, Davacı hakkındaki tanık beyanı yönünden, tanık İ.O. tarafından, davacının Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevine getirilmesine Fetullah Gülen cemaat mensuplarının karşı çıktığını, komisyon başkanı olmak isteyen davacı yerine davacıdan daha kıdemsiz olan kişinin komisyon başkanı yapıldığını, cemaat mensubu olsaydı kıdemi itibariyle cemaat bu kişiye sahip çıkardı denilmek suretiyle örgüt mensubu olmadığının ifade edildiğinin görüldüğü; netice itibarıyla, davacının örgütle iltisak ve irtibatlı olmadığı yönündeki iddiasını doğrular nitelikte olan İ.O. isimli tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Unvanlı görev yönünden, davacının 2004-2011 yılları arasında Kartal Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi olarak yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün Hâkimler ve Savcılar Kurulunda etkin olduğu dönemde, 19/06/2011 tarihinde Kartal Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak atamasının yapıldığı ve 11/06/2014 tarihinde ise İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi olarak atamasının yapıldığının görüldüğü; davacının Kartal Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve/veya iltisaklı olması nedeniyle, örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesi amacıyla atandığına ilişkin iddianın başkaca bir delille desteklenmediği görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını tek başına ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, Davacının çocuğunu örgüte müzahir okula göndermesi hususu yönünden, Dairelerinin ara kararına Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilen 08/03/2022 tarihli cevap eki belgelerin incelenmesinden; davacının, M.E. isimli çocuğunu 2012-2016, S.E. isimli çocuğunu 2007-2014 ve İ.S. isimli çocuğunu 2007-2015 yılları arasında FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir olarak faaliyet göstermekte iken kapatılan okullara (Özel Ataşehir Anafen Koleji, Özel İstanbul Coşkun Koleji, Özel Nilüfer Coşkun Koleji ve Özel İstanbul Anafen Fen Lisesi'ne) gönderdiğinin anlaşıldığı; davacının; çocuklarını örgüte ait okullara gönderdiği hususu sabit olmakla birlikte, davacının eğitim ve ekonomik saiklerle böyle bir tercihte bulunduğuna yönelik beyanlarının aksini ortaya koyabilecek somut herhangi bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, bu durum, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyacak düzeyde yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Atama kararına HS(Y)K eski üyesi T.G.'nin muhalif kalması hususu yönünden, davacının Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığından Ağır Ceza Mahkemesi Hakimliğine atanmasına yönelik kararda, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu eski Üyesi T.G.'nin örgütsel dayanışma içerisinde ve örgütsel saiklerle hareket ederek muhalif kaldığına yönelik olarak dosya muhteviyatında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporu yönünden, 12/03/2018 tarihli bilirkişi raporunda yer alan, davacının FETÖ ile bağlantılı internet sitelerine giriş yaptığına ve kapatılan kurumlara ait telefon numarası kaydına ilişkin dijital kalıntılar bulunduğuna ilişkin tespitlerin davacının FETÖ ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkında otel kayıt bilgileri yönünden, davacı ile aynı tarih aralığında ... Otelde konaklama yapan ve hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne üye olmak suçundan soruşturmalar yapılan kişilerin davacı ile örgütsel faaliyet kapsamında aynı yerde konakladığını ispatlar mahiyette bir belge sunulmadığının görüldüğü; öte yandan, davacı hakkında verilen ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı sayılı Beraat Kararında; ''......'in Aydın ili Didim ilçesinde bulunan Caprise Thermal Palace Otel isimli yerde, eşi F.U. ile 09/08/2013 tarihinde giriş kaydı bulunmasına rağmen ayrılış tarihi bulunmayan konaklama kaydına rastlanması ve aynı tarih aralığında haklarında silahlı FETÖ/PDY terör örgütüne üye olmak suçundan soruşturmalar yapılan S.A., Y.N.A., H.Ö., S.Ö., Ö.Ö., M.K., G.K. ve hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hakkında kamu davası açılan M.Y. ile aynı yerde konakladıklarına... hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılan ve mahkemesince yapılan yargılama sonucunda beraat eden sanık M.Y.'nin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nda vermiş olduğu ifadesinde; ''Otel kayıtlarında adı geçen ... ... isimli kişilerle birlikte kalmış veya birlikte hareket ederek bir toplantıya katılmış değilim. Aynı dönemde konaklamış olmamız tesadüf eseridir. Zira yıllardır ben aynı otelde tatil yaparım...'' şeklinde beyanda bulunduğu ve bu beyanların sanığın örgütle irtibat yahut iltisaklı olduğunu ilişkin herhangi bir unsur içermediği, aynı tarih aralığında haklarında silahlı FETÖ/PDY terör örgütüne üye olmak suçundan soruşturmalara yapılan kişilerin aynı otelde kalmasının örgütle irtibatlı yahut iltisaklı olma hususunda yeterli delil sayılmayacağı'' yönündeki değerlendirme de dikkate alındığında, davacı hakkındaki konaklama kaydına ilişkin bu tespitlerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından ve anılan dosyada Hakimler ve Savcılar Kurulunca daha önceden verilmiş bir meslekten çıkarma kararının bulunması ve kararın kesinleşmesi nedeniyle Hakimler ve Savcılar Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yeniden "karar verilmesine yer olmadığına" karar verildiği belirtildiğinden, söz konusu soruşturma davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Diğer hususlar yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 31/01/2022 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, Davacının dava konusu işlem nedeniyle uğradığını iddia ettiği zarara yönelik manevi tazminat istemi yönünden ise; manevi tazminat kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracı olduğu, manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışının manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kıldığı, manevi tazminatın olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçladığı, belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerektiği, Uyuşmazlık konusu olayda davacının, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken, FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisak ve irtibatının bulunduğu ileri sürülerek meslekten çıkarılmasına dair işlemin hukuka aykırılığı saptanarak iptal edilmesi karşısında, dava konusu işlemin sebep unsuru ve davacının üzerinden alındığı kamu görevinin niteliği de gözönüne alındığında hakkında hukuka aykırı biçimde tesis edilen işlemden dolayı davacının duyduğu elem ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesini temin amacıyla takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı, Öte yandan; davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi hâlinde yeniden işlem tesis edilebileceği, Diğer yandan, davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen 22/01/2020 tarihli savunmaya cevap dilekçesi ile dava konusu karar nedeniyle uğradığını iddia ettiği manevi zararlara karşılık olmak üzere 1.000.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48. maddesi uyarınca %22 tecil faiziyle birlikte hükmedilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında, davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan söz konusu faiz isteminin inceleme olanağının bulunmadığı gerekçeleriyle, Dava konusu kararın iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine; 443,70 TL yargılama giderinin yarısı olan 221,85 TL'nin davacı üzerine, 221,85 TL tutarındaki kısmının ve 683,10 TL nispi karar harcının davalı idare üzerine bırakılmasına, 4.500,00 TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmesi nedeniyle de karşılıklı olarak 4.500,00 TL vekâlet ücreti verilmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının neden yerinde görülmediğinin gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin katı bir bakış açısıyla yapılamayacağı; meslekten çıkarılan bazı hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda Dairenin verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile bu dosyadaki iptal kararının gerekçesinde çelişkilerin bulunduğu; Daire, kararlarında dava konusunun atipik özelliği ile disiplin işlemi olmadığı ve FETÖ terör örgütü ile iltisak ve irtibat kavramları esas alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş iken hatta bu bağlamda anılan örgüt ile "sosyal birliktelik" görüntüsü vermenin veya örgütün amaçlarına yardımcı olmanın söz konusu kavramları kapsayacağı kabul edilmiş iken bu davada, davacı hakkında meslekten çıkarma işlemine yeter somut tespitlerin göz ardı edilmesinin hukuka aykırı olduğu; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün başsavcılık, CMK’nın 250. maddesi veya TMK’nin 10. maddesi ile görevli başsavcılık ve mahkeme üyeliği, Kurul ve Adalet Bakanlığı’nda bulunan unvanlı görevlere özel bir önem verdiği, bunun davacının örgütün yargı teşkilatında etkin olduğu dönemde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevine atanmasının tesadüfi veya rutin bir atama olmadığını gösterdiği, Dairenin başka bir davada aynı dönemde unvanlı göreve getirilme hususunu örgütle iltisak ve irtibata yönelik destekleyici bir unsur olarak gördüğü, bu davada davacının unvanlı göreve atanması hususunu delil olarak değerlendirilmemesinin çelişkiye yol açtığı; Dairenin "HSK üyesi T.G.'nin örgütsel dayanışma içerisinde ve örgütsel saiklerle hareket ederek muhalif kaldığına ilişkin dosya muhteviyatında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı" yönündeki gerekçesinin, bu üyenin FETÖ/PDY üyesi veya iltisaklısı olanlar dışındaki hâkim ve savcıların ünvanlı görevlerden alınmasıyla ilgili kararlarda muhalif kalmaması göz önüne alındığında dayanaksız olduğu; İ.O.'nun beyanlarının dikkate alınmamasının hatalı bir değerlendirme olduğu; davacının çocuğunun örgütle iltisaklı okulda eğitim görmesine ilişkin olarak yalnızca davacının beyanlarına itibar edilmesinin, benzer dosyalarda davacıların benzer savunmalarının delil olarak değerlendirildiği durumlarla çelişki yarattığı, ayrıca kişinin geçmişteki saikini tespit etmenin hukuken ve fiilen mümkün olmaması nedeniyle bu hususun dikkate alınmasının hukuka aykırı olduğu; davacıdan ele geçirilen dijital materyallerde FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını gösteren hususların bulunmasına rağmen bu delillerin dikkate alınmadığı, Dairenin başka bir davada dijital materyallerdeki benzer tespitleri örgütle iltisak ve irtibata yönelik destekleyici bir unsur olarak gördüğü, bu davada delil olarak değerlendirilmemesinin çelişkiye yol açtığı; davacı ile FETÖ/PDY şerhi bulunan kişilerin aynı yerde konaklamalarına ilişkin kayıtların delil olarak değerlendirilmemesinin hukuka aykırı olduğu, idari yargılamada re'sen araştırma ilkesinin gereği gibi uygulanmadığı, adli yargı mercilerince ulaşılan tespitlerin iptal kararına dayanak yapılmasının da hukuka aykırı olduğu; şikâyet dilekçelerinin iltisak yönünden tartışılmamasının eksiklik oluşturduğu; parasal hak ve faiz talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, 685 sayılı KHK kapsamında açılan tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği tarih öncesi için hiçbir şekilde parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal hak ve faiz talebinin de reddi gerektiği; olağanüstü yönetim usullerinin, iç karışıklık, ayaklanma, savaş tehlikesi, doğal afet, ağır ekonomik bunalım gibi nedenlerle devletin ve toplumun güvenliğini büyük ölçüde sarsan durumlarla başa çıkmak amacıyla çağdaş hukuk sistemlerinde kabul edilmiş bir zaruret olduğu, bu süreçte temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca mümkün bulunduğu, 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin ve yasaların, işlemleri gerçekleştiren kamu görevlilerine hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluk yüklemediği, yürütmenin durdurulması kararlarının bu dönemde sınırlanabileceğinin açıkça düzenlendiği, yasa koyucunun mevzuatta açık bir düzenleme yapmaması nedeniyle idarenin işlemlerinden doğan manevi tazminat taleplerinin kabul edilmesinin hem mevzuata hem de hakkaniyete aykırı olduğu, ayrıca görev yapılmayan döneme ilişkin özlük hak taleplerinin de yasal dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülmektedir. Davacı tarafından, görevden uzaklaştırıldığı ve tutuklandığı süreye ilişkin olarak 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 78. maddesi uyarınca eksik maaş ödendiği, Temmuz, Ağustos ve Eylül 2016 aylarına ilişkin eksik maaş tutarının Dairece atlanarak kararın eksik bırakıldığı, meslekten çıkarılma cezasının kesinleştiği 29/11/2016 tarihinin yasal faiz başlangıcı olarak alınmasının zararını tam olarak karşılamayacağı, faiz başlangıç tarihinin müvekkilin tutuklama kararının alındığı 19/07/2016 tarihi olması gerektiği; lehine hükmolunan manevi tazminat miktarının adalet ve hakkaniyetten uzak olduğu, faiz talebi hakkında karar verilmemesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği, ilk derece mahkemesi gerekçesinde faiz talebinin davanın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirilmesinin dosya kapsamına aykırı olduğu, faiz talebinin tüm dava dilekçelerinde yer aldığı, olay tarihi ve haksız işlem tarihi esas alınarak faiz başlangıcının belirlenmesi gerektiği, manevi tazminata faiz işletilmemesinin hukuka aykırılık oluşturduğu, manevi tazminat miktarının düşük belirlenmesinin davanın amacına aykırı olduğu, manevi tazminatın kişilerin yaşadığı elem ve ıstırabı kısmen gidermek amacı taşıdığı, toplumdaki konumu, uğradığı zarar, itibar kaybı ve çektiği acıların dikkate alınarak daha yüksek bir tazminat belirlenmesi gerektiği, AİHS 6. maddesi ve ulusal hukuk ilkeleri çerçevesinde adil yargılanma ve tazminat talebine ilişkin değerlendirmelerin yapılması gerektiği, davalı idarenin ağır hizmet kusuru işlediği ve iyi niyetle hareket etmediği, önceki Danıştay ve AİHM kararlarına atıfla manevi tazminat miktarının yeterli ve caydırıcı bir düzeyde belirlenmesi gerektiği, manevi tazminata uygulanacak faiz konusunda davanın açıldığı tarihten itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiği, davacının ve ailesinin yaşadığı manevi zararın büyüklüğü dikkate alınarak kararın bozulması gerektiği; devalüasyon ve enflasyon sebebiyle ülkemizin para birimindeki değer kaybının karşılanması için, tazminat tutarlarına mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanması gerektiği, aksi takdirde tazminat talepleriyle açılan davalarda yasal faize hükmedilmesinin hatalı bir uygulama olduğu, adil sonuçlar doğurmadığı, yasal faiz uygulamasının, Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, adil sonuçlar doğurmadığından Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine de aykırı olduğu; davaya konu ihraç işleminin iptali talebi yönünden dava kabul edildiğinden, harç kısımlarının davalı taraftan alınmasına karar verilmesinin gerektiği; manevi tazminat miktarı belirlenirken kişisel özelliklerinin de dikkate alınması gerektiği; her ne kadar Avukatlık Ücret Tarifesi madde 10/4 ile davanın maddi tazminat talebiyle birlikte açılması hâlinde manevi tazminat açısından avukatlık ücretine ayrı bir kalem olarak hükmedilir şeklinde düzenlenme bulunsa da, davada idari işlemin iptali talebi bulunduğundan ve bu talep haklı bulunarak davanın kabulüne karar verildiğinden, 10/4 maddesinin burada uygulama alanı bulamayacağı, manevi tazminat açısından davalı idare lehine avukatlık ücretine ayrı bir kalem olarak hükmedilmemesi gerekirken hatalı şekilde hüküm kurulduğu; neticeten Daire kararının manevi tazminat ve bu tazminat kalemine işletilmesi gereken faiz oranı ile faiz başlangıç tarihi, davalı idare lehine hükmedilen vekâlet ücreti, maaş ödemelerine işletilen faiz oranı ile faiz başlangıç tarihi ve yargılama giderine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarece temyiz dilekçesinde yer alan hususların Daire tarafından verilen kararın lehlerine ilişkin kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı savunulmuş, davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerine konu kararın kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 06/12/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin ve davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Daire kararının, dava konusu kararın iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin kısımları bakımından: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Beşinci Dairesi kararının, dava konusu kararın iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin hükümleri yönünden aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup tarafların temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar, kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Öte yandan, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin düşülmesi gerektiği tabiidir. Davacı tarafından, yoksun kaldığı parasal hakların, tutuklanma tarihinden itibaren hesaplanarak ödenmesine karar verilmesi gerektiği iddiasıyla temyiz talebinde bulunulmuştur. Ancak, bu davada iptali talep edilen "meslekten çıkarma kararına" dayanmayan ve bu karar öncesine ilişkin olduğu anlaşılan tutuklanma tarihi ile meslekten çıkarma kararının verildiği tarih arasına yönelik tazminat talebinin, dava kapsamında değerlendirilmesi hukuken olanaklı değildir. Davacı, temyiz dilekçesinde ayrıca, yoksun kaldığı parasal haklara mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanmasını, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ise 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 48. maddesi uyarınca belirlenen %22 oranındaki tecil faizinin uygulanmasını talep etmiştir. Ancak, dava dilekçesinde nev'i belirtilmeksizin talep edilen faizin, "mevduata uygulanan en yüksek faiz" ya da "tecil faizi" ile değiştirilmesi yönündeki bu istemin, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde düzenlenen "miktar" kavramı kapsamında bir artırıma ilişkin talep niteliğinde olmadığı ve bu nedenle ıslah kurumu kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Öte yandan, söz konusu talep, dosyanın tekemmül aşaması göz önünde bulundurulduğunda, ayrı bir davanın konusu olabilecek nitelikte olup, davanın genişletilmesi yasağı kapsamına girmektedir. Bu nedenle davacı isteminin ve bu isteme yönelik temyiz talebinin incelenmesine hukuken olanak bulunmamakta olup, netice itibarıyla davacının yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesi yolundaki Daire kararında hukuka aykırılık görülmemiştir. Daire kararının, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine ve fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine ilişkin kısımları bakımından: Manevi tazminat kişinin manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının bir miktar parayla kısmen de olsa hafifletilmesini sağlamak amacına yönelik olup, bir manevi tatmin aracıdır. Manevi tazminatın bu niteliği dikkate alındığında, belli bir zarar karşılığı olmayan yalnızca olay nedeniyle duyulan üzüntünün kısmen giderilmesi amacını taşımakta ise de, idarenin her hukuka aykırı işlemi nedeniyle duyulan üzüntü, manevi tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurmaz. Bir idari işlemin mevzuata ve hukuka aykırılığı, kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de; her aykırılığın tazminat sorumluluğunu gerektirmeyeceği de idare hukuku ilkelerindendir. Bir işlemin herhangi bir yönden mevzuata ve hukuka aykırı görülerek iptal edilmiş olması, hizmet kusurunun varlığını kabule yetmez. Hizmet kusurunun oluşabilmesi için saptanan yanlışlık ve aykırılığın, hizmetin iyi kurulmadığını, düzenli işlemediğini gösterecek derecede ağır ve belirgin olması gerekir. Buna göre, idarenin her hukuka aykırı işleminin manevi tazminat ödenmesi sonucunu doğurmayacağı açık olup, davacının dosyadaki durumu ve dava konusu işlemin tedbir niteliğinde bir işlem olması nedeniyle yukarıda yer verilen manevi tazminata ilişkin şartların oluşmadığı anlaşıldığından, davacının manevi tazminata ilişkin isteminin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, Daire kararının temyize konu manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin kısmında hukuki isabet görülmediğinden davalı idarenin temyiz talebinin kabulü gerekmektedir. Öte yandan, davacı tarafından, Daire kararının fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı ile manevi tazminat kalemine işletilmesi gereken faiz oranı ve faizin başlangıç tarihine yönelik temyiz talebinde bulunulmuşsa da; yukarıda belirtilen gerekçelerle Daire kararının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne dair bölümü bozulmuş olduğundan, davacının tazmini gerektirecek bir manevi zararının bulunmaması sebebiyle, davacının söz konusu temyiz taleplerinin reddi gerekmektedir. Daire kararının, vekâlet ücreti ve yargılama giderine ilişkin kısımları bakımından: Davacı tarafından, manevi tazminat talebi yönünden davalı idare lehine avukatlık ücretinin ayrı bir kalem olarak hükmedilmemesi gerektiği belirtilerek hatalı bir karar verildiği iddiasıyla temyiz talebinde bulunulmuştur. Ancak, temyize konu Daire kararının verildiği tarihte yürürlükte olan 20/11/2021 tarih ve 31665 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 10. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir." hükmü göz önüne alındığında, Daire kararında manevi tazminat talebinin kısmen reddi sebebiyle davalı idare lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinde hukuka ve mevzuata aykırılık görülmemiştir. Dolayısıyla, davacının bu konuda yapmış olduğu temyiz talebinin reddi gerekmektedir. Diğer taraftan, Daire kararının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin kısmı yukarıda belirtilen gerekçeyle bozulduğundan ve Daire tarafından bozma üzerine yeni bir karar verileceğinden, davacının yargılama gideri bakımından temyiz isteminin bu aşamada karara bağlanmasına gerek görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, 3. Danıştay Beşinci Dairesinin 13/06/2022 tarih ve E:2019/370, K:2022/4652 sayılı kararının temyize konu, dava konusu kararın iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine ve manevi tazminat isteminin kısmen reddine karar verilmesi nedeniyle davalı idare lehine hükmedilen vekâlet ücretine ilişkin kısımlarının ONANMASINA, 4. Anılan kararın davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile ... TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 5. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 6. Kesin olarak, 18/11/2024 tarihinde, davacının temyiz istemi yönünden oybirliğiyle, davalı idarenin temyiz istemi yönünden oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Dava; yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile tutuklanma tarihinden itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve 1.000.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın 138. maddesinde, hâkimlerin bağımsızlığı vurgulanmış ve vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri gerektiği belirtilmiş, hiçbir organ veya kişinin mahkemelere veya hâkimlere emir veya talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği veya tavsiye ve telkinde bulunamayacağı vurgulanmıştır. 139. maddesinde ise hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hâl ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması hâlinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin kapsamlı bir şekilde incelenmesinden: FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen Kurul eski üyesi İ.O.'nun, davacı hakkında, “Benim dönem arkadaşımdır. Bu kişinin Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı yapılmasında benim referansım olmuştur.” şeklindeki ifadesi; davacının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı teşkilatı üzerinde etkili olduğu dönemde Kartal Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atanmış olması; M.E. isimli çocuğunu 2012-2016 yılları arasında, S.E. isimli çocuğunu 2007-2014 yılları arasında ve İ.S. isimli çocuğunu 2007-2015 yılları arasında, FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olduğu tespit edilen ve sonradan kapatılan eğitim kurumlarına (Özel Ataşehir Anafen Koleji, Özel İstanbul Coşkun Koleji, Özel Nilüfer Coşkun Koleji ve Özel İstanbul Anafen Fen Lisesi) göndermiş olması; davacının Kartal Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığından İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliğine atanmasına yönelik karara, FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verilen HSYK eski üyesi T.G.’nin muhalefet şerhi koymuş olması; davacının dijital materyallerine yapılan incelemeler neticesinde hazırlanan bilirkişi raporunda, asyacard.com.tr, bugun.com.tr, Rota Haber, zaman.com.tr gibi FETÖ/PDY yapılanmasıyla ilişkilendirilen internet sitelerine giriş yaptığı, Fatih Üniversitesi ve Anafen Ataşehir Şubesi ile ilgili çeşitli kayıtların bulunduğunun tespit edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varıldığından, meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun dava konusu kararlarında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği, bu nedenle de davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00-TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.