Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı şirket arasında 2009 yılından beri acentelik ilişkisinin olduğunu, bu ilişkinin davalı şirket tarafından haksız olarak sone erdirildiğini, müvekkili tarafından bugüne kadar davalının müşteri portföyü geliştirildiğinden şimdilik belirsiz alacak olarak 10.000,00-TL denkleştirme tazminatının fesih tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 19/03/2013 tarihinde kurulduğunu, 05/04/2013 tarihinden itibaren davalı şirketlerin acenteliğini yaptığını, davalı sigorta şirketleri tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin acentelilik sözleşmesinin feshedileceğini ihtar ettiklerini, söz konusu ihtarname 14/11/2016 tarihinde müvekkili şirkete tebliğ edildiğini, böylece sözleşme ilişkisi 14/02/2017 tarihinde sona erdiğini, davalı sigorta şirketleri tarafından sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra müvekkili şirkete fesih ihbarı adlı bir ihtarname daha gönderildiğini, bu belgede ise acenteye verilen ve mutabık kalınan hedeflerin gerçekleştirilmemesi nedeniyle sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiğini, müvekkili şirketin davalı sigorta şirketlerinin acenteliğini yaptığı dönemde çok başarılı bir performans sergilediğini, sigorta şirketleri müvekkili sayesinde önemli kazançlar ve müşteri portföyü elde ettiklerini, müvekkili şirketin işlemlerine verilmesi gereken onayların geciktirilmeye başlandığını, birçok işlemine nedensiz olarak onay verilmediğini, poliçe ekranlarının kısıtlandığını, 07/12/2015 tarihinde haber verilmeksizin Trafik, DASK, Nakliyat gibi zorunlu poliçeler yönünden kredi kartı dışında poliçe yapılmasına kapatıldığını, bu nedenlerle bir çok bireysel ve kurumsal müşterinin işlemleri ya hiç ya da zamanında yapılamadığını, işlemleri ve beklentileri karşılanamayan müşterilerin bir çoğu başka sigorta acentelerine gittiği ya da bu müşterilere müvekkili şirket tarafından daha karsız olan farklı sigorta şirketlerinden poliçe yapılmak zorunda kaldığını, bu durumun müvekkili şirketin müşteri ve kazanç kaybına neden olduğunu, davalı sigorta şirketlerin müvekkili şirketi nedensiz ve keyfi olarak sürekli olarak teminat mektubu bozmak ile tehdit ettiğini belirterek davanın kabulüne, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar tarafından davaya karşı cevap dilekçesi sunulmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dosya kapsamı değerlendirildiğinde, davacının davalı ... Emeklilik A.Ş.'nin belirlemiş olduğu bütün satış hedeflerini fazlasıyla aştığı, davalı ...Sigorta A.Ş yönünden ise 2014 ve 2016 yıllarında satış hedefleri gerçekleştirilememiş ise de son beş yıllık ortalama dikkate alındığında satış hedeflerini aşmış olduğu, bu durumda davacının belirlenen performans kriterlerini gerçekleştirmediği gerekçesiyle sözleşmenin feshinin haklı nedene dayanmadığı, yine performans hedefleri davalılar tarafından tek taraflı olarak belirlendiğinden bu hedeflerin gerçekleştirilmemesinin tek başına sözleşmenin haklı nedenle sona erdirilmesinin kabulü için yeterli olmadığı, fesih sonucu acentenin sigorta şirketinin markasına alıştırmış olduğu müşteri çevresini yitirdiği, buna karşılık davalıların müşteri çevresini genişlettiği, davacının hem kendi hem davalı yararına oluşturduğu müşteri portföyünden sözleşmenin feshinden sonra istifade edemeyecek olması denkleştirme ve hakkaniyet ilkesi göz önüne alındığında davacının davalıdan portföy tazminatı istemeye hakkı bulunduğu kanaatine varılmıştır. TTK'da portföy tazminatının acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamayacağı hükmüne yer verilmiş olup, davacının...Sigorta AŞ'den aldığı komisyon miktarının 414.492,00 TL olduğu, sözleşme süresinin 1411 gün olması sebebiyle davacının ... Sigorta AŞ'den talep edebileceği portföy tazminatının 414.492,00 TL / 1411 X 365 = 107.273,00 TL, yine ... Emeklilik A.Ş'den aldığı komisyon miktarının 142.524,00 TL olduğu, sözleşme süresinin 1411 gün olması sebebiyle davacının ... Sigorta AŞ'den talep edebileceği portföy tazminatının 142.524,00 TL / 1411 X 365 = 36.868,00 TL olduğu hesap edilmekle portföy tazminatı talebinin ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulüne karar vermek gerekmiştir. Portföy tazminatı, sözleşmenin feshi nedeniyle acenteden ayrılıp, sigorta şirketinde devam eden veya başka sigorta şirketlerine geçen sigortalıların, acente portföyünden çıkmaları sonucu oluşan maddi kayıpları (acente komisyonu) önlemek için bu kayıplara karşı acenteleri koruyabilmek maksadıyla yasal olarak düzenlenmiş koruyucu bir müessese olup, davacının maddi zarar talepleri yönünden tüm değerlendirmeler bu kapsamda yapılmış ve hesaplanmış olmakla, davacının sözleşmeye aykırılık nedeniyle oluştuğunu belirttiği tüm maddi zararlarının yine portföy tazminatı kapsamında değerlendirilmiş olması sebebiyle davacının diğer maddi tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmesi gerktiği..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 107.273,00-TL portföy tazminatının 20.000,00-TL'sinin dava tarihi olan 20/04/2017 tarihinden; 87.273,00-TL'sinin 09/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Sigorta AŞ'den tahsili ile davacıya ödenmesine, 36.868,00-TL portföy tazminatının 20.000,00-TL'sinin dava tarihi olan 20/04/2017 tarihinden; 16.868,00-TL'sinin 09/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...Emeklilik AŞ'den tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinini reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacının iş bu davasının hukuksal hiçbir dayanağı bulunmadığını, bu dayanksız talebi uygun bulan mahkemenin kararının birçok yönden kaldırılması gerektiğini, özellikle; Portföy tazminatının 4 temel unsuru üzerinde durulmadığını, bu konularda hiçbir irdeleme yapılmadığını, 4 temel unsurdan sadece feshin haklılığı/haksızlığı üzerinde onun da son derece yanlış ve yetersiz bir biçimde durulmadığını, geri kalan unsurlar üzerinde hiç durulmadığını, oysa portföy tazminatında 4 temel unsurun tamamının bir arada gerçekleşmesi öngörüldüğünü, TTK ve Acentelik sözleşmesinde öngörülen 3 aylık fesih önelinden çok daha uzun sürede yapılmış bir feshin; yasal, haklı, ve doğru bir fesih olduğu gözden kaçırıldığını, Verdiği taahhütlere uymayan ve imzaladığı hedef tutturma protokollerine uymayan tacir statüsündeki davacı acentenin acenteliğinin feshinin esas açısından da haklı/yasal/ve geçerli fesih olduğunun gözden kaçırıldığını, Portföy tazminatında sözü edilen portföyün ne anlama geldiği, fesihten sonra devam etmiş olsa bile acentenin her üretiminin portföy tazminatına konu üretim olarak kabul edilmemesi gerektiği üzerinde durulmadığını, böyle bir kabulün hiçbir hukuksal dayanağının bulunmadığı üzerinde durulmadığını, Portföy tazminatının önemli bir unsuru olan fesihten sonra da acenteye ait üretimin sigorta şirketinden devam ettirilme olgusu üzerinde hiç durulmadığını, hangi poliçelerin fesihten sonra devam ettirildiği, bunların miktarının ne olduğu, davacı acentenin birçok sigorta şirket ile çalıştığı, müvekkili şirketten çıkaramadığı poliçeleri bu şirketlerden çıkarıp çıkarmadığı ve herhangi bir kaybının bulunmadığı hususlarının hiç irdelenmediğini, Portföy tazminatının en önemli şartı sayılan; müvekkilinin "fesihten sonra elde ettiği önemli kazanımın" ne olduğu konusunda tek bir saptama yapılmadığını, davacı uğradığı zarar konusunda somut tek bir poliçe ya da belge sunamadığını, somut zararı ile ilgili hiçbir bildirimde bulunamadığını, buna rağmen bir tazminata hükmedilmesinin hukuksal dayanaktan uzak olacağı öngörülemediğini, portföy tazminatından kaynaklanan zarara ilişkin poliçe numaraları veya müşteri isimlerinden hiçbiri bildirilmediğini, bilirkişi raporunda da belirleme yapılmadığını, böyle bir durumda portföy tazminatından söz edilemeyeceğinin göz ardı edildiğini, TMK 6.maddesindeki ıspat zorunluluğuna uyulmamış olduğu iddiasının dikkate alınmadığını, zararın belirlenmesinin bilirkişilere bırakıldığını, oysa bu zararın, sadece davacının bilebileceği ve belirleyebileceği zarar olduğu hususu üzerinde hiç durulmadığını, Portföy tazminatının son 5 yılın komisyon ortalaması esas alınarak belirlenebilecek bir tazminat olmadığı, bunun somut ve teknik bir hesaba dayalı tazminat olması gerektiği üzerinde hiç durulmadığını, hayat sigortalarının portföy tazminatına konu olup olmayacağı, bu sigortadaki çalışma ve komisyon esaslarının ne olduğu konusunda hiçbir irdeleme yapılmadığını, Portföy tazminatı ile ilgili her tür talebin mutlak surette 1 yıl içerisinde açılması gerektiği, bu sürenin bir hak düşürücü süre olduğu, ıslah ile arttırılan bedelin bu süreden çok sonra talep edildiği, dolayısıyla arttırılan bedelin esas dışında ayrıca ve ilaveten hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olması sebebiyle reddi gerektiği üzerinde durulmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik, yetersiz ve kendi içerisinde dahi çelişkiler barındırdığı, denetime elverişli olmaktan uzak olduğunun dikkate alınmadan karar verildiğini, Bütün bu sebeplerin her biri başlı başına mahkeminin kararının tümüyle kaldırılmasını gerektirecek gerekçeler olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.