8. Hukuk Dairesi 2023/5490 E. , 2024/1807 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi KARAR : Davanın kabulüne Taraflar arasındaki kesinleşmiş uygulama kadastrosuna dayalı tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen davanın reddine dair karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Sulh Hukuk Mahkemesince, bozma ilamına uyularak verilen görevsizlik k
**8. Hukuk Dairesi 2023/5490 E. , 2024/1807 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi KARAR : Davanın kabulüne Taraflar arasındaki kesinleşmiş uygulama kadastrosuna dayalı tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen davanın reddine dair karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Sulh Hukuk Mahkemesince, bozma ilamına uyularak verilen görevsizlik kararı uyarınca dava dosyasının gönderildiği Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda tapu iptal ve tescil talebinin reddine, tazminat talebinin ise kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece (Asliye Hukuk) Mahkemesi kararı, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Uygulama kadastrosu sırasında, ... Mahallesi çalışma alanında ve tapuda davacı adına kayıtlı bulunan eski 389 parsel sayılı 578 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, 117 ada 59 parsel numarasıyla 498,68 m2 yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. Davacı ... vekili Sulh Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sonucu müvekkili olan davacıya ait Bursa ili İnegöl ilçesi Hocaköyü Mahallesi eski 389 yeni 117 ada 59 parsel sayılı taşınmazın yüz ölçümünün eksildiğini öne sürerek, 498,68 m2 olan tescilin iptali ile taşınmazın 578 m2 yüzölçümlü olarak tesciline, bu talep yerinde görülmediği takdirde davacının uğradığı zararın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde " 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41. maddesine göre 30 günlük süre Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açılabilecek yasal süre olup, Kadastro Müdürlüğü'nün cevabının davacıya 16/01/2014 tarihinde tebliğ edildiği, davanın ise 11/03/2014 tarihinde açıldığı, davacının 30 günlük süre geçtikten sonra davayı açmış olduğu, düzeltme işlemine karşı veya düzeltme isteminin reddine karşı yasal süre dolmuş olduğu " gerekçesiyle süre yönünden davanın reddine karar verilmiş, hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi 2016/4593 Esas ve 2019/339 Karar sayılı ilamıyla; " uyuşmazlığın, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22-a maddesi kapsamında bulunduğuna göre mahkemece görevsizlik kararı ile dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, uyuşmazlığın nitelendirilmesinde hataya düşülerek, davanın esası hakkında karar verilmesinin isabetsizliğine" işaret edilerek hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından, bozma ilamı doğrultusunda verilen görevsizlik kararına istinaden dava dosyasının gönderildiği Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde, " davacıya ait olan 117 ada 59 parsel (eski 389 parsel) sayılı taşınmazın tesis kadastrosu esnasında 578 m2 olarak ölçülüp tapu siciline kaydının yapıldığı, 2011 yılında yapılan 3402 sayılı Kadastro Kanunu 22/A maddesi çalışmaları esnasında davaya konu taşınmazın 498,68 m2 olarak sınırlandırma ve tespitinin yapıldığı, kadastro yenileme çalışmasında 1/5000 ölçekli fotogrametrik paftasındaki hassasiyeti düşük sınırlar baz alınarak geçerli sınır tipi kullanılmak suretiyle sınırlandırma yapıldığı ve bu durumun kadastro yenileme çalışmasının ruhuna ve uygulama şekline uygun olmadığı ve hatanın yol boyunca mevcut olduğunun, anlaşıldığı, 3402 sayılı Kanun' un 22/A maddesi çalışması ile davacının zarara uğraması arasında illiyet bağının bulunduğu ve davalı Hazine'nin bu durumdan kusursuz sorumlu olduğu" gerekçesiyle, davacının davasının İnegöl ... yönünden davalının pasif dava ehliyetinin bulunmaması nedeniyle taraf sıfatı yokluğundan HMK 114/d ve 115/2 gereği usulden reddine, davacının tapu iptali ve tescil istemine yönelik davasının reddine, davacının tazminat davasının kabulü ile 9.371,83-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Maliye Hazinesinden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş ve iş bu karar, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde, uygulama kadastrosundaki hata ile davacı adına kayıtlı 117 ada 59 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün eksildiği, hatanın taşınmazın batı ve güney sınırı oluşturan yoldan kaynaklı olduğu açıklanarak, davacı lehine tazminata hükmedilmiş ise de, dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belge incelendiğinde verilen kararın dosyaya uygun düşmediği ve ayrıca davada yöntemince taraf teşkilinin de sağlanmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki; hükme esas alınan bilirkişi heyet raporundaki çakıştırma krokisinden, davacıya ait 117 ada 59 parsel sayılı taşınmazın uygulama kadastrosu çalışması ile tespit edilen batı ve güney sınırlarının (yol), tesis kadastrosu paftasıyla ile birebir örtüştüğü anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, aynı krokiye göre, davacıya ait parsel ile komşu doğu sınırını oluşturan 117 da 57 parsel (eski 388 parsel) sayılı taşınmaz ve kuzey sınırını oluşturan 117 ada 58 parsel (eski 390 parsel) sayılı taşınmaz arasındaki sınırların, uygulama kadastrosunda tesis kadastrosundan farklı olarak belirlendiği, bu sınırda her iki paftadaki sınırının çakışmadığı ve uygulama kadastrosu ile oluşan sınırların davacıya ait parsel aleyhine olacak şekilde daraldığı sabittir. Uygulama kadastrosuna ilişkin uyuşmazlıklarda, davacıya ait taşınmazın yüzölçümünde meydana gelen azalmanın hangi komşu taşınmazdan kaynaklandığı belirlenebildiği takdirde husumetin o taşınmaz maliklerine yöneltilmesi gerekir. Ne var ki İlk Derece Mahkemesince, davacıya ait taşınmazın söz sınır komşusu olan taşınmaz maliklerinin davada taraf olarak yer almaları sağlanmamış ve böylelikle taraf teşkili eksik bırakılmıştır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, öncelikle davacı tarafa, komşu 117 ada 58 parsel ve 117 ada 57 parsel sayılı taşınmaz maliklerini davaya dahil etmek üzere süre ve imkan tanınmalı, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması halinde, dahili davalılardan savunma ve delilleri sorulmalı, sunmaları halinde delilleri toplanmalı ve bundan sonra işin esasına girilerek toplanacak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına ve bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, 19.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.