Başvuru, terör olayları üzerine terk edilen yerleşim yerine dönüşün hâlen yasak olduğu gerekçesiyle açılan manevi tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, terör olayları üzerine terk edilen yerleşim yerine dönüşün hâlen yasak olduğu gerekçesiyle açılan manevi tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, Hakkâri'nin Çukurca ilçesi Uzundere köyünde ikamet etmekte iken terör olaylarından dolayı 1995 yılında göç etmek zorunda kaldığını ve köyüne dönüşün hâlen yasak olması nedeniyle manevi ızdırap çektiğini belirterek zararının tazmin edilmesi talebiyle idareye başvurmuştur. Söz konusu talebin 20/8/2009 tarihinde reddedilmesi üzerine başvurucu, İçişleri Bakanlığı aleyhine 000 TL manevi tazminat istemiyle tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; silahlı çatışmaların yoğun olarak yaşandığı ve Türkiye-Irak sınırının sıfır noktasında bulunan köyündeki evini içindeki eşyalarla birlikte 1995 yılında terk etmek durumunda kaldığını, o tarihten bu yana Van'ın Bostaniçi beldesinde bulunan bir gecekonduda yaşadığını, terör olayları başlamadan önce huzurlu bir şekilde tarım ve hayvancılıkla geçimini sağladığını, göçle birlikte çok zor koşullarda ve sağlıksız şekilde yaşamını sürdürmeye çalıştığını belirtmiştir. Doğup büyüdüğü ata topraklarını bir daha göremediğini, evine ve toprağına uzun yıllardır hasret kaldığını, kendisiyle benzer durumda olan bazı kişilerin yerleşim yerlerine geri dönebildiklerini ancak Uzundere köyüne geri dönüşlerin hâlen yasak olduğunu, yaşadığı ızdırabın bir nebze de olsa tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un göçten kaynaklanan maddi zararların tazmin edilmesine yönelik olduğunu, manevi zararlarına ilişkin bir giderim sağlamadığını, manevi tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Van İdare Mahkemesince (Mahkeme) yargılama giderinin verilen süreler içinde tamamlanmaması nedeniyle 7/10/2010 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Danıştay Onbeşinci Dairesince (Daire), adli yardım talebinin kabulü için gerekli olan koşulların bulunduğu gerekçesiyle idare mahkemesi tarafından verilen karar bozulmuştur. Bozma kararı üzerine Mahkeme; başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü manevi zararların karşılanmasının hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine, manevi tazminat istemiyle idareye yapılan başvurunun reddi üzerine tesis edilen işlemin ise kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem niteliğinde olmaması nedeniyle davanın bu yönden incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Kararda; davaya konu olan sürecin terör eylemlerinden kaynaklanması nedeniyle idarenin kusurunun bulunmadığı, manevi tazminat isteminin sosyal risk kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve 5233 sayılı Kanun'un terör olaylarından kaynaklanan zararların tazmini bakımından sosyal risk ilkesinin yasalaşmış hâli olduğu ifade edilmiştir. 9/11/2015 tarihli kararın gerekçesinde; başvurucunun güvenlik gerekçesiyle köyünden göç etmesinin veya göç ettirilmesinin başvurucuya özel olarak yönelen bir eylem ya da işlem olmadığı, uyuşmazlığa neden olan hususun terör eylemlerinin varlığından kaynaklandığı, söz konusu köyün güvenlik gerekçesiyle boşaltılan bir bölgede olduğu, köyün boşaltılmaması hâlinde daha büyük zararların oluşmasının kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. Karar, hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle Dairenin 16/11/2017 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 17/5/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu nihai kararı 13/8/2018 tarihinde öğrendikten sonra 7/9/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.