Başvuru, beyanları mahkûmiyete belirleyici olarak esas alınan tanıkların kovuşturma aşamasında sorgulanmalarına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama veya sorgulatma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, beyanları mahkûmiyete belirleyici olarak esas alınan tanıkların kovuşturma aşamasında sorgulanmalarına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama veya sorgulatma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 20/7/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: İran uyruklu müştekiler R. ve S., turist olarak İstanbul'da bulundukları sırada kendisini A. olarak tanıtan bir şahıs yanlarına gelip Farsça konuşarak çay içmek üzere müştekileri J. isimli bir bara götürmüştür. J. isimli barda yüklü bir hesap gelmesi üzerine müştekiler hesaba itiraz etmiş ve hesap konusunda tartışma çıkmıştır. Daha sonra müştekiler başvurucunun da aralarında bulunduğu diğer sanıkların gelerek kendilerini tartakladıklarını, tehdit edip ceplerindeki paraları çıkarmalarını sağladıklarını, paraları alıp kendilerini dışarı attıklarını iddia ederek şikâyetçi olmuşlardır. Müştekiler R. ve S.nin 2/4/2015 tarihinde Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünde tercüman olduğu belirtilen S.K. eşliğinde beyanları alınmıştır. Müştekiler beyanlarında J. İsimli barda başvurucunun üstlerini arayarak ceplerindeki paraları çıkarıp masaya koyduğunu, başvurucunun kendilerini sarstığını, elleri ile duvara iterek tartakladığını, karakolda şikâyetçi olduklarını, polisler ile mekâna dönerek başvurucuyu gösterdiklerinibelirtmişlerdir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Savcılık) başvurucu hakkında soruşturma başlatılmış, başvurucunun ifadesi alınmıştır. Başvurucunun İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğince alınan 2/4/2015 tarihli ifadesi şöyledir:"...Ben suça konu lokantada garsonum, iddia edildiği gibi bir olay yaşanmadı, müştekileri tanıyorum, işyerimize müşteri olarak geldiler, yediler içtiler, ücretini ödeyip, ayrıldılar. Sonra neden bu şekilde iftirada bulundular bilmiyorum, iddia edildiği gibi biz paralarını zorla almadık, buna ilişkin güvenlik kamera kayıtları savcılığa sunulacaktır, atılı suçlamaları kabul etmiyorum ...” Savcılık 3/10/2015 tarihli ve 2015/3142 sayılı iddianame ile başvurucu hakkında yağma suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açmıştır. Başvurucunun İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) alınan 16/2/2016 tarihli ifadesi şöyledir:"...Ben olayla ilgili sulh ceza hakimliğinde savunmamı yapmıştım, aynısını tekrar ediyorum. Ben suç tarihinde ismi geçen barda garson olarak çalışıyordum. Müştekilere hesabı ben götürdüm. Kendi rızalarıyla hesabı ödediler ancak bardan bayanları dışarıya çıkarmak istediler. Müsaade etmedik. Bu nedenle bizi şikayet etmişler. İddia edildiği gibi zorla müştekilerden 100 TL ve 700 Dolar almış değiliz, suçsuzum..." Kovuşturma aşamasında müştekilerin beyanları alınmamıştır. Mahkemece müştekilerin beyanlarının alınmama sebebi tartışılmadığı gibi başvurucunun da müştekilerin beyanlarının alınması yönünde herhangi bir talepleri olmamıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 29/12/2016 tarihli kararıyla başvurucunun müştekilere yönelik yağma suçundan ayrı ayrı 4 yıl 7 ay hapis cezasına mahkûmiyetine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:"...Sanıkların eyleme bizzat katıldıkları, [J.] isimli bara bir şekilde ikna etmek suretiyle getirilen mağdurları baştan itibaren yağma saiki ile hareket ederek getirilen içki vs. Ücretleri aşırı fahiş göstermek istemedikleri içkileri servis edilmiş ve arada hukuki ihtilaf varmış görüntüsü vermek suretiyle gerçek amaçlarını gizlemek suretiyle cebir ve tehditle üzerlerinde bulunan paraları aldıkları, [Y.] ve [K.A.nın](başvurucu) bizzat zor kullanarak mağdurların üzerlerini aradıkları, ceplerini boşalttıkları ve tehdit ettikleri sanık [H.Ç.nin] işletmeci pozisyonunda olup daha sonra mağdurların polise gitmemeleri için 200 dolar paralarını iade eden kişi olduğu, olay tutanağı, mağdur beyanı, teşhis tutanağı, yukarıda belirtilen deliller ve tüm dosya kapsamından eylemin birden fazla kişiyle birlikte işyerinde yağma suçunu oluşturduğu subut bulmuş, sanıklar savunmalarında her ne kadar suçlamayı kabul etmeseler ve kamera kayıtlarını soruşturma aşamasında dosyaya sunacaklarını beyan etmiş iseler de kamera kayıtlarını dosyaya sunmadıkları, tevil yollu olayı doğruladıkları, aradaki meseleyi hukuki ihtilaf gibi göstermeye çalıştıkları, dolayısıyla oluşa ve dosya içeriğine aykırı savunmalarına itibar edilmemiş, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde suçun işleniş biçimi, kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, oluşan zarar, tehlikenin ağırlığı, kastın ağırlığı, güdülen amaç ve saik dikkate alınarak her iki mağdura yönelik gerçekleştirilen eylem nedeniyle TCK 43/3 maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmiştir..." Başvurucu; müştekilere soru sorma hakkının kısıtlandığını, anılan karara karşı müştekilerin atfı cürüm niteliğindeki beyanları dışında delil olmadığını, müştekilerin beyanlarının gerçekte tercüman olmayan bir şahıs eşliğinde alındığını, teşhis işleminin usulsüz olduğunu belirterek karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi (Daire) 5/5/2017 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Başvurucu nihai kararı 23/6/2017 tarihinde öğrenmiştir. Başvurucu 20/7/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Doğrudan soru yöneltme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse,c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir.(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:"Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:(...)d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;" Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ulusal hukuktaki nitelemeye bakılmaksızın tanık kavramının Sözleşme kapsamında özerk bir anlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No: 1413/05, 24/4/2012, § 45). Bu kavram duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37), mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya, B. No: 41461/02, 24/7/2008, §§ 7, 97) ve bilirkişi tanıklarını (Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/3/1996, §§ 81, 82) kapsayabilir. Bu bakımdan duruşmada ister okunsun ister okunmasın ifadeleri mahkeme önünde bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler, Sözleşme’nin maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık olarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda [GK], B. No: 11454/85, 20/11/1989, § 40). AİHM, duruşma salonunda bulunmayan tanıkların beyanlarının mahkûmiyet hükmüne esas alındığı bir yargılamanın adilliğini değerlendirirken iki hususa vurgu yapmaktadır. AİHM ilk olarak tanığın duruşmaya katılmaması için geçerli nedenlerin olup olmadığını incelemektedir. İkinci olarak -makul bir gerekçenin olduğu durumda bile- sanığın sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadenin hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel olup olmadığını değerlendirmektedir. Hükmün büyük ölçüde veya yalnızca bu nitelikteki tanığın ifadesine dayanması durumunda yargılamalar detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır (Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık [BD], B. No: 26766/05, 22228/06, 15/12/2011, §§ 119, 147; Cevat Soysal/Türkiye, B. No: 17362/03,23/9/2014, § 75). AİHM, yukarıda bahsi geçen ilkelere ek olarak Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin sanığa aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğini kabul etmektedir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/.., 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, § 49; Hümmer/Almanya, B. No: 26171/07, 19/7/2012, § 38).