Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının; tutuklu devam edilen yargılamanın makul sürede bitirilmemesi ve savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının; tutuklu devam edilen yargılamanın makul sürede bitirilmemesi ve savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 17/2/2014 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2015 tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında Deniz Yılmaz, Murat Çiftçi, Rahim Akgül 29/9/2009 tarihinde, Mehmet Güler ise 1/10/2010 tarihlerinde gözaltına alınmışlardır.. Başvurucular Deniz Yılmaz, Murat Çiftçi, Rahim Akgül Adana AğırCeza Mahkemesinin 1/10/2009 tarihli ve 2009/46Sorgu sayılı kararıyla silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklanmışlardır. Mahkeme tutuklamaya gerekçe olarak "...atılı suçunun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suçun CMK 100'de sayılan katalog suçlardan olması nazara alındığında kaçacağına dair somut olguların varlığı.." nı göstermiştir. Başvurucu Mehmet Güler ise Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 2/10/2009 tarihli ve 2009/41 Sorgu sayılı kararıyla terör örgütü adına suç işlemeksuçundan tutuklanmıştır. Mahkeme, tutuklamaya gerekçe olarak "kuvvetli suç şüphesinin bulunması, verilmesi muhtemel ceza miktarı, suçun CMK 100'de sayılan katalog suçlardan olması.."nı göstermiştir. Başvurucular hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 28/12/2010 tarihli ve E.2009/495 sayılı iddianamesi ile Adana Ağır Ceza Mahkemesinde silahlı terör örgütü adına suç işleme, silahlı terör örgütünün propagandasını yapma, tehlikeli maddelerin izinsizbulundurulması ve el değiştirilmesi, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, mala zarar vermesuçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Başvurucular hakkındaki dava, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/182 sayılı dosyasında görülmeye başlanmıştır. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 4/2/2010 tarihli ve E.2009/182, K.2010/7 sayılı kararıyla aralarında hukuki ve fiilî irtibat bulunduğu, delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gerekçeleriyle E.2009/182 sayılı dava dosyasının E.2009/170 sayılı dava dosyasında birleştirilmesine ve yargılamanın E.2009/170 sayılı dava dosyası üzerinden yürütülmesine karar vermiştir. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 3/2/2011 tarihli ve E.2009/170, K.2011/17 sayılı kararıyla başvurucuların üzerlerine atılı suçtan mahkûmiyetlerine karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesi, 21/11/2011 tarihli ve E.2011/9911, K.2011/28820 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Bozma üzerine dava Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/35 sayılı esasına kaydedilmiştir. Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 13/5/2013 tarihli ve 2012/310 Soruşturma sayılı iddianamesi ile sanıklar hakkındatasarlayarak patlayıcı madde kullanmak suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçlarından cezalandırılmaları için kamu davası açılmıştır. Bu dava Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/129 sayılı esasına kaydedilmiştir. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 25/7/2013 tarihli ve E.2013/129, K.2013/76 sayılı kararıyla E.2013/129 sayılı dava dosyasının aralarında hukuki ve fiili bağlantı bulunması nedeni ile Adana Ağır Ceza MahkemesininE.2012/35 sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın E.2012/35 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir. Başvurucular son olarak 9/1/2014 tarihinde tahliye talebinde bulunmuşlardır. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 21/1/2014 tarihinde başvurucuların "atılı suçların niteliği, kanıt durumu, gizli tanıkların sanıklar aleyhlerine beyanları, atılı suçlar için kanunda öngörülen ceza miktarları, kaçma ve delilleri karartma olasılığı, haklarında tefrik kararı verilen bir kısım sanığın beyanları..." gerekçesiyle tahliye taleplerinin reddine ve tutukluluklarının devamına itiraz yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 5/2/2014 tarihli ve E.2014/18 Değişik İş sayılı kararıyla başvurucuların itirazının reddine karar vermiştir. Başvurucular bu kararı 6/2/2014 tarihinde öğrenmişlerdir. Başvurucular 17/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 11/3/2014 tarihli veE.2012/35, K.2014/57 sayılı kararıyla görevsizlik kararı vermiştir. Görevsizlik kararı üzerine dava, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/172 sayılı esasına kaydedilmiştir. Başvurucular 1/4/2014 tarihinde tahliye edilmişlerdir. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 19/4/2016 tarihli ve E.2014/172, K.2016/213 sayılı kararıyla başvurucuların adam öldürmeye teşebbüs etmek, devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde bulunmak suçlarından beraatlerine; silahlı terör örgütü propagandası yapmak suçundan açılan davanın ertelenmesine; genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına; mala zarar vermek, izinsiz tehlikeli madde bulundurmak, silahlı terör örgütü adına suç işlemek suçlarından mahkûmiyetlerine karar vermiştir. Anılan karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam etmektedir.Başvurucuların 4/12/2004 Tarihli ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Maddesine Dayanarak Açtıkları Tazminat Davaları Başvurucu Rahim Akgül 14/2/2014 havale tarihli dilekçesiyle, Adana Ağır Ceza Mahkemesinde uzun süredir tutuklu olması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un maddesine dayanarak tazminat davası açmıştır. Bu dava, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 27/2/2014 tarihli ve E.2014/86 K.2014/114 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 28/9/2015 tarihli ve E.2014/20040, K.2015/13914 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtayın bozma gerekçesi şu şekildedir:"... Aynı şekilde tutuklamanın uzun sürmesi nedeniyle açılacak tazminat davalarında dayanak mahkeme kararının kesinleşmesi beklenmeyeceği gibi, davacının beraat etmesi koşulunun aranmayacağı da dikkate alınarak bu çerçevede, dosya kapsamı itibariyle 2009 tarihinde tutuklanan ve dosyaya fotokopisi sunulan bir kısım kararlara göre tutukluluk hali farklı tarihlerde uzatılan sanık (davacı) hakkında 5271 sayılı CMK’nın 141/l-a,d maddeleri gereğince uzun süre tutukluluk halinin sürdürülmesi gerekçelerinin, makul sürede hakkında karar verilip verilmediğinin ve dolayısıyla davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi açısından, hakkındaki soruşturma ve kovuşturma kapsamı incelenerek, soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesinin nedenlerinin incelenmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, öncelikle tazminat istemine konu olan dayanak dosyadaki iddianame, davacıya (sanığa) ait tutuklama kararları, tutuklama inceleme tutanakları, davacı (sanık) ile ilgili diğer bütün tutanak ve belgeler getirtilip davacının taleplerinin incelenmesi gerektiğinin gözetilmemesi ve yukarıda bahsedilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 19/son maddesi “Hürriyeti kısıtlanan kişilerin en kısa zamanda bırakılmasının" sağlanmasını öngördüğü gibi yine Anayasa'nın 90/son maddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalardan olan ve uygulama önceliği olan, İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/ maddesindeki “Yakalanan veya tutuk durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır” düzenlemeleri ile birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1 -d maddesine göre, “Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen” kişilere de tazminat verilmesini öngördüğünden, somut olayda beş yıllık azami tutukluluk süresinin dolup dolmadığı da nazara alınarak tutukluluğun yasal dayanağının kalıp kalmadığı irdelenerek, tutukluluk hali ve yargılama süreci yönünden makul sürenin aşıldığı iddiasının değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 142/7 maddesi gereğince taraflar adına açıklamalı çağrı kağıdı çıkarılarak, kararın duruşmalı olarak verilmesi gerektiği gözetilmeden, Cumhuriyet savcısından yazılı mütalaa alınarak davanın reddine karar verilmesi suretiyle, CMK’nın 142/7 ve 188/ maddelerine muhalefet edilmesi, isabetsiz olup, davalı ve davacı vekillerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/ maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un maddesi gereğince isteme uygun olarak bozulmasına, 2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi." Bozma kararı üzerine dava, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/70 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama devam etmektedir. Başvurucu Murat Çiftçi 12/2/2014 havale tarihli dilekçesiyle, Adana Ağır Ceza Mahkemesinde uzun süredir tutuklu olması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un maddesine dayanarak tazminat davası açmıştır. Bu dava, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 3/3/2014 tarihli ve E.2014/118, K.2014/99sayılı kararıyla başvurucu hakkındaki yargılamanın devam ettiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 28/9/2015 tarihli ve E.2014/22510, K.2015/13907 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtayın bozma gerekçesi şu şekildedir:"...Tutuklamanın uzun sürmesi nedeniyle açılacak tazminat davalarında da dayanak mahkeme kararının kesinleşmesi beklenmeyeceği gibi, davacının beraat etmesi koşulu da aranmayacaktır, Bu çerçevede, dosya kapsamı itibariyle 2009 tarihinde tutuklanan ve dosyaya fotokopisi sunulan bir kısım kararlara göre tutukluluk hali farklı tarihlerde uzatılan sanık (davacı) hakkında 5271 sayılı CMK’nın 141/1-a,d maddeleri gereğince uzun süre tutukluluk halinin sürdürülmesi gerekçelerinin vemakul sürede hakkında karar verilip verilmediğinin ve dolayısıyla davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi açısından, hakkındaki soruşturma ve kovuşturma kapsamı incelenerek, soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesinin nedenlerinin incelenmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, öncelikle tazminat istemine konu olan dayanak dosyadaki iddianame,davacıya (sanığa) ait tutuklama kararları, tutuklama inceleme tutanakları, davacı (sanık) ile ilgili tutanak ve belgeler getirtilip davacının taleplerinin incelenmesi gerektiğinin düşünülmemesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 19/son maddesi “Hürriyeti kısıtlanan kişilerin en kısa zamanda bırakılmasının“ sağlanmasını öngördüğü gibi yine Anayasa'nın 90/son maddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalardan olan ve uygulama önceliği olan, İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/maddesindeki “Yakalanan veya tutuk durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır” düzenlemeleri ile birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1-d maddesine göre, “Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen” kişilere de tazminat verilmesini öngördüğünden, somut olayda beş yıllık azami tutukluluk süresinin dolup dolmadığı da nazara alınarak tutukluluğun yasal dayanağının kalıp kalmadığı irdelenerek, tutukluluk hali ve yargılama süreci yönünden makul sürenin aşıldığı iddiasınındeğerlendirilmesinden sonra sanığın tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 142/7 maddesi gereğince taraflar adına açıklamalı çağrı kağıdı çıkarılarak, kararın duruşmalı olarak verilmesi gerektiği gözetilmeden, Cumhuriyet savcısından yazılı mütalaa alınarak tensiben davanın reddine karar verilmesi suretiyle, CMK’nın 142/7 ve 188/ maddelerine muhalefet edilmesi, isabetsiz olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/ maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un maddesi gereğince isteme aykırı olarak bozulmasına, 2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi." Bozma kararı üzerine Adana Ağır Ceza Mahkemesi 30/6/2016 tarihli ve E.2016/73, K.2016/329 sayılı kararıyla başvurucunun davasının kısmen kabulüne kısmen reddine ve başvurucuya 000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Başvurucu hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararını temyiz etmiştir. Temyiz incelemesi devam etmektedir. Başvurucu Deniz Yılmaz 14/2/2014 havale tarihli dilekçesiyle, Adana Ağır Ceza Mahkemesinde uzun süredir tutuklu olması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un maddesine dayanarak tazminat davası açmıştır. Bu dava, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 18/2/2014 tarihli ve E. 2014/53, K.2014/58sayılı kararıyla reddedilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 8/6/2015 tarihli ve E.2014/23346, K.2015/10032 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtayın bozma gerekçesi şu şekildedir:"...Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; davacı vekilinin, 2014 havale tarihli dava dilekçesi ile davacının 2009 yılından bu yana 5 yıldır tutuklu olarak yargılanmakta olduğunu ve yapılan yargılamanın Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/35 Esas sayılı dosyası üzerinden yürütüldüğünü, davacı hakkında her defasında kanundaki ibarelerin tekrar edilmesi suretiyle tutukluluk halinin devamına karar verildiğini, tutuklamanın koruma tedbiri olduğu kuralının ihlal edildiğini ve davacı hakkında makul sürede karar verilmediğini belirterek CMK'nın maddesinin fıkrasının (a) ve (d) bendleri uyarınca manevi tazminat talebinde bulunduğu dikkate alındığında, tazminat davasının dayanağı olan ceza dava dosyasının celp edilip, incelenerek denetime olanak verecek şekilde davacı ile ilgili evrakların onaylı suretleri dosyaya konularak, davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi ve CMK'nın 142/ maddesi gereğince, tarafların duruşmadan haberdar edilerek duruşmalı olarak karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'nın maddesi gereğince isteme uygun olarak bozulmasına,[karar verildi]. " Bozma kararı üzerine Adana Ağır Ceza Mahkemesi 5/2/2016 tarihli ve E.2015/347, K.2016/63 sayılı kararıyla başvurucunun davasının reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şu şekildedir:"...Davacının tazminat talebinin CMK'nın 141/1-a-d bendine dayandığı, CMK'nın 141/1-a-d maddesine dayanılarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilmek için Yargıtay Ceza Dairesi'nin yerleşik kararları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ve maddeleri gereğince davacının kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul süre içerisinde yargılama merciine çıkarılmaması ve bu süre içerisinde de hakkında hüküm verilmemesi gerektiği, davacının da üzerine atılı ve iddia olunan suçlar nedeniyle usulüne uygun olan ve makul olan gözaltına alma işleminden sonra 01/10/2009 tarihinde tutuklandığı, hakkında tutukluluk halinin devamına karar verildiği, bu kararların da davacıya tebliğ edildiği, yargılamanın davacı ile yargılanan ve birleştirilen dosyalardaki sanık sayısı da gözetildiğinde makul sayılabilecek nitelikte 03/02/2011 tarihinde sona erdirildiği, kovuşturma aşamasının yargılama safhasında yargılamanın ve tutukluluk halinin Ağır Ceza Mahkemelerinde öngörülen CMK'nın 102/2 maddesindeki 2 yıllık süreyi aşmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12/04/2011 tarih, 2011/1-51 Esas, 2011/42 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere Yargıtay aşamasında bozma ilamına kadar geçen sürenin de uzun tutukluluk süresinden sayılamayacağı yönündeki tespiti, bozma ilamından sonra da Adana Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/35 Esas sayılı dava dosyasında davacının tutukluluk halinin devamına ve bu tutukluluk durumunun 30'ar günlük değerlendirilmesi halinde aynı gerekçelerin tekrarlanmaksızın farklı sebeplerle tutukluluk halinin devamına karar verildiği, 6526 Sayılı Yasayla TMK 10 Madde İle GörevliÖzel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmış olduğu, davacının da tutukluluk halinin yine CMK'nın 102/2 maddesinde belirtilen en fazla 5 yıllık olabilecek tutukluluk süresini aşmadan sonlandırıldığı, tutuklama, tahliye yazıları ve tutukluluk halinin devamına dair verilen kararlara ilişkin duruşma tutanakları da hep birlikte değerlendirildiğinde, davacının kanunda belirtilen koşullar kapsamında tutuklandığı ve tutukluluk halinin devamına karar verildiği, ayrıca kanuna uygun olarak tutuklandıktan sonra makul süre içerisinde yargılama mercii olan Adana TMK 10 İle Görevli Ağır Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarıldığı, yargılamanın halen derdest olmasının TMK 10 maddesi ile görevli olan Ağır Ceza Mahkemelerinin kapatılmasından kaynaklandığı, kaldı ki Genel Görevli Mahkemece de davacının tutukluluk halinin sonlandırıldığı, bu haliyle makul sürede yargılanmadığı yönündeki iddia bakımından tazminatı gerektiren bir hak ihlalinin bulunmadığı anlaşıldığından ....[temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verilmiştir.] " Başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin kararını temyiz etmiştir. Temyiz incelemesi devam etmektedir. Başvurucu Mehmet Güler 14/2/2014 havale tarihli dilekçesiyle, Adana Ağır Ceza Mahkemesinde uzun süredir tutuklu olması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un maddesine dayanarak tazminat davası açmıştır. Bu dava Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 23/5/2014 tarihli ve E.2014/92, K.2014/208sayılı kararıyla reddedilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 29/2/2016 tarihli ve E.2015/2851, K.2016/3143 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtayın bozma gerekçesi şu şekildedir:"...Aynı şekilde tutuklamanın uzun sürmesi nedeniyle açılacak tazminat davalarında dayanak mahkeme kararının kesinleşmesi beklenmeyeceği gibi, davacının beraat etmesi koşulunun aranmayacağı da dikkate alınarak bu çerçevede, dosya kapsamı itibariyle 2009 tarihinde tutuklanan ve dosyaya fotokopisi sunulan ve dosya içerisine alınan bir kısım kararlara göre tutukluluk hali farklı tarihlerde uzatılan sanık (davacı) hakkında 5271 sayılı CMK’nın 141/l-a-d maddeleri gereğince uzun süre tutukluluk halinin sürdürülmesi gerekçelerinin, makul sürede hakkında karar verilip verilmediğinin ve dolayısıyla davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi açısından, hakkındaki soruşturma ve kovuşturma kapsamı incelenerek, soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesinin nedenlerinin incelenmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasının celp edilip soruşturma ve kovuşturma kapsamı ayrıntılı olarak incelenip bu hususa ilişkin ayrıntılı dosya inceleme tutanağı da düzenlenerek, özellikle davacı (sanık) hakkında düzenlenmiş olan yakalama, gözaltı ve ifade tutanakları, tutuklama kararı, tüm tutuklama inceleme tutanakları, tutuklama ve tahliye müzekkereleri ile iddianameler başta olmak üzere ilgili bütün karar, tutanakvebelgelerineksiksiz ve Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde aslı ya da onaylı örnekleri de dosya içine alınarak yargılamaya konu olayın, savcılık ve mahkemece yapılan işlemlerin kapsamı ve niteliği ile soruşturma aşamasından itibaren yargılama süreci boyunca geçirilen tüm safhalar belirlenip göz önünde bulundurularak, davacının taleplerinin incelenmesi ve yukarıda bahsedilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 19/son maddesi “Hürriyeti kısıtlanan kişilerin en kısa zamanda bırakılmasının" sağlanmasını öngördüğü gibi yine Anayasa'nın 90/son maddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalardan olan ve uygulama önceliği olan, İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/ maddesindeki “Yakalanan veya tutuk durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır” düzenlemeleri ile birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1-d maddesine göre, “Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen” kişilere de tazminat verilmesini öngördüğünden, somut olayda beş yıllık azami tutukluluk süresinin dolup dolmadığı da nazara alınarak tutukluluğun yasal dayanağının kalıp kalmadığı irdelenerek, tutukluluk hali ve yargılama süreci yönünden makul sürenin aşıldığı iddiasının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'nın maddesi gereğince isteme aykırı olarak bozulmasına... [oybirliği ile karar verildi.] " Bozma kararı üzerine dava, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/229 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama devam etmektedir.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi, maddesi, maddesinin delaletiyle maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, maddesinin birinci fıkrası, maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 3713 S.Y. 5/1, 3713 S.Y. 7/2, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, maddesinin ikinci fıkrası 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312,313, 314, 315)…(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:" (1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;...d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler...." Aynı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."