TÜRKİYE CUMHUR İYETİ ANAYASA MAHKEMES İ GENEL KURUL KARAR ÖMER S İVRİKAYA BA ŞVURUSU (Başvuru Numaras ı: 2020/3519) Karar Tarihi: 25/10/2023 R.G. Tarih ve Say ı: 14/12/2023-32399 Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 2GENEL KURUL KARAR Başkan : Zühtü ARSLAN Başkanvekili : Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Muammer TOPAL M. Emin KUZ R ıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTE Ş Basri BAĞCI İrfan FİDAN Kenan YA ŞAR Mu
TÜRKİYE CUMHUR İYETİ ANAYASA MAHKEMES İ GENEL KURUL KARAR ÖMER S İVRİKAYA BA ŞVURUSU (Başvuru Numaras ı: 2020/3519) Karar Tarihi: 25/10/2023 R.G. Tarih ve Say ı: 14/12/2023-32399 Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 2GENEL KURUL KARAR Başkan : Zühtü ARSLAN Başkanvekili : Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Muammer TOPAL M. Emin KUZ R ıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTE Ş Basri BAĞCI İrfan FİDAN Kenan YA ŞAR Muhterem İNCE Raportör : Fatih ALKAN Başvurucu : Ömer SİVRİKAYA Vekili : Av. Özlem YILMAZ I. BAŞVURUNUN KONUSU 1. Başvuru, evlilik birli ği içinde aldat ıldığını ileri süren e şin üçüncü ki şiye karşı açt ığı manevi tazminat davas ının reddedilmesi nedeniyle aile hayat ına sayg ı hakk ının ihlal edildiği iddias ına ilişkindir. II. BAŞVURU SÜREC İ 2. Başvuru 21/1/2020 tarihinde yap ılm ıştır. Komisyonca ba şvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm taraf ından yap ılmas ına karar verilmi ştir. 3. Başvuru belgelerinin bir örne ği bilgi için Adalet Bakanl ığına (Bakanl ık) gönderilmi ştir. Bakanl ık, görüşünü bildirmi ştir. Başvurucu, Bakanl ık görüşüne karşı beyanda bulunmam ıştır. Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 34.İkinci Bölüm ba şvurunun Genel Kurul taraf ından incelenmesine karar vermi ştir. III. OLAY VE OLGULAR 5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildi ği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 6. Başvurucu ile A.K. 2001 y ılında evlenmi ştir. Müşterek iki çocuk sahibi olan taraflar ın 2011 y ılında karşılıklı olarak açt ığı boşanma davalar ı Konya 1. Aile Mahkemesi taraf ından birle ştirilmiştir. A.K. sundu ğu dava dilekçesinde, evlili ğin başvurucunun tutum ve davran ışlar ı nedeniyle çekilmez hâle geldi ğini ileri sürmü ştür. Başvurucu ise dava dilekçesinde evlilik birli ğinin mevcut hâle gelmesinde güven ve sadakat yükümlü ğünü ihlal eden A.K.n ın kusurlu oldu ğu iddias ında bulunmu ştur. Her iki taraf, bo şanmayla birlikte tazminata hükmedilmesini talep etmi ştir. 7. Aile Mahkemesinin 25/2/2013 tarihli karar ıyla davac ı kad ın A.K.n ın açt ığı davan ın kabulü ile taraflar ın boşanmalar ına, çocuklar ın velayetinin ba şvurucuya verilmesine karar verilmi ştir. Karar ın gerekçesinde; her ne kadar ba şvurucu, e şinin güven ve sadakat yükümlülü ğünü ihlal etti ğini iddia etmi şse de başvurucunun o dönem ayr ı yaşadığı eşini müşterek konuta döndürebilmek amac ıyla girişimlerde bulundu ğu, bu nedenle e şini affetti ği veya en az ından iddia edilen hususlar ı hoşgörüyle kar şılad ığı değerlendirildi ğinde başvurucunun bo şanmaya ili şkin talebinin yerinde görülmedi ği belirtilmi ştir. Ayr ıca evlili k birliğinin mevcut hâle gelmesinde ba şvurucunun kusurlu oldu ğu ifade edilmi ştir. 8. Taraflar ın temyizi üzerine Yarg ıtay 2. Hukuk Dairesinin 8/10/2013 tarihli karar ıyla Aile Mahkemesince verilen karar ın bozulmas ına hükmedilmi ştir. Söz konusu kararda; daval ı-karşı davac ı olan başvurucunun A.K.n ın güven sars ıcı davran ışlar ının ortaya çıkmas ından sonra bar ışma görüşmelerini bitirdi ğini beyan etti ği, bu yöndeki iddian ın tan ık beyanlar ıyla doğruland ığı, dolay ısıyla başvurucunun davac ı-karşı daval ı kad ının kusurlu davran ışlar ını affettiğinin kabul edilemeyece ği vurgulanm ıştır. Ayr ıca taraflar aras ında ortak hayat ı temelinden sarsacak derecede ve birli ğin devam ına imkân vermeyecek nitelikte geçimsizlik oldu ğuna, bu sonucun ortaya ç ıkmas ında yaln ızca başvurucunun de ğil A.K.n ın da kusuru bulundu ğuna, başvurucunun dava açmakta hakl ı olduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunulmu ştur. Yarg ıtay ın bozma karar ı üzerine Aile Mahkemesince yap ılan yarg ılama neticesinde verilen kararla taraflar ın eşit kusurlu oldu ğuna, başvurucunun açt ığı karşı boşanma davas ının da kabulüne karar verilmi ştir. 9. Başvurucu, evlili ğin devam etti ği süreçte eski e şi A.K. ile birlikte oldu ğu iddias ıyla üçüncü ki şi olan H.M.Z. aleyhine 14/2/2014 tarihinde manevi tazminat davas ı açm ıştır. Dava dilekçesinde; çocuklar ının A.K.n ın kendisini ad ı geçen ki şiyle aldatt ığına ilişkin somut anlat ımlar ının olduğunu, vardiyal ı olarak çal ışmas ı nedeniyle evde olmad ığı zamanlarda A.K.n ın daval ıyı eve ald ığını, A.K. ile H.M.Z. aras ında yoğun bir telefon trafi ği olduğunu ileri sürmü ştür. Söz konusu gayrime şru ilişki nedeniyle ki şilik haklar ının zarar gördüğünü belirten ba şvurucu; ailenin korunmas ına ilişkin düzenlemelerin yaln ızca aileyi değil toplumu da yak ından ilgilendirdi ğini, aldatma durumunda üçüncü ki şinin haks ız fiil sorumlulu ğunun olu şacağına ilişkin Yarg ıtay Hukuk Genel Kurulunca verilen bir karar ın olduğunu, uğrad ığı manevi zararlardan evli oldu ğunu bilerek eski e şiyle evlilik birli ği içinde ilişkiye giren ki şinin sorumlu tutulmas ı gerektiğini iddia etmi ştir. Başvurucunun ayn ı dava dilekçesiyle eski e şine karşı açt ığı tazminat davas ı ise tefrik edilmi ştir. Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 410. Savunma dilekçesinde daval ı H.M.Z.; A.K. ile herhangi bir samimiyeti ya da gayrimeşru ilişkisi olmad ığını, söz konusu iddialar ın iftira oldu ğunu, ailece birkaç kez birbirlerini misafir ettiklerini, A.K. ile telefonda hiçbir zaman görü şmediğini, başvurucunun iddia etti ği telefon numaras ının kendisine ait olmad ığını, isnat edilen hususlar ı kabu l etmediğini beyan etmi ştir. 11. Konya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi üçüncü ki şi olan daval ı H.M.Z.nin eyleminin 11/1/2011 tarihli ve 6098 say ılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesi kapsam ında kişilik haklar ına bir sald ırı oluşturmad ığı gerekçesiyle davan ın reddine karar vermi ştir. Karar ın gerekçesinde 22/11/2001 tarihli ve 4721 say ılı Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen sadakat yükümlülü ğünün eşin evlenmeyle kurulan aile birli ğinin taraf ı olmas ından kaynakland ığı, daval ının eyleminin do ğrudan ba şvurucunun bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka ayk ırı bir fiil olarak kabul edilemeyece ği, 4721 say ılı Kanun'un sadakat yükümlülü ğünü ihlal eden e şin eylemini birlikte gerçekle ştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirmedi ği belirtilmi ştir. Ayr ıca daval ının eylemi nedeniyle 6098 say ılı Kanun'un müteselsil sorumlulu ğa ilişkin hükümlerinin de uygulanma imkân ı bulunmad ığı, zarar ın meydana gelmesinden daval ının asli olarak sorumlu tutulamayaca ğı, kanuni düzenlemelerin arad ığı anlamda i ştirak hâlinin de olmad ığı, eylemin i ştiraken gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için müstakilen ve asli olarak da i şlenebilir olmas ının gerektiği ifade edilmi ştir. Kararda, haks ız fiil sorumlulu ğunu geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülü ğünü ihlal etmeye i ştirak çerçevesinde de ğerlendirmenin söz konusu sorumlulu ğu belirsiz hâle getirece ği, bu nedenlerle iddia edilen hususlar ın başvurucunun kişilik değerlerine sald ırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilmedi ği vurgulanm ıştır. 12. Temyiz talebi Yarg ıtay 4. Hukuk Dairesinin 27/12/2018 tarihli karar ıyla, karar düzeltme talebi ise ayn ı Dairenin 28/11/2019 tarihli karar ıyla reddedilmi ş ve kara r kesinleşmiştir. 13. Başvurucu nihai karar ı 24/12/2019 tarihinde ö ğrenmiştir. IV.İLGİLİ HUKUK A.İlgili Mevzuat 14. 4721 say ılı Kanun'un "Genel olarak" kenar ba şlıklı 185. maddesinin üçünc ü fıkras ı şöyledir: "Eşler birlikte ya şamak, birbirine sad ık kalmak ve yard ımc ı olmak zorundad ırlar." 15. 4721 say ılı Kanun'un "Maddî ve manevî tazminat" kenar ba şlıklı 174. maddesi şöyledir: "Mevcut veya beklenen menfaatleri bo şanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden ki şilik hakk ı sald ırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." 16. 6098 say ılı Kanun'un "Genel olarak" kenar başlıklı 49. maddesi şöyledir: Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 5"Kusurlu ve hukuka ayk ırı bir fiille ba şkas ına zarar veren, bu zarar ı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kural ı bulunmasa bile, ahlaka ayk ırı bir fiille başkas ına kasten zarar veren de, bu zarar ı gidermekle yükümlüdür." 17. 6098 say ılı Kanun'un "Kişilik hakk ının zedelenmesi" kenar başlıklı 58. maddesi şöyledir: "Kişilik hakk ının zedelenmesinden zarar gören, u ğrad ığı manevi zarara kar şılık manevi tazminat ad ı alt ında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminat ın ödenmesi yerine, di ğer bir giderim biçimi kararla ştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle sald ırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu karar ın yay ımlanmas ına hükmedebilir." B.İlgili Yarg ı Kararlar ı 18. Yarg ıtay İçtihad ı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 6/7/2018 tarihli ve E.2017/5, K.2018/7 say ılı karar ının ilgili k ısm ı şöyledir: "... İçtihad ı birleştirmenin konusu; evlilik birli ği devam ederken e şlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü ki şiye karşı diğer eşin manevi tazminat istemind e bulunup bulunamayaca ğı hususundad ır. İçtihad ı birleştirme konusunun aile kurumu v e evlilik birli ği ile yak ından ilişkili olmas ı nedeniyle, öncelikle aile hukuku ba ğlam ında irdelenmesi gerekmektedir. Yasal dayana ğını TMK'n ın 185. maddesinin 3. f ıkras ından alan e şler aras ındaki sadakat yükümlülü ğü, evlilik birli ğinin taraflar ını oluşturan eşlerin birbirlerine kar şı ileri sürebilecekleri nispi bir hak olup e şler bu yükümlülü ğün ihlal edilmemesini anca k birbirinden talep edebilirler. Bu do ğrultuda aile hukukunda evlilik birli ğinin devam ı sıras ında eşlerden birinin sadakat yükümlülü ğüne ayk ırı davran ışına karşı diğer eşin başvurabilece ği çeşitli hukuki yollar ve uygulanacak yapt ırımlar düzenlenmi ştir. Bu yapt ırımlardan biri olan ve TMK'n ın 174. maddesinin 2. f ıkras ındaki düzenlemeye göre 'Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden ki şilik hakk ı sald ırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir'. Bu madde gere ğince manevi tazminat sadece kusurlu olan di ğer eşten ve ancak bo şanma davas ı ile birlikte istenebilir. Bir kimsenin e şi taraf ından aldat ılmamay ı isteme hakk ı şeklinde herkese kar şı ileri sürebilece ği mutlak bir ki şilik hakk ı yasalarda yer almad ığından aldatma eylemine kat ılan üçüncü ki şinin aldat ılan eşin bir mutlak hakk ını ihlal etmesi söz konusu de ğildir. Başka bir anlat ımla, evlilik birli ğinin taraf ı olmayan ve dolay ısıyla sadakat yükümlülü ğü bulunmayan üçüncü ki şinin eşler aras ındaki evlilik sözle şmesinden kaynaklanan yükümlülüklere uyma zorunlulu ğu bulunmamaktad ır. Bu noktada evli bir kimseyle duygusal ya da cinsel birliktelik ya şayan üçüncü ki şinin manevi tazminat sorumlulu ğunun hukuki dayana ğının Borçlar Hukukumuzdaki haks ız fiile ilişkin düzenlemeler çerçevesinde şekillendiği görülmektedir. Bu nedenle üçüncü ki şinin eyleminde haks ız fiilin unsurlar ının bulunup bulunmad ığı hususu de ğerlendirilmelidir. TBK'n ın 49. maddesinin 1. f ıkras ına göre haks ız fiil sorumlulu ğunun söz konusu olabilmes i için diğer koşullar ın yan ı sıra zarara sebep olan fiilin hukuka ayk ırı olmas ı aranmaktad ır. Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 6Bu bak ımdan öncelikle evli bir ki şiyle evli oldu ğunu bilerek birlikte olan üçüncü ki şinin eyleminde hukuka ayk ırılık unsurunun bulunup bulunmad ığı incelenmelidir. Hukuka ayk ırılık unsurunun gerçekle şebilmesi için hukukumuzda benimsenen objekti f hukuka ayk ırılık teorisine göre, bir özel koruma normunun veya herkese kar şı ileri sürülebilen mutlak bir hakk ın ihlal edilmi ş olmas ı gerekir. Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlar ı ve daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi taraf ından yeni bir düzenleme yap ılmamas ı neticesinde 765 say ılı TCK'dan zina suçunun ç ıkar ılmas ı ve 5237 say ılı TCK'da suç olarak düzenlenmemesinin yan ı sıra Medeni Hukuk alan ında da evli bir ki şiyle birlikte olmay ı yasaklayan bir hukuk kural ına rastlanmamas ı karşısında, üçüncü ki şinin aldat ılan eşe karşı bu nedenle sorumlu oldu ğunu düzenleyen herhangi bir nor m bulunmamaktad ır. Bu durumda üçüncü ki şinin eyleminin herhangi bir koruma normunu ihlal etti ği söylenemeyece ğinden bu yönden hukuka ayk ırı kabul edilmesine olana k bulunmamaktad ır. Dolay ısıyla hukuka ayk ırılık koşulu gerçekle şmeyen bir eylem nedeniyle TBK'n ın 49. maddesinin 1. f ıkras ı gereğince haks ız fiil sorumlulu ğunun söz konusu olmad ığı açıktır. Bunun yan ında, içtihad ı birleştirme konusu aç ısından belirleyici olmas ı nedeniyle değerlendirilmesi gereken ba şka bir husus ise TMK'n ın 24. ve 25. maddelerinde düzenlene n kişilik hakk ına ilişkin hükümlerdir. Öncelikle belirtilmelidir ki, evlilik birli ği ve evlilik hayat ının kişiye toplum nezdinde sa ğlad ığı statü, eşlerin kişilik haklar ının bir parças ı olmay ıp eşlerin birbirleri üzerinde herhangi bir ki şilik hakk ı da bulunmamaktad ır. Aile hukukunda evlilik birli ğine ilişkin kurallara ayk ırı olan her davran ışın veya her bo şanma nedeninin di ğer eşin kişilik haklar ına sald ırı teşkil ettiği söylenemez. Nitekim TMK'n ın 174. maddesi, bo şanmaya sebep olan olaylar ın ancak di ğer eşin kişilik haklar ına sald ırı oluşturmas ı durumunda manevi tazminata hükmedilebilece ğini düzenlemi ştir. Bir kişiye s ırf evlilik ba ğı ile bağlı olman ın, evli ki şilerin şahıs varl ıklar ına dâhil bağıms ız bir kişilik değeri yaratt ığını kabul etmek ise, s ınırlı say ıdaki baz ı değerler i korumay ı amaçlayan temel koruma normlar ının, kişilik haklar ı üzerinden genişlemes i sonucunu do ğurur. Gerçekten de, evlilik statüsünü, mutlak baz ı haklara da dayanak hâl e getirmek; aile hukuku aç ısından sadakat yükümlülü ğünün nispili ğini, haks ız fiil hukuku açısından ise 'e şi taraf ından sadakatsizli ğe uğrat ılmama (!)' gibi bir temel koruma normunun bulunmay ışını, kişilik haklar ı üzerinden dolanmak demektir (Demircio ğlu, s. 710). Eşlerden biri yaln ızca diğer eşten sadakat yükümlülü ğüne uygun davranmas ını talep edebilir. Üçüncü ki şinin sadakat yükümlülü ğünün bulunmamas ı nedeniyle, evli e şle birlikte olan üçüncü ki şinin bu davran ışının diğer eşin kişilik haklar ına doğrudan bir sald ırı niteliğinde oldu ğu söylenemez. Bu noktada dikkat edilmesi gereken ba şka bir husus ise ölüm ve a ğır bedensel zararlar dışında başkaca kişilik hakk ına sald ırı nedeniyle yans ıma yoluyla zarar tazminine Kanun'un izin vermemi ş olmas ıdır (6098 say ılı TBK m.56/2). Bu durumda hukuka ayk ırılık bağının bulunmamas ı sebebiyle hiç kimsenin, bir ba şkas ının onur ve sayg ınlığına, özel hayat ının gizliliğine veya s ırlar ına yönelik bir sald ırıdan dolay ı yans ıma yoluyla manevi zarar gördüğü iddias ıyla tazminat istemesine olanak bulunmamaktad ır. Görülmektedir ki eylem doğrudan kendisine yöneltilmeyen ki şinin bu eylemden dolay ı uğrad ığı yans ıma zararlar ının tazmini, bunu mümkün k ılan aç ık bir düzenleme bulunmad ıkça söz konusu olmayacakt ır. Aldat ılan eşin üçüncü ki şiye yöneltti ği tazminat talepleri bak ımından ise ayn ı sonuc a 'evleviyetle' ula şılmal ıdır. Zira bu tür olaylarda yans ıma bir zarar ın varl ığından dahi bahsedilemez. Gerçekten de, üçüncü ki şinin cinsel birliktelik ya şadığı eşe karşı herhangi bir hukuka ayk ırı fiili bulunmamaktad ır ki, ayn ı fiil ile di ğer eşin de ki şilik haklar ına sald ırıldığından bahsedilsin ve zina yapan e şin uğrad ığı herhangi bir zarar Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 7bulunmamaktad ır ki, diğer eşin yans ıyan bir zarar ı mevcut olsun. Bu sebeple, di ğer eşin, üçüncü ki şinin fiili yüzünden apaç ık bir manevî zarara u ğrad ığı kabul edilse dahi, bu zararlar ın giderilmesi, ancak bu yönde aç ık bir düzenlemenin varl ığı halinde mümkün kabul edilmelidir (Demircio ğlu, s. 713). TBK'n ın 49. maddesinin 2. f ıkras ı zarara sebep olan fiili yasaklayan bir hukuk kural bulunmasa bile, ahlâka ayk ırı bir fiille kasten ba şkas ına zarar veren ki şinin de haks ız fiil sorumlulu ğunu kabul etmi ştir. Evli bir ki şiyle birlikte olan üçüncü ki şinin eyleminin ahlâka ayk ırı olduğunu söylemek mümkündür ancak üçüncü ki şinin TBK'n ın 49. maddesinin 2. fıkras ına göre tazminatla sorumlu oldu ğunu kabul edebilmek için birlikte oldu ğu kişinin evli olduğunu bilmesine ra ğmen bu fiili i şlemesi yeterli de ğildir. Çünkü TBK'n ın 49. maddesini n 2. f ıkras ı, ayn ı maddenin 1. f ıkras ındaki düzenlemeden farkl ı olarak ahlâka ayk ırı fiilin kasten zarar verme amac ıyla işlenmesi gerekti ğini belirtmi ştir. Mülga 818 say ılı Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinin 2. f ıkras ında yer alan 'bilerek ' sözcüğünün yerine 6098 say ılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinin 2. f ıkras ında 'kasten' sözcü ğü kullan ılmıştır. Kusurun en a ğır derecesi olan kast, failin zarara neden ola n sonucu bilmesinin yan ında bu sonucu isteyerek eylemini gerçekle ştirmesini ifade eder. Bu durumda kanun koyucunun maddenin yeniden düzenlenmesi s ıras ında ahlâka ayk ırı bir fiille başkas ına zarar veren ki şinin sonucu bilmesini yeterli görmedi ği, ayn ı zamand a istemesini de gerekli gördü ğü yorumunu yapmak mümkündür. Bu bak ımdan, evli oldu ğunu bilerek bir ki şiyle birlikte olan üçüncü ki şinin eylemi, evlilik birli ğine karşı göstermesi gereken özen ve sayg ıyı göstermemi ş olmas ı nedeniyle te k başına TBK'n ın 49/2. maddesine göre sorumlulu ğunu gerektirmez. Ayr ıca üçüncü ki şinin aldatma eylemine kat ılmas ının, aldatan e şe karşı duyduğu duygusal yak ınlıktan kaynaklanmas ı veya eylemin para kar şılığı gerçekle şmesi de olas ıdır. Bu durumlarda da eylem ahlâka ayk ırı kabul edilse bile aldat ılan eşe kasten zarar verme amac ı taşıdığını söylemek her zaman mümkün de ğildir. Kanunda belirtildi ği anlamda kasten zarar verm e amac ının gerçekle şmesi için üçüncü ki şinin ahlâka ayk ırı bu fiili, salt birlikte oldu ğu kişinin eşine zarar verme kast ıyla işlemiş olmas ı gerekmektedir. Evli ki şiyle birlikte olan üçüncü kişinin s ırf diğer eşe zarar verme kast ıyla hareket etti ğinden bahsedilemedi ği taktirde, art ık üçüncü ki şinin bu fiili TBK 49/2 ye göre tazminat ı gerektirmeyecektir. Ba şka bir anlat ımla evli olduğunu bildikleri bir ki şiyle ilişkiye giren tüm üçüncü ki şilerin aldat ılan eşe zara r vermeyi bilerek ve isteyerek hareket ettiklerine dair bir ön kabul yerinde de ğildir. Zira evli olduğunu bildiği bir kişiyle ilişkiye giren üçüncü ki şi, aldat ılan eşin zarara u ğrayacağını biliyor ve do ğrudan do ğruya bu sonucun gerçekle şmesini istememekle birlikte; gerçekleşmesini göze al ıyorsa, ihtimali kastla hareket etmi ş kabul edilir (Badur/Tura n Başara, s. 126). Öte yandan, konunun incelenmesi s ıras ında müteselsil sorumlulu ğa ilişkin hükümlerin de değerlendirilmesi gerekmektedir. TBK'n ın 61. maddesine göre birden fazla ki şinin birlikte bir zarara sebebiyet vermeleri veya ayn ı zarardan çe şitli sebeplerden dolay ı sorumlu olmalar ı durumunda müteselsil sorumluluk söz konusu olacakt ır. Ancak bu kişilerin her birinin davran ışlar ı gereği sorumlu tutulabilmeleri, söz konusu normun ön şart ıdır. Aldatan e ş ve üçüncü ki şinin birlikte bir zarara sebebiyet verip, müteselsil sorumlu olabilmeleri için; üçüncü ki şinin fiilinin de hukuka (veya ahlâka) ayk ırı olmas ı gerekir (Badur/Turan Ba şara, s. 128). Konumuz aç ısından üçüncü ki şinin fiilinin haks ız fiil olarak nitelendirilebilmesine olanak bulunmad ığından sadece aldatma fiiline i ştirak etmes i nedeniyle, aldatan e şle birlikte TBK'nun 61. maddesi çerçevesinde müteselsilen sorumlu tutulabilmesi mümkün de ğildir. Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 8Görüldüğü üzere evlilik birli ği devam ederken e şlerden biri ile evli oldu ğunu bilerek birlikte olan üçüncü ki şinin, aldat ılan eşe karşı manevi tazminat sorumlulu ğu ile ilgil i olarak kanunlar ımızda özel bir tazminat hükmü yer almamas ına rağmen, haks ız fiile ilişkin genel koşullar ı da taşımayan eyleminden dolay ı üçüncü ki şi aleyhine yarg ı karar ıyla tazminat sorumlulu ğu ihdas edilmesi, evlilik birli ğinin ve aile bütünlü ğünün korunmas ı gibi saiklerle dahi kabul görmemelidir. Hemen belirtilmelidir ki, üçüncü ki şinin kat ıldığı aldatma eylemi ile ba ğlant ılı olmakla birlikte sadakatsizlik olgusundan farkl ı olarak, bağıms ız, özel ve nitelikli bir ki şilik hakk ı ihlali durumunda, e ş söyleyişle üçüncü ki şinin doğrudan aldat ılan eşin kişilik değerlerine yönelik hukuka ayk ırı bir fiilde bulunmas ı durumunda manevi tazminat sorumlulu ğunun doğacağında tereddüt bulunmamaktad ır. Bu kapsamda örne ğin, aldatma eylemi ile ba ğlant ılı olarak üçüncü ki şinin, aldat ılan eşin konut dokunulmazl ığını ihlal etmesi, özel ya şam ına müdahale etmesi, s ır alan ına girmesi, ele geçirdi ği baz ı özel bilgileri if şa etmesi, kulland ığı söz ve di ğer ifadeler ile onur ve sayg ınlığını zedelemesi gibi eylemlerinde hukuka ayk ırılık unsurunun gerçekle ştiği şüphesizdir. Hâl böyle olunca, üçüncü ki şi taraf ından gerçekle ştirilen ba şkaca bir ki şilik hakk ı ihlali bulunmad ıkça, salt evli bir ki şiyle birlikte olmak şeklindeki eyleminden dolay ı aldat ılan eşin üçüncü ki şiden manevi tazminat isteyebilmesinin mümkün bulunmad ığı sonuç ve kanaatine var ılmıştır. V. SONUÇ: Yukar ıda aç ıklanan yasal düzenlemeler, yarg ısal ve bilimsel içtihatlarla bu çerçevede yap ılan değerlendirmeler sonucunda 'evlilik birli ği devam ederken e şlerden biri ile evli oldu ğunu bilerek birlikte olan üçüncü ki şiye karşı diğer eşin manevi tazmina t isteminde bulunamayaca ğı' yönünde ... oy çoklu ğu ile karar verilmi ştir." 19. Yarg ıtay 4. Hukuk Dairesinin 29/9/2020 tarihli ve E.2020/2587, K.2020/3043 say ılı karar ının ilgili k ısm ı şöyledir: "Dava konusu uyu şmazl ık, evlilik birli ği devam ederken, e şlerden biri ile evli oldu ğunu bilerek birlikte olan üçüncü ki şiden diğer eşin maddi ve manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayaca ğı hususundad ır. Yarg ıtay İçtihatlar ı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E.-2018/7 K. say ılı karar ında da belirtildi ği üzere; TMK 185/3 maddesinde düzenlene n sadakat yükümlü ğü, evlilik sözle şmesinden kaynaklanmakta olup, ihlal edilmesi durumunda yaln ızca sözle şmenin taraflar ının yani eşlerin birbirlerine kar şı ileri sürebilecekleri nisb i hak niteli ğindedir. Yani mutlak bir hak mahiyetinde olmad ığı için, herkese kar şı ileri sürülemez. Davac ı, kişilik hakk ı ihlallerini düzenleyen genel hükümlere yani TMK n ın 24-25 ve TBK n ın haks ız fiil sorumlulu ğuna ilişkin temel düzenlemesi olan 49/1 (BK. 41/1) ve kişilik değerlerinin zedelenmesine ili şkin TBK 58. (BK 49.) maddelerine de dayanamaz. Söz konusu yasa maddeleri gere ğince haks ız fiil sorumlulu ğundan söz edilebilmesi için, diğer şartlar ın yan ında ayr ıca zarara sebep olan fiilin hukuka ayk ırı olmas ı yani emredic i bir hukuk normuna ayk ırı olmas ı gerekir. Somut olayda, e ş olmayan daval ı yönünden fiilin hukuka ayk ırılık şart ı gerçekleşmemiştir. Müteselsil sorumlulu ğa ilişkin hükümlerin de uygulanmas ı mümkün de ğildir. Zira, TBK n ın 61. (BK 50.) maddesinde birden fazla ki şinin ortak kusurlu davran ışlar ı nedeniyle bir zarara yol açmalar ı durumunda müteselsil sorumlulu ğun söz konusu olaca ğı düzenlenmi ştir. Bu kapsamda sorumlulu ğa gidilebilmesi için, aldatan e ş ile birlikte olan daval ının fiilinin de hukuka ayk ırı olmas ı gerekir. Daval ının dava d ışı eş ile birlikteli ği şeklindeki davran ışı, aldat ılan eş yönünden haks ız fiil olarak nitelendirilemeyece ğinden müteselsil sorumluluk esas ına göre de sorumlulu ğuna gidilemez. Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 9Aldat ılan eş yans ıma yoluyla zarara u ğrad ığını da iddia edemez. Zira üçüncü ki şinin aldat ılan eşe karşı herhangi bir hukuka ayk ırı eylemi ve verdi ği herhangi bir zara r bulunmad ığından, yans ıma yoluyla istenebilecek zarar da söz konusu olamaz. TBK n ın 49/2 (BK.41/2) maddeleri gere ği, fiilin emredici bir norma de ğil de sadece ahlaka ayk ırı olmas ı durumunda, sorumlulu ğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kast ıyla yani somut olayda, daval ının davac ı aldat ılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlam ış olmas ı gerekir. Sadece birlikte oldu ğu eşin evli oldu ğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli de ğildir. Şu durumda; aç ıklanan yasal düzenlemeler ve Yarg ıtay İçtihatlar ı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun yukar ıda an ılan karar ı uyar ınca yerel mahkemece, evlilik birli ği deva m ederken e şlerden biri ile evli oldu ğunu bilerek birlikte olan daval ıya karşı aç ılan davan ın tümden reddedilmesi gerekirken, yaz ılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden karar ın bozulmas ı gerekmiştir..." V.İNCELEME VE GEREKÇE 20. Anayasa Mahkemesinin 25/10/2023 tarihinde yapm ış olduğu toplant ıda başvuru incelenip gere ği düşünüldü: A. Başvurucunun İddialar ı ve Bakanl ık Görüşü 21. Başvurucu; ailenin toplumun temelini olu şturduğunu, devletin ailenin huzur ve refah ını sağlama konusunda anayasal yükümlülükleri bulundu ğunu, bunlardan birinin de ailenin ayakta kalmas ı ad ına tedbirler al ınmas ına ilişkin olduğunu ve aile kurumuna zarar verenlere yönelik yapt ırım uygulanmas ı gerektiğini ileri sürmü ştür. Toplumu olu şturan bireylerin de ailenin korunmas ı konusunda ödevleri oldu ğunu belirten ba şvurucu; aldat ılan eş olarak gururunun ayaklar alt ına al ındığını, çocuklar ının da dâhil edildi ği aldatma eylemi nedeniyle ki şilik haklar ının zarar gördü ğünü, tüm bu şartlara rağmen yuvas ının y ıkılmas ına neden olan ki şiye karşı açt ığı tazminat davas ının reddedildi ğini, devletin aile kurumuna zarar verenlere yapt ırım uygulamamas ı nedeniyle aileyi koruma konusundaki yükümlülüklerine ayk ırı şekilde hareket etti ğini iddia etmi ştir. Başvurucu; baba ve e ş olarak toplum nezdinde itibar sahibi oldu ğunu, üçüncü ki şinin eylemlerinin itibar ını zedeledi ğini, aldat ılmas ının hukuken korunmamas ı gerektiğini, haks ız fiilden kaynaklanan sorumlulu ğa ilişkin şartlar ın gerçekleştiğini, buna ra ğmen tazminat davas ının reddedilmesinin kabul edilemez oldu ğunu belirterek aile hayat ına sayg ı hakk ı ile maddi ve manevi varl ığın korunmas ı ve geliştirilmesi hakk ının ihlal edildi ğini ileri sürmü ştür. 22. Bakanl ık görüşünde, konuyla ilgili mevzuata ve baz ı yarg ı kararlar ına yer verilmiştir. Davan ın reddine ili şkin kararda Yarg ıtay içtihatlar ına dayan ıldığı, derece mahkemelerinin ba şvurucunun iddias ını gerek mevzuata gerekse Yarg ıtay içtihatlar ına uygun şekilde inceledi ği, mevzuat ı yorumlama ve uygulama şeklinin içtihatlarla uyumlu oldu ğu ifade edilmi ştir. Ayr ıca başvurucunun derece mahkemelerinin de ğerlendirmelerinin ölçülü olmad ığını veya aç ıkça keyfîlik içerdi ğini gösteremedi ği belirtilmi ştir. B. Değerlendirme 23. Anayasa n ın 20. maddesinin birinci f ıkras ının ilgili k ısm ı şöyledir: "Herkes, ... aile hayat ına sayg ı gösterilmesini isteme hakk ına sahiptir. ... aile hayat ının gizliliğine dokunulamaz." Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 1024. Anayasa n ın 41. maddesinin ilgili k ısm ı şöyledir: "Aile, Türk toplumunun temelidir ... Devlet, ailenin huzur ve refah ı ... için gerekli tedbirleri al ır, teşkilat ı kurar." 25. Anayasa Mahkemesi, olaylar ın başvurucu taraf ından yap ılan hukuki nitelendirmesi ile ba ğlı olmay ıp olay ve olgular ın hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Öncelikle belirtmek gerekir ki bo şanma aşamas ında da olsa devam eden resmî evliliklere ilişkin süreçleri kapsayan ve ailenin korunmas ına yönelik olan şikâyetler aile hayat ına sayg ı hakk ı kapsam ındad ır. Bu çerçevede ba şvurucunun aldatma eyleminin taraf ı olduğunu ileri sürdüğü üçüncü ki şiye karşı açt ığı manevi tazminat davas ının reddedilmesi ve aile hayat ına zarar veren ki şinin yapt ırıma uğrat ılmamas ı nedeniyle devletin aile kurumunun korunmas ına yönelik yükümlülüklerine ayk ırı şekilde hareket etti ğine ilişkin iddias ının aile hayat ına sayg ı hakk ı kapsam ında incelenmesi gerekti ği değerlendirilmi ştir. 1. Kabul Edilebilirlik Yönünden26. Aç ıkça dayanaktan yoksun olmad ığı ve kabul edilemezli ğine karar verilmesini gerektirecek ba şka bir neden de bulunmad ığı anlaşılan aile hayat ına sayg ı hakk ının ihlal edildiğine ilişkin iddian ın kabul edilebilir oldu ğuna karar verilmesi gerekir. 2. Esas Yönündena. Genel İlkeler 27. Öncelikle aile olarak nitelendirilebilen bir birlikteli ğin ya da ba ğın varl ığını gerekli k ılan aile hayat ına sayg ı hakk ı Anayasa n ın 20. maddesinin birinci f ıkras ında güvence altına al ınm ıştır. Söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Haklar ı Sözleşmesi nin 8. maddesi çerçevesinde korunan aile hayat ına sayg ı hakk ını n Anayasa daki kar şılığını oluşturmaktad ır. Anayasa'n ın 41. maddesinin ise Anayasa'n ın bütünselli ği ilkesi gere ği, aile hayat ına sayg ı hakk ına ilişkin pozitif yükümlülüklerin de ğerlendirilmesi ba ğlam ında, destek ölçü norm olarak gözönünde bulundurulmas ı gerekmektedir ( Murat At ılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015, 22; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, 36; Murat Demir [GK], B. No: 2015/7216, 27/3/2019, 72, 79). 28. Temel hak ve hürriyetler, yaln ızca kamusal gücün do ğrudan uygulanmas ıyla değil kimi zaman özel hukuk ki şileri aras ındaki uyu şmazl ıklara konu olacak şekilde üçünc ü kişilerin müdahaleleriyle de zedelenebilmektedir. İlkinde söz konusu güvencelerin sağlanmas ı ad ına kamusal makamlara yüklenen negatif ve pozitif tüm yükümlülüklerin doğrudan yerine getirilmesi konusunda tereddüt bulunmamakta ise de ikinci durumda devletin üçüncü ki şilerin müdahalelerine kar şı bireylere ne tür bir koruma imkân ı sunmas ı gerektiği ve hangi çerçevede yükümlülükler ta şıdığı hususunda her olay ı kendine özgü şartlara göre de ğerlendirilmelidir ( Ömür Kara ve Onursal Özbek , B. No: 2013/4825, 24/3/2016, 45; D.K., B. No: 2015/11159, 25/9/2019, 30). 29. Anayasa'n ın 12. maddesine göre herkes ki şiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin ki şilik değerlerine yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davran ışlar d ışlanmaktad ır. Bunun yan ında Anayasa'n ın 5. maddesinde bireylerin temel hak Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 11ve özgürlüklerinin korunmas ı, maddi ve manevi varl ıklar ının geliştirilmesi için gerekli şartlar ın haz ırlanmas ı devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak say ılm ıştır. Bu düzenlemeler ışığında devletin bireylerin maddi ve manevi varl ıklar ına keyfî olarak müdahale etmemenin yan ında üçüncü ki şilerin an ılan hakka yönelik sald ırılar ını önlemekle yükümlü k ılındığı, bu bağlamda pozitif yükümlülüklerinin bulundu ğu söylenebilir ( Ali Ç ığır, B. No: 2015/19298, 8/5/2019, 32; D.K., 32). Dolay ısıyla Anayasa'n ın 20. maddesinin birinci f ıkras ında düzenlenen hak kapsam ında devletin pozitif bir yükümlülük olarak yetki alan ında bulunan bireylerin aile hayatlar ını kamusal makamlar ın ve diğer bireylerin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere kar şı koruma yükümlülü ğü bulunmaktad ır. 30. Bu anlamda öncelikle devlet, uyu şmazl ıklar ın çözümüne ili şkin etkili bir yarg ısal sistem kurma yükümlülü ğünü yerine getirmelidir. Yarg ısal sistem kurma yükümlülü ğü -olay ın şartlar ına göre- hukuki ve idari yollar ın devlet taraf ından oluşturulmas ıyla da yerine getirilebilir. Aile hayat ına sayg ı hakk ı kapsam ında devlete atfedilecek söz konusu yükümlülük; özel hukuk ki şilerinin birbirleri ile olan uyuşmazl ıklar ının çözümüne ili şkin yasal altyap ının oluşturulmas ını, söz konusu uyuşmazl ıklar ın adil yarg ılama gereklerine uygun ve usul yönünden güvenceleri haiz bir yarg ılama kapsam ında incelenmesini, bu yarg ılamalarda temel haklara ili şkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmedi ğinin denetlenmesini gerektirir. Bu gereklilikler, üçüncü kişilerin bireylerin hak ve özgürlüklerine yapt ığı haks ız müdahalelere kar şı kamusal makamlar taraf ından müsamaha gösterilmemesi zorunlulu ğundan kaynaklan ır. Zira derece mahkemeleri, özel hukuk ili şkisi kapsam ındaki uyu şmazl ıklar ın çözümlenmesinde ba ğlay ıcı kararlar vererek anayasal güvencelerin korunmas ında kilit rol oynamaktad ır. 31. Ayr ıca Anayasa'n ın aile hayat ına sayg ı hakk ına ilişkin pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi ba ğlam ında gözönünde bulundurulmas ı gereken 41. maddesine göre devlet ailenin huzur ve refah ı için gerekli tedbirleri almakla mükelleftir. Söz konusu maddede vurguland ığı üzere aile Türk toplumunun temelini olu şturmaktad ır. Bu bağlamda ailenin korunmas ını sağlamaya yönelik olarak devletin üstlenmesi gereken birtak ım yükümlülükler ortaya ç ıkabilir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, somut olay ın şartlar ına göre etkili, h ızlı ve kapsay ıcı önlemler al ınmas ını ya da edimde bulunulmas ını gerekli k ılabilir. Yükümlülüklerin gereklerinin olaydan olaya de ğişiklik gösterebilece ği kuşkusuzdur ( D.K., 50). b.İlkelerin Olaya Uygulanmas ı 32. Başvurucunun aile hayat ına sayg ı hakk ı bağlam ındaki şikâyeti, aile kurumunun korunmas ına ilişkin olarak kamusal makamlar ın yükümlülüklerini yerine getirmedi ğine ilişkindir. Ba şvurucu, bu şikâyetinin gerekçesi olarak eski e şiyle birlikte oldu ğunu iddia etti ği üçüncü ki şiye karşı açt ığı tazminat davas ının reddedilmesini göstermektedir. 33. Eşlerden biriyle, evli oldu ğunu bilerek beraberlik ya şayan üçüncü ki şiye karşı diğer eşin tazminat talebinde bulunma imkân ı olup olmad ığı konusunda yarg ı makamlar ının farkl ı kararlar verdi ği ve Yarg ıtay daireleri ile Hukuk Genel Kurulu taraf ından verilen kararlar ın farkl ılıklar içermeye devam etmesi üzerine konunun Yarg ıtay İçtihad ı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun önüne geldi ği görülmü ştür. Kurul 6/7/2018 tarihinde verdi ği kararla meselenin aile kurumu ve evlilik birli ğiyle yak ından ilişkili olduğunu vurgulayarak öncelikle aile hukuku ba ğlam ında irdelenmesi gerekti ğini belirtmi ş; mevcut hukuki düzenlemeleri ayr ı ayr ı irdeleyerek içtihatlar ı birleştirmiştir (bkz. 18). Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 1234. Söz konusu kararda Yarg ıtay, somut olay ın şartlar ında ileri sürülen hususlar ı da kapsayan de ğerlendirmelerde bulunmu ştur. Kararda, 4721 say ılı Kanun'da yer alan sadakat yükümlülü ğünün eşlerin birbirlerine kar şı ileri sürebilecekleri nispi bir hak oldu ğunu, eşlerin söz konusu yükümlülü ğün yerine getirilmesini ancak birbirinden talep edebileceklerini ve sadakatsizli ğe karşı diğer eşin başvurabilece ği farkl ı hukuki çarelere ve yapt ırımlara ilişkin hukuki düzenlemelerin bulundu ğunu ifade etmi ştir. 35. Öte yandan içtihad ı birleştirme karar ında aldatma durumunda üçüncü ki şinin tümüyle müeyyidesiz kalaca ğının söylenemeyece ği hususu da ayr ıca belirtilmi ştir. Salt sadakatsizlik olgusu d ışında kalan, aldat ılan eşin konut dokunulmazl ığının ihlal edilmesi, özel hayat ına sald ırıda bulunulmas ı, giz alan ına girilmesi, özel bilgilerin if şa edilmesi, söz ve davran ışlarla onur ve sayg ınlığının zedelenmesi gibi ba ğıms ız, özel ve nitelikli bir ki şilik hakk ının ihlal edilmesi hâlinde üçüncü ki şinin manevi tazminat sorumlulu ğunun ortaya çıkabileceği aç ıklanm ıştır. 36. Evlilik birli ği içinde gerçekle şen aldatma durumunda -ba şka bir kişilik hakk ı ihlali bulunmad ıkça- salt bu eylem nedeniyle aldat ılan eşin üçüncü ki şiden manevi tazminat talep edemeyece ği şeklinde verilen söz konusu içtihad ı birleştirme karar ının Yarg ıtay ve derece mahkemelerince uyguland ığı ve bu konuda son dönemde istikrarl ı bir yarg ısal yaklaşımın bulundu ğu görülmektedir. 37. Başvurucunun temel iddialar ına ilişkin değerlendirmeler içeren ve İçtihad ı Birleştirme Kurulu karar ıyla uyumlu şekilde verilen derece mahkemesi karar ında başvurucunun ki şilik değerlerine sald ırı oluşturacak nitelikte bir eyleminin bulunmad ığı belirtilmiştir. 38. Kamusal makamlar ın kişilik haklar ına sald ırıda bulunulmas ı hâlinde ma ğdura tazminat ya da uygun şartlar ın oluşmas ı hâlinde soru şturma talep etme hakk ı sağlad ığı, ayr ıca boşanma ve gerekirse tazminat elde etme imkân ı olduğu, bu hususlarda ileri sürülen taleplerin etkili şekilde karara ba ğlanmad ığına ilişkin bir verinin ya da bu yönde bir iddian ın bulunmad ığı dikkate al ınmal ıdır. Başvuruya konu olayda dayan ılan içtihad ı birleştirme karar ında özellikle de ğinilen zarar verme kast ının bulunup bulunmad ığı hususu kanun yolunda gözetilmesi gereken bir mesele olup şikâyet edilen yarg ı kararlar ında ise aç ık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatas ı tespit edilmemi ştir. 39. Sonuç olarak ba şvurucunun ileri sürdü ğü iddialar ın mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçe ile kar şıland ığı, öngörülebilirli ği sağlayan içtihad ı birleştirme karar ına dayan ılarak verilen kararlarda belirtilen tespit ve gerekçeler itibar ıyla yarg ısal makamlarc a anayasal anlamda takdir yetkisinin s ınırının aşılmad ığı ve yarg ısal sistemin olayda etkili bir şekilde işletildiği görülmü ştür. Dolay ısıyla aile hayat ına sayg ı hakk ı çerçevesinde devletin pozitif yükümlülüklerinin olay ın şartlar ı alt ında yerine getirildi ği sonucuna var ılm ıştır. 40. Aç ıklanan gerekçelerle Anayasa n ın 20. maddesinde güvence alt ına al ınan aile hayat ına sayg ı hakk ının ihlal edilmedi ğine karar verilmesi gerekir. Kadir ÖZKAYA, Basri BA ĞCI ve Muhterem İNCE bu görü şe kat ılmam ıştır. Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 13VI. HÜKÜM Aç ıklanan gerekçelerle; A. Aile hayat ına sayg ı hakk ının ihlal edildi ğine ilişkin iddian ın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYB İRLİĞİYLE, B. Anayasa n ın 20. maddesinde güvence alt ına al ınan aile hayat ına sayg ı hakk ının İHLAL ED İLMEDİĞİNE Kadir ÖZKAYA, Basri BA ĞCI ve Muhterem İNCE'nin karşıoylar ı ve OYÇOKLU ĞUYLA, C. Yarg ılama giderlerinin ba şvurucu üzerinde BIRAKILMASINA, D. Karar ın bir örne ğinin Adalet Bakanl ığına GÖNDER İLMESİNE 25/10/2023 tarihinde karar verildi. Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 14KARŞIOY Başvuru, evlilik birli ği içinde aldat ıldığını ileri süren e ş taraf ından, kendisinin aldat ılmas ında sorumlulu ğu bulundu ğunu değerlendirdi ği üçüncü ki şiye karşı aç ılan manevi tazminat davas ının reddedilmesi nedeniyle aile hayat ına sayg ı hakk ının ihlal edildi ği iddias ına ilişkindir. Mahkememiz ço ğunluğunca, başvurucunun ileri sürdü ğü iddialar ın mahkemelerce ilgili ve yeterli gerekçe ile kar şıland ığı, öngörülebilirli ği sağlayan içtihad ı birleştirme karar ına dayan ılarak verilen kararlarda yer verilen tespit ve gerekçeler itibar ıyla yarg ısal makamlarca anayasal anlamda takdir yetkisinin s ınırının aşılmad ığı ve yarg ısal sistemin olayda etkili bir şekilde işletildiği, dolay ısıyla aile hayat ına sayg ı hakk ı çerçevesinde devletin pozitif yükümlülüklerinin olay ın koşullar ı alt ında yerine getirildi ğinin anlaşıldığı, olayda dayan ılan içtihad ı birleştirme karar ında (özellikle) de ğinilen zarar verme kast ının bulunup bulunmad ığı hususunun kanun yolunda gözetilmesi gereken bir mesele oldu ğu, şikâyet edilen yarg ı kararlar ında aç ık bir keyfilik veya bariz bir takdir hatas ının bulunmad ığı gerekçesiyle başvurucunun Anayasa n ın 20. maddesinde güvence alt ına al ınan aile hayat ına sayg ı hakk ının ihlal edilmedi ğine karar verili ştir. Aşağıda aç ıklanan gerekçelerle ihlalin bulunmad ığına ilişkin karara kat ılamad ık. Somut olayda ba şvurucunun e şiyle, onun evli oldu ğunu bilerek, zina yapan üçüncü şahsa karşı yönelttiği tazminat talebi Yarg ıtay Büyük Genel Kurulu nun 6/7/2018 tarihli ve 2017/5 esas 2018/7 say ılı karar ı gerekçe gösterilerek reddedilmi ştir. Söz konusu içtihad ı birleştirme karar ında evlilik içerisindeki sadakat yükümlülü ğünün evli e şe ait oldu ğu, zina fiiline i ştirak eden üçüncü ki şinin muhatab ının evli olduğunu bilmesi halinde dahi aleyhine tazminata hükmedilemeyece ği, ancak eylem s ıras ında konut dokunulmazl ığının ihlal edilmesi, özel hayata sald ırıda bulunulmas ı, giz alan ına girilmesi gibi durumlar ın varl ığı halinde tazminat davas ı aç ılabileceği hüküm alt ına al ınm ıştır. Anayasa kimsenin aleyhine dava aç ılamayaca ğı noktas ında kişilere bir güvence vermemektedir. Di ğer taraftan Anayasan ın 40. maddesi anayasal haklar ından birinin ihlal edildiğini düşünen kişilere etkin bir ba şvuru imkân ı verilmesini öngörmekte, yine Anayasan ın 36. maddesi ise herkese yarg ı mercileri önünde davac ı ve daval ı olarak iddia ve savunmada bulunma ve adil yarg ılanma hakk ı vermektedir. Anayasan ın 20. maddesi bireylere aile hakk ına sayg ı gösterilmesini isteme hakk ı vermiş, 41. maddede de ailenin huzur ve refah ının korunmas ı noktas ında devlete poziti f yükümlülük getirmi ştir. Partnerinin evli oldu ğunu bilerek zina fiiline i ştirak eden ki şinin diğer eşin kişilik haklar ına yönelik bir eylemde bulunmad ığını, dahas ı bu fiil nedeniyle ma ğdur eşin manevi olarak olumsuz etkilenmedi ğini söylemek hayat ın olağan ak ışına terstir. Bu fiil nedeniyle oluşan hukuka ayk ırılığın hukuki dayana ğı evli eş aç ısından 4721 say ılı Türk Medeni Kanunu nun (TMK) 185, 161 ve 174/2. maddelerine dayamakta iken, olaya i ştirak eden kişinin sorumlulu ğu 6098 say ılı Türk Borçlar Kanunu nun 49. maddesi olu şturmakta olup, tazminat hukuku aç ısından eylemlerin kar şılığının bulunmad ığını iddia etmekte mümkü n değildir. Başvuru Numaras ı: 2020/3519 Karar Tarihi : 25/10/2023 15Yukar ıda zikredilen içtihad ı birleştirme karar ı Evlilik birli ği devam ederken eşlerden biri ile evli oldu ğunu bilerek birlikte olan üçüncü ki şiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayaca ğı demek suretiyle ki şilerin Anayasan ın 36 ve 40. maddelerinde yer alan haklar ına aç ık bir k ısıtlama getirmektedir. Anayasa n ın 13. maddesi gere ğince hak arama hürriyetine k ısıtlama getiren bu düzenlemenin kanun ile yap ılmas ı gerekmektedir. 2797 say ılı Yarg ıtay Kanunu nun 45/5. maddesi gere ğince Yarg ıtay İçtihad ı Birleştirme Kararlar ı (YİBB) genel kurullar ı, daireleri ve adliye mahkemelerini ba ğlar. Bununla birlikte bu ba ğlay ıcılığın kanun niteli ğinde oldu ğunu iddia etmek zordur. En az ından bu husus irdelenmek suretiyle Y İBB kararlar ının hukuki mahiyeti tam olarak ortaya konulmas ı gerekmektedir. Bu yap ılmaks ızın kanunla getirilmesi gereken bir k ısıtlaman ın içtihat ile ortaya konulmas ı anayasal anlamda sorun te şkil etmektedir. Diğer taraftan zina eylemi ceza hukuku anlam ında suç olmaktan ç ıkart ılm ış olmakla birlikte, TMK da e şlerin sadakat yükümlülü ğüne ayk ırı bir davran ış olarak kabul edilere k boşanma sebepleri aras ında say ıldığından (TMK. md. 161) halen hukuk sistemi aç ısından hukuka ayk ırı bir eylem oldu ğunda tereddüt bulunmamaktad ır. Zina eylemi, niteli ği gereği tek fail ile i şlenebilen bir fiil olmad ığından, eylemi n oluşmas ında diğer failin iştiraki mutlak olarak gereklidir. Haks ız bir fiile i ştirak eden ki şinin hukuki sorumlulu ğunun bulunmas ı da kaç ınılmazd ır. Aksi bir kabul ancak kanuni bir düzenleme ile mümkün olabilecekken bunun kategorik olarak içtihat ile yap ılmas ı mümkün değildir. Say ılan bu gerekçelerle, hukuka ayk ırı bir eyleme maruz kalan ba şvurucunun mahkemeye eri şim hakk ının k ısıtlanmas ı suretiyle etkili bir ba şvuru yapmas ının engellendi ğini, buna ba ğlı olarak da Anayasan ın 20. maddesinde düzenlenen aile hakk ına sayg ı gösterilmesini isteme hakk ının ihlal edildi ğini düşündüğümüzden ço ğunluğun aksi yöndeki görü şüne iştirak edilmemi ştir. Başkanvekili Üye Üye Kadir ÖZKAYA Basri BA ĞCI Muhterem İNCE