Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/911 E. , 2024/326 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/911 Karar No : 2024/326 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- … 3- … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ: 1. Hukuk Müşaviri Yrd. V. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/911 E. , 2024/326 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/911 Karar No : 2024/326 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- … 3- … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ: 1. Hukuk Müşaviri Yrd. V. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'in 13/03/2016 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark mevkiinde meydana gelen bombalı saldırıda yaşamını yitirmesi nedeniyle uğranılan zararın genel hükümler kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülerek müteveffanın eşi ... için 15.000,00 TL (miktar artırımı ile 117.741,83 TL) maddi, 150.000,00 TL manevi, oğlu ... için 10.000,00 TL (miktar artırımı ile 12.750,00 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi, diğer oğlu ... için 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; meydana gelen eylemin bir terör eylemi olduğu ve ...'in bu eylem neticesinde vefat ettiği hususlarında taraflar arasında ihtilaf bulunmadığından sosyal risk ilkesi gereğince meydana gelen gerçek zararların hizmet kusuru bulunmasa bile idarece tazmini gerektiği, maddi tazminat talepleri yönünden; düzenlenen bilirkişi raporunda davacılardan ... ve ...'in babaları ...'in vefat tarihi itibariyle yaşları (42-45) dikkate alındığında destekten çıktıkları, bu nedenle eşi davacı ...'e destekte bulunabileceği, eş ...'in işlemiş ve işleyecek dönem toplam destekten yoksun kalma zararının 117.741,83 TL olduğu; cenaze giderleri bakımından ... tarafından 20/04/2016 tarihinde mermer mezar yapımı için 7.500,00 TL ödeme yapıldığı, not edilen ve cenaze sonrası örf ve adetlere göre yapılan masrafların ortalama 5.250,00 TL olduğu, bu nedenle cenaze giderleri toplamının 12.750,00 TL olduğu hesaplamalarına yer verildiği, davalı idare tarafından bilirkişi raporuna yapılan itirazlar yerinde görülmeyerek, rapor cenaze sonrası örf ve adetlere göre yapılan masraflara ilişkin kısmı haricinde hükme esas alınabilecek nitelikte görüldüğü, davacı ... tarafından cenazeye katılmak için ulaşım masrafı yaptığı ve bu süreçte işleriyle ilgilenemediği, yine davacı ... tarafından da otomobil alım-satım işi yaptığı ancak bu süreçte işiyle ilgilenemediği bu nedenle de maddi zarara uğradıkları iddia edilmekte ise de, bu zararlara ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı, yine bilirkişi raporunda davacıların beyanları esas alınarak cenaze sonrası örf ve adetlere göre ortalama 5.250,00 TL masraf yapıldığı hesaplanmış ise de bu masraflara ilişkin de davacılar tarafından herhangi bir fatura vs. sunulmadığından bu miktarların tazmininin gerçek bir zarar olduklarının ortaya konulamaması nedeniyle hukuken mümkün olmadığı, manevi tazminat istemine gelince; olayın meydana geliş şekli dikkate alındığında patlama olayı neticesinde vefat eden ...'in eşi ...'in olay nedeniyle duyduğu acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılıyabilmek amacıyla talep edilen 150.000,00 TL manevi tazminat isteminin 50.000,00 TL'sinin, çocukları olan diğer davacılar için talep edilen toplam 200.000,00 TL manevi tazminat isteminden her biri için ayrı ayrı 75.000,00 TL olmak üzere toplam 150.000,00 TL'sinin ödenmesine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davacıların maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile davacı ...'e 117.741,83 TL maddi tazminatın, davacı ...'e ise 7.500,00 TL maddi tazminatın başvuru tarihi olan 05/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından ödenmesine, ...'in fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin ve ...'in maddi tazminat talebinin ise reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile ... için 50.000,00 TL, diğer davacıların her biri için 75.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın başvuru tarihi olan 05/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacılar ve davalı idare tarafından ileri sürülen hususların İdare Mahkemesince verilen kararın maddi tazminatın faiz dışındaki kısmının ve davacı ...'e 50.000,00 TL manevi tazminat verilmesine ilişkin kısmının kaldırılmasını gerektirir nitelikte bulunmadığı, kararın manevi tazminata ilişkin kısmına gelince; davacılar ... ve ...'in maddi kayıplarının verilen mahkeme gereği karşılanacağı ve manevi tazminatın kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı olmadığı gözetildiğinde, davacılar ... ve ...in herbirine takdiren 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı sonucuna varıldığı, öte yandan Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, artırılan miktara miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiğinden davacı ...e ödenmesine hükmedilen 117.741,83 TL maddi tazminatın 15.000,00 TL'lik kısmı için başvuru tarihi olan 05/04/2016 tarihinden, artırılan 102.741,83 TL'lik kısmı için miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 25/10/2018 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği gerekçesiyle davacıların istinaf istemlerinin reddine, davalı idarenin istinaf isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, İdare Mahkemesince verilen kararın eş ...'in manevi tazminat istemine ve davacıların maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin kısımlarının onanmasına; ... ve ...'in manevi tazminat istemlerine yönelik kısmı ile ...'e ödenmesine hükmedilen 117.741,83 TL maddi tazminatın yasal faize ilişkin kısmının kaldırılmasına, maddi tazminatın 15.000,00 TL'lik kısmı için başvuru tarihi olan 05/04/2016 tarihinden, 102.741,83 TL'lik kısmı için miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 25/10/2018 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizin davacıya ödenmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile ... ve ...in her biri için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın başvuru tarihi olan 05/04/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, miktar artırımının yalnızca artırılan miktarı değil, artırılan miktara faiz yürütülmesini ve faizin başlangıç tarihini de kapsadığı, artırılan miktarın ayrı bir dava olmadığı, başvuru ile gerçek zararının tespiti yükümlüğünün idareye düştüğü, hükmedilen tüm tazminata idareye başvuru tarihinden faiz işletilmesi gerektiği, manevi tazminata hükmedilirken somut olayın özelliklerinin ve manevi tazminatın caydırıcılık özelliğinin göz önünde bulundurulmadığı, parasal alım gücünün değerlendirilmediği, herhangi bir delil sunulmaması halinde dahi örf ve adet gereği cenaze için sarf edilen tüm masrafların tazmin edilmesi gerektiği, ...’in olaydan sonra 1 yıl kadar yurtdışına çıkmadığı ve işleri ile ilgilenemediği, uçak bileti masrafı yaptığı iddialarıyla; davalı İçişleri Bakanlığı tarafından ise idarelerinin ancak ağır hizmet kusurunun bulunması halinde sorumluluğunun doğacağı, zarara neden olan patlamanın idarelerinin hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluğunu doğuracak bir olay olmadığı, terör eylemi olduğu, hükmedilen manevi tazminatın emsal dosyalara göre yüksek olduğu, sebepsiz zenginleşme niteliğinde olduğu, manevi tazminata faiz işletilemeyeceği, idarelerinin harçtan muaf olduğu iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Tarafların temyiz istemlerinin kısmen kabulü kısmen reddi ile temyize konu kararın ... ve ...'in manevi tazminat istemlerine yönelik kısmının onanması; ...'in manevi tazminat istemine yönelik kısmı ile davacıların maddi tazminat istemlerine yönelik kısımlarının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava dosyasının incelenmesinden, davacılar tarafından, yakınları ...'in 13/03/2016 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark mevkiinde meydana gelen bombalı saldırıda yaşamını yitirmesi nedeniyle uğranılan zararın karşılanması amacıyla 05/04/2016 tarihinde Ankara Valiliğine yapılan başvuru üzerine Ankara Valiliği 1 No'lu Zarar Tespit Komisyonu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesinin uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 21. maddesi uyarınca 32.640,65 TL'nin yaşamını yitiren adına yasal mirasçılarına ödenmesi önerisinde bulunulduğu, söz konusu tutarın kabul edilmemesi sonucu 11/08/2016 tarihinde davalı idare ile davacılar arasında uyuşmazlık tutanağı imzalandığı, akabinde genel hükümler uyarınca maddi ve manevi tazminat istemli bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Yine, Anayasa'nın 2. maddesinde, Devletin nitelikleri sayılmış ve sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış; 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış olup, "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu düzenlemelerden, tüm vatandaşların yaşama haklarının, devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, 17/07/2004 tarihinde kabul edilip, 27/07/2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un, 1. maddesinde, ''Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.''; 2. maddesinin 1. fıkrasında, ''Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar; 7. maddesinde, ''Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar''; 8. maddesinin 1. fıkrasında, ''7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.''; 9. maddesinde, ''Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır. Cumhurbaşkanı, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemez. Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.''; 12. maddesinde, "Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.'' hükümleri bulunmaktadır. Anılan Kanun'a dayanılarak çıkarılan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler" başlıklı 21. maddesinde de, "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara, altı katı tutarını geçmemek üzere, onda birinin doktor veya sağlık kurulu raporu ile belirlenen iş ve güce engel olma süresi ile çarpımı sonucunda belirlenecek tutarda, b) Çalışma gücü kaybı derece ve oranları için ekli cetvelde (EK-D) belirlenen katı tutarında, c) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır." kuralı bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyize Konu Kararın Davacılar ... ve ...'in Manevi Tazminat İstemlerine Yönelik Kısımının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın belirtilen kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize Konu Kararın Davacı ...'in Manevi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir. Temyize konu karar ile ...'in manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatın kabulüne yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmişse de manevi tazminatın, ilgililerin duyduğu elem ve üzüntünün kısmen giderilmesini sağlayan manevi bir tatmin aracı olduğu gözetildiğinde, dava konusu olay nedeniyle hayat arkadaşı olan eşini kaybettiği dikkate alındığında davacının manevi varlığında meydana gelen zararın giderilebilmesi için hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz kaldığı kanaatine varıldığından, temyize konu kararın belirtilen kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. C) Temyize Konu Kararın Davacıların Maddi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Davacılar tarafından, terör örgütünce gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu yakınlarının vefatı sebebiyle oluşan zararlarının genel hükümlere göre tazmininin istenilmesi karşısında, olayda öncelikle idarenin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Nitekim, Dairemizin yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zarar ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idareye atf-ı kabil bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk halinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiği yönündedir. Bu nedenle idarenin olay öncesi genel güvenlik hizmetlerine ilişkin kusurlu / kusursuz sorumluluğunun tespiti için olay öncesinde olaya ilişkin ihbar veya istihbari bilgi ve belge olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Olay öncesinde ve olaya ilişkin istihbari bilgi- belge var ise idarenin bu konuda özel bir önlem almaması neticesinde oluşan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu tutulacağı açıktır. Dava dosyası ile uyuşmazlık konusu olay ile ilgili olarak açılan diğer dava dosyalarında bulunan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; Ankara 11. İdare Mahkemesinin E:2016/5527 sayılı esasına kayıtlı dosyada verilen ara kararına Ankara Valiliği tarafından sunulan cevabi yazıda; 01/11/2016-31/03/2016 tarihleri arasında Ankara ilinde alınan emniyet tedbirlerinin ve meydana gelen olayların liste halinde sunulduğu, 20/02/2016 tarihinde Başkent Güvenlik Eylem Planı’nın hazırlandığının ve 09/03/2016 tarihinde yürürlüğe girdiğinin belirtildiği, aynı dosyada İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 06/07/2017 tarihli yazısında; olay öncesinde istihbari bilgi elde edilemediği, olayla ilgili somut duyum bulunmadığı, yine İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 11/07/2017 tarihli yazısında; Ocak-Şubat-Mart aylarında emniyete ulaşan ve gerekli birimlerle paylaşılan genel nitelikteki muhtemel eylemlere ilişkin yazıların sunulduğu, Ankara 14. İdare Mahkemesinin E:2016/3494 sayılı esasına kayıtlı dosyada bulunan Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün 12/10/2016 tarihli yazısında; olaya ilişkin ihbarın bulunmadığının belirtildiği, ayrıca olay sonrası İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişi ve Polis Başmüfettişi tarafından hazırlanan Araştırma Raporunda; yaşanan terör olaylarının engellenmesinin sadece bir ilin sınırları içinde alınacak tedbirlerle sağlanamayacağı, ülke içinde ve sınırlarımız dışında alınması gereken önlemler olduğu, olaya ilişkin ön inceleme yapılmasına gerek olmadığı, disiplin soruşturmasına gerek olmadığı, idari ve mali yönden herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadığı yönünde tespitlerde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesinin, olay öncesinde olaya ilişkin istihbari bilginin yer, zaman, kişi unsurlarından bir ya da bir kaçının belirli olacak şekilde idarece bilinmesi ve idarenin bu bilgiye rağmen gerekli önlemi almaması halinde söz konusu olacağı değerlendirildiğinde; dava konusu olayda emniyet birimlerinde olay öncesinde olaya ilişkin herhangi bir ihbarın bulunmadığına ilişkin yazılar da göz önünde tutularak idarenin bu yönden hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Olaya sebebiyet veren canlı bomba olan şahsın, Balıkesir'de eğitim görürken Diyarbakır BDP Gençlik Şöleni'ne katıldıktan sonra Suriye'ye gidip PKK-KCK terör örgütüne katıldığı, ailesinin kayıp başvurusunda bulunduğu, terör örgütüne üye olma suçundan hakkında arama kararı bulunduğu, olayda kullanılan araçla ilgili istihbari bilgi-belge olmadığı, idarenin ilgili şahsa yönelik hukuki ve idari tüm işlemleri yaptığı, bir süre yurt dışında da bulunan şahsın yasa dışı yollarla ülkeye giriş yaptığı dikkate alındığında, bu yönden de idareye atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır. Ayrıca idari eylem ile davacıların uğradığı zarar arasında illiyet bağı bulunmaması; bir başka ifadeyle zararın, idareye tümüyle yabancı üçüncü kişiler olan terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen canlı bomba eylemi sonucu meydana gelmesi karşısında; davalı idarenin kusursuz sorumluluğundan da söz edilemeyeceği görülmektedir. Her ne kadar davacılar tarafından dava konusu olay nedeniyle uğranılan maddi zararların genel tazminat hukuku ilkeleri kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülmüşse de; 5233 sayılı Kanun'un yürürlüğünden sonra meydana gelen ve idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında da anılan Kanun uygulanarak, zarar miktarının 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesine göre hesaplanması gerekmektedir. 5233 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliği'nin 21. maddesinde, (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın, ölüm halinde 50 katı tutarında nakdi ödeme yapılacağı; söz konusu hesaplamalarda ödemeye ilişkin valinin veya bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınacağı kurala bağlanmıştır. Elazığ İdare Mahkemesinin, 5233 sayılı Kanun'un bazı madde ve ibarelerinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle yaptığı başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince verilen 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararda; "Gösterge ve katsayı rakamlarının her yıl artış göstermesi nedeniyle, son işlem tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınmasının, tazminat alacaklısının lehine bir uygulama olduğu açıktır." tespit ve gerekçesine yer verilmiş olup, bu husus Dairemiz kararlarında da benimsenmiştir. Buna göre, Zarar Tespit Komisyonu tarafından hesaplanan tazminatlarda, miktarın hak sahibi tarafından kabul edilmeyip uyuşmazlık tutanağı imzalanarak dava açılması halinde Mahkemece yapılacak hesaplarda son işlem tarihi olarak uyuşmazlık tutanağı tarihinin esas alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda uyuşmazlık tutanağının düzenlendiği 11/08/2016 tarihindeki memur aylık kat sayısı ile (7000) gösterge rakamının çarpımı sonucunda bulunan miktarın Yönetmeliğin 21. maddesinin (c) bendine göre elli katı tutarında belirlenecek maddi tazminatın hak sahipleri tespit edilmek suretiyle miras payları oranında ödenmesine karar verilmesi gerekirken, genel hükümler kapsamında sosyal risk ilkesi uyarınca maddi tazminata hükmedilmesinde ve maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. Diğer taraftan, işbu bozma kararı üzerine, 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile anılan Yönetmeliğin 21. maddesi uyarınca hesaplanacak tazminatın yanı sıra dava dilekçesinde cenaze giderleri, davacılar ... ve ...'in işleri ile ilgilenememeleri sebebiyle oluşan zarar ve ... tarafından cenazeye katılım için yapılan ulaşım giderinin de tazmininin istenildiği görüldüğünden anılan istemlerin 5233 sayılı Kanun'un 7. maddesi kapsamında tazmininin kabil olup olmadığı değerlendirmesi yapılarak hüküm kurulması gerektiği de açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ... ve ...in manevi tazminat istemlerine yönelik kısmının ONANMASINA, ...'in manevi tazminat istemine yönelik kısmı ile davacıların maddi tazminat istemlerine yönelik kısımlarının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 21/02/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.