Başvuru, öğrencisi olduğu üniversite yönetimine verdiği dilekçede dile getirdiği görüşlerden dolayı disiplin cezası verilen ve bu sebeple okula devam edemeyen başvurucunun uğradığı zararın giderilmemesinin eğitim hakkını; derece mahkemelerindeki yargılamaların uzun sürmesinin ise makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, öğrencisi olduğu üniversite yönetimine verdiği dilekçede dile getirdiği görüşlerden dolayı disiplin cezası verilen ve bu sebeple okula devam edemeyen başvurucunun uğradığı zararın giderilmemesinin eğitim hakkını; derece mahkemelerindeki yargılamaların uzun sürmesinin ise makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 7/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 35 yaşındadır ve İstanbul Barosuna kayıtlı serbest avukat olarak çalışmaktadır.2002 yılının Mart ayında, pek çok üniversitede öğrenciler, okul yönetimlerine Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması için eş zamanlı olarak dilekçeler vermişlerdir. Başvurucu da öğrencisi olduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi yönetimine benzer mahiyette bir dilekçe vermiştir. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Kürtçenin seçmeli dersler kapsamında okutulması talebini içeren bir metni imzalayarak Üniversite yönetimine verdikleri gerekçesiyleçok sayıda öğrenci hakkında soruşturma başlatmıştır. Üniversite yönetimine göre dilekçeler, matbu bir metni içeren, değişik tarihlerde Türkiye'deki tüm üniversite rektörlüklerine verilen metinlerle aynıdır ve dilekçeler Kürt kimliğinin tanınması yönünde PKK terör örgütünce düzenlenmiş bir kampanya çerçevesinde verilmiştir. Üniversite yönetimine göre dilekçe metninde yer alan ifadeler bir ceza soruşturmasına yol açacak nitelikte olmasa bile yasa dışı bir örgütün düzenlediği bir kampanyaya destek verme anlamı taşıdığından 13/1/1985 tarihli ve 18634 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) maddesinin (e) bendi kapsamında kanun dışı kuruluşlara yardımda bulunma disiplin suçunu oluşturmaktadır. Bundan başka Üniversite yönetimine göre Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması talebi, aynı Yönetmelik'in maddesinin (d) bendine göre dil ve ırk açısından kutuplaşmalara yol açıcı faaliyet niteliğindedir. Üniversite yönetimi başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu; yasa dışı bir örgütün kampanyasının kendisini ilgilendirmediğini, dilekçe içeriğini bireysel olarak desteklediğini ifade etmiştir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığının 7/3/2002 tarihli kararı ile başvurucuya yükseköğretim kurumundan çıkarma disiplin cezası verilmiştir. Başvurucunun yürütmenin durdurulması talepleri reddedilmiş ancak İstanbulİdare Mahkemesi 31/12/2004 tarihinde disiplin cezasını hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Başvurucu bu tarihten sonra okuluna devam edebilmiştir. Mahkeme kararında, Anayasa’nın maddesinin Türk vatandaşlarına kendi menfaatleri veya kamu menfaatlerine ilişkin konularda yetkili makamlara başvuruda bulunabilme hakkı tanıdığı hatırlatılmıştır.Mahkeme ayrıca 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun maddesinin (a) bendine göre yükseköğretimin amacının öğrencileri hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, beden, zihin, ruh, ahlak ve duygu bakımından dengeli ve sağlıklı bir şekilde gelişmiş, yurt kalkınmasına ve ihtiyaçlarına cevap verecek, aynı zamanda kendi geçim ve mutluluğunu sağlayacak bir mesleğin bilgi, beceri, davranış ve genel kültürüne sahip vatandaşlar olarak yetiştirmek olduğunu ifade etmiştir. Buna göre başvuranların seçmeli Kürtçe dersi için yetkili makamlara başvurmalarının, Yönetmelik’in maddesinin (d) bendi uyarınca dil, ırk, din ve mezhep açısından kutuplaşmalara yol açıcı faaliyetlerde bulunmak şeklinde yorumlanması yükseköğretimin amacına ters düşmektedir. Mahkeme, 14/10/1983 tarihli ve 2923 sayılı Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun ile Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullanacakları değişik dil ve lehçeleri öğrenmelerine fırsat vermek amacıyla özel kurslar açılabileceğine izin verildiğini hatırlatmıştır. İstanbul İdare Mahkemesinin kararı, Danıştayca 21/1/2008 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.Başvurucu, hukuka aykırı bir işlemle üç yıla yakın bir süre eğitim ve öğrenim olanağının elinden alındığını ileri sürerek maddi ve manevi zararının tazmin edilmesi için Üniversite yönetimine başvurmuş, talebinin reddedilmesi üzerine İdare Mahkemesinde 29/5/2008 tarihinde tam yargı davası açmıştır. İstanbul İdare Mahkemesi 20/3/2009 tarihli kararı ile davayı reddetmiştir. Mahkemeye göre davaya konu idari işlemde idarenin tazminat sorumluluğuna yol açacak ölçüde önemli bir hukuki yanlışlık ve ağır bir kusur bulunmamaktadır. Danıştay 4/12/2012 tarihli ilamı ile başvurucunun temyiz istemini reddetmiştir. Başvurucunun karar düzelme istemi de 30/12/2013 tarihli ilam ile reddedilmiştir. Nihai karar 7/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.Başvuru 7/4/2014 tarihinde yapılmıştır. A. Ulusal Hukuk 2547 sayılı Kanun'un "Öğrencilerin disiplin işleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Soruşturma, yetkiler ve cezalar:a. Yükseköğretim kurumları içinde veya dışında ... anarşik veya ideolojik olaylara katılan veya bu olayları tahrik ve teşvik eden öğrencilere; eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca ... yükseköğretim kurumundan çıkarma cezaları verilir...." Yönetmelik'in "Yükseköğretim Kurumundan Çıkarma Cezasını Gerektiren Disiplin Suçları" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Yükseköğretim kurumundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:...e) Kanun dışı kuruluşlara üye olmak, bu kuruluşlar adına faaliyet yapmak veya yardımda bulunmak..." Yönetmelik'in "Yükseköğretim Kurumundan Bir veya İki Yarıyıl İçin Uzaklaştırma Cezasını GerektirenDisiplin Suçları" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Yükseköğretim kurumundan bir veya iki yarıyıl için uzaklaştırmayı gerektiren fiil ve haller şunlardır:...d) Dil, ırk, din ve mezhep açısından kutuplaşmalara yol açıcı faaliyetlerde bulunmak,..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol’ün maddesinin ilgili kısmı söyledir:“Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Leyla Şahin/Türkiye ([BD], B. No: 44774/98, 10/11/2005, §§ 152-156) kararında eğitim hakkına ilişkin başvurularda izleyeceği ilkeleri ortaya koymuştur. AİHM'e göre Sözleşme'nin eki 1 No.lu Protokol'ün maddesinin ilk cümlesinde öngörüldüğü şekliyle eğitim hakkı, Sözleşmeci devletlerin yargı yetkisi altında bulunan herkese "mevcut belirli eğitim kurumlarına giriş hakkı" tanımaktadır. Mahkemeye göre “hiç kimse...” ifadesi, eğitim hakkının kullanılmasında tüm vatandaşlara eşit muamele edilmesi ilkesini zımnen içermektedir. AİHM; önemine rağmen bu hakkın mutlak olmadığını, doğası gereği devlet tarafından düzenleme yapılmasını gerektirdiğini ve zımnen kabul edilen bazı kısıtlamalara tabi olabileceğini kaydetmiştir. AİHM, eğitim kurumlarını düzenleyen kuralların toplumun ihtiyaç ve kaynakları ile eğitimin farklı düzeylerine has özelliklere göre zaman ve mekânda değişiklik gösterebileceğini, dolayısıyla ulusal makamların bu konuda belli bir takdir payından yararlandığını belirtmiştir. Buna karşın getirilen kısıtlamaların söz konusu hakkı -özünü zedeleyecek ve etkinliğinden yoksun bırakacak düzeyde azaltmamasını temin etmek amacıyla- AİHM, bu kısıtlamaların ilgili kişiler açısından öngörülebilir olduğuna ve meşru bir amaç güttüğüne ikna olması gerektiğine işaret etmiştir. AİHM'e göre başvurulan yollar ile güdülen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunduğu takdirde, bu türden bir kısıtlama 1 No.lu Protokol'ün maddesi ile uyumlu olacaktır. AİHM, yukarıda zikredilen Leyla Şahin kararında eğitim hakkına ilişkin kısıtlamaların Sözleşme'de ve protokollerde benimsenen diğer haklarla da çatışmaması ve Sözleşme ve protokollerdeki hükümlerin bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Dolayısıyla AİHM'e göre 1 No.lu ek Protokol'ün maddesinin ilk cümlesi, gerektiğinde Sözleşme'nin özellikle , ve maddelerinin ışığı altında ele alınmalıdır. AİHM, aynı kararda eğitim hakkının ilkesel olarak eğitim kurumlarının iç düzenlemelerine uyulmasını sağlamak üzere okuldan geçici ya da daimî olarak uzaklaştırma cezası dâhil disiplin önlemlerine başvurulmasını hariç tutmadığını da açıklamıştır. AİHM'e göre disiplin cezası uygulaması, öğrencilerin kişiliklerinin ve zihinsel yetilerinin geliştirilip biçimlendirilmesi dâhil olmak üzere bir okulun kuruluşunda var olan hedefe ulaşmaya çalıştığı sürecin ayrılmaz bir parçasını teşkil etmektedir. AİHM, daha eski kararlarında da eğitim hakkının esas itibarıyla iç kurallara uymak amacıyla bir eğitim kurumundan uzaklaştırma veya çıkarma da dâhil olmak üzere disiplin tedbirlerine başvurmayı engellemediğine işaret etmiştir (Yanaşık/Türkiye (k.k.), B. No: 14524/89, 6/1/1993; Sulak/Türkiye (k.k.), B. No: 24515/94, 17/1/1996). AİHM, Anayasa Mahkemesine yapılan mevcut başvuruya benzer bir başvuruda yukarıda zikredilen ilkeleri uygulama olanağı bulmuştur (İrfan Temel ve diğerleri/Türkiye, B. No: 36458/02, 3/3/2009). Başvuranlar, Kürtçenin seçmeli ders kapsamına alınması için başvuruda bulunmaları nedeniyle disiplin yaptırımı uygulanmasının ve bir yıl süreyle eğitim haklarından yoksun bırakılmalarının haksız ve orantısız olduğunu ileri sürmüşlerdir. AİHM, başvurucuların taleplerinin meşru ve demokratik bir talep olduğunu belirttikten sonra başvuranların şiddete başvurmadıklarını, üniversitedeki asayiş ve düzeni bozmadıklarını veya bozma girişiminde bulunmadıklarını tespit etmiştir. AİHM, başvuranların ifade özgürlüğü haklarını kullanmaları nedeniyle üniversiteden bir veya iki dönem süreyle uzaklaştırılmalarının makul veya orantılı olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir. AİHM, Sözleşme'nin maddesinin kapsamına giren bilgi ve fikirleri şöyle tanımlamıştır: "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullarından biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. maddenin paragrafı saklı kalmak üzere, ifade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" ve "fikirler" için değil, fakat ayrıca devlete veya toplumun bir kısmına ters düşen, şoke eden ya da üzüntüye sevk edenler için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplumdan söz edilemez." (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).