12. Ceza Dairesi 2012/7233 E. , 2013/2721 K. Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle öldürme Hüküm : 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 51/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından ta…
**12. Ceza Dairesi 2012/7233 E. , 2013/2721 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle öldürme Hüküm : 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 51/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde de, hükmün konuluş amacının, objektif sorumluluk anlayışını terk etmek olduğu, bu tür sorumluluğun, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re ilicita” yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olduğu, çağdaş ceza hukukunun bu anlayışı çoktan terk ettiği, düzenlemeyle meydana gelen ağır netice açısından sorumluluk için neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu olunması gerektiği belirtilmiştir. Kanunun 87/4. maddesinde ise, kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi halinde failin nasıl cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak maddedeki atfın 86. maddenin 1. ve 3. fıkralarına yapılmış olması nedeniyle, bu hükmün aynı maddenin 2. fıkrasında kalan yaralanma eylemleri açısında uygulanması mümkün değildir. Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi halinde, 5237 sayılı TCK’nın 23 ve 87/4. maddelerinin uygulanması imkânı bulunmadığından, failin sorumluluğunun genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesi uyarınca taksirle öldürme suçunu düzenleyen 85. maddesi uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçundan Kanunun 85 ve 22/3. maddeleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır. Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması halinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir. Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır. Bu açıklamalar ışığında oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın ayakkabıcılık, ölenin pidecilik işiyle uğraşmakta olup, aynı sokakta karşılıklı iş yerleri bulunan komşu esnaf oldukları, olaydan yaklaşık bir yıl önce, haftada bir ödenmesi konusunda anlaştıkları yemek ücreti hesabından kaynaklanan uyuşmazlıktan dolayı sanıkla ölenin birbirlerine küstükleri, olay günü sanıkla ölenin eşi arasında çıkan münakaşa esnasında, sanığın, ölene “karının arkasına saklanma, çık dışarıya, seninle hesaplaşalım, görüşelim” dediği; ancak, ölen iş yerinden dışarı çıkmadığı gibi, sanığın da ölene karşı başkaca sözlü ya da fiili eyleminin bulunmadığı, çevre esnafının müdahalesiyle son bulan tartışmanın akabinde, iş yerindeki fırının başında duran ...'nın rahatsızlanarak yere düştüğü ve kısa süre içerisinde öldüğü olayda, İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunun 26.12.2007 tarihli raporunda, ölenin ölümünün, kendinde mevcut kalp damar hastalığının olayın efor ve stresiyle akut hale geçmesiyle gelişen dolaşım ve solunum yetmezliğinden ileri geldiği, olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu belirtilmiş ise de, yaşanan sözlü münakaşayla ölüm arasında illiyet bağının kurulmuş olmasının, sanığı meydana gelen ölüm sonucundan sorumlu tutmak için yeterli olmadığı, ölenin oğlu tarafından dahi bilinmeyen ölendeki kalp damar rahatsızlığınının, sanık tarafından bilinmesini beklemek hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi, sanık bu rahatsızlığı bilmiş olsa da varılan sonucun değişmeyeceği, bu itibarla, sanığın üzerine atılı taksirle öldürme suçunun yasal unsurlarlarının somut olayda gerçekleşmediği; gerek sanık savunması, gerek tanık anlatımlarına göre, sanığın öleni yaralama kastıyla hareket ettiğine dair bir delil bulunmaması; ayrıca, İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunun anılan raporunda, otopside haricen tarif edilen travmatik bulguların ölüm meydana getirecek nitelikte olmayıp, düşmekle uyumlu olduğunun belirtilmesi karşısında, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 86/2. maddesinde tanımlanan kasten yaralama suçunu da oluşturmayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle, sanık hakkında taksirle öldürme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi, Kabul ve uygulamaya göre de : 1- Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, hükmolunan hapis cezası ertelenen sanık hakkında denetim süresi belirlenirken, uygulanan Kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi, 2- 5237 sayılı TCK'nın 51/3. maddesi gereğince cezası ertelenen sanık hakkında, mahkum olunan ceza süresinden az denetim süresi belirlenemeyeceği gözetilmeden; hükmolunan 2 yıl hapis cezası ertelenen sanığın, 1 yıl süre ile denetim altında bulundurulmasına karar verilmiş olması, Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 12.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.