Başvuru, spor alanı olarak kamulaştırılan taşınmazın kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, spor alanı olarak kamulaştırılan taşınmazın kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/4/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Kamulaştırma Süreci Başvurucular, Gaziantep ili Şehitkamil ilçesine bağlı Güvenevler Mahallesi'nde bulunan 773,44 metrekare (m²) yüz ölçümündeki 4603 parsel sayılı taşınmazın 156/2400 payının malikidirler. Bu taşınmaz üzerinde başvuruculara ait iki katlı bir bina, yüzme ve süs havuzu ile sondaj kuyusu bulunmaktadır. İmar durumu spor alanı olarak belirlenen bu taşınmazın 88,30 m² yüz ölçümündeki kısmına isabet eden payı A.E.B., kalan kısmı ise Şehitkamil Belediyesi (Belediye) adına tapuda kayıtlıdır. Belediye, A.E.B.nin payını rızasını alarak ferağ yoluyla satın almıştır. Belediye Başkanlığı tarafından başvurucuların taşınmazdaki payının spor alanı olarak kamulaştırılması için 29/11/2006 tarihinde Gaziantep Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açılmıştır. Mahkeme 31/7/2007 tarihinde davanın kabulü ile taşınmaz üzerindeki ağaçlar ve binayla birlikte kamulaştırma bedelinin 658,40 TL olarak tespitine, dava konusu taşınmaz payının ise Belediye adına tesciline karar vermiştir. B. İmar Plan Değişikliği ve İfraz Süreci Söz konusu taşınmazın imar planındaki durumu Belediye Meclisinin 7/4/2010 tarihli kararıyla spor alanı ve ticaret alanı olarak tadil edilmiş, Gaziantep Büyükşehir Belediye Meclisi de 15/7/2010 tarihinde imar değişikliğini onaylamıştır. Büyükşehir Belediyesi 17/12/2010 tarihinde bu taşınmazın imar durumunu ticaret alanı, akaryakıt istasyonu ve yeşil alan olarak belirlemiştir. Belediye Encümeni 10/11/2012 tarihinde söz konusu taşınmazın dört kısma ifrazına karar vermiş, ifraz sonucu 4603 ada 2, 3, 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazlar oluşmuştur. Bu taşınmazlardan 3 parsel sayılı taşınmazın imar durumu akaryakıt istasyonu, 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazların imar durumu ise ticaret alanı olarak belirlenmiştir. Belediye Meclisinin 7/4/2010 ve 8/4/2011 tarihli kararları üzerine 17/5/2012 tarihinde yapılan ihale sonucu 4603 ada 3 parsel sayılı taşınmaz 000 TL bedelle, 4603 ada 5 parsel sayılı taşınmaz ise 000 TL bedelle üçüncü kişilere satılmıştır. Tazminat Davası Süreci Başvurucular 23/8/2012 tarihinde Belediye aleyhine Gaziantep Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Mahkeme, dava konusu taşınmazın başında uzman bilirkişiler eşliğinde 8/5/2013 ve 19/6/2013 tarihlerinde keşifler icra etmiştir. Kadastro uzmanı teknik bilirkişi 24/5/2013 tarihli raporunda, başvurucuların kamulaştırma öncesinde kullandıkları kısmın 4603 ada 5 parsel sayılı taşınmazın içinde kaldığını bildirmiştir. İkinci keşif sonrası düzenlenen kadastro uzmanı teknik bilirkişi raporu da aynı yöndedir. Ayrıca bu raporda; üç adet spor aletinin bulunduğu kısmın ise 4603 ada 1 parsel sayılı taşınmazdan ifraz edilen taşınmaz bölümlerinde yer almadığı, bunların imar yolundan sonra gelen 4597 ada 3 parsel sayılı taşınmazda bulunduğu belirtilmiştir. İnşaat ve muhasebe uzmanı teknik bilirkişiler tarafından düzenlenen 13/5/2013 tarihli raporda, başvuruculara ödenen kamulaştırma bedelinden arsa bedelinin, ödeme gününden dava tarihine kadar enflasyon oranlarına göre ulaştığı tutarın 718 TL olduğu belirtilmiştir. Bu raporda, taşınmazın üçüncü kişiye devri sonucu alınan bedelin bu tarihten itibaren dava gününe kadar ulaştığı tutarın ise 636,16 TL olduğu tespit edilmiştir. Bilirkişilere göre bu tutarlar arasındaki fark olan 607 TL'yi başvurucuların Belediyeden talep etmesi gerekir. Mahkeme 17/9/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, ifraz yoluyla oluşan 4603 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 856,43 m2 miktarında olduğu ve başvuruculara ait kamulaştırılan alanın ise 765,24 m2 olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, kamulaştırılan alanın ifraz yoluyla oluşan 4603 ada 5 parsel sayılı taşınmazda kaldığını ve bu taşınmazın ise dava dışı bir kişi adına ihale yoluyla satıldığını kabul etmiştir. Ancak aynı ada 2 parsel sayılı taşınmazın imar durumunun spor alanı olduğuna dikkat çekilmiştir. Mahkemeye göre bu sebeple tazminat koşulları oluşmamıştır. Kararda, ancak bu taşınmaz bölümünün de dava dışı üçüncü kişilere verilmesi durumunda tazminat koşullarının gerçekleşebileceği vurgulanmıştır. Mahkeme sonuç olarak kamulaştırılan alan ile birlikte taşınmazın tamamının Belediye adına tescil edildiğini ve sonradan imar değişikliği yapılarak taşınmazın ifrazı sonrası kamulaştırılan alanın başka bir taşınmazda kalmasının tek başına tazminat sebebi oluşturmadığını belirtmiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesince 24/6/2014 tarihinde onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Daire tarafından 17/2/2015 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucular vekiline 19/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 16/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. A. Ulusal Hukuk 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun "Mal sahibinin geri alma hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya 22 nci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun hiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir.Doğmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/100 md.) Birinci ve ikinci fıkrada belirtilen süreler geçtikten sonra kamulaştırılan taşınmaz malda hakları bulunduğu iddiasıyla eski malikleri veya mirasçıları tarafından idareden herhangi bir sebeple hak, bedel veya tazminat talebinde bulunulamaz ve dava açılamaz.Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır.Özel kanunlarda bu maddenin uygulanmayacağına ilişkin hükümler saklıdır. 1164 sayılı Arsa Ofisi Kanununa dayanılarak yapılan kamulaştırmalarda ve bu Kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda bu madde hükmü uygulanmaz."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kural olarak özel bir kişiye menfaat sağlamak için mülkten yoksun bırakmanın kamu yararı amacı taşımadığını kabul etmiştir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 40). Kamu yararı amacının gerçekleştirilmemesi şikâyetiyle ilgili Karaman/Türkiye (B. No: 6489/03, 15/1/2008) kararına konu olay, sağlık merkezi yapılması şartıyla belediyeye bağışlanan taşınmazın bir kısmının şarta aykırı olarak kamu hizmetine tahsis edilmeyerek üçüncü kişilere satılmasına ilişkindir. AİHM, idareye devir anında ortaya konulan şarta aykırı bir şekilde kullanılan taşınmaza ilişkin olarak malikin geri alım hakkının bulunmadığını saptayan Yargıtay kararının taşınmazın kısmen de olsa kamu hizmetine tahsis edilmiş olduğu düşüncesiyle haklılaştırılamayacağını belirtmiştir (Karaman/Türkiye, § 32). AİHM, Yargıtayın kamu hizmetine tahsis edilmemiş olsa bile mülkiyetin el değiştirmiş olması nedeniyle önceki malikin mülkiyet veya tazminat iddiasında bulunamaması sonucunu doğuran 2942 sayılı Kanun'un maddesine ilişkin yorumunun kamu yararının gerekleri ile bireysel hakların korunmasının gereklilikleri arasındaki dengeyi bozduğu kanaatine varmıştır (Karaman/Türkiye, § 33). AİHM sonuç olarak 2942 sayılı Kanun'un maddesine ilişkin uygulamanın Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesiyle uyumlu olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Karaman/Türkiye, § 34). Beneficio Cappella Paolini/Malta (B. No: 40786/98, 13/7/2004) kararına konu olayda başvurucunun 7/3/1985 tarihinde kamulaştırılan taşınmazı kısmen kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmıştır. Başvurucunun 16/2/1987 tarihinde taşınmazın kullanılmayan kısmının iade edilmesi için idareye yaptığı başvuru ise reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun 10/11/1988 tarihinde açtığı dava da derece mahkemelerince reddedilmiştir. AİHM, olayda kamulaştırma yönteminin tartışma konusu olmadığını ve ilgili kanun hükümlerinin uygulanarak tazminatın başvurucuya ödendiğini belirtmiştir. Ancak AİHM'e göre kamulaştırılan taşınmazın yalnızca bir bölümünün kamu yararı amacına kullanılması ve kullanılmayan bölümünün iadesi yönünde kanuni bir düzenlemenin bulunmaması mülkiyet hakkına saygı bakımından önemli bir sorun teşkil etmektedir (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33). AİHM; böyle bir davada, kamulaştırmanın bireyin mülkünden elde edilen gelirden yoksun bırakılmasına yol açtığını, bu yoksun bırakmanın ise kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunmaması durumunda Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesindeki güvencelere aykırı olarak mülk sahibinin aşırı bir külfete katlanmasına sebep olduğunu kabul etmiştir. AİHM, 1985 yılında yapılan kamulaştırma ve 1987 yılında idarenin başvuruyu reddi sırasında kamu yararı mevcut olsa da aradan geçen sürede taşınmazın hâlen kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığını özellikle vurgulamıştır (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33). AİHM'e göre bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur (Beneficio Cappella Paolini/Malta, §§ 33, 34). Motais de Narbonne/Fransa (B. No: 48161/99, 2/7/2002) kararına konu olayda bir sosyal konut projesi için taşınmazın kamulaştırılması söz konusudur. Ancak bu taşınmaz üzerinde kamulaştırma tarihinden itibaren on dokuz yıl geçmesine rağmen belirtilen kamu yararı amacı çerçevesinde herhangi bir inşaat yapılmamıştır. AİHM'e göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi, taraf devletleri bireylerin rızası dışında yoksun bırakıldıkları taşınmazlarının arazi spekülasyonuna yol açacak şekilde uzun bir süre kamu yararı amacıyla kullanılmadan tutulmak suretiyle yoksun bırakılması riskinden korumaya zorlamaktadır. Kararda, bu geçen sürede taşınmazın değerinde önemli miktarda bir değer artışı yaşandığına dikkat çekilmiştir (Motais de Norbonne/Fransa, § 21). AİHM sonuç olarak on dokuz yıl boyunca kamulaştırmanın dayandığı kamu yararına ilişkin projenin uygulanmaması sonucu bu zaman diliminde meydana gelen artı değerden başvurucunun yoksun bırakılmasının başvurucuya aşırı bir külfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Motais de Norbonne/Fransa, §§ 16-23). Bu kapsamda değinilecek diğer bir karar Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye (B. No: 37546/02, 8/4/2008) kararıdır. Bu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz Büyükşehir Belediyesince yapılan bir imar uygulaması çerçevesinde 1992 yılında kamulaştırılmıştır. Başvurucular 27/10/1997 tarihinde 2942 sayılı Kanun'un maddesine dayalı olarak Büyükşehir Belediyesine tapu iptali ve tescil davası açmışlardır. Başvurucular, taşınmazın kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmadığını ileri sürmüşlerdir. İlk derece mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin kararı, imar planındaki projenin gerçekleştirilebileceğine vurgu yapılarak Yargıtayca bozulmuştur. Davanın reddine ilişkin hüküm Yargıtayca 5/2/2002 tarihinde onanmıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 4-18). AİHM ilk olarak kamulaştırmanın yöntemince yapıldığının taraflar arasında tartışma konusu olmadığını ancak asıl şikâyet konusunun aradan yirmi bir yıl geçmesine rağmen hâlen kamu yararı amacına uygun çalışmalara tahsis edilmemesi olduğunu vurgulamıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, § 25). Buna göre taşınmaza ilişkin olarak kamulaştırma kararı verilmesinin üzerinden yirmi bir yıl geçmesine rağmen mülkten yoksun bırakmaya esas teşkil eden kamu yararına yönelik proje hayata geçirilmemiştir. AİHM, taşınmazın kamulaştırma amacına uygun düzenlemeler için kullanılmamasının başvurucuların mülkiyet hakları bakımından önemli sorunlara yol açtığını belirtmiştir. AİHM'e göre böyle bir kamulaştırma artık kamu yararına ilişkin bir gerekçeye dayanmayıp başvurucuların söz konusu taşınmazın artı değerinden mahrum kalmalarına neden olmaktadır. AİHM somut olayda da yirmi bir yıl geçtiği hâlde taşınmazın kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığını belirterek kamu yararı amacının gerçekleşmediği ve kamu yararı ile başvurucuların hakları arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 26-28).