CASE OF AYDEMİR v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
.s800EAC49 { font-size:12pt } .sD1C09211 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; line-height:150% } .sBB9EE52A { font-family:Arial } .s29100277 { font-family:Arial; font-weight:bold } .sA36B60A1 { font-family:Arial; font-style:italic } .s4ACA9207 { page-break-before:always; clear:both; mso-break-type:section-break } .sDE11388E { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; line-height:115% } .s3FA27B1B { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:left; line-height:115% } .s23A41E03 { width:36pt; display:inline-block } .s5966DEA8 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:36pt; text-align:left; line-height:115% } .s94DD5772 { width:32.67pt; text-indent:0pt; display:inline-block } .s3FA57B17 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:left; line-height:150% } .s453A74FB { margin-top:36pt; margin-bottom:12pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; font-size:14pt } .sF5265FA3 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; line-height:150% } .s336096CC { margin-top:18pt; margin-left:17.85pt; margin-bottom:12pt; text-indent:-17.85pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s957C8C12 { margin-top:18pt; margin-left:29.2pt; margin-bottom:12pt; text-indent:-17.6pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s9C864DC2 { width:5.6pt; text-indent:0pt; display:inline-block } .s71F1CEF1 { margin-top:6pt; margin-left:21.25pt; margin-bottom:6pt; text-indent:7.1pt; line-height:150%; font-size:10pt } .s9F3E65F5 { width:31.99pt; text-indent:0pt; display:inline-block } .s8581F19E { margin-top:12pt; margin-left:36.6pt; margin-bottom:6pt; text-indent:-15.05pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s19EB1B47 { margin-top:0pt; margin-left:17pt; margin-bottom:0pt; text-indent:-17pt; line-height:150% } .sBE253893 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; line-height:150% } .sA10916FC { margin-top:0pt; margin-left:17.3pt; margin-bottom:0pt; line-height:150% } .s24129F7F { margin-top:0pt; margin-left:39.7pt; margin-bottom:0pt; line-height:150% } .s5136AB40 { width:21.64pt; display:inline-block } .s1E95FD3E { margin-top:12pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s7BF69E08 { margin-top:36pt; margin-bottom:0pt; text-align:left; line-height:150% } .s4F597665 { width:33.22pt; display:inline-block } .s7F7BA6ED { width:180.41pt; display:inline-block } .s4069191B { width:149.63pt; display:inline-block }   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ     İKİNCİ BÖLÜM         AYDEMİR / TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no. 21163/08)     KARAR   STRAZBURG   27 Şubat 2018     İşbu karar nihai olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir. Aydemir /Türkiye davasında, Başkan, Ledi Bianku,   Yargıçlar, Nebojša Vučinić, Jon Fridrik Kjølbro     ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 6 Şubat 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir. USUL 1.     Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Hasbi Aydemir’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 24 Nisan 2008 tarihinde yapmış olduğu (21163/08 no’lu) başvuru bulunmaktadır. 2.     Başvuran, İstanbul Barosuna kayıtlı avukatlar İ. Akmeşe ve H. Çalışcı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir. 3.     Başvuru, 13 Nisan 2011 tarihinde Mahkeme’ye iletilmiştir. 4.     İkinci Bölüm Başkan Yardımcısı, 7 Ekim 2016 tarihinde, Hükümeti, Ibrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, AİHM 2016) kararı ışığında arzu ederlerse, ek görüş sunmaya davet etmiştir. 5. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Hükümet’in itirazını değerlendiren Mahkeme, bu itirazı reddetmiştir (bk. Yivli / Türkiye , no. 12723/11, 14 Kasım 2017). OLAYLAR VE OLGULAR I. DAVANIN KOŞULLARI 5.     Başvuran 1969 doğumlu olup, Tekirdağ’da tutuklu haldedir. 6.     Başvuran 13 Şubat 1999 tarihinde yasadışı terör örgütü PKK’ya karşı yapılan operasyon sırasında sahte bir kimlik kartı taşırken yakalanmıştır. 7.     Başvuranın yakalandığı tarihte Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlara yönelik sistematik bir kısıtlama öngören 3842 sayılı yasa uyarınca 15 Şubat 1999 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde polis memurları tarafından başvuranın avukat gıyabında ifadesi alınmıştır. 8.     Başvuran, söz konusu örgüte üye olduğunu itiraf etmiş ve silahlı faaliyetler de dâhil olmak üzere katıldığı faaliyetler ile ilgili bilgi vermiştir. 9.     18 Şubat 1999 tarihinde İstanbul Cumhuriyet savcısı tarafından avukat gıyabında başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran, söz konusu yasadışı örgütün bir üyesi olduğunu, kırsal alanda örgüte katıldığını ve sonrasında İstanbul’da örgüt adına para toplamaya çalıştığını belirtmiştir. Ancak, yasadışı örgüt için başka bir faaliyete katılmadığını öne sürerek polise verdiği ifadeleri geri çekmiştir. Başvuran söz konusu ifadeleri polis memurlarına baskı altında verdiğini öne sürmüştür. 10.     Aynı tarihte başvuran yine avukat gıyabında nöbetçi hâkim tarafından sorgulanmıştır. Bu sorguda başvuran, Cumhuriyet savcısına verdiği ifadeyi doğrulamış, ancak polise vermiş olduğu ifadeyi reddetmiştir. Nöbetçi hâkim, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. 11.     Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı, 19 Mart 1999 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde eski Türk Ceza Kanunu’nun 15. maddesi uyarınca yasadışı örgüte üyelik ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bölücü faaliyetlerde bulunma suçlarından başvuran hakkında iddianame düzenlemiştir. 12.     Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 5 Haziran 1999 tarihinde dava üzerinde görev yetkisi olmadığını açıklayarak davayı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sevk etmiştir. 13.     18 Şubat 2000 tarihli duruşmada başvuran savunmasını hazırlamak için avukatıyla görüşemediğini belirterek zaman talebinde bulunmuştur. Başvurana savunmasını hazırlaması için zaman tanınmıştır. 14.     1 Eylül 2000 tarihinde yapılan duruşmada, başvuran delilleri şahsen sunarak hakkındaki tüm suçlamaları reddetmiştir. Buna ek olarak, önceki ifadelerini baskı altında verdiğini belirtmiştir. 15.     14 Kasım 2011 tarihli duruşmada başvuran yasadışı terör örgütü üyesi olduğunu ancak sadece politik faaliyetlerde bulunup silahlı faaliyetlere katılmadığını belirtmiştir. 16.     1 Temmuz 2003 tarihinde başvuran hakkında PKK üyeliğine ve üyelik faaliyetlerine katılma suçlarına ilişkin 1994 yılından beri derdest olan başka bir ceza davası, 1999’da açılan dava ile birleştirilmiştir. 17.     Daha sonra, 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilmiştir. 18.     İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Eylül 2004 tarihinde, başvuran hakkında eski Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca suç işlediği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına hükmetmiştir. Mahkeme kararını diğer hususların yanı sıra, başvuranın polis memurlarına, savcıya, nöbetçi hâkime verdiği ifadeleri ve diğer tanıkların polise ve savcıya verdiği ifadelere dayandırmıştır. 19.     Yargıtay, 3 Mayıs 2005 tarihinde, başvuranın sorumlu tutulduğu bir dizi PKK faaliyetinin kararda detaylı bir şekilde tartışılmadığı ve dava dosyasında resmi raporlar bulunmadığı gerekçesiyle 16 Eylül 2004 tarihli kararı bozmuştur. 20.     Başvuran İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanmıştır. Yargılama sürecinde bir dizi duruşma gerçekleştirilmiştir. Yargılama esnasında başvuran hazırlık soruşturması sürecinde verdiği ifadelerin baskı altında alındığını iddia etmiş ve Cumhuriyet savcısının iddianameyi hazırlarken ifadelerine dayandığı S.K. isimli tanıkla yüzleştirilmeyi talep etmiştir. Başvuranın tanıkla yüzleşme talebi reddedilmiştir. 21.     İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 1 Şubat 2007 tarihinde eski Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca başvuranı suçlu bularak tekrardan müebbet hapis cezasına hükmetmiştir. 22.     Yargıtay, 9 Ekim 2007 tarihinde usuli gerekçelerle 1 Şubat 2007 kararı bozmuştur. II.   İLGİLİ İÇ HUKUK 23.     Avukata erişim hakkı hususundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27 31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır. 24.     15 Temmuz 2013 tarihinde 4928 sayılı Kanun ile 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi kaldırılmış ve böylece sanıkların Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki yargılamalar esnasında avukata erişim haklarına getirilen sınırlandırma kaldırılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA A.   Hazırlık soruşturması sürecinde başvuranın avukat yardımından faydalanmaması 25.     Başvuran hazırlık soruşturması esnasında avukat yardımından faydalandırılmaması sonucunda savunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 § 3 maddesine dayanmıştır. Başvuran ayrıca aynı Madde altında polis tarafından avukat yokluğunda alınan ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından mahkûmiyet kararı verilirken kullanıldığını ileri sürmüştür. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir: “1.     “Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) mahkeme tarafından, (...) adil yargılanma hakkına sahiptir.” 3.     Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: ... (c)   kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, re’sen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek; ...” 1.     Kabul Edilebilirlik 26.     Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir. 2.     Davanın Esası 27.     Başvuran, hazırlık soruşturması sırasında avukat yardımından faydalandırılmamasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir. 28.     Hükümet; Mahkeme’nin Salduz / Türkiye ([BD] no. 36391/02, AİHM 2008) ve İbrahim ve Diğerleri / Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve 3 diğer, AİHM 2016) kararlarına atıfta bulunarak, başvuranın terör örgütü aleyhinde yürütülen bir operasyon sırasında sahte bir kimlik kartı taşırken tutuklanması nedeniyle, avukat yardımına erişimi geciktirmek için zorlayıcı gerekçeler olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet buna ek olarak, genel hatlarıyla ve detay vermeksizin, birçok kişinin hayatının tehlike altında olduğunu ve olası planlanmış saldırılar hakkında bilgi edinmenin acil bir ihtiyaç olduğunu ve polisin uygulamaya yönelik ciddi kısıtlamalarla engellendiğini dile getirmiştir. 29.     Hükümet ayrıca soruşturma sürecinin ilk aşamalarında başvuranın avukat yardımından faydalandırılmamış olmasının başvuranın savunma haklarına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini öne sürmüştür. Başvuranın, dava dosyasında bulunan balistik ve otopsi raporları, tanık ifadeleri ve başvuranın yerel mahkemeler önünde verdiği kendi ifadeleri gibi fiziksel kanıtlar da dahil olmak üzere çeşitli delillerden dolayı mahkûm edildiğini belirtmiştir. 30.     Mahkeme, başvuranın avukata erişim hakkının 3842 sayılı Kanun gereğince kısıtlandığını; bunun da başvuranın yakalandığı sırada uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu yineler ( Salduz , yukarıda anılan, § 56).Mahkeme, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik mahiyetinin, başlı başına, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğini tespit etmek için yeterli olup olmadığını incelemeye gerek duymamaktadır. Zira her halükârda Hükümet, mevcut olayın koşullarına özgü kısıtlamayı zorunlu kılan herhangi bir sebep sunmamış veya soruşturmanın ilk safhasında avukat yardımından faydalandırılmamış olmasının başvuranın savunma haklarına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ispat etmemiştir ( Salduz , yukarıda anılan, § 58 ve İbrahim ve Diğerleri , yukarıda anılan § 274)Bu bağlamda, Mahkeme, ilk derece mahkemesinin, başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken, başvuranın polise verdiği ifadelere dayandığını ifade etmektedir. Ayrıca, yargılama esnasında delilleri kabul edilebilirlik yönünden incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesinin sağlayamamıştır (Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017). 31.     Yukarıdaki açıklamalar, Mahkeme’nin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir. B.   Başvuran hakkındaki ceza davasının uzunluğu 32.     Başvuran ayrıca, yargılama süresinin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde belirtilen “makul süre” şartıyla bağdaşmamasından şikâyetçi olmuştur. 33.     Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, uzun süren yargılamalar ve kararların icra edilmemesi hususlarına ilişkin başvuruların ele alınması için bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu belirtmiştir. Bu doğrultuda Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurmadığı gerekçesiyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. İlgili gerekçe, Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) davasında da Mahkeme tarafından kabul edilmiştir. 34.     Mahkeme, yukarıda bahsi geçen Ümmühan Kaplan (no.   24240/07, 20 Mart 2012) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun yürürlüğe konmasından önce Hükümete hâlihazırda tebliğ edilmiş olan davalar kapsamındaki benzer şikâyetleri normal usul doğrultusunda inceleyebileceğine vurgu yaptığına işaret etmektedir. 35.     Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir. Bu doğrultuda Mahkeme, ceza yargılamalarının aşırı uzun sürdüğü yönündeki şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır (Bk. Rifat Demir/Türkiye, no. 24267/07, § 35, 4 Haziran 2013 ve Yiğitdoğan/Türkiye (no. 2), no. 72174/10, § 59, 3 Haziran 2014). C. Yargılamanın adilliğinin ihlal edildiği hakkındaki diğer iddialar 36.     Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanmaması, 22 Eylül 2005 tarihine kadar yargılama aşamasında bir avukat tarafından temsil edilmemesi, önemli bir tanık ile yüzleşip bu tanığa soru yöneltememesi ve temyiz aşamasında Yargıtay’ın yazılı mütalaasının kendisine tebliğ edilmemesi nedenleriyle şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, 6. madde kapsamındaki şikâyetleri bakımından Türk hukukunda etkili bir hukuk yolu bulunmadığından şikâyetçi olmuştur. 37.     Mahkeme, elinde bulunan tüm belgeler ve Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile birlikte Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi kapsamındaki bulguları ışığında ve başvuranın yargılamaların adilliğine ilişkin şikâyetlerinin geri kalan kısmı hakkında bir görüş belirtmeksizin, yargılamanın adilliğine ilişkin şikâyetlerin geri kalan kısmının daha fazla incelenmesine gerek bulunmadığını değerlendirmektedir (bk. Tezcan Uzunhasanoğlu / Türkiye , no. 35070/97, § 23, 20 Nisan 2004; Geçgel ve Çelik / Türkiye , no 8747/02 ve 34509/03, § 16, 13 Ekim 2009) ve Türk / Türkiye 22744/07, §§ 60‑61, 5 Eylül 2017). II.     SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ 38. Başvuran ayrıca, gözaltı süresi ve tutukluğunun uzunluğu hakkında Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddelerine dayanmıştır. 39.     Mahkeme, başvuranın gözaltının 18 Şubat 1999 tarihinde sona erdiğini ve 1 Şubat 2007 tarihinde başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini kaydetmiştir. Yargıtay, 9 Ekim 2007 tarihinde başvuranın mahkûmiyetini onamıştır. Başvuranın tutukluluk hali 1 Şubat 2007 tarihinde sona ermiş olup, kendisi 24 Nisan 2008 tarihine kadar Mahkeme’ye başvuru yapmamıştır. Bu nedenle Mahkeme, başvuran sözleşmenin 35 § 1 maddesi bağlamında 6 aylık süre sınırı içerisinde başvuru yapmadığı gerekçesiyle bu şikâyetleri reddetmelidir. 40.     Son olarak, başvuran, tutukluluk süresinin uzunluğunun masumiyet karinesi hakkını ihlal ettiği hususunda şikâyetçi olmuştur. 41.     Mahkeme, elinde bulunan tüm belgeler ışığında ve şikâyette bulunulan hususun yargı yetkisine girdiği ölçüde, bu şikâyetin Sözleşme veya Ek Protokol’lerde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlaline işaret etmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. maddeleri uyarınca bu şikâyeti kabul edilemez olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. III.     SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI 42.     Başvuran, 70.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran ayrıca avukat masrafları için 7.780 Türk lirası (yaklaşık 3.180 Euro) talep etmiştir. Bu bağlamda, kendi avukatları tarafından kesilen iki faturayı göndermiştir. Ayrıca, Mahkeme huzurundaki kırtasiye, posta ve çeviri ücretleri gibi diğer masraf ve giderler için 1.300 Türk lirası (yaklaşık 530 Euro) talep etmiştir. Başvuran bu harcamaları destekleyen herhangi bir belge sunmamıştır. 43.     Hükümet, manevi tazminat tutarının aşırı ve asılsız olduğunu belirterek itirazda bulunmuştur. Hükümet ayrıca, başvuranın masraf ve giderleri bakımından belgeye dayalı kanıt sunmadığını bildirmiştir. 44.     Mahkeme, somut davada Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini belirtmiştir. Sözleşme’nin ihlal edilmemiş olması hâlinde, yargılamaların nasıl sonuçlanabileceği hususunda Mahkeme herhangi bir tahminde bulunamaz (bk. İbrahim ve diğerleri, yukarıda anılan, § 315).Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin, yargılamanın yenilenmesine olanak sağladığını kaydetmektedir. Mahkeme, en uygun telafi yolunun, başvuran talep ettiği takdirde, Sözleşme’nin 6. maddesinin koşullarına uygun şekilde başvuranın yeniden yargılanmasının sağlanması olacağına kanaat getirmiştir (bk. yukarıda anılan Salduz , § 72; ve Abdulgafur Batmaz/Türkiye , no. 44023/09, § 58, son cümle, 24 Mayıs 2016).Dolayısıyla Mahkeme, bu koşullarda ihlal tespitinin başlı başına adil tazmin teşkil ettiği kanısındadır. 45.     Masraf ve giderler hususunda Mahkeme, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olmasının gerekliliğini değerlendirmiştir. Mahkeme somut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, tüm başlıklar altında gerçekleşen masraflar için başvurana 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE, 1.     Başvuranın, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında ibraz ettiği şikâyetlerinin kabul edilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;   2.     Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;   3.     Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yapılan diğer şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   4.     İhlal tespitinin tek başına, başvuranın uğramış olabileceği manevi zararlar açısından adil tazmin teşkil ettiğine;   5.   (a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere: (i)   Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine; (b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;   6.     Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir. İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 27 Şubat 2018 Salı tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   Hasan Bakırcı   Ledi Bianku Yazı İşleri Müdür Yardımcısı   Başkan