10. Hukuk Dairesi 2012/20969 E. , 2012/25723 K. Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No : 2010/780-2012/370 Dava, ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşü…
**10. Hukuk Dairesi 2012/20969 E. , 2012/25723 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No : 2010/780-2012/370 Dava, ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 08.05.1994 tarihinde evli ve çocuksuz olarak ölen, 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı ... ...’nin anne ve babası olan davacılar; ölüm aylığı almakta olan sigortalının eşinin 21.05.1997 tarihinde evlenmesi nedeniyle ölüm aylığının kesildiğini beyanla, kendilerine ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece, 4958 sayılı Kanunun 35’inci maddesinin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşı olan 01.09.2003 tarihinden itibaren davacılara ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. Öncelikle belirtilmelidir ki; davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 69’uncu maddesi 06.08.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanun’un 35’inci maddesi ile değiştirilmiş olup, değişiklikten önceki hükmüne göre; ana ve babaya aylık bağlanabilmesi için geçimlerinin ölüm tarihi itibariyle sigortalı çocukları tarafından sağlanması gerekmekteydi. Değişiklikten sonraki hükme göre ise; ana ve baba sosyal güvenlik kuruluşlarında tabi olarak çalışıyor veya buralardan 2022 sayılı Kanun uyarınca bağlanan aylık hariç olmak üzere, her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık alıyorsa, ölüm aylığı bağlanamayacaktır. Sigortalı ... ...’nin anne ve babası olan davacıların sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmadıklarının, herhangi bir gelir veya aylık da almadıklarının ve sigortalının eşinin 21.05.1997 tarihinde evlendiğinin anlaşılması karşısında; kabule konu 01.09.2003 tarihi itibariyle her iki davacının da ölüm aylığı şartlarını taşıdıkları tartışmasızdır. Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 3279 sayılı Kanunla değişik 99’uncu maddesinin 1’inci fıkrasında; “Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve ölüm sigortalarından hak kazanılan gelir ve aylıklar, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl içinde istenmezse zamanaşımına uğrar. Bu durumda olanların gelir ve aylıkları, yazılı istek tarihini takibeden aybaşından itibaren başlar.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu hüküm ile; belli bir süre (beş yıl) talep edilmeyen iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve ölüm sigortası haklarının zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüş, ancak yeniden bu haklara kavuşmak isteyen sigortalı için mutlaka Kuruma yazılı olarak başvuru koşulu getirilmiştir. Zamanaşımına uğrayan gelir veya aylık, artık talep tarihini takip eden aybaşından başlayacak olup, buradaki yazılı talep koşulu hem geçerlilik hem de ispat koşuludur. Somut olayda davacılardan anne ... yönünden; 12.06.1997 tarihinde davacı tahsis talebinde bulunmuş ise de 22.10.1997 tarihinde tahsis talebinin reddedildiği, 506 sayılı Kanunun 99/1’inci maddesi kapsamında beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmasının ardından 06.06.2005 tarihinde yeniden tahsis talebinde bulunduğu, 03.08.2005 tarihinde tahsis talebinin yeniden reddedildiği, bu defa 25.11.2005 tarihinde bir kez daha tahsis talebinde bulunduğu ve davalı Kurum tarafından talebinin yeniden reddi üzerine 02.11.2010 tarihinde eldeki davayı açtığı, bu durumda davacı ...’nin 25.11.2005 tarihinden önceki tüm tahsis talepleri yönünden eldeki dava tarihi nazara alındığına anılan Kanunda öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmaktadır. 25.11.2005 tarihli tahsis talebi yönünden ise işbu dava beş yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığından davacıya ancak bu tarihi takip eden aybaşı olarak 01.12.2005 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanabilecektir. Davacılardan baba ... yönünden; davacının ilk tahsis talebi 20.08.2010 tarihli olup, hakkı doğuran olay olan sigortalının ölüm tarihinden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresi fazlasıyla geçmiştir. Ne var ki; 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun “zamanaşımı, hakkın düşmesi ve avans” başlığını taşıyan 97’nci maddesinin ilk fıkrasıyla; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar.” düzenlemesi getirilmiştir. Bu kapsamda uyuşmazlığın çözümü, kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıkları ile ilgili mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, “toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh:193-194; Prof. Dr. A. ... Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18. Baskı , Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh:73). Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. “Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür.” (Yargıtay HGK; 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860 E. 1988/232 K; 13.10.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 06.04.2005 tarih ve 2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.03.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K. sayılı kararları). Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnaları arasında; kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydıyla kanunun yargılama hukukunu düzenlemesi, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin olması ve beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar bulunmaktadır. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi ve onlar üzerinde hukuki sonuç doğurmaması ise, kazanılmış hakları saklı tutma amacı gütmektedir. Anılan istisnalardan olmayan 5510 sayılı Kanunun 97’inci maddesinin 1’nci fıkrasının geriye yürüyeceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Bu nedenle bu madde ile getirilen hükümler ancak maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren doğan ölüm aylıklarının zamanaşımı süre ve işleyişi yönünden uygulanacağının kabulü gerekir. Açıklanan ilkeler çerçevesinde anılan hüküm ve somut olay değerlendirildiğinde: 506 sayılı Kanunun 99’uncu maddesinde belirlenen sürede istenmeyen gelir veya aylığın tümünün zamanaşımına uğrayacağı ve bu gerçekleştiğinde gelir veya aylığın yazılı talep tarihini takip eden aybaşından itibaren bağlanabileceği, başka bir deyişle yazılı talep tarihinden önceki gelir veya aylıkların istenemeyeceği düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanunun 97/1’inci maddesinde ise; her bir gelir veya aylık için beş yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüş, gelir ve aylığın doğumundan itibaren beş yıl içinde istenmemesi halinde zamanaşımına uğrayacağı belirtilmiştir. Burada 506 sayılı Kanunun 99’uncu maddesindeki “gelir ve aylıkların yazılı talep tarihinden itibaren başlayacağı”na ilişkin hükme paralel bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle; anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarih olan 01.10.2008 tarihi ve sonrasında doğan davacı ...’ye ait ölüm aylıkları yönünden tahsis talep tarihi olan 20.08.2010 itibariyle beş yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından, davacıya 01.10.2008 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanması gerekecektir. Öte yandan; Sosyal Güvenlik Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 118’inci maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan “Kanunda aksine hüküm bulunmayan, iş kazası, meslek hastalığı ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıklara hak kazanıldığı tarihten itibaren, talep tarihi beş yılı aştığında, talep tarihinden geriye doğru beş yıllık kısmı hak sahiplerine ödenir. Geriye kalan kısım ise zamanaşımına uğrar” yorumunun anılan 5510 sayılı Kanunun 97/1’inci maddesi hükmünün aynı sonucu doğuracak ancak uygulama pratiği sağlayacak şekilde ifadesinden ibaret olduğu görülmektedir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.