Başvuru, yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluk hâlinin makul süreyi aşması, tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararların doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimlikler tarafından verilmesi, tutukluluğun devamı kararlarına yönelik itirazların değerlendirilmemesi, tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen bir kısım kararın tebliğ edilmemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması
Başvuru; yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluk hâlinin makul süreyi aşması, tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararların doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimlikler tarafından verilmesi, tutukluluğun devamı kararlarına yönelik itirazların değerlendirilmemesi, tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen bir kısım kararın tebliğ edilmemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında arama ve elkoyma işlemlerinin yöntemince yapılmaması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının; mal varlığına yönelik uygulanan tedbir nedeniyle mülkiyet hakkının; soruşturma sürecindeki birtakım uygulamalar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 7/6/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Komisyon ayrıca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar vermiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde yeniden uzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma kapsamında 20/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu aynı tarihte Düzce Cumhuriyet Başsavcılığında müdafi huzurunda ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde özetle; üniversiteye hazırlık döneminde FETÖ/PDY bağlantılı dersaneye gittiğini, üniversite eğitim sırasında da arkadaşlarının daveti üzerine anılan örgüt ile irtibatlı evlere gittiğini ancak bu evlerde kesinlikle kalmadığını, avukatlık yaptığı dönemde ise birkaç kez bu örgütsel yapılanmanın sohbetlerine ve yemek organizasyonlarına katıldığını, FETÖ/PDY ve gerçekleşen darbe teşebbüsü ile bir ilgisinin bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu müdafii, isnat edilen suçları işlediğine dair dosyada delil bulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 20/7/2016 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanması istemiyle başvurucuyu Düzce Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucunun sorgusu Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinde aynı tarihte yapılmıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucuya yüklenen suç anlatılmış, Düzce Barosunca görevlendirilen başvurucunun müdafii de sorgu esnasında hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini belirtmiştir. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"... üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, atılısuçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katolog suçlardan olduğu, tutuklamanın bir tedbirden ibaret olması, işin önemi, verilmesibeklenen ceza ile tutuklama tedbirinin ölçülü olacağı anlaşılmakla şüphelilerin atılı suçdan CMK 100 vd. maddeleri uyarınca ayrı ayrıtutuklanmasına ... [karar verildi.] " Başvurucu 25/7/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince 29/7/2016 tarihinde "...atılı suçun FETÖ/PDY örgütüne üye olmak, bu örgütle birlikte 15-16 Temmuz 2016 tarihindeki olaylar sırasında kurulu Anayasal Düzeni ve Anayasal Kurumları ortadan kaldırılması konusunda örgütle fikri iştirak halinde oldukları, bu suç için verilecek cezanın alt ve üst sınırı ile yukarıda anlatılan gerekli nedenler ile tutuklamanın verilen ceza ile ölçülü ve orantılı olacağı, adli kontrol uygulanmasının adaletin yerine gelmesi ve toplumdaki huzursuzlukların önlenmesi açısından yetersiz kalacağı, şüphelinin serbest bırakılması halinde toplumsal barışın sürdürülmesinin olanaksızlaşacağı..." gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 29940 Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (680 sayılı KHK) maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/ maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma yapma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ait olduğu şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliği 8/12/2016 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine yaptığı inceleme sonunda başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım şüphelinin tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"...isnad edilen Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu nedeniyle şüpheliler hakkındaki HSYK Genel Kurulu'nun tutuklu şüphelilerin Fetö PDY terör örgütü ile üyeliklerine dair görevden uzaklaştırılmaları kararı nedeniyle somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeninden dolayı tutuklandıkları, devam eden süreçte tutuklu şüphelilerin HSYK'nın ... kararları ile hakim savcılık mesleğinden aynı gerekçe ile ihraç edildikleri, tutuklu şüphelilerin tahliyesini gerektirecek nitelikte şüpheliler lehine yeni delil bulunmadığı, şüpheliler yönünden ayrı ayrı tutuklanmalarına esas kararlarında belirtilen somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedeninin varlığını sürdürdüğü, soruşturmanın sürmekte olduğu ve şüphelilerin salıverilmesini gerektirecek nitelikte hukuki durumlarında ve delil durumunda bir değişiklik bulunmadığı, 5271 sayılı CMK katalog suç düzenlemesine göre tutuklama nedeni bulunduğu, şüphelilere isnad edilen suçun niteliği, 15/7/2016 gecesinde Türk tarihinde görülmemiş şekilde halkın üzerine, halkın temsilcilerinin üzerine, devlet başkanına dönük saldırılar silahlı saldırılar düzenlendiği, tutuklu şüphelilerin belirlenen eylemler ile irtibatına dair HSYK kararı çerçevesinde tutuklama kararının ölçülü olduğu, adli kontrol tedbirlerinin beklenen yararı sağlamayacağı nazara alınarak ... şüphelilerin AYRI AYRI TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA... [karar verildi.]" Başvurucu söz konusu bu karara itiraz etmiş, Ankara Sulh Ceza Hâkimliği 24/1/2017 tarihinde itirazı kesin olarak reddetmiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliği 5/5/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine başvurucunun tutukluluk durumunu incelemiş; başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tahliyesine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ise tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Anılan karar başvurucuya 9/5/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu tutukluluğun devamına ilişkin bu karara 15/5/2017 tarihinde itiraz etmiştir. Başvurucu, bahse konu itirazın değerlendirildiği hususunda kendisine uzun bir süre bilgi verilmemesi ve başvuru tarihinde tutukluluğunun devam etmesi nedenleriyle itirazının reddedildiğinin açıkça anlaşıldığını belirterek 7/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 5/12/2017 tarihinde başvurucu hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesinin yanı sıra anılan suçtan başvurucunun resen tahliyesine de karar vermiştir. Başsavcılık aynı tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin genel açıklamaların yer aldığı iddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve hukuka aykırı hangi tür eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür. Suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) 24/8/2016 tarihli ve 426 sayılı kararı ile kamu görevinden çıkarıldığı, bu kararının 29/11/2016 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.ii. Başvurucunun, FETÖ/PDY'nin sadece kendi üyeleri arasında iletişim amaçlı kullandıkları ByLock isimli şifreli haberleşme programını adına kayıtlı telefon hattına yükleyerek kullandığı, kullanıcı adının rashun olduğu iddia edilmiştir.iii. Telefon hattına ilişkin HTS analizine göre haklarında FETÖ/PDY üyeliği suçundan soruşturma yürütülen bir kısım yargı mensubu kişilerle telefon irtibatının bulunduğuna yönelik tespitler yapıldığı, görüşülen bu kişilerin örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair bir bulgunun elde edilemediği ifade edilmiştir.iv. Tanık olarak dinlenilen bir kısım eski hâkim/savcı ile gizli tanık Güneş-2 isimli kişinin, başvurucunun örgüt üyesi olduğuna yönelik beyanlarının bulunduğu ileri sürülmüştür. İddianamede ayrıca başvurucu hakkında beyanda bulunan bazı tanıkların anlatımlarına yer verilmiştir. Bu beyanların ilgili kısımları şöyledir: - A.B. ifadesinde, "2008 yılında hakimlik sınavına hazırlanmak için yapının evine gittiğini, burada şüphelinin de bulunduğunu, bu eve gelen bir stajyer tarafından girilecek hakimlik yazılı sınavına ilişkin genel kültür/yetenek sorularının verildiğini ancak şüphelinin anılan sınavı kazanamadığını" beyan etmiştir.- K.Ç. ifadesinde, "kendisinin 2004 yılında üniversiteyi kazandığını ve okulu bitirdikten sonra hakimlik sınav hazırlık evine gittiğini, şüphelinin kendisiyle birlikte hakimlik sınavı çalışma evinde kaldığını" beyan etmiştir.- O.Ö. ifadesinde, "şüphelinin Dönem adayı olarak mesleğe girdiğini ve sınav çalışma evinde kaldığını" beyan etmiştir.- Y. ifadesinde " 2013 yılı mayıs ya da haziran ayında kura ile Batman' a atandığını, orada yapıyla irtibatlı olarak içinde şüphelinin de bulunduğu grupla görüştüğünü " beyan etmiştir.- Gizli tanık Güneş-2 ifadesinde, "2013 yılında Y-4 Adliyesinde göreve başladığını, taşrada bir meslektaş vasıtası ile kendisiyle irtibata geçileceğini ve kendisinin T5 grubu olduğunun söylendiğini, taşraya gittikten sonra kendisini akademiden sınıf arkadaşı olan şüphelinin aradığını ve kendisinin cemaatten olup ev oturmasına gelmek istediğini söylediğini, şüpheli ve sivil olan Esat isimli kişinin evine geldiklerini,bu kişilerin kendisine sohbet grubu olduklarını ve ayda bir kez görüşüleceğini söylediklerini,bylock programı üzerinden zaman zaman şüpheli ile de görüştüğünü, şüphelinin yapı içinde olduğunu bildiğini, Y-4 adliyesindeyken evine sohbet toplantısına gelen kişi olduğunu, şüphelinin T5 olarak adlandırılan kendisinin de içinde olduğu kısmın grupçusu olduğunu" şeklinde beyanda bulunmuş ve fotoğraf üzerinden yaptırılan teşhis işleminde başvurucuyu teşhis ettiği belirtilmiştir. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:"...Akçakoca hakimi olarak görev yaparken örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen şüphelinin, Fetullahçı silahlı terör örgütünün ideolojisini, amaçlarını, faaliyetlerini benimsediği, örgüt hiyerarşisi içinde hareket ettiği, örgüt üyeleri arasında kullanılan gizli ve şifreli haberleşme programı ByLocku kullanarak örgütle organik bağ kurduğu, örgütün sınav çalışma evlerinde kaldığı, eve getirilen soruları aldığı ve kullandığı, T5 olarak adlandırılan grubun içinde bulunduğu, sohbet toplantılarına katıldığı, örgütün yargı yapılanması içinde yer aldığı, şüphelinin savunmasında suçlamaları kabul etmediği ancak bylock ile ilgili yapılan tespit, tanığın bylock üzerinden şüpheliyle zaman zaman görüştüklerine dair beyanı, ele geçen telefonun bylock yüklenen telefon olması ve diğer itirafçı beyanlarının savunmayı doğrulamadığı ve bu şekilde anılan silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair kamu davasını açmaya yetecek derecede yeterli şüphenin bulunduğu anlaşılmıştır." Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/12/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/170 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkemece 2/8/2018 tarihli duruşmada; tutuklu kalınan sürenin iki yılı aşması, delil karartılmasının söz konusu olmaması ve kanıtların büyük oranda toplanmış olmasıgerekçeleriyle başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Yapılan yargılama sonunda Mahkemenin 11/2/2019 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın istinaf incelemesi devam etmektedir. İlgili hukuk için bkz. Salih Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-