Başvuru, askerlik hizmeti sırasında meydana gelen trafik kazası sonucu uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ve 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, askerlik hizmeti sırasında meydana gelen trafik kazası sonucu uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ve maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 31/10/2013 tarihinde Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 12/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 12/1/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Alayı Komutanlığında görevli iken 10/10/2008 tarihinde askerî araçla intikal sırasında bindiği aracın bir diğer askerî araçla çarpışması sonucunda yaralanmıştır. Başvurucu, maddi ve manevi zararlarının karşılanması istemiyle yaptığı idari müracaatın reddedilmesi üzerine 000 TL maddi 000 TL manevi olmak üzere toplam 000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. AYİM İkinci Dairesi, maddi zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırmış; bilirkişi raporuna göre başvurucunun uğradığı maddi zarar, daha önce ödenen nakdi tazminat tutarının düşülmesinden sonra 301 TL olarak tespit edilmiştir. Anılan bilirkişi raporu 24/1/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu bu rapor üzerine tazminat talebini ıslah ederek maddi tazminat istemini 301 TL’ye yükseltmiş, manevi tazminat talebini ise 699 TL’ye indirmiştir. AYİM İkinci Dairesi 15/2/2012 tarihli ve E.2010/139, K.2012/175 sayılı kararıyla 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan bahisle ıslah talebini reddetmiş, maddi tazminat talebiyle bağlı kalarak 000 TL maddi tazminatın ve takdiren 000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:“Davacının maddi zararının tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 2011 tarihli bilirkişi raporunda; davacının maddi zararının 995,00TL; kendisine sağlanan nakdi tazminat yararının ise 694,00 TL. olduğu, nakdi tazminat yararının mahsubundan sonra maddi zararının 301,00 TL. olduğu bildirilmiştir.Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davacı vekili tarafından; dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 000,000 TL maddi ve 000,000 TL manevi tazminat talebinde bulunduklarını, ıslah taleplerinin olduğunu, ıslah talebinin kabul görmemesi halinde ek dava açma hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 000,00 TL. dava bedelini değiştirmemek kaydı ile, maddi tazminat taleplerini 301,00 TL.na yükseltip, manevi tazminat talebini ise 699,00 TL.na indirdiklerini, dava dilekçesini bu şekilde ıslah ettiklerini belirtilerek itiraz edilmiştir1602 sayılı Kanunun 46/4 maddesinde; "Taraflar sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. " kuralı karşısında idari yargıda iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan davacının süresi dışında müddeabihi ıslah yoluyla arttırması mümkün bulunmadığından, davacı vekilinin bu yöndeki istemi kabul edilmemiştir.2011 tarihli bilirkişi raporu Mahkememizce kabul edilen kıstaslara, ilmi verilere ve yerleşmiş içtihatlara uygun bulunduğundan, davacının maddi tazminat istemi ile ilgili olarak bu rapor doğrultusunda ve davacının istemine bağlı kalınarak uygulama yapılmıştır.Davacıya olay nedeniyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve üzüntüyü kısmen de olsa giderebilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, tarihi, uğranılan zararın derecesi, davacının statüsü, sosyal durumu, paranın alım gücü ve işletilecek yasal faiz göz önünde bulundurularak, davacıya uygun miktarda ve olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte manevi tazminat verilmesi kararlaştırılmıştır.” Bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 23/5/2012 tarihli ve E.2012/564, K.2012/574 sayılı kararıyla talebin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden reddedilmiştir. Başvurucu 24/11/2012 tarihinde kayda giren dilekçesiyle bilirkişi tarafından tespit edilen ve ıslah talebinin reddedilmesi nedeniyle mahrum kaldığı 301 TL maddi zararının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle AYİM İkinci Dairesinde yeniden dava açmıştır. AYİM İkinci Dairesi 6/3/2013 tarihli ve E.2013/329, K.2013/283 sayılı kararıyla davanın süre aşımı yönünden reddine karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:“,,, davacı vekilinin 2012 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesinde, 2012 tarihinde de AYİM'de kayda geçen dava dilekçesinin AYİM İkinci Dairesinin 2013 tarih ve Esas No.:2013J47, Karar No.:2013/13 sayılı kararı ile reddedilmesini müteakip öngörülen noksanların ikmali sonrasında 2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesinde, 2013 tarihinde de AYİM'de kayda geçen dava dilekçesinde ilk davaya ilişkin yargılama safahatına değindikten sonra davada fazlaya ilişkin hakları saklı tutulduğundan aradaki farkı (301,00-00-301,00 TL) davalı idareden talep etme zorunluluğu hasıl olduğunu, bilirkişi raporunun tebliğ edildiği 2012 tarihinden itibaren 1 yıllık sürede bu davanın açıldığını, ek davanın süreden reddedilmesinin AİHS'ne aykırı olup hak arama yollarının kapanmayacağına dair AİHM kararları bulunduğunu belirterek 301,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu hükümlerine göre davanın süresinde açılıp açılmadığı ilk inceleme sırasında davanın esasına girilmeden incelenecek hususlar arasında sayılmıştır. Dava açma süresi, kamu düzeni ile ilgili olup hak düşürücü niteliktedir. Davanın her safhasında dikkate alınması hukuk alanında tartışmasız kabul edilen bir zorunluluktur. Bu nedenle davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu incelenmiştir.1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 43/1 inci maddesi, "idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek idare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerini kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler." hükmünü amirdir.1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 43 üncü maddesinde idari eylemlerden doğan tam yargı davasına ait dava açma süresi gösterilmiş ve bu sürelerin başlangıçları da belirtilmiştir. Belirtilen bu başlangıç tarihlerinden itibaren işlemeye başlayan dava açma süreleri içinde açılmayan davaların esastan incelenmesi mümkün değildir. Zira dava açma süresi hak düşürücü bir süre olup sürenin geçmesiyle dava hakkı ortadan kalkar ve Kanun yeni bir olanak tanımadıkça bu hak bir daha kullanılamaz.Dava açma süresi geçirildikten sonra açılan davaların reddine karar verileceği, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun, 44/f ve 45/A maddelerinde belirtilmiştir.Bu hükümler çerçevesinde davacının durumu değerlendirildiğinde; 1602 sayılı Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde açılan davalarda bir yıllık ve idari başvurudan sonra altmışar günlük dava açma süresinin işlediği, bu süreler geçirildikten sonra müddeabihin miktarının değiştirilemeyeceğinin yine 1602 sayılı AYİM Kanununun 46/4 ncü maddesinin amir hükmü olduğu, kaldı ki Anayasa Mahkemesinin 23 Aralık 2008 gün ve 27089 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan 2008 tarih 2004/103 E, 2008/121 sayılı kararıyla İdari Yargıda ıslah kurumuna yer verilmemesi husususun Anayasaya aykırı olmadığına karar verildiği, bu nedenle bir önceki yargılamada aynı yöndeki talebini ıslah olarak dile getiren ve bu talebi Mahkemece gerekçeleriyle reddedilen davacı vekilinin aynı talebi yeni bir ek dava şeklinde yineleyerek açtığı bu davada, bu talebinin yasal süreler geçirildikten sonra yapıldığı, ilk dava dilekçesinde fazlaya ait istemin saklı tutulmasının durumda bir değişiklik yaratmayacağı bu nedenle davada süre aşımı bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.” Başvurucu tarafından bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulmuş, AYİM Başsavcılığı 24/6/2013 tarihli görüşünde, 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle ile AYİM nezdinde açılan tam yargı davaları için de ıslah imkânının getirildiğini ve 6459 sayılı Kanun’un maddesiyle 1602 sayılı Kanun’a eklenen geçici maddeyle de ıslah imkânının kanun yolu aşaması dâhil derdest olan tüm davalarda uygulanacağının kural altına alındığı, bu nedenle başvurucunun karar düzeltme talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. AYİM İkinci Dairesi 11/9/2013 tarihli ve E.2013/1143, K.2013/949 sayılı kararıyla ıslah hakkında yapılan kanuni düzenlemeyi tartışmaksızın karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir. Karar, başvurucuya 3/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 31/10/2013 tarihinde bireysel başvuru da bulunmuştur.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesinin son fıkrası şöyledir:“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” 1602 sayılı Kanun’un maddesinin (a) bendi şöyledir: “Kesin işlem yapmaya yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlar ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.” 1602 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: “Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür.” 1602 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.” 6459 sayılı Kanun’un maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle şöyledir:“Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” 6459 sayılı Kanun’un maddesiyle 1602 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde şöyledir:“Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 46 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.”