Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 3/3/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Ağrı'nın Diyadin ilçesi Tazekent köyünde yaşamaktadır. Başvurucu 3/12/2006 tarihinde köyünden Van'ın Erciş ilçesine hayvan götürürken tipiye yakalanmış, ayaklarında donma meydana gelmiştir. Başvurucu aynı tarihte Diyadin Devlet Hastanesinin sevkiyle Ağrı Devlet Hastanesine müracaat etmiş, Hastaneye yatışı sağlanarak yüzeysel donma (en hafif derecede donma) teşhisiyle tedavi uygulanmıştır. Doktor B.Ç. tarafından düzenlenen belgede başvurucunun 4/12/2006 tarihinde yapılan muayenesinde ayak dolaşımının iyi olduğu belirtilerek reçete edilen ilacın uygulanmasının ve iki gün sonra kontrole gelmesinin tavsiye edildiği belirtilmiştir. Başvurucu aradan on gün geçtikten sonra şikâyetlerinin geçmemesi üzerine Ağrı Devlet Hastanesine müracaat etmiştir. 14/12/2006 tarihli muayenede her iki ayakta nekroz (doku ölümü, kangren) olduğu, ameliyat edilerek kesilmesinin gerektiği ancak demarkasyon hattının (ayağın yaklaşık olarak kesileceği seviye) tam olarak netleşmediği bildirilmiştir. Başvurucu burada ameliyat olmayı istememiş ve 18/12/2006 tarihinde Erzurum Numune Hastanesine sevk edilmiştir. Başvurucu yeterli teknik ekipman olmadığı nedeniyle Erzurum Numune Hastanesinden Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesine sevk edilmiş ve 20/12/2006 tarihinde her iki ayak parmakları kesilmiştir.A. Ceza Yargılaması Süreci Başvurucunun Ağrı Devlet Hastanesinde 3/12/2006 ila 4/12/2006 tarihleri arasında tedavisini yürüten Doktor B.Ç. hakkındaki şikâyeti üzerine Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılmış ve Ağrı Adli Tıp Şube Müdürlüğünden rapor alınmıştır. Adli Tıp uzmanı tarafından verilen 13/6/2007 tarihli raporda, Doktor B.Ç.nin aynı koşullarda aynı uzmanlık alanındaki ortalama bir meslektaşının göstereceği performansı sergilemediği, tedavi sırasında güncel uygulamayı yapmadığı, şikâyetleri tamamen geçmeyen hastayı erken taburcu ettiği için kusurlu olduğu, başvurucunun da taburcu edilişinden iki gün sonra kontrole gitmemesi nedeniyle nekrozun gelişmesinde olumsuz etkisi olduğu belirtilmiştir. Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığının 7/9/2009 tarihli iddianamesiyle Doktor B.Ç. aleyhine kamu davası açılmıştır. Ağrı Asliye Ceza Mahkemesinin 5/6/2012 tarihli kararıyla Doktor B.Ç.nin beraatine hükmedilmiştir. Karar Yargıtay Ceza Dairesinin 11/6/2014 tarihli kararıyla katılan vekiline duruşma günü bildirilmeden yargılama yapılmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma sonrasında yapılan yargılamada 17/2/2015 tarihinde Doktor B.Ç.nin beraatine karar verilmiştir. Kararda, aşağıda açıklanacak olan tazminat davası sürecinde alınan Adli Tıp Kurumunun (ATK) 12/3/2010 tarihli raporuna atıf yapılarak bu raporda dosya içerisindeki daha evvel alınan tüm tıbbi evrakın değerlendirilmiş olduğuna dikkat çekilmiş ve rapordaki tespit ve görüşler uyarınca sanık B.Ç.nin başvurucuya uyguladığı tıbbi girişim ve tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, başvurucunun her iki ayak parmaklarının kesilmesine neden olmadığının anlaşıldığı belirtilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesinin 30/10/2018 tarihli kararıyla zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine hükmedilmiştir.B. Tazminat Davası Süreci Başvurucu Sağlık Bakanlığı aleyhine Erzurum İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır. Mahkeme ATK'dan bilirkişi raporu almıştır. ATK'nın 12/3/2010 tarihli raporunda, yüzeysel donma vakalarında ayaktan izlem ve destek tedavisinin yeterli olduğu, 3/12/2006 ila 4/12/2006 tarihleri arasında Ağrı Devlet Hastanesinde yatışının ve taburcu edilmesinin amputasyon sonucuna katkısının olmadığı, Diyadin Devlet Hastanesi, Ağrı Devlet Hastanesi, Erzurum Devlet Hastanesi, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde uygulanan tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu bildirilmiştir. Mahkeme 18/2/2011 tarihinde davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde; ATK raporu uyarınca başvurucuya uygulanan tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğunun anlaşıldığı, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca Ağrı Asliye Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davaya sunulan ve Ağrı Adli Tıp Şube Müdürlüğünce verilen tek hekim raporunun da ATK'dan verilen raporu çelişkiye düşürecek nitelikte olmadığı ifade edilmiştir. Danıştay Dairesinin 4/6/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 18/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu karar başvurucu vekiline 2/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], B. No: 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49). AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59).