10. Hukuk Dairesi 2022/10533 E. , 2022/12984 K. Mahkemesi : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi No : Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın pasif husumet yokluğundan r…
**10. Hukuk Dairesi 2022/10533 E. , 2022/12984 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi No : Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın pasif husumet yokluğundan reddine, ek karar’la da davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının muris eşi ... ..., davalı partinin İl Başkanlığı nezdinde, 1995/Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında toplam 240 gün çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. II-CEVAP Davalı Cumhuriyet Halk Partisi vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının çalıştırılması için siyasi partinin hiçbir onay, icazet ve muvafakatının bulunmadığını, aralarında bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığını, 2820 sayılı Kanun'un 71. maddesi kapsamında davanın görülme şartlarının ortadan kalktığını belirterek, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın reddini istemiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, kaldırma kararın sonrası yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulü ile; davacının murisi olan ... ..., davalı Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı bünyesinde 01/05/1995-30/12/1995 tarihleri arasında, asgari ücretle hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tespitine, karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince verilen 24/10/2019 tarihli ilk kararın, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 18/02/2020 tarih ve 2020/237-2020/209 E.K. sayılı ilamı ile; 1-Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun geçici 7/1'inci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan mülga 506 sayılı Kanunun 79'uncu maddesidir. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Siyasi partilerin kurulmaları, teşkilatlanmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, mal edinimleri ile gelir ve giderleri, denetlenmeleri, kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümleri düzenleyen 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 3'üncü maddesinde; "siyasi partilerin ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olduğu," 7'nci maddesinde; "siyasi partilerin teşkilatının; merkez organları ile il, ilçe ve belde teşkilatlarından; Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu ile il genel meclisi ve belediye meclisi gruplarından ibaret olduğu," 15/3'üncü maddesinde, "partiyi temsil yetkisi genel başkana ait olduğu, Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisinin, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine ait olduğu," belirtilmiştir. Siyasi partilerin belde, ilçe ve il teşkilatlarının parti tüzelkişiliğinden ayrı ve bağımsız bir tüzelkişilikleri yoktur. Mahkemece, davalı ...’nın tüzel kişiliğinin olup olmadığı sonuca göre davada pasif husumet ehliyeti bulunup bulumadığı öncelikle irdelenmelidir. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 26/03/2013 tarih 16752 - 5650 sayılı ilamı). 2-Somut davayla ilgili ayrıca, Siyasal Partiler Kanunu’nun 71'inci maddesine göre; "Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzelkişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzelkişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur." Eldeki davada, yukarıda belirtilen yasal mevzuat hükümleri gereğince; davacının çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunup bulunmadığının İl Başkanlığından sorulduğu; başkanlığın Genel Merkezden sorulması gerektiğini bildirmesine rağmen bu konuda herhangi bir araştırılma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş davacının çalışmalarıyla ilgili anılan kayıtların ve iznin varlığına dair araştırma yapılarak, şayet böyle bir izin veya onaylama işlemi bulunmamakta ise, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve girişilen yükümlülüklerden dolayı, parti tüzel kişiliğinin hiçbir suretle sorumlu olmayacağı ve bu takdirde sorumluluğun sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olacağı gözetilerek husumetin doğru davalıya yöneltilmesi ve ilgili sorumlunun usulüne uygun bir biçimde davaya katılımının sağlanmasıdır. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16/09/2019 tarih 1426 - 6063 sayılı ilamı). 3-Davada davacı murisinin sigortalılığının tespiti talep edildiği halde, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26'ncı maddesindeki taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak davacı yönünden hüküm kurulması isabetsizdir” şeklindeki gerekçeleriyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen ikinci karar hakkında; Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Öncelikle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10/04/2013 gün ve 2012/9-1134 E. 2013/467 K.sayılı kararında ifade edildiği üzere, davacının görevini ifa ettiği davalı siyasi parti il ve merkez ilçe teşkilatındaki iş görme edimini, parti taşra teşkilatı ile birlikte parti genel merkezine karşı yerine getirdiği, tüzel kişi olan siyasi partilerin faaliyetlerini merkez organları ile il ve ilçe teşkilatları aracılığıyla yerine getirdikleri, davacının ifa ettiği iş görme edimini davalı parti genel başkanlığına karşı yerine getirdiğinin kabulü gerektiği, 2820 sayılı Kanun'un 71.maddesinin partilerin giderlerinin yapılmasındaki usul ve esaslar ile mali sorumluluk hallerini düzenleyen hükümler olması nedeniyle, dava konusu olayda uygulanabilirliğinin bulunmadığı ve böylece husumetin davalı siyasi parti genel başkanlığına yöneltilmesinin doğru olduğu kabul edilmiş ve dava genel başkanlık tarafından takip edilmiş olmasına mahkeme karar başlığında il başkanlığının gösterilmesi mahallinde her zaman düzeltilebilir maddi hataya dayalı olduğu kabul edildiğinden, Daire karar başlığında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı olarak gösterilmiştir. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleridir. Dosya içindeki kayıt ve belgelerden, davacı adına davalı işyerinden 01/12/1993-30/04/1995 tarihleri arasında SHP İl Örgütü tarafından bildirim yapıldığı, 1995 yılında SHP ve CHP'nin birleştiği, nizalı dönemde başka işyerlerinden de bildirilen çalışmasının olmadığı, CHP Genel Merkezinin 30/04/2021 tarihli 2020/92 sayılı cevabi yazısı ile; davacının örgüt birimlerinde çalıştırılması yönünde 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 71 ve parti tüzüğünün 78. maddeleri uyarınca verilmiş bir yetki, onay ya da muvafakat olmadığı, davacının çalışmasına ilişkin olarak Genel Başkanlığın herhangi bir örgüt birimi tarafından bilgilendirilmediği, davacının partileri bünyesinde ve genel merkezin bilgisi dahilinde herhangi bir çalışmasının olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır. Siyasi partilerin kurulmaları, teşkilatlanmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, mal edinimleri ile gelir ve giderleri, denetlenmeleri, kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümleri düzenleyen 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 3'üncü maddesinde; "siyasi partilerin ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olduğu," 7'nci maddesinde; "siyasi partilerin teşkilatının; merkez organları ile il, ilçe ve belde teşkilatlarından; Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu ile il genel meclisi ve belediye meclisi gruplarından ibaret olduğu," 15/3'üncü maddesinde, "partiyi temsil yetkisi genel başkana ait olduğu, Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisinin, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine ait olduğu," belirtilmiştir. Siyasi partilerin belde, ilçe ve il teşkilatlarının parti tüzelkişiliğinden ayrı ve bağımsız bir tüzelkişilikleri yoktur. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2019/1426 Esas - 2019/6063 Karar sayılı ilamı.) Siyasal Partiler Kanunu’nun 71'inci maddesine göre; "Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzelkişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzelkişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur." Bu kapsamda dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmakta ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunlu bulunmaktadır. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakka ilişkin davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine ait bulunmakta ve buna aktif husumet denilmektedir. Sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi de o hakka uymakla yükümlü olan kimse olup, bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hak sahibi ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun belirlenmesi, bunun neticesinde, dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler, o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapılmaksızın, davanın pasif husumet ehliyeti (sıfat) yokluğundan reddedilmesi gerekmektedir. Bu açıdan husumet; kamu düzeni ile ilgili olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK’nin) 116. maddesinde yer alan ilk itirazlardan değildir ve davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece ve gerekse kanun yolu aşamalarında kendiliğinden göz önünde bulundurulur. Eldeki davada, yukarıda belirtilen yasal mevzuat hükümleri gereğince; davacının çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunmadığı tespit edilmiş olup, genel merkeze husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmış olup, davanın pasif husumet yokluğundan reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. Tüm bu açıklamalar kapsamında, istinaf sebepleriyle bağlı kalınarak ve kamu düzenine aykırı bir yön bulunup bulunmadığı hususu ise resen gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b.2 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesis edilmiştir. Hüküm: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; I-Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüyle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince, düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak üzere, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, II-Davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine, 1-Alınması gerekli 80,70 TL başvuru harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Suçüstü ödeneğinden karşılanan 195,30-TL tebligat gideri, 61,20-TL müzekkere gideri ve 300,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 556,50-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı işveren (CHP) tarafından yapılan 38,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine, 4-Davalı ... tarafından yapılan 150,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine, 5-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 5.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalılara verilmesine, III-Davalı CHP tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine, IV-Davalı ... harçtan muaf olduğundan, harç hususunda karar verilmesine yer olmadığına, V-İstinaf incelemesi için duruşma açılmadığından, bu inceleme yönünden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, VI-Taraflarca yatırılan gider avansından varsa kullanılmayan kısmının 6100 sayılı Kanun'un 333. maddesi uyarınca ilgiliye iadesine, IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ Davacı vekili, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, temyiz incelemesi sonucu bozulmasını istemiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME 1- İnceleme konusu eldeki davada, İlk Derece Mahkemesinin 20.01.2022 günlü ve 2020/92-2022/47 E.K. sayılı davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin 07.04.2022 tarihli ve 2022/666-2022/607 E.K. sayılı kararı ile istinaf başvurularının kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verildiği, söz konusu kararın davacı vekilince süresinde temyiz edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince temyiz yoluna başvuru harç ve giderlerinin 1 haftalık kesin süre içerisinde yatırılmasına ilişkin muhtıranın 06.06.2022 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, harç ve giderlerin süresinde yatırılmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin 19.07.2022 gününde verdiği ek karar’la 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 366. maddesi yollaması ile uygulanan aynı Kanunun 344. maddesi gereğince, davacı vekilinin temyiz kanun yoluna başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verildiği, ek kararın davacı vekiline 04.08.2022 tarihinde tebliğ edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince 07.09.2022 günlü Tutanak başlıklı yazıyla, dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; Diyarbakır 2.İş Mahkemesinin 2013/315 Esas sayılı 28/03/2013 tarihli Tensip tutanağında davacı vekilinin Adli Yardım talebinin kabulüne karar verildiği anlaşılmış, davacının hak kaybına sebebiyet verilmemesi açısından dosyanın incelenmek üzere Yargıtaya gönderilmesine karar verildiği belirtilerek, dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır. Somut dosyada, her ne kadar Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesince, muhtıranın tebliğinden itibaren verilen 1 haftalık yasal süresi içerisinde temyiz harç ve giderlerinin yatırılmadığından bahisle 19.07.2022 tarihinde verilen ek karar’la, davacı vekilinin temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de, 26.03.2013 tarihinde açılan eldeki davanın adli yardım talepli olduğu, Diyarbakır 2. İş Mahkemesinin 2013/315 Esasına kayden 28.03.2013 günlü tensip zaptının 7 nolu bendinde davacı vekilinin adli yardım talebinin kabulüne karar verildiğinin anlaşılması karşısında, giderek Bölge Adliye Mahkemesinin 07.04.2022 tarihli ve 2022/666-2022/607 E.K. sayılı davanın esasına yönelik kararının davacı vekilince süresinde temyiz edildiği nazara alındığında, temyiz harç ve giderlerinin yatırılmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin vermiş olduğu temyiz kanun yoluna yapılan başvurunun yapılmamış sayılmasına ilişkin Ek kararının kaldırılması gerekmiştir. 2- Esas hükmün temyiz incelemesine gelince; Dava, davacının muris eşinin 1995/Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında toplam 240 gün davalı siyasi partiye bağlı Diyarbakır İl Başkanlığında çaycı olarak çalışmasına rağmen kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkin olup, mahkemece, murisin çalışmasına ilişkin davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kayıt bulunmadığından genel merkeze husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleri olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Somut davayla ilgili Siyasal Partiler Kanunu’nun 71. maddesine göre; Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzel kişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzel kişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzel kişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur. Eldeki davada, davacının murisinin çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunmadığı belirgin olup, mahkemece yapılacak iş; sorumluluğun sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olacağı gözetilerek, davanın kamu düzenine ilişkin niteliği gereği HMK. 124. maddesi dikkate alınmak suretiyle, adı geçen şahıs/şahıslara karşı husumet yöneltmesi için davacıya mehil verilmeli, davaya dahil edilen şahıs/şahısların göstereceği tüm deliller toplandıktan sonra yapılacak değerlendirme ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2 maddesi gereği yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.